ABD’nin Vatikan’a karşı verdiği kültür savaşındaki Çin gerekçeleri

Pompeo, Pekin'e karşı ‘kutsal ittifak’ fikrini savunurken Papa, böyle bir ittifaka karşı çıkıyor

Papa Francis, Mayıs 2017’de  ABD Başkanı Donald Trump ile Vatikan'da bir araya geldi (Getty Images)
Papa Francis, Mayıs 2017’de ABD Başkanı Donald Trump ile Vatikan'da bir araya geldi (Getty Images)
TT

ABD’nin Vatikan’a karşı verdiği kültür savaşındaki Çin gerekçeleri

Papa Francis, Mayıs 2017’de  ABD Başkanı Donald Trump ile Vatikan'da bir araya geldi (Getty Images)
Papa Francis, Mayıs 2017’de ABD Başkanı Donald Trump ile Vatikan'da bir araya geldi (Getty Images)

İmil Emin
Dünya, Amerikan basınında Papa Francis'e yönelik organize bir saldırı gibi görünen karalama kampanyası karşısında şaşkınlığa uğradı. Ne üst düzey isimlerin ne de sıradan vatandaşların bunun arkasındaki nedene ilişkin hiçbir fikri yoktu. Çeşitli medya platformları, gazeteler, radyolar ve televizyonlar, Papa Francis'in adını, eşcinsellerin ayrı ailelere sahip olması, yani eşcinsel evliliğin yasallaştırılması ve bununda -bazı sapkınların söylediği gibi- onların Tanrı'nın çocukları olmasından ötürü yapılması gerektiği talebiyle ilişkilendirdiler.
Gerçekte ne Papa ne de Roma Katolik Kilisesi’ndeki üst düzey herhangi bir papaz böyle bir şey söylemedi, söyleyemez de. Zira, bu durum, ne Hristiyanlık inancıyla ne de Katolik mezhebiyle bağdaşmaz. Papa’nın sözleri, özellikle bilimin bugüne kadar bu insanları böyle bir kadere götüren genetik veya zihinsel nedenleri netleştiremediğinden ötürü, ölümcül bir hastalığa yakalandıklarında aileleriyle birlikte olmaları ve bakıma muhtaç insanlar olarak onlara sempati duyulması gerektiğine dair nasihatlerin ötesine geçmedi.
Başkan Donald Trump ile Papa Francis arasındaki ilişkinin, özellikle Trump yönetiminin ilk yılında pek de iyi olmadığı herkes tarafından biliniyor. Vatikan’ın, Beyaz Saray’ın efendisinin Meksika sınırına bir ayırma duvarı inşa etme fikrine karşı çıkması gerginliğe sebep olmuştu. Ancak Papa Francis’in ABD’yi ziyaret etmesinin ardından ortalık sakinleşti. Papa’nın ABD ziyaretine ilgi büyüktü. Ardından Trump ve eşi, Vatikan'ı ziyaret ettiler. Sanki işler, yoluna girmiş gibi görünüyordu.
Ancak son dönemde Washington ile Vatikan arasındaki gerilimi yeniden alevlendiren nedenin ne olduğuna dair bir takım soru işaretleri yine gündemde. ABD Dışişleri Bakanı (Mike) Pompeo'nun geçtiğimiz haftalarda Kutsal Makam’a (Holy See/Vatikan) karşı gösterdiği öfkenin nedeni ne? ABD’nin, bekasına yönelik en büyük tehdit olarak gördüğü, bugüne kadar yaşanan benzersiz kutuplaşmanın diğer ucunda bulunan ve ister bir Çinli ister ulusal topraklarında ikamet eden bir yabancı olsun tüm insan haklarını küçümseyen, özgürlükleri istismar eden ve hatta Çinli Hıristiyanları büyük ölçüde kısıtlamaya çalışan bir ülke olan Çin'in bu krizdeki rolü nedir?

‘Diyakoz’ Pompeo, Papa’ya kızgın
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Washington’da ‘diyakoz’ olarak biliniyor. Diyakoz, Katolik kilisesindeki üç yüksek ruhban derecesinin ilk basamağı olan diyakozluk rütbesindeki kişidir ve genellikle rahibe dualarda yardımcı olur.
Ancak buradaki ironi Pompeo'nun bir Katolik olmamasıdır. Evanjelik Presbiteryen Kilisesi'ne mensup olan Pompeo, 2007 ile 2009 yılları arasında, özellikle Pazar Okulları adı verilen okullarda görev yaptı.
Pompeo, Amerikan sağıyla ​​uyumlu olan Hıristiyanlık düşüncelerini açıklamaktan hiçbir zaman geri durmamıştır. ABD’nin yeni Kenan Diyarı olduğuna ve komünizmin Şeytan'ın işi olduğuna inanan Pompeo, genellikle Başkan Trump ile Beyaz Saray'daki dua oturumlarına katılıyor. Hem Pompeo hem de Trump, ilk eşlerinden boşanmış ve ikinci eşleriyle evlenmişlerdir.

Peki, ‘Diyakoz’ Pompeo’nun, son günlerde Kutsal Makam’a yönelik öfkesinin sebebi nedir?
İtalya’nın başkenti Roma, geçtiğimiz Eylül ayı sonlarında, ABD’nin Vatikan Büyükelçiliği tarafından organize edilen ‘dünyada din özgürlüğü’ konulu bir sempozyuma ev sahipliği yaptı. ‘Diplomasi Yoluyla Uluslararası Din Özgürlüğünü Geliştirmek ve Savunmak’ başlıklı sempozyum, ABD'nin Vatikan Büyükelçisi Callista Gingrich tarafından yapılan konuşmayla açıldı. Büyükelçi Gingrich, sempozyumun konusunun hem ülkesi hem de Vatikan için bir öncelik olduğunu ve bugün dünyanın içinde bulunduğu kritik dönemde, büyük önem arz ettiğini vurguladı.
Sempozyumun katılımcılarının ön saflarında yer alan Pompeo konuşmasında, bu yıl sona ermesinin 75’inci yıl dönümü olan 2. Dünya Savaşı'ndan bahsetti. Halk arasında Yahudiler için halka dua ettiği için Naziler tarafından tutuklanan rahip ‘Bernhard Lichtenberg’den bahsetti.
Pompeo ayrıca Papa 2. Jean Paul'un Varşova Paktı’nın çöküş süreci ve Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması sürecinde komünizmin ezilmesinde oynadığı büyük rolden de bahsetti.
Pompeo'nun sözlerinin hedefinde, özellikle de dini özgürlükleri açıkça ihlal ettiği göz önüne alındığında Çin'in olduğu aşikârdı.

Peki, Vatikan, din özgürlüğünü kınayamaz veya savunamaz mı?
Sempozyuma katılan bir kaynak, bu sorunun yanıtının, din özgürlüğünün savunulması ve teşvik edilmesinin Vatikan’ın diplomatik faaliyetinin ayırt edici bir işareti olduğunu vurgulayan Vatikan Devlet Sekreteri (Başbakan) Kardinal Pietro Parolin tarafından, ‘devredilemez yaşam hakkı çerçevesindeki din özgürlüğü hakkının tüm insan haklarının temelini oluşturduğuna dikkat çekilerek’ verildiğini söyledi.
O halde sempozyumun sonunda Pompeo'yu kızdıran ve Papa'yı din özgürlüğü meselesinde daha fazla sorumluluk almaya ve Vatikan'ı Pekin ile iş birliği yapmaktan vazgeçmeye çağırmasına neden olan neydi?

Papa Francis ile Vatikan'da bir araya gelen Çinli Hristiyan hacılar ülkelerinin bayrağını dalgalandırırken (Getty Images)
Çin'in Roma Katolik Kilisesi ile ilişkisi

Çin'in bilimleri, edebiyatı, sanatı, kültürleri, dilleri ve halkları ile Batı dünyasına açıldığı köprüyü çok uzun süre temsil eden Çin ile Roma Katolik Kilisesi arasındaki ilişkinin tarihine bakılmadan yukarıdaki soruya cevap verilemez.
MS. 13. yüzyılda Çin'e açılan ilk kişilerin, misyonerlik yapan Fransisken rahipleri olduklarını söyleyebiliriz. Ardından 16. ve 17. yüzyıllar arasında, eski Çin felsefesinin birçok izini modern Avrupa'nın dillerine çeviren Cizvit Tarikatı rahipleri Çin’e ulaştı. Cizvitler, ayrıca Çin halkını matematik, astronomi, tıp ve benzeri gibi Batı bilimleri ile tanıştırdılar.
Çin Komünist Partisi'nin 1949 yılında iktidara gelmesiyle birlikte Çinli yetkililerin, tüm Katolik ve Protestan misyonerleri kovması ve kilisenin Batı emperyalizminin bir parçası olarak görülmesi, Çin ile Roma Katolik Kilisesi arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası oldu.
Vatikan ile Çin arasındaki diplomatik ilişkiler, 1951 yılında resmen kesildi ve yaklaşık altı yıl sonra, Çinli Komünist yetkililer, ‘Çin Yurtsever Katolik Derneği’ni (CCPA) kurdular. Buradaki amaç,  Hristiyan olsa bile herhangi bir Çin milliyetçisi grubun, Roma Kilisesi ve Papa ile olan ilişkisinin ötesine geçmektir. Ancak bu girişim, papalıkla idari, örgütsel veya manevi olarak doğrudan bağlantılı değildir.
Bu yüzden Vatikan’ın Katolik Hristiyan topluluklarını üzerlerinde tam bir kontrol sağlamak amacıyla dış dünyadan izole etme fikrinin ötesine geçmeyen CCPA’ya piskopos atamayı reddetmesi son derece doğaldı. Peki, Çin'deki Katolikler böyle bir yaklaşımı kabul ettiler mi?
Kaynak, Çin’de CCPA’nın kurulmasından bu yana dini ritüellerini ve ibadetlerini Vatikan'a bağlı ‘yeraltı kiliselerinde’ yerine getiren gizli Katolik grupların çoğaldığını ve bu yüzden Çin hükümetine kayıtsız kaldıklarını söyledi. Çinli Katoliklerin sayısının 12 milyon olduğu tahmin ediliyor. Bunların yarısı resmi Çin Katolik Kilisesi'ne (yani CCPA’ya), diğer yarısı ise Vatikan'a bağlı olan yeraltı kilisesine mensuplar.
Resmi Çin Katolik Kilisesi, Papa'nın manevi otoritesini tanımıyor. Hatta Çin’de Vatikan’a bağlı olanlar bu konuda büyük zorluklarla karşı karşıya geliyorlar.  Tacizlerle başlayan bu zorluklar, başta 30 yılını hapiste geçiren Piskopos Ignatius Kung olmak üzere Papa'yı tanıyan bazı Çinli Katolik piskoposlara verildiği gibi hapis cezasına çarptırılmaya kadar varıyor.

Vatikan ve Çin arasında 2018 yılında bir anlaşmaya varıldı
Roma Katolik Kilisesi, zamanları ve olayları okumayı bilen modernist bir kilise olarak biliniyor.  Dolayısıyla küreselleşme çerçevesinde sınırları kaldırmış, setleri yıkmış, Çin ile yaşanan gerilimi kaçınılmaz bir kadermiş gibi kabul edememiştir.
Buna karşın bugün eski Avrupa kıtasının bulunduğu batı Avrasya bölgesiyle ilişkilerini canlandırmak için bir araç olarak gördüğü İpek Yolu başta olmak üzere yumuşak ve pürüzsüz araçlarla bir sonraki kutuplaşma projesi için çalışan Çin’in rolü, Vatikan'ın rolünden daha mı önemsiz?
Çin Ulusal Din İşleri İdaresi Müdür Yardımcısı Chen Zongrong, Pekin'in Vatikan'la temas kurmak için gerçekten çaba sarf ettiğini söylerken Ulusal Din İşleri İdaresi Sözcüsü Xiao Hong Beijing, Reuters tarafından aktarılan açıklamasında Çin'in Vatikan ile aktif olarak görüşmeleri sürdürdüğünü belirtti.

Çin’in fikir değiştirmesine ne sebep oldu?
Kısacası Çin yönetimi, dünyanın altı kıtasına dağılmış yaklaşık bir milyar 350 milyon mensubu olan yani Çin'in toplam nüfusuna eşdeğer bir nüfusa sahip ana kiliseden uzak durmanın çıkarına olmadığını fark etti.
Bu ileriye dönük vizyon, 22 Eylül 2018'de, Vatikan ile Çin arasında, piskoposların atanmasına ilişkin ve ilişkilerin geliştirilmesini teşvik etmek için bir geçici anlaşma ile pekiştirildi. Sözü konusu anlaşma, uzun süren bir tartışmalar sürecinin ardından kademeli ve karşılıklı bir yakınlaşma sonucunda yapıldı. Bu süreç, anlaşmanın uygulamasına dair periyodik değerlendirmelerin yapılmasını sağlarken Çin ile Vatikan arasında iş birliğinin artırılması için gerekli koşulların oluşmasına izin verdi.
Anlaşma, imzalandığı gün Papalık Basın Ofisi tarafından yapılan bir açıklamayla duyurulurken iki taraf arasında ‘umut paylaşımı’ olarak adlandırıldı. Açıklamada bu umudun, verimli ve ileriye dönük kurumsal bir diyalog süreci yaratmaya, Çin halkının yararına ve hem dünya barışına gem de Çin Katolik Kilisesi'ne olumlu katkıda bulunmaya yardımcı olacağı belirtildi.
2019’a gelindiğinde 70 yıldır süregelen anlaşmazlıklar yavaş yavaş çözülmeye başlamış gibi görünüyordu. Papalık Ofisi Holy See Basın Bürosu Müdürü Matteo Bruni, 27 Ağustos 2019'da piskopos Antonio Yao Shun’ın Çin’e bağlı İç Moğolistan Özerk Bölgesi’ne Şantung başpiskoposu olarak atandığını duyurdu. Anlaşmanın imzalanmasının ardından yapılan ikinci atama ise 28 Ağustos'ta Piskopos Stefano Xu Ho Ngway’in, Hangeong Piskoposluğu’na yardımcı piskopos olarak atanması oldu.

ABD, Çin ile Vatikan arasındaki geçici anlaşmanın uzatılmasına karşı çıktı
2018 yılında Vatikan ve Çin arasında yapılan antlaşmanın süresi Ekim ayında dolarken Vatikan ve Çin geçici anlaşmayı, 21 Ekim 2022'ye kadar iki yıl daha uzattılar. Papalık Basın Ofisi’nden yapılan açıklamada ‘Vatikan’ın, söz konusu anlaşmanın uygulanmasının, iki taraf arasındaki iyi iletişim ve iş birliği sayesinde olumlu yönde ilerlediği değerlendirmesinde bulunduğu ve Katolik Kilisesi'nin, Çin halkının iyiliğini desteklemenin yanı sıra açık ve yapıcı bir diyalog devam ettirmek için anlaşmayı uzatmak istediği’ belirtildi.
Vatikan'ın sırları halka açıklanmıyor. Çünkü (eski İsrail Başbakanı) Golda Meir'in 1967'de Papa VI. Paul'un döneminde Vatikan'a yaptığı ilk ziyarette söylediği gibi Vatikan’ın saati, dünya saatlerinden farklı çalışıyor.
Bu yüzden Vatikan ile Çin arasında Eylül 2018'de imzalanan anlaşma uzun bir yolculuğun varış noktasını oluştururken, aynı zamanda ve her şeyden önce daha geniş ve ileri ye dönük anlaşmalar için bir başlangıç ​​noktasını da temsil ediyor. Bununla birlikte içeriği gizli tutulan geçici anlaşma, açık ve yapıcı bir diyalogun sonucudur.
Saygı ve dostluk çerçevesindeki bu diyalogun, seleflerinin uzun yıllar önce başlattığı müzakerelerden sonra Papa Francis'in geçmişte Kilise'nin aldığı yaraların farkında olması ve bunları iyileştirmeye çalışmasının bir sonucu olduğu bir gerçek.  Papalık yetkisi olmadan piskoposluk töreni yapan Çinli piskoposlarla tam bir birliktelik oluşturan Papa, eski Papa XVI. Benedict tarafından onaylanan piskoposların atanmasına ilişkin anlaşmanın imzalanmasına izin verdi.

Kilise’nin adımı dini mi yoksa jeopolitik mi?
Çin-Vatikan yakınlaşması tamamen dini bir hareket mi yoksa Roma Katolik Kilisesi'nin kazanımlarını artıran jeopolitik bir hareket mi? Ünlü Amerikan tarihçisi Will Durant, ‘The Story of Civilization’ (Medeniyetin Temelleri) adlı ölümsüz eserinde Kilise’yi, ‘tarihteki en önemli insan kurumu’ olarak tanımlarken diğerleri Vatikan’ın, sınırları veya kolonileri olmayan bir imparatorluk olduğunu söylediler. Şuana kadar edinilen deneyimler, tıpkı 2.Dünya Savaşı'nın sonunda 1945'teki Yalta Konferansı'nın oturum aralarında Joseph Stalin'in tiye aldığı gibi Papa’nın askeri birlikleri olmasa bile ahlaki bir etkiye sahip olduğunu kanıtladı.
Vatikan’da ve onun idari ve bilimsel departmanlarında, özellikle Atlantik'in diğer yakasında ve ABD-Çin anlaşmazlığı çerçevesinde, bilinçli ve parlak beyinler olduğu kesindi. Bir gün mevcut sahnenin, bir zamanlar Doğu Avrupa'nın ruhundaki Komünizmin sarsılmasının nedeni olan Katolik Kilisesi’nin lehine heyecan verici ve tehlikeli bir nüfuz alanı için bir kazanım olduğu görülecektir.
Vatikan'ın resmi yayın organı L'Osservatore Romano gazetesi bu bağlamda özel bir makale yayımladı. Makalede, birilerinin bu anlaşmayı jeopolitik yorumlarla göreceğine, ancak Kutsal Makam için tüm meselenin dini olduğuna işaret edildi. Makalede aynı zamanda, bu diyalogun, uluslararası toplumun yararına ortak çıkar için verimli bir arayışı teşvik ettiği konusunda tam bir farkındalık olduğu belirtildi.
Kutsal Makam elbette, Çin'deki Katolik cemaatlerin hayatlarına özel bir atıfta bulunarak, geçici anlaşmanın imzalanmasının ve uzatmasının, tüm dünyanın derin jeopolitik gerilimlere tanık olduğu bir döneme ortak ilgi konusu olan sorunların çözülmesine ve barış için uluslararası bir ufkun açılmasına katkıda bulunmasını umuyor.

Francis'in Çin'e giden yolunu kim kesti?
Şarku’l Avsat Independent Arabia’dan analize göre, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Roma'daki sempozyumda öfkelenmesinin nedeni, Papa'nın ve Kutsal Makam’ın Çin'de hak ve özgürlüklere yönelik ihlallere karşı ahlaki bir sorumluluğu olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyordu.
Pompeo sempozyumda, Kilise'nin farklı bir konumda olduğunu ve - söylediği üzere - dünyevi düşüncelerin, ebedi gerçeklere dayanan ilkeli duruşları caydırmaması gerektiğini vurgulayarak Amerikan insan hakları diplomasisinin, meleksel rolünü göstermeye çalıştı.
Burada şu önemli soruyu sormak gerekiyor: Pompeo, Çin dışında farklı bir sebepten ötürü Papa'ya kızgın olabilir miydi?
Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Monsenyör Paul Richard Gallagher’e göre ABD’nin Vatikan Büyükelçiliği, sempozyumu, tek taraflı ve neredeyse Vatikan'ın marjinalleştirecek şekilde düzenledi. Özellikle Gallagher'ın sadece birkaç dakika konuşmasına izin verildiğinden gizli niyetler ortaya çıktı. Papa'nın Pompeo ile görüşmeyi reddetmesinin nedenlerinden biri de buydu.
Bununla birlikte Papa Francis, anketlerde Demokrat rakibi Joe Biden’ın gerisinde kalan Başkan Trump'ın seçim kampanyasına katkıda bulunacak herhangi bir önyargı oluşmaması amacıyla ABD Dışişleri Bakanı ile görüşmekten kaçındı. Bu da, Trump yönetiminde olumsuz bir sinyal olarak görüldü ve Vatikan ile Washington ilişkileri birkaç yıl geriye gitti.
Vatikan tarihçileri ve düşünürleri, Pompeo’nun, sağcı Katolik Amerikalı seçmenleri çekmek amacıyla Çin ve Roma Katolik Kilisesi arasında ısrar ve başarı ile gün geçtikçe ilerleyen uzlaşıların önünü tıkamaya çalıştığını düşünüyorlar. Ayrıca çeşitli Amerikan Evanjelik grupları, mezheplerinin çeşitliliğine ve partilerinin çokluğuna rağmen, Trump yönetiminin yanlarında olması ve Papa ve Vatikan ile bir çatışmaya girilmesi pahasına olsa dahi ABD’nin ‘gerçek düşmanı Çin’ ile mücadele etmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Peki, mevcut durum, Papa Francis ile yıllar önce Trump’ı destekleyen Katolik sağcılar arasında bir tür kültürel savaş olarak kabul edilebilir mi?
Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, gazetecilere yaptığı açıklamada, Kutsal Makam’ın Beyaz Saray’ın Vatikan’ın dış politikasına açıkça müdahalesi karşısında ‘şaşırdığını’ belirtirken Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri Monsenyör Gallagher, Pompeo'nun Papa Francis ile bir görüşme talebinde bulunduğu, ancak talebin reddedildiğinin doğrulanmasının ardından Trump yönetimini açıkça, ‘Papa'yı seçimlere alet etmeye çalışmakla’ suçladı.

Çin’e karşı ‘kutsal ittifak’
Peki, Washington ile Vatikan arasındaki olaylar tarihi tekerrür edecek mi? Karl Marx'a göre tarih aynı şekilde tekerrür etmez; tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder. Ancak bununla birlikte, olaylar bir birine benzeyebilir ya da en azından bazı tarihi deneyimleri, özellikle iyilerse ve olayları değiştiriyorlarsa yeniden üretmeye çalışanlar vardır. Fakat bir nehrin suları akarken her saniye değişir ve akıntılar onlarca yıl sabit kalmaz.
O halde Washington, Papa Francis’in Ronald Reagan ile Papa II. John Paul arasında 1980'lerin başlarında yaşanan deneyimi yeniden üretmesini engellemeye mi çalışıyor?
İngiliz yazar Gordon Thomas’ın ‘Gideon's Spies: The Secret History of the Mossad’ (Gideon'un Casusları/Mossad'ın Gizli Tarihi) adlı kitabında iddia edildiği gibi 2. John Paul’un memleketi olan Katolik Polonya'dan komünizmi silmek amacıyla Beyaz Saray ile Vatikan arasında gizli bir ittifak kuruldu mu?
Soruyu biraz daha açmamız gerekebilir. Pompeo'nun Komünist Çin'e karşı yukarıdakine benzer bir kutsal ittifak kurulmasını istediği açık ve Başkan Trump, Biden karşısında zafer kazanamasa bile, 2024'te başkanlığa aday olmayı ve bundan sonra bu yöndeki planlarını hayata geçirmeyi düşünüyor olabilir.
Roma Katolik Kilisesi'nin Çin ile ilişkisine zarar vermek için uzun zaman önce hazırlanmış bir plan var gibi görünüyor. Çünkü Çin ve Katolik Kilisesi arasındaki yakınlaşma, her zaman birilerini rahatsız etmiştir.
Son soru: Papa Francis dünyaya ‘hepimiz kardeşiz’ mesajı verirken, kendisini hedef alan bir karalama kampanyası başlatılması, bazılarının kutsal olarak gördüğü bir ittifakın başarısız girişimi olabilir mi?



Trump-Şi zirvesi: Liderler istediklerini elde edebildi mi?

Trump, Şi'yle "müthiş bir görüşme gerçekleştirdiklerini" söyledi (AP)
Trump, Şi'yle "müthiş bir görüşme gerçekleştirdiklerini" söyledi (AP)
TT

Trump-Şi zirvesi: Liderler istediklerini elde edebildi mi?

Trump, Şi'yle "müthiş bir görüşme gerçekleştirdiklerini" söyledi (AP)
Trump, Şi'yle "müthiş bir görüşme gerçekleştirdiklerini" söyledi (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'la Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki görüşmenin yankıları sürüyor.

Şi'yi özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Çin lideri de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Normalde kasımda sonlanması beklenen iki ülke arasındaki ticaret ateşkesi de ocak ayına kadar uzatıldı.

Bu nedenle gümrük tarifeleri, Çin'in nadir toprak elementleri üzerindeki hakimiyeti ve ABD'nin gelişmiş çiplerine erişim sorunları gibi temel problemlerin görüşülmesi ilerideki muhtemel müzakerelere bırakıldı.

BBC'nin analizinde, Şi'nin ticaret ateşkesi açısından istediğini alamadığı yorumu yapılıyor. Pekin yönetiminin sürenin en az bir yıl daha uzatılmasını beklediğine işaret ediliyor. Öte yandan Wall Street Journal ise Pekin'in en az iki yıl daha uzatma istediğini yazıyor.

Diğer yandan Trump'ın Şi'yi havalimanında bizzat karşılamasının ve düzenlenen görkemli resepsiyonun iki lider arasındaki imajı güçlendirdiği yazılıyor. Çin sosyal medyasında iki lideri karşılaştıran çok sayıda paylaşım yapıldığı aktarılıyor.

Toplantıda yapay zeka alanındaki gelişmeler de değerlendirildi. Çin lideri, yapay zeka teknolojisinin her zaman insan kontrolünde kalması gerektiğini vurguladı. Ancak tarafların herhangi bir güvenlik önleminde uzlaşıp uzlaşmadığı belirsiz kaldı.

Son dönemde özellikle Amerikan medyasında Çin'in İran'a askeri destek verdiğine dair iddialar paylaşılmış, Pekin ise bunları defalarca yalanlamıştı. WSJ'nin analizinde, İran meselesiyle ilgili herhangi bir somut adım atılıp atılmayacağının netleşmediğine işaret ediliyor.

Tayvan da görüşmelerin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarını Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" söyledi.

Trump henüz Tayvan meselesiyle ilgili bir açıklama yapmadı. Mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a yönelik 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Diğer yandan Telegraph'ın analizinde, Şi'nin ABD ziyareti öncesinde Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve Mısır temaslarıyla birlikte çok sayıda dünya lideriyle görüştüğü hatırlatılıyor.

Beyaz Saray'ın küresel sistemdeki merkezi rolünün zayıflamaya başladığı, Pekin'in başka ülkelerle de ilişkilerini güçlendirerek Washington'ın bıraktığı boşlukları doldurmaya çalıştığı yorumu yapılıyor.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times ise tüm rekabete rağmen iki ülke liderinin bir araya gelmesinin dünyaya olumlu bir mesaj gönderdiğini yazıyor.

Çin'deki Tsinghua Üniversitesi'nden Da Wei, görüşmenin istikrar ve süreklilik için kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor.

Trump, Şi onuruna bu akşam özel bir yemek verecek. Etkinliğe Jeff Bezos, Elon Musk, Sam Altman ve Tim Cook gibi önde gelen ABD'li iş insanlarının katılması bekleniyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, BBC, Global Times, Telegraph


Etiyopya: Eski rakiplerin oluşturduğu ittifak, Abiy Ahmed’e karşı yeni bir cephe açıyor

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Cibuti’yi ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı İsmail Guelleh tarafından kabul edildi. (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Cibuti’yi ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı İsmail Guelleh tarafından kabul edildi. (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya: Eski rakiplerin oluşturduğu ittifak, Abiy Ahmed’e karşı yeni bir cephe açıyor

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Cibuti’yi ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı İsmail Guelleh tarafından kabul edildi. (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Cibuti’yi ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı İsmail Guelleh tarafından kabul edildi. (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya’da 2018 yılında iktidara gelen Abiy Ahmed, onlarca yıl süren çatışmaların yıprattığı ülkesinde barışın sağlanması ve birliğin tesis edilmesi hedefiyle yola çıktı. Bu süreçte Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Ahmed, aradan geçen 8 yılın ardından dünün en önemli müttefiklerinin bugünün düşmanlarına dönüştüğü dramatik bir tabloyla karşı karşıya.

Abiy Ahmed’e karşı bazı eski müttefiklerinin öncülüğünde silahlı bir ittifakın kurulması ve ülkenin kuzeyinde sahadaki kontrolün ele geçirilmesi, Eritre ile yaşanan gerilime yeni bir boyut ekledi. Eritre, 2020 yılında Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne (TPLF) karşı yürüttüğü savaşta Ahmed’in destekçileri arasında yer almıştı. Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler daha sonra giderek tırmanan bir husumete dönüştü.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, krizin seyri konusunda farklı görüşler ortaya koyuyor. Bazı uzmanlar krizin daha da kötüleşmesinin muhtemel olduğunu belirtirken, bazıları ise yaşananların geçici ve dönemsel olduğunu değerlendiriyor. Bununla birlikte uzmanlar, krizin nedenleri arasında Abiy Ahmed ile eski müttefikleri arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi ve özellikle Asmara’dan gelen dış desteğin etkili olduğu konusunda hemfikir.

Beklenmedik bir ittifak

Etiyopya’daki kriz, pazar günü aralarında TPLF, Amhara’daki Fano Ulusal Hareketi ve Oromo Kurtuluş Ordusu’nun (OLA) da bulunduğu yedi silahlı gücün Hayatta Kalmak İçin Etiyopya Halk Güçleri İttifakı adı verilen bir oluşum kurduklarını açıklamasıyla yeni bir aşamaya girdi. İttifak, Başbakan Abiy Ahmed hükümetine son verilmesini ve kapsayıcı bir geçiş yönetimi kurulmasını hedeflediğini duyurdu.

Afrika meseleleri uzmanı Ali Mahmud Kelni, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu güçlerden bazılarının yakın zamana kadar birbirine karşı cephelerde savaşıyor olmasının dikkat çekici olduğunu belirtti. Kelni’ye göre Amhara’daki Fano’nun tutum değiştirmesi, ‘dünün müttefikleri arasındaki ittifaklar haritasının değiştiğinin en önemli göstergelerinden biri’ olarak öne çıkıyor. Fano’nun, hükümete karşı çıkan başlıca silahlı güçlerden bazılarını bir araya getiren oluşumun ortaya çıkışını desteklemesi, bu değişimin göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Fano grupları, 2020-2022 yılları arasındaki savaş sırasında federal güçlerin yanında TPLF’ye karşı savaşmıştı. Ancak Amhara bölgesinin güvenliği ve Pretoria Anlaşması sonrasındaki düzenlemeler konusunda anlaşmazlıkların artmasıyla hükümetle karşı karşıya geldi. Özellikle hükümetin 2023 yılında bölgelerin özel kuvvetlerini lağvederek mensuplarını ordu ve polis teşkilatına dahil etme kararı, Amhara’da bölgenin güvenlik kapasitesinin zayıflatılacağı yönünde geniş çaplı endişelere yol açtı. 2023’ten bu yana Fano savaşçıları ile federal güçler bölgede silahlı çatışmalara giriyor.

Tigray’da ise 2022 tarihli Pretoria Anlaşması, özellikle ihtilaflı topraklar, güvenlik düzenlemeleri ve cephe ile federal hükümet arasındaki ilişkilerin geleceği konusunda tüm sorunları çözüme kavuşturamadı. 2026 yılında gerilimlerin yeniden tırmanmasıyla birlikte çatışma sarmalı hızlandı ve TPLF’nin de katıldığı bu silahlı ittifakla Abiy Ahmed’in karşı karşıya olduğu güçlerin sayısı arttı.

Oromia’da ise hükümet ile OLA arasındaki çatışma devam etti. Hareket, Abiy Ahmed’in iktidara gelmesinin ardından Etiyopya’ya dönmüş, ancak daha sonra o da yeniden silahlı mücadeleye başlamıştı.

Kelni’ye göre, birkaç yıl önce Abiy Ahmed’e ilişkin senaryolarda gerçekleşmesi uzak görülen bu oluşum artık bir gerçeklik haline geldi. Kelni, söz konusu güçlerin tek bir ittifak altında birleşmesinin federal hükümet ile bazı bölgesel silahlı güçler arasındaki uçurumun giderek büyüdüğünü gösterdiğini belirtti.

Kelni’ye göre bu güçleri şu aşamada bir araya getiren temel unsur, ortak bir siyasi projeden ziyade merkezi hükümetin politikalarına karşı olmaları.

Etiyopyalı siyasi analist Zahid Zeydan ise bu güçleri Abiy Ahmed hükümetine karşı yakınlaşmaya ve koordinasyon arayışına iten gelişmelerin bölgesel dinamikler ve dış destekle bağlantılı olduğunu düşünüyor. Zeydan, burada Eritre’nin tutumunun yanı sıra siyasi husumet ve bu güçlerin federal hükümet tarafından göz ardı edildiğini düşündüğü bölgesel ve tarihsel taleplerin etkili olduğunu belirtiyor. Bu durum, söz konusu grupların kendi aralarındaki tarihsel derin anlaşmazlıklara rağmen ortaya çıkmış durumda. Nitekim Fano güçleri iki yıl öncesine kadar Tigray’a karşı yürütülen savaşta federal ordunun yanında yer almıştı.

Tırmanan çatışma

Sahada ise TPLF’nin ülkenin kuzeyindeki havalimanlarının kontrolünü ele geçirmesinin ertesi günü Etiyopya ordusu dün yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeyindeki çatışmalarda 272 isyancının öldürüldüğünü duyurdu. Abiy Ahmed ise hızla tırmanan gelişmelere doğrudan değinmeden, ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan ortak bir projeyi duyurmak üzere komşu Cibuti’ye gitti.

Gerilimin tırmanmasının ardından ABD’nin Etiyopya Büyükelçisi Irvin J. Massinga, çarşamba günü TPLF yönetiminin geniş çaplı bir saldırı başlatma kararından duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Massinga, “ABD’nin bu yılın başlarında yaptırım uyguladığı TPLF yönetiminin bugün geniş çaplı bir saldırı başlatma kararından hayal kırıklığı duyuyorum. Devlet Başkanı Olusegun Obasanjo’nun liderliğinde Afrika Birliği (AfB) tarafından yürütülen diyaloğu reddetmek ve kazanılamayacak bir savaşa girmek halka hiçbir fayda sağlamıyor. Diğer silahlı grupların da bu yolu izlemekten kaçınması akıllıca olacaktır” ifadelerini kullandı.

Yeni silahlı ittifakın en önemli unsurlarından biri olan Tigray’daki isyancılar çarşamba günü bölgenin başkenti Mekelle’deki havalimanının kontrolünü federal polisten aldı. Güvenlik ve yerel kaynaklar, mevcut durum nedeniyle Ethiopian Airlines’ın bölgeye yönelik uçuşlarını askıya aldığını çarşamba günü Reuters ve AFP’ye bildirdi.

Abiy Ahmed’in devam eden çatışmalar sırasında kaybettiği bu cephe ve yeni ittifakın geleceği konusunda Kelni, oluşumun silahlı muhalefet açısından önemli bir dönüşüm olduğunu belirtti. Kelni, ittifakın Tigray, Amhara ve Oromia ile diğer bölgelerden güçleri tek bir siyasi çatı altında bir araya getirdiğini, ancak bunun söz konusu grupların mutlaka yekpare bir cephe oluşturduğu anlamına gelmediğini ifade etti. Toprak, kimlik, devletin yapısı ve iktidarın paylaşımı konularındaki anlaşmazlıkların devam ettiğini belirten Kelni, özellikle Amhara ile Tigray arasındaki sorunların sürdüğüne dikkat çekti. Ayrıca her hareketin hükümetle ve diğer güçlerle yaşadığı farklı geçmişe ve kendine özgü yerel gündeme sahip olduğunu vurguladı.

Kelni’ye göre Etiyopya ile Eritre arasındaki gerilim, Sudan’daki savaş ve Kızıldeniz bölgesindeki nüfuz mücadelesi, Etiyopya içindeki herhangi bir tırmanışın ülke sınırlarını aşan sonuçlar doğurmasına yol açabilecek faktörler arasında yer alıyor. Kelni, Abiy Ahmed hükümetinin karşı karşıya olduğu zorluğun yalnızca dağınık silahlı gruplarla mücadele etmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda çok sayıda yerel çatışmanın ortak bir siyasi ve askeri çerçeveye dönüşmesi ihtimalini de içerdiğini belirtti.

Ancak Zeydan, mevcut ittifakın geçici ve dönemsel olduğu görüşünde. Zeydan’a göre bu süreç sona erene kadar, ‘devlet inşa etmek için ortak bir siyasi veya askeri zeminin bulunmaması’ nedeniyle can kayıplarının ve istikrarsızlığın maliyeti artacak. Zeydan ayrıca Afar ve Benishangul-Gumuz’daki başlıca oluşumların ittifaka katılmayı reddettiğine ve Etiyopya kamuoyunun da bu silahlı ittifaka karşı olduğuna dikkat çekerek, ittifakın dışarıdan yönlendirilen planların etkisiyle hareket ettiğine yönelik bir kanaatin bulunduğunu savundu.


Kel kartaldan ballı dondurmaya... Trump ve Şi’nin Beyaz Saray’daki yemeğinin detayları

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda düzenlenen resmi akşam yemeği sırasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkışırken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda düzenlenen resmi akşam yemeği sırasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkışırken (AP)
TT

Kel kartaldan ballı dondurmaya... Trump ve Şi’nin Beyaz Saray’daki yemeğinin detayları

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda düzenlenen resmi akşam yemeği sırasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkışırken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda düzenlenen resmi akşam yemeği sırasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkışırken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Çinli liderin ziyaretinin ikinci gününün sonunda dün akşam Beyaz Saray’da düzenlenen resmi akşam yemeğinde ağırladı. Trump, etkinlik sırasında Şi’ye sembolik bir hediye olarak kel kartal heykeli takdim etti. Ayrıca Şi ve yemekteki diğer konuklara, yapımı halen devam eden Beyaz Saray’ın yeni büyük balo salonunu gezdirdi.

d
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı Beyaz Saray’da ağırladı. (DPA)

‘Amerika’yı simgeleyen’ kel kartal heykeli

Trump, Çin Devlet Başkanı’na, ABD’nin ulusal sembolü olan kel kartal heykeli hediye etti. Trump, hediyenin ‘olağanüstü bir Amerikalı sanatçı’ tarafından yapıldığını söyledi.

Trump, akşam yemeğinde yaptığı konuşmada, “Kel kartal, ABD’nin ulusal sembolü ve özgür Amerika’nın yükseklerde süzülen ruhunun bir temsilidir” dedi. Trump ayrıca, “Umarız Pekin’de kendisine güzel ve görkemli bir yer bulur” ifadesini kullandı.

f
ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e bir kel kartal heykeli takdim ederken (EPA)

Balo salonuna davet

Çin Devlet Başkanı Şi’ye vereceği hediyeyi açıklamadan önce Trump, akşam yemeğinin konuklarını yapımı halen devam eden Beyaz Saray’ın yeni büyük balo salonunda gezmeye davet etti.

Trump, “Başkan Şi ve Bayan Peng onuruna özel bir jest olarak, buradaki herkesi arka kapıdaki şu güzel perdenin ardında bulunan yeri ziyaret etmeye davet etmek istiyorum. Burası tamamen aydınlatıldı ve harika görünüyor” dedi.

Trump sözlerini şöyle sürdürdü: “Oraya ilk ayak basan sizler olacaksınız. Muhtemelen bu geceki eğlence programının ardından bunu gerçekleştireceğiz. Herhangi birinizin, temiz ve pırıl pırıl olmasıyla dikkat çeken bu inşaat alanını ziyaret etmesinden onur duyarız.”

Söz konusu ziyaret, Beyaz Saray’da büyük resmi etkinlik ve törenlere ev sahipliği yapması amacıyla yeni bir balo salonu inşa edilmesi projesi kapsamında gerçekleştirildi.

Amerikan lezzetlerini Çin dokunuşlarıyla bir araya getiren akşam yemeği

Resmi akşam yemeğinin menüsü üç yemekten oluştu. Menüde ‘Amerikan malzemeleri ve hafif Çin dokunuşları’ bir araya getirilirken, yemekler First Lady Melania Trump’ın damak zevkinden ilham alınarak hazırlandı.

Melania, “Bir devlet yemeğinin planlanması çok sayıda ayrıntıyı içeriyor. Uyulması gereken bir protokol var ve bu etkinliğin her detayında yer aldım” dedi.

cyjuhgd
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda verilen devlet yemeğinde tercümanlar aracılığıyla konuşurken, First Lady Melania Trump Elon Musk’ı dinliyor. (AFP)

First Lady’nin ofisinin Fox News’e sunduğu etkinlik menüsüne göre, yemekte mevsimsel malzemelerin yanı sıra Amerikan ve Asya mutfaklarından esinlenen çeşitli yemekler yer aldı.

Başlangıç ​​olarak çorba ve mantar

İlk yemek, kadifemsi sarı kabak çorbası, yavaş pişirilmiş yabani mantar, çıtır pastırma ve taze soğan yağıyla hazırlandı.

Menüde yemek, tatlı sarı kabaktan hazırlanan, mevsimsel aromalarının zarif biçimde öne çıkarılması amacıyla özenle harmanlanmış, ipeksi kıvamda kadifemsi bir çorba olarak tanımlandı. Çorbaya ayrıca taze otlarla sotelenmiş yabani mantar eşlik etti.

Bu malzemeler bir araya gelerek zengin aromalı bir çorba oluştururken, çıtır pastırma yemeğe lezzetli ve isli bir tat kattı. Üzerine gezdirilen taze soğan yağı ise yemeğe ferahlatıcı bir dokunuş ve hafif sarımsak aroması verdi.

Susam kaplamalı levrek

Bir sonraki yemek, susam kabuğuyla kaplanmış levrek filetosu, yavaş pişirilmiş Çin lahanası, közlenmiş patlıcan ve Fransız usulü yeşil ot sosundan oluştu.

Menüdeki açıklamaya göre susam kabuğu, balığın yumuşaklığını korurken yemeğe kuruyemişi andıran aromatik bir tat kattı. Levrek, küçük ve çıtır Çin lahanası ile hafif karamelize bir lezzet kazanan közlenmiş patlıcanla servis edildi.

Yemeğin üzerine taze otlardan hazırlanan canlı yeşil renkte bir sos gezdirildi. Bu sos, yemeğe ferahlatıcı bir tat ve belirgin bir ekşilik kazandırırken, bahçe atmosferini çağrıştıran bir dokunuş sundu.

Vanilya ve ballı tatlı

Yemeğin sonunda ise iki lider ve konukları vanilyalı krema, Beyaz Saray balıyla hazırlanan dondurma, cevizli franjipan ve vişne reçelinin tadını çıkardı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, Beyaz Saray’ın Doğu Salonu’nda düzenlenen resmi akşam yemeği sırasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in konuşmasını dinliyor. (AP)

Washington ile Pekin arasındaki ilişkiye övgü

Resmi akşam yemeğinde Trump, ABD ile Çin arasındaki ilişkilere övgüde bulunarak, iki ülkenin siyasi sistemleri arasındaki farklılıklara rağmen halklar arasındaki bağların devam ettiğini vurguladı.

Trump, “Başkan Şi de ben de iki farklı sistemi temsil ettiğimizin farkındayız, ancak halklarımız arasındaki bağlar sürüyor. Hiçbir zaman şu anda olduğundan daha iyi ilişkiler içinde olmadık” dedi.

Şi Cinping ise ziyaret sırasında Trump ve eşi Melania’ya gösterdikleri ‘cömert misafirperverlik’ nedeniyle teşekkür etti.