Tony Boulos
Lübnan’da kayıtdışı ekonomi tarihi, onlarca yıl geçmişe uzanıyor. Bazıları, bu tarihi Lübnanlı resmi kuruluşların dışında İran ile finansman oluşumunun başladığı, ardından askeri düzenlenmesine yardımcı sosyal, hastane ve eğitim kurumlarının kurulduğu, seksenli yıllarda Hizbullah’ın ortaya çıkışıyla ilişkilendiriyor. O dönemde Hizbullah, büyüyen iç ve bölgesel rolüne uygun şekilde finansal gelirini genişletmeye yönelmişti.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, çeşitli vesilelerle tüm fonlarının, üyelerinin maaşlarının ve kurum bütçelerinin İran’dan geldiğini açıklamıştı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) oranları, 2015 yılında Lübnan’daki gölge ekonominin ortalama oranının, Merkezi İstatistik Departmanı’nın 49,9 milyar dolar olarak tahmin ettiği GSYİH’nin (gayri safi yurtiçi milli hasıla) yaklaşık yüzde 31,58’i olduğunu gösterdi. Bu durum, yıllık ortalama bir oranda yerel olarak (ulusal ekonomi dışında) 15,8 milyar dolar üretildiği ve bu tahminlerin oldukça ihtiyatlı olduğu unutulmadan herhangi bir vergiye tabi olmadığı anlamına geliyor. Oran, Hizbullah’ın Lübnan- Suriye sınırları boyunca kenevir ekmesi, ticaretini yapması ve kaçakçılık gibi yasadışı ekonomik ve üretken faaliyetleri içermiyor.
İran koridoru
Lübnan Merkez Bankası’na yakın bazı kaynaklar, ekonomik krizin kötüleşmesi, döviz kıtlığı ve ticari faaliyetlerin para piyasasına aktarılmasıyla 2020 yılında paralel ekonomi hacminin, Lübnan ekonomisinin yüzde 50’sini aştığını belirtti. Kaynaklar, Hizbullah’ın Lübnan’da kurmakta olduğu yasadışı entegre bir ekonomik döngünün varlığı göz önüne alındığında paralel piyasanın Lübnan sınırlarını geçtiğini, böylece ‘doğu pazarı’ olarak adlandırıldığını kaydetti. Bu paralel pazar, Suriye rejimi ve Irak’taki Haşdi Şabi milisleriyle bağlantılı olarak, Akdeniz kıyılarını İran’a bağlayan kara ‘koridoru’ üzerinden Tahran’a ulaşıyor.
Bu pazarda dolaşan parasal mali kitlenin 17 milyar dolar olarak tahmin edildiğini söyleyen aynı kaynaklar, bu paranın, Lübnan’daki Hizbullah faaliyetini, Suriye rejimi, Irak Haşdi Şabi milisleri ve İran Devrim Muhafızları’nın bazı ihtiyaçlarını karşıladığını ortaya koydu. Kaynaklar, “Devlet kurumlarının, özellikle de kara sınırlarının, meşru deniz ve kara limanlarının kontrolüne ilişkin etkisinin azalması, kritik ve hassas bir durumda olan resmi pazar pahasına paralel bir pazarın hızla büyümesine yol açtı. Ayrıca, devlet bütçelerinde israfı durdurmanın ve borçlanma boyutunu küçültmeye başlamanın yanı sıra siyasi otoritenin yasadışı piyasaları baltalamak için bir dizi reform gerçekleştirilemedi, ithalat ve ihracat işlemleri kontrol altına alınamadı” ifadelerini kullandı. Kaynaklar, “Bu pazar büyük bir kaosa neden oluyor. Özel sektörde yasal olarak faaliyet gösteren ve her yıl vatandaşlar için binlerce iş fırsatı sağlayan kurumların pahasına, mantar gibi büyüyor” dedi.
Hizbullah destekleyen sanatsal etkinlikler
Hizbullah’a yakın bir politikacı olan Husam Matar, finansman kaynakları hususunda Hizbullah’a yöneltilen tüm suçlamaları yalanladı. Matar, Hizbullah hattına inanan ve Sünniler ile Hristiyanlar da dahil olmak üzere tüm mezheplerden toplanan ‘bağışların’ yanı sıra İsrail’le mücadele için ayrılan bütçe dahilinde yüzde 90’lık kısmın İran’dan geldiğini vurguladı. Husam Matar, farklı mezheplerden bazı sanatçıların, Hizbullah’ı desteklemek için sanatsal etkinlikler düzenlediğine dikkat çekti.
Uluslararası araştırma merkezleri ve gazeteler tarafından yayınlanan Hizbullah bütçesine ilişkin tüm sayı ve analizlerin yanlış ve mantıktan uzak olduğunu vurgulayan Matar, “Hizbullah, bütçe rakamlarına sıkı bir gizlilik uyguluyor. Üst düzey yetkilileri bile bununla veya harcamalarla ilgili ayrıntıları bilmiyor” dedi.
Matar, Hizbullah’ın kara para aklama ve uyuşturucu kaçakçılığına dayalı fonlara erişimiyle ilgili olarak, “Bazı uluslararası gazeteler, Hizbullah’ı büyük bölgesel devletlerin gücüne paralel bir devlet olarak göstermeye çalışıyor. Onu yönetmek ve neredeyse ülkelerin bütçelerine ulaşan büyük gelirler elde etmek için tüm dünyaya yayılmış ağları var” değerlendirmesinde bulundu. Husam Matar, tüm söylentilerin, yerel ve uluslararası kamuoyu önünde ‘direniş’ imajına darbe indirmeyi amaçladığına dikkati çekti.
Merkez Bankası’nın kontrolü
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı Hanin Gaddar, Lübnan’da paralel ekonomiyi yöneten Hizbullah’ın, resmi bankacılık sektörünü de kontrol edip İran ekseninin lehine dönüştürmeye çalıştığını belirtti. Gaddar, “Hizbullah, müttefiklerini, Maliye Bakanlığı üzerindeki kontrolü ışığında, özel kreditörlerin günlük faaliyetlerini denetleyen Bankacılık Denetim Komitesi’ndeki diğer üst düzey görevlerin yanı sıra yönetici yardımcılığı pozisyonları olan dört ana finansal pozisyona atayarak, hücuma başladı” açıklamasında bulundu. Hanin Gaddar, “Hizbullah’ın, müttefiki (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) lideri Cibran Basil ile yürüttüğü Riyad Selame’ye yönelik hamle, ABD’nin Lübnan bankacılık sektörüne yönelik yaptırımlarına mal olsa bile bankacılık sektörünün kontrolünü tamamlamayı hedefliyor” dedi.
Gaddar, “Hizbullah ve müttefikinin istediği şey, finans ve bankacılık sistemini parasal ekonomiye dayalı paralel bir sistemle değiştirmektir. Bu durum, Hizbullah’ın, 7 milyar Lübnan lirasının yanı sıra 6 milyar dolar olarak tahmin edilen ve şu anda Lübnan halkının elinde bulunan parayı tam olarak kontrol etmesini sağlayacaktır. Aynı şekilde Hizbullah’ın, çoğunlukla İran ve Suriye’den olmak üzere Lübnan’daki malların ana ithalatçısı olmasına yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı. Araştırmacı, “New York Merkez Bankası’nda depolanan 13 milyar dolarlık altını da içeren, ülkenin döviz rezervlerini satma fikrini ortaya atmak, Hizbullah’a ve müttefiklerine bir miktar para transfer etmek için büyük fırsatlar yaratmayı hedefliyor” dedi.
Paralel bir merkez bankası
Siyasi yazar Ali el-Emin, Lübnan’daki durumu ‘devlet ve devleti tam olarak kontrol altına alan Hizbullah devletçiği ikilemi’ olarak nitelendirdi. Emin, “Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Hizbullah, güvenlik ve askeri kurumlara sızmayı başardı ve ekonomi üzerinde olumsuz etkisi olan dış ve savunma politikasını kontrol etti” ifadelerini kullandı. Ali el-Emin, “Hizbullah devletçiğinin Lübnan’ın tüm seçenekleri üzerindeki etkisi, ekonomik yönü ve ortak çıkarları etkileyecek şekilde Lübnan-Arap ilişkilerindeki gerilemeye katkıda bulundu” dedi.
Emin ayrıca, “Devletçik, Hizbullah’a bağlı büyük bir finans kurum olan, Hizbullah’ın finansal sistemi için daha çok bir merkez bankası haline gelen ve Şii çevresi için ilk finans merkezi olma rolünü kademeli olarak genişleten ‘Qard al-Hasan’ derneğinin rolünü geliştirdi. Şu anda 7 bin Lübnan lirasını aşmış bir karaborsa kuru üzerinden, yerel piyasalardan yabancı para satın alan büyük bir bankerler grubu da buna bağlı. Bu, bankerlerin 1 ABD doları için 3 bin 900 olan resmi fiyat uyarınca işlem yapmasını gerektiren Merkez Bankası genelgelerine aykırıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak Husam Matar, Qard al-Hasan’ı Hizbullah ile hiçbir örgütsel ilişkisi olmayan özel bir dernek olarak nitelerken, “Rolü, İslam hukukuna göre faaliyet göstermesi nedeniyle vatandaşların ipotekli altın karşılığında orta düzeyde kredi almalarına yardımcı olmakla sınırlıdır” dedi.
Hizbullah’ın özel ATM’si
Hizbullah, 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgalinden sonra ‘Qard al-Hasan’ derneğini kurdu ve 1987 yılında dernek, Lübnan İçişleri Bakanlığı tarafından ruhsatlandırıldı. Bankacılık faaliyetine rağmen dernek, Merkez Bankası tarafından lisans verilen bankalar listesinde yer almıyor. Bilgiler, Hizbullah’ın derneğe büyük bir bütçe ayırdığına ve kendine bağlı kuruluşların maaşlarının bir kısmını onun aracılığıyla teslim ettiğine dikkati çekiyor.
Lübnan basın kaynakları, derneğin yakın zamanda bir ‘otomatik para çekme makinesi (ATM)’ hizmeti sunduğunu ve bu hizmeti, Lübnan topraklarına yayılmış bazı şubelerinde kullanmaya başladığını belirtti. Kaynaklar, “ATM kartı, aboneye, dolar hesabı olan müşteriler için ABD doları cinsinden para çekme dahil, çeşitli olanaklar sağlar” dedi. Söz konusu durum, Lübnan bankalarının hizmetlerini azalttığı, Lübnan lirası ve dolarla para çekme konusunda düşük tavanlar koyduğu için likiditeyi güvence altına alma konusunda büyük soruları gündeme getiriyor.
‘Paralar, Lübnan’ı kurtarıyor’
Yerel ve uluslararası raporlar, Hizbullah’ı kurumlar, sosyal toplumlar, tüketici kooperatifleri, bazı süt ürünleri ve peynir üretim şirketleri, kauçuk üretim şirketleri ve araba ticareti aracılığıyla paralel ekonomi yürütmekle suçluyor. Söz konusu ekonominin temelleri ise Lübnan Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin bankalardan ve piyasalardan toplanarak tükenmesine neden olan, ‘silah ve uyuşturucu ticareti ve kara para aklamaya’ dayalı. Aynı şekilde Tahran’ın Avrupa’dan talep ettiği Avrupa’dan satın alınan modern teçhizatın dışında, Suriye'ye yaklaşık 4 buçuk milyar dolar değerinde yakıt ve buğday gibi, Merkez Bankası’ndan sübvansiyonlu mal kaçakçılığı yapılıyor, silah ve ayni malzemelere yıllık 2,5 milyar dolar para ödeniyor.
Ancak gazeteci Rana Saarti, yasadışı ekonominin Lübnan’ı kurtardığını dile getirdi. Saarti, “Ülkenin iflas ettiğini, ekonomik olarak çöktüğünü ve uçuruma düştüğünü gösteren rakamlar ve ekonomi bilimindeki tüm ekonomik göstergelerine rağmen çok sayı da kişi, Lübnan’ın bugüne kadar ekonomik ve finansal olarak nasıl hayatta kaldığını merak ediyor” ifadelerini kullandı. Rana Saarti, “Ekonominin dayanıklılığı, tesadüf veya etkili ekonomik ve finansal politikaların sonucu değildir. Aksine yıllık yaklaşık 13 milyar dolar veya GSYİH’nin yüzde 23’ü tutarında eşdeğer bir ‘gölge ekonomi’ var” dedi.
‘Cotonou’ uçağı
Uluslararası Bilgi Kuruluşu’nda araştırmacı Muhammed Şemseddin, “Lübnan’a yapılan mali transferlerin gerçek hacmi yaklaşık 21 milyar dolardır. Lübnan Merkez Bankası tarafından açıklanan resmi rakamın, resmi kanallardan transfer edilen 7 ile 8 milyar dolar arasında değiştiği yönünde olduğu biliniyor. Lübnan dışındaki işçiler için yasal ve yasadışı fonlar da dahil, Lübnan’a nakit olarak giren ve bankalardan veya para transfer merkezlerinden geçmeyen yaklaşık 13 milyar ek dolar bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Şemseddin, “Hizbullah’ın parası, Lübnan’a transfer edilmiyor. Bunun yerine belirli kişiler tarafından yüklenilmiş nakitler olarak geliyor” dedi.
Muhammed Şemseddin, “Lübnanlı gurbetçilerin havaleleri için yaklaşık 7 milyar dolar olarak açıklanan resmi sayı, bankacılık kanallarından geçmeyen ek transferler olduğu için kesin bir sayı değil. Bu sayı, aslında daha büyük. Kanıt olarak ise, 2003 yılında düşen ve çok sayıda Lübnanlının öldüğü Cotonou uçağı, 300 ila 400 milyon dolar taşıyordu. Sonuç olarak Afrika ve Amerika ülkelerinde çalışan Lübnanlılar, Suriyelilerin ve yabancı işçilerin transferlerinin yanı sıra Lübnan’a nakit para transferi yapmayı tercih ediyor” değerlendirmesinde bulundu.