ABD’deki seçimlerin beklenmedik sorunları: El dezenfektanları ve tesisatlar

Atlanta’daki oy sayımı. (New York Times)
Atlanta’daki oy sayımı. (New York Times)
TT

ABD’deki seçimlerin beklenmedik sorunları: El dezenfektanları ve tesisatlar

Atlanta’daki oy sayımı. (New York Times)
Atlanta’daki oy sayımı. (New York Times)

New Hampshire’nin Derry şehrindeki oy verme merkezlerindeki çalışanlar bu yılın başlarında el dezenfektanı ve kağıt oy pusulalarının aynı yerde duramayacaklarını fark ettiler. Bu yüzden seçim günü oy pusulalarının “kirlenmesini” engellemek için el dezenfektanlarını sandık merkezinin girişine koymak yerine çıkışa koyma kararı aldılar.
Ne var ki bu çabalar, bir kadın seçmenin oy kullanmadan önce yanında getirdiği el dezenfektanından büyük miktarda kullanmasını engellemeye yetmedi. Bu da oy pusulasının merkezdeki oy sayma makinesinin kabul edemeyeceği kadar ıslanmasına yol açtı. Bozulan makinenin içi açıldığında arızaya kadın seçmenin oy pusulasının üzerindeki ıslak parmak izlerinin neden olduğu anlaşıldı.
Derry şehrinde el dezenfektanı ile ıslanan oy pusulalarının nasıl işleme tabi tutulacağını incelemeye gelen kıdemli seçim görevlilerinden Tina Gilford “Bu durumun el dezenfektanı ile ilgili olduğunu bilmiyordum. Belki de sorun içindeki alkollü malzemedir. Ancak el dezenfektanını yüksek kaliteli bir kağıda dökmeye çalışırsanız bu, kağıdı olduğundan daha zayıf hale getirir” dedi.
Yabancı hükümetlerin müdahalesi, silahlı protestocular ve seçmenlerin sindirilmesi şu anki seçim sürecinde karşılaşılan ana tehditler olarak görülürken oylamadaki bazı gecikmeler belediyelerdeki arızalardan kaynaklandı.
Bu tür aksaklıklar, esas olarak yüz binlerce sıradan insanın oy verme merkezlerinde çalışması ile yürütülen ABD ulusal seçimlerinin yerinden yönetim doğasına ışık tutuyor. Aynı zamanda bazı aktivistlerin yıllardır talep ettikleri konulara da dikkat çekiyor: İzdihamı azaltmak için yeni oy verme merkezleri açmak ve internet üzerinden seçim kaydı yaptırma ya da normal posta yoluyla oy verme sistemlerini iyileştirmek de dahil olmak üzere bazı seçim bölgelerinde daha iyi çalışacak bir temel altyapı ihtiyacı.
New York Üniversitesi’ne bağlı Brennan Adalet Merkezi Seçim Reformu Programı Direktörü Lawrence Norden, seçim görevlilerinin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ile mücadeleye gösterilen büyük önem ve başkanlık seçimlerine dışarıdan müdahale edilmesine ilişkin endişelerden hareketle bu yıl daha iyi hazırlanmış bir durumda olduklarını belirtti. Aynı zamanda Kongre, Başkan Donald Trump’ın mart ayında imzaladığı ekonomik teşvik kanunu tasarısının bir parçası olarak seçimlerin güvenli bir şekilde yürütülmesi için çeşitli eyaletlere gerekli düzenlemeleri yapma konusunda yardımcı olmak için 400 milyon dolar gönderdi. Ancak bazı Demokrat üyeler bunun için daha fazla paraya ihtiyaç duyulduğunu savundular.
Norden, son yıllarda hem özel hem de kamusal olmak üzere seçim planına daha fazla nakit akışı sağlandığına işaret etse de “Seçimler için altyapımızda halihazırda belirgin bir finansman eksikliği olduğu su götürmez bir gerçek” dedi.
2018 yılında gerçekleştirilen ara dönem Kongre seçimlerinde seçmenler, yaklaşık 230 bin 871 sandıkta oy kullandılar. Sandık başlarında üçte ikisi 60 yaşın üzerinde olmak üzere 637 binden fazla görevli kayıt, yönlendirme ve oyları sayma işlemlerini denetlemekten sorumluydu. İlgili uzmanlar, seçim bölgeleri ve seçim merkezi görevlilerinin bu büyük karışımının talihsiz kazalardan kaçınmayı imkansız hale getirdiğini ancak tek bir seçimin etkisinin daha geniş bir coğrafyaya yayılmasını engellediğini belirtiyorlar.
New Mexico Ulusal Dışişleri Bakanları Birliği Başkanı Maggie Toulouse Oliver konuya dair şunları söyledi:
“Seçimleri esas olarak kendi toplumlarında gönüllü olan vatandaşlara dayalı olarak yapıyoruz. Çünkü bu, tüm demokratik sistemimizin çökebileceği basit ya da büyük bir sorunun ortaya çıkmasını engelliyor.”
Bu hafta çeşitli gecikmeler ve aksaklıklar yaşandı. Ancak hepsi küçük boyutlardaydı. Georgia eyaletinin Atlanta kentinde kazanın suçlusu tesisat sızıntısından başka bir şey değildi. Burada oy verme merkezine dönüştürülen basketbol sahasının içerisindeki ana su borularından birinin patlamasının ardından oy pusulalarının bulunduğu odaya su sızdığının fark edilmesi o gün oy verme sürecini birkaç saat aksattı. Basketbol sahasının görevlilerinden biri sızıntıyı hızlıca onardı ve odadaki oy pusulalarının hiçbirine zarar gelmedi.
Louisiana eyaletinde Zeta Kasırgası’nın neden olduğu elektrik kesintilerinin ardından birçok oy verme merkezi jeneratörler ile çalıştı. Bu, jeneratörleri seçim bölgelerine göndermekten sorumlu birim ya da kişi hakkında yerel yetkililer ile eyalet yetkilileri arasında tansiyonun yükselmesine sebep oldu. En sonunda yetkililer iki oy verme merkezini yakındaki bir ortaokula taşıdı ve burada yeni bir gecikme vakası yaşanmadı.
Meksika sınırının karşısındaki Teksas’ın güneyindeki Hidalgo bölgesinde teknik bir aksaklık yaşandı. Bölgede seçimlere rekor sayıda katılım gösterilmesine karşılık seçim gününden önce sandık merkezlerine dağıtılan yeni dizüstü bilgisayarlar işe yaramadı. Bu da salı günü sabah bir buçuk saatlik bir gecikme yaşanmasına yol açtı.
Hidalgo Seçim Yöneticisi Yvonne Ramone konuya ilişkin şu açıklamada bulundu:
“Dizüstü bilgisayarlar yazılım programlarının açılmasına ve seçmenlerin kaydedilmesine izin vermedi. Bilgisayarlar bölgenin dört bir yanına dağılmış olduğu için sahada görevli servis teknisyenleri olaya müdahale edip sorunu çözmek için en yakın merkezlere intikal etti. Büyük bir bölge olduğumuz için bir seçim merkezinden diğerine geçmek kolay değildi.”.
Ramone yeni teknolojiden kaynaklanan gecikmelerin kendileri için sıradışı olmadığına işaret etti. Ramone, Hidalgo bölgesinin önceki gecikmeyi telafi etmek için salı akşamı oy verme merkezlerini bir saat daha açık tuttuğunu ve oy kullanmak için evinden çıkan herkesin er ya da geç oylarını kullanabildiğini söyledi.
Yerel gazetelerden birine göre seçimin kızıştığı eyaletlerden Wisconsin’de Richland County katibi hasta olduğunu söyleyen ve daha sonra da sesi soluğu çıkmayan Willow kasabasındaki diğer katibe ulaşamadığı için en sona kalan 200-300 seçmenin oyu birkaç saat boyunca bildirilemedi. En nihayetinde Willow kasabasından 274 oy rapor edildi. Green Bay bölgesinde bir seçim görevlisi oy sayma makinelerine doldurmak için daha fazla mürekkep almaya Belediye Binası’na gittiği için posta yoluyla kullanılan oyların sayımında kısa süreliğine bir gecikme yaşandı.
Sandık görevlileri her seçimde beklenmedik aksiliklerle karşı karşıya kalıyor. Ancak çarpıtılmış rakamlara ya da oyların ve hesaplamaların gecikmesine ilişkin uyarılar, seçmenleri ve gözlemcileri normalde olduklarından daha tedirgin hale getirdi. Seçim yetkilileri bu hafta yaşanan sorunların hiçbirinin ciddi sorunlara yol açmadığı bilgisini paylaştılar. El dezenfektanı olayındaki gibi yaşanan aksaklıkların bir kısmı, Kovid-19’a karşı alınan tedbirler yüzünden son zamanlarda oy verme süreçlerinde meydana gelen değişikliklerden kaynaklanıyordu. Tina Gilford açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“El dezenfektanı, bu yıldan önce oy verme merkezlerinde görmeye alışık olduğumuz bir şey değildi. Makinenin bozulmasına sebep olan oy pusulası manuel olarak kaydedildi ve oy sayma makinesi hizmet dışı kaldı.”
El dezenfektanları, bu yılın başlarında New Hampshire’daki ve aynı şekilde geçen salı günü Iowa’daki başka oy sayma cihazlarının da bozulmasına sebep olmuştu. Bu da makinelerden birinin hızlı bir şekilde onarılmasını gerektirdi.
Derry Bölge Katibi Daniel Haley seçim yetkililerinin bu tür sorunların tekrarlanmaması için her türlü çabayı gösterdiklerini ancak bütün sorunları engelleyemediklerini söyledi. Haley “Bu sefer daha az el dezenfektanı vardı ancak bazı insanlar yanlarında kendi dezenfektanlarını getirmişti ve bunun tamamen önüne geçilmesi mümkün değildi” dedi.

The New York Times



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.