Esed ailesinin iktidardaki 50’inci Yılı: Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına basmaktan başka yol yok

ABD’nin dokuz kez başkan değiştirdiği süre zarfında devam eden baba ve oğlun iktidarları boyunca ortaya adet bir polis devleti çıktı

Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
TT

Esed ailesinin iktidardaki 50’inci Yılı: Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına basmaktan başka yol yok

Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)
Şam'da 10 Haziran 2000'deki gösterilerde Hafız, Beşşar ve Basil Esed’in resimlerini taşıyan Suriyeliler (AP)

Sevsen Mehanna
Yıllarca Wall Street Journal gazetesinin Şam muhabiri olarak çalışan Sam Dagher, Suriye rejiminin başı Beşşar Esed’in, Suriye'yi 1970'ten beri polis rejimiyle yöneten babası Hafız Esed'in yerine geçmeye hazırlanırken “Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına postallarla basmaktan başka yol yok” ifadelerini kullandığını belirtti.
Beşşar Esed bu sözleri, 1994 yılında trafik kazasında hayatını kaybeden ağabeyi Basil'in ölümünden bir yıl sonra sarf ederken o sıralar, henüz 30 yaşlarında genç bir doktor olan Beşşar’ın askeri okuldan mezun babasından ve iki erkek kardeşi Basil ve Mahir’den ‘farklı’ görünen karakteri üzerine çalışmalar devam ediyordu.
12 Kasım’daki Esed ailesinin iktidara gelişinin 50’nci yıl dönümünde ülke, yaklaşık yarım milyon insanın ölmesine,  6,5 ​​milyondan fazla insanın dünyanın dört bir yanında mülteci konumuna düşmesine ve Suriye ekonomisinin neredeyse tamamen yok olmasına neden olan iç savaş sonucunda bir yıkım ve perişanlık içinde.

“Beşşar, modernist değildi, polis devletinin modern haliydi”
Devlet Başkanlığı görevini üstlenmeden önce genel çerçevede uluslararası toplum, özel ise Suriyelilerin gözleri Londra'da yaşayan ve Batı modernizmini özümsediği ya da en azından ülkeyi babasının dikta rejiminden uzaklaşacağı ümit edilen göz doktoru Beşşar Esed’e çevrildi. Suriye, vatandaşların nispeten özgürce hareket edebildiği, daha demokratik bir şekilde yazıp ifade edebildiği bir dönem yaşadı.
2001-2008 yılları arasında Suriye'nin başkenti Şam'da yaşayan ve Esed iktidarı altındaki Suriye ile ilgili birkaç kitap kaleme alan Alman gazeteci Christine Hilberg, “Beşşar Esed’in ‘umut taşıyan’ imajı bir yanlış anlamaya dayanıyordu. Birçok Suriyeli ve Batılı politikacı, bilgisayar ve internetle ilgilenen ve İngiltere'de eğitim gören herkesin, Suriye gibi ülkeleri yönetmeye uygun olacağını düşünüyordu” ifadelerini kullandı.

Hilberg şöyle devam ediyor:
“Aslında Beşşar bir reformcu değildi. Ne iktidardan vazgeçmeye istekliydi, ne de babasının yönetim yapısını kökten değiştirmeye yetecek gücü vardı. O sadece 50 yaşındaki polis devletinde bir çocuktu ve hala da öyle olmaya devam ediyor. Suriye zalimce ve kaba bir diktatörlük gibi görünmese bile vicdansız bir yönetici aile tarafından yönetiliyor.”


Suriye’de Esed ailesi iktidarının bir takım dönüm noktaları olmuştur

Esma Esed ya da ‘diktatörlüğün güzel yüzü’
Beşşar Esed'in eşinin rejimin propagandasını yapması ve uluslararası toplum nazarındaki imajını parlatmadaki rolüne ilişkin ‘Esma Esed: Diktatörlüğün güzel yüzü’ adlı bir belgesel film yapıldı. Belgeselde Esma Esed’in, Hafız Esed'in otuz yıllık diktatörlüğünün ardından 2000 yılındaki ölümünden itibaren Suriye'deki hayatın normal bir akışı olduğuna ilişkin bir portre sunduğuna dikkat çekiliyor.
Belgeselin başlangıcında Esed ailesinin ve özellikle Esma Esed’in Devlet Başkanının eşi olarak Batı’ya karşı çizdiği imajdan, tam bir ‘batılı’ olarak nitelendirilen Esma Esed’in İngiltere'de uzun yıllar boyunca ‘Emma’ olarak yaşadığı hayattan, çalışmalarından ve Esma Esed’in batı medyasına verdiği röportajlarda dile getirdiği üzere ‘aradığı aşkı Beşşar’da bulduğu için’ her şeyden vazgeçmeden önce Harvard Üniversitesi'nde okumayı nasıl istediğinden söz ediliyor. Film, Esma Esed’in iyi derecede İngilizce konuşabildiğinin ve Suriye'nin kocasının önderliğinde demokrasiye doğru ilerlediği izlenimi yaratmak için terimleri kullanış şeklinin altını çiziyor.  Burada, Esma'nın modern bir First Lady olarak güzelliği, zarafeti ve şıklığından bahseden Avrupalı ​​yetkililerin, nasıl bir yanılgıya düştükleri ve onu Prenses Diana'ya benzetecek kadar buna inandıkları anlatılıyor.
Öte yandan eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher için başarılı seçim kampanyalarından birini tasarlayan ünlü İngiliz halkla ilişkiler danışmanı Sir Timothy Bell'in bu konudaki rolüne de dikkati çeken belgesel, Esma Esed’in Sir Bell ile bir araya gelerek ona, Laura Bush gibi (eski ABD Başkanı George Bush Jr.'ın karısı) nasıl başarılı bir first lady olabileceğini sorduğunu aktarıyor. Böylece Bell Şam'a giderek Esma'nın ofisini ve ustaca oynadığı rolü tasarladı. Sürekli izlendiğini hissettiği için her şeyin sahte olduğunu anlamadan önce Bell, Esma Esed’i  ‘düzenli ödeme yapan ve düzenli çalışan iyi bir müşteri’ olarak tanımlamıştı. Bell, özellikle Şam'daki saraylarında Esma ile yaptığı görüşmelerde, Esma’nın rejimin kendisi için yazdığı metinden sapmadığını ve yapması gerekenden farklı bir rol oynamamaya özen gösterdiğini belirtti.
Belgesel aynı zamanda Esed’in propaganda yanılsamasının yaratılmasında ve inanılmasında Batı'nın ve Avrupa'nın, sadece Esma'nın Avrupa'da aldığı eğitim açısından bakmanın yanı sıra Avrupalı ​​liderlerin, sivil ve siyasi özgürlüklerin korunması ve rejimin hapishanelerinde kalan tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmadan, terörizme karşı ideal bir ortak olarak Suriye ile siyasi ve ekonomik alanlardaki yakınlaşmaları açısından büyük bir sorumluluk taşıdığına işaret ediyor. Belgeselde Şam'ı ziyaret eden Avrupalı ​​politikacıların, ülkedeki insan hakları ihlallerini duydukları, ancak bunun üzerinde düşünmedikleri, sadece böyle yapmayı seçtikleri belirtiliyor.

Esad ailesinin 50 yıllık iktidarı sonucu ülkede yıkım hüküm sürüyor
ABD’den yayın yapan ABC kanalında 12 Kasım'da Esed ailesinin iktidarıyla ve Hafız Esed’in 13 Kasım 1970'te Suriye’nin 1946'da Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasından itibaren iktidarı ele geçirmek amacıyla yapılan bir dizi askeri darbenin ardından kansız bir darbeyle iktidarı nasıl ele geçirdiğiyle ilgili yayınlanan bir haberde, bunun son darbe olacağına inanmak için hiçbir neden olma da Esed ailesinin 50 yıldır halen Suriye'yi yönettiğine dikkat çekildi.
Beşşar Esed yönetiminin, bazı açılardan bakıldığında babasınınkinden ‘farklı’ olarak tanımlandığı haberde aynı zamanda Beşşar’ın iktidarının yarısını savaşta geçirdiğine işaret edildi. Ancak Arap milliyetçiliğini vurgulamak yerine İran ve Rusya gibi müttefikler edinmesine ve buna rağmen sosyalizm yerine yozlaşmış bir kleptokrasi rejimine dayanan Beşşar Esed’in babası gibi baskı, uzlaşmayı reddetme ve acımasızca kan dökme gibi aynı araçları kullandığı vurgulandı. Rejimin ülkenin büyük bir bölümünde kontrolü kaybettiği on yıllık bir iç savaş nedeniyle Suriye’nin şuan harabeye dönmüş olmasına rağmen Beşşar Esad halen geriye kalan bölgelerde sarsılmaz bir hakimiyet sürdürdüğü belirtilen habere göre Küba'da Castro ailesi ve Kuzey Kore'de Kim ailesi gibi, Esed ailesi de kraliyet mensubu olmayan birkaç yöneticinin yapabileceği şekilde isimlerini ülke tarihlerine yazdılar.

Acımasızlık ve kendini yok etme
ABC’nin haberine göre İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde (Chatham House) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı'nda araştırmacı olan Neil Quilliam konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Esed ailesinin vahşet, zulüm ve kendi kendini yok etmenin damgasını vurduğu elli yıllık iktidarının,  ülkeyi parçalanmış ve neredeyse unutulmuş bir hale getirdiğinden şüphe yok” ifadelerini kullandı.
Quilliam Hafız Esed’in 1970 yılında iktidarı ele geçirmesinin ardından otoritesini nasıl pekiştirdiği ile ilgili olarak ise, “Alevi mezhebinden kişileri kilit konumlara yerleştirdi ve Sovyet tarzında, tek partiye bağlı bir polis devleti kurdu. Gücü mutlaktı ve her yerde istihbarat görevlileri vardı” dedi.
1981 yılında ve Irak ile İran arasındaki savaş sırasında baba Esed, daha sonra oğlunu kurtarmaya yardımcı olacak bir ittifak başlatmak üzere Arap dünyasının eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e verdiği desteğe karşı çıktı. Daha sonra da Saddam Hüseyin'in 1990 yılında işgal ettiği Kuveyt'i kurtarmak için ABD öncülüğündeki koalisyonu destekledi.
Esed'la defalarca kez görüşen eski ABD Başkanı Bill Clinton, günlüğünde Esed’i “Vahşi bir adamdı, ama zekiydi” şeklinde tanımlarken 1982’de Esed güçlerinin Müslüman Kardeşler ayaklanmasını bastırmak için binlerce kişiyi öldürdüğü Hama'daki katliama işaret ederek, “Bir keresinde muhaliflerine ders vermek için bütün bir köyü yok etti” ifadelerine yer verdi. Bu katliam, modern Ortadoğu tarihinin en kötü olaylarından biri olarak kabul edilir. Geriye, yıllar sonra oğluna karşı başlayan ayaklanmanın fitilinin ateşlendiği bir nefret bıraktı.
Sam Dagher, ‘Assad Or We Burn the Country: How One Family's Lust for Power Destroyed Syria’ (Ya Esed ya da ülkeyi yakarız: Bir ailenin güç sevgisi Suriye'yi nasıl yıktı?) adlı kitabında, “Esed rejiminin hayatta kalmasının temel unsurları arasında hoşgörülü olmamak, jeopolitik değişimleri, bölgesel ve küresel ölçekte kullanmak ve düşmanlar teslim olana kadar zaman kazanmaktır” ifadelerine yer veriyor.

Beşşar’ın kaçırdığı fırsatlar
Beşşar Esed, 2000 yılında babasının ölümünden sonra oyunu çoğunlukla kurallarına göre oynadı. Ancak eleştirmenler, babasının aksine, birçok fırsatı kaçırdığını ve çok ileri gittiğini düşünüyorlar. Başlangıçta bir reformcu ve modernleştirici olarak karşılanan Beşşar, Suriye'yi dış dünyaya açtı ve siyasi tartışmalara izin verdi.  Ancak zorluklar ve hızla değişen dünya karşısında süratle geri adım attı. ABD’de 11 Eylül 2001'deki saldırılarının ardından Amerikalıların 2003 yılında Irak'ı işgali sonrası sıranın kendisine geleceğinden korkan Beşşar, yabancı savaşçıların Suriye toprakları üzerinden Irak'a girmesine izin verdi. ABD’nin bölgedeki askeri varlığına karşı ayaklanmaları körükledi ve Washington'u kızdırdı.
Şam'ın eski Başbakan Refik Hariri'ye suikast düzenlemekle suçlanması üzerine Beşşar Suriye’nin Lübnan üzerinde uzun yıllar süren egemenliğine son vermek zorunda kaldı. Buna rağmen Hizbullah ile bağlarını güçlendirdi.
Beşşar Esed, tıpkı babası gibi, ailenin genç üyelerine Esedlerin gücünü pekiştirmeleri için üst düzey mevkilerde görevler verdi. Fakat Suriyelilere göre Beşşar, servet biriktirme konusunda babasından daha açgözlü.
Esed ailesi için en büyük zorluk, bölgeyi kasıp kavuran ve Mart 2011’de Suriye'ye ulaşan ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarıydı. Suriye güvenlik güçleri, barışçıl olarak düzenlenen protestolara başlarda herhangi bir müdahalede bulunmadı. Fakat protestolar büyüdü ve daha sonra orduda bir bölünme yaşandı. Bu bölünme, Türkiye, ABD ve Körfez ülkeleri tarafından desteklenen silahlı bir isyana dönüştü.
Esed çöküşün eşiğine gelirken, topraklarını Rus ve İran ordularına ve onların vekillerine açtı. Şehirler yıkıldı, kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmakla suçlandı. Muhaliflerini ya öldürttü ya da hapse attırdı. Milyonlarca insan komşu ülkelere (Lübnan, Ürdün ve Türkiye), Avrupa'ya ve dünyanın diğer bölgelerine kaçtı.

Kötünün iyisi
Beşşar Esed dünyanın pek çok yerinde dışlanmış bir kişi haline gelse de savaşı ustaca, ya laik yönetim ya da DEAŞ dahil İslamcı aşırılık yanlıları arasında bir seçim yapmak olarak resmetti. Suriyelilerin çoğu ve hatta Avrupa ülkeleri, bunun ‘kötünün iyi’ olduğuna ikna oldu. Sonuç olarak Eded, kendisine yönelik askeri tehdidi etkili bir şekilde ortadan kaldırdı. Suriye'de kendi yönetimi altında kalan kısmında önümüzdeki yıl yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kazanacağından da emin.

Esed ailesinin iktidarda olduğu süre zarfında ABD’de 9 kez başkan değişti
Son ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarının gelmeye başlamasıyla birlikte Suriye muhalefetinin Esed ailesinin halen iktidarda oluşuna dair yorumlarında alaycı bir şekilde bu süre zarfında ABD’de Başkan Richard Nixon döneminden itibaren 9 başkanın göreve geldiğine dikkat çekildi.
1989 yılında Suriye'den ayrılan ve ABD’nin Şikago şehrine yerleşen Suriye asıllı ABD vatandaşı doktor Zahir Sahlul, “Akranım olan Suriyeli meslektaşlarım, hayatları boyunca dört kez oy pusulasındaki tek başkan adayına oy vermek zorunda kaldılar. Bunlar Hafız Esed ve halen devlet başkanı olan oğlu Beşşar Esed’di. ABD’ye göç ettikten sonra, altı farklı başkana oy verdim. Umarım ülkem bir gün özgür seçimlere tanık olur” ifadelerini kullandı.
Son olarak araştırmacı Neil Quilliam, “Eğer Hafız Esed, oğlu Beşşar'ı kendi izinden gitmeye zorlamasaydı, bugün bıraktığı miras tamamen farklı görünebilirdi. Büyük bir zulüm, ülkenin kasıtlı olarak yıkımı ve güzel bir halka acımasızca muamele edilmesiyle anılacak olan Beşşar'ın mirası, Hafız Esed'in mirasını gölgede bırakacak” dedi.



Fas seçimleri parlamentoda yeni bir tablo ortaya koydu

“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
TT

Fas seçimleri parlamentoda yeni bir tablo ortaya koydu

“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)
“Asalet ve Çağdaşlık” Partisi’nin liderlik kadrosundan Fatima ez-Zehra el-Mansuri, dün erken saatlerde seçim sonuçlarını kutlayan destekçileri arasında (AFP)

Fas’ta çarşamba günü gerçekleştirilen parlamento seçimleri, parlamentoda yeni bir siyasi tablo ortaya çıkardı. “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi (PAM) birinci sıraya yükselirken, 2021 seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında “Ulusal Bağımsızlar Birliği” (RNI) ve “İstiklal” Partisi geriledi. Buna karşılık “Adalet ve Kalkınma Partisi” (PJD) güçlü bir dönüş yaparak yeniden siyasi gündemin ön sıralarına çıktı.

Sonuçlara göre “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi 97 sandalye kazanırken, onu 66 sandalyeyle “Ulusal Bağımsızlar Birliği”, 65 sandalyeyle “İstiklal” Partisi ve 54 sandalyeyle “Adalet ve Kalkınma Partisi” izledi. Kalan sandalyeler ise “Halk Güçleri Sosyalist Birliği”, “Halk Hareketi”, “İlerleme ve Sosyalizm Partisi” ile “Anayasal Birlik” arasında dağıldı. Seçime katılım oranı yüzde 38,02 olarak gerçekleşti.

Oylama başlamadan önce de “Asalet ve Çağdaşlık” Partisi içerisinde, bir sonraki hükümetin başbakanlığı konusunda gayri resmi tartışmalarda iki isim öne çıkmıştı: Fouzi Lekjaa ve Fatima ez-Zehra el-Mansuri.


Yemen ordusu, Husilerin Taiz’i Aden’den izole etme girişimini engelledi

Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)
Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)
TT

Yemen ordusu, Husilerin Taiz’i Aden’den izole etme girişimini engelledi

Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)
Yemen ordusunun Taiz cephelerinde Husilerin saldırılarına karşı yürüttüğü şiddetli çatışmalar (Askeri medya)

Yemen hükümet güçleri, Taiz cephesindeki Hayfan ve El-Mukatira bölgelerinde Husilerin, Hicet el-Abd yoluna yaklaşmayı amaçlayan girişimlerini püskürttü. Söz konusu girişimlerin, Taiz vilayetini güney bölgelerinden ayırarak, Aden’e uzanan güzergâhı kesmeyi hedeflediği belirtildi.

Hükümet güçleri, stratejik öneme sahip yolun güvenliğinin sağlandığını ve vatandaşlar ile yolcuların ulaşımının yeniden başladığını açıkladı. Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, Taiz ve Tur el-Baha eksenlerindeki birlikler ile “Devler Tugayları”nın, Halk Direnişi’nin desteğiyle sızma girişimlerini püskürttüğünü ve saldıran unsurları geri çekilmeye zorladığını belirtti. En-Nezili, Husilerin insan gücü ve maddi kayıplar verdiğini ifade etti.

Hayfan ilçesinde hükümet güçleri, Husilerin El-Ahkûm bölgesine yönelik saldırısını püskürtürken, El-Mukatira’daki El-Eşbut ve Hicet el-Abd bölgelerinde de yola yaklaşmaya ve yol yakınındaki mevzilere konuşlanmaya çalışan unsurlarla çatışmalar yaşandı.

Öte yandan Yemen’de meşru hükümete destek koalisyonu güçleri, dün Husilerin Suudi Arabistan yönüne fırlattığı 6 balistik füzeyi önleyerek imha etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre füzeler, Taif ve Yanbu kentlerini hedef aldı. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husileri uyararak, terör operasyonlarını artırılmasına “kararlılıkla karşılık verileceğini” belirtti.

Saldırı girişimiyle eş zamanlı olarak Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, Mekke, Cidde, Taif, Yanbu ve Tebük’te erken uyarı sirenlerini devreye soktu. Ardından beş kentteki tehlikenin sona erdiği açıklandı.


Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
TT

Washington, Bağdat Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek

(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)
(foto altı) Bağdat Uluslararası Havalimanı önündeki yolcular (Reuters – Arşiv)

Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamaya göre ABD, Ortadoğu’daki savaş sırasında İran yanlısı silahlı gruplar tarafından defalarca hedef alınan Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki diplomatik ve lojistik merkezini Irak’a devredecek.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Müsteşarı ile ABD Maslahatgüzarının dün ABD’nin Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki Büyükelçilik Diplomatik Destek Sahası’nın Irak Hükümetine Devri Anlaşması’nı imzaladığını duyurdu.

Açıklamada, söz konusu adımın ‘Irak hükümetinin Uluslararası Koalisyonun misyonunu ve Irak’taki yabancı askeri varlığını 30 Eylül 2026 olarak belirlenen takvime uygun şekilde sonlandırmaya yönelik prosedürleri tamamlama çabaları kapsamında’ atıldığı belirtildi.

İran ile müttefik olan gruplar, yıllardır Washington liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu bünyesinde Irak’ta konuşlu yabancı güçlerin çekilmesi çağrısında bulunuyor ve ülkedeki ABD tesisleri ile çıkarlarını hedef alıyordu.

Ortadoğu’daki savaş süresince bu gruplar, Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki tesis de dahil olmak üzere ABD mevzilerini 600’den fazla kez hedef aldı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ve diplomatik bir kaynak, bu ayın başlarında AFP’ye yaptıkları açıklamada ABD güçlerinin tesisi tahliye ettiğini bildirdi.

Bağdat ve Washington, radikal örgütün Irak’ın kuzeyi ve batısında geniş alanları ele geçirmesinin ardından 10 yıl önce başlatılan koalisyon misyonunu sonlandırma konusunda 2024 yılında anlaşmaya varmıştı.

Koalisyon güçleri şu anda yalnızca Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deki havalimanında konuşlanmış durumda.

Koalisyonun varlığı, özellikle DEAŞ’ın 2017 sonlarında mağlup edilmesinden bu yana Irak makamları ile gruplar arasında sürekli bir gerilim kaynağı oluşturuyordu.

Bu yıl göreve gelmesinden bu yana Başbakan Ali ez-Zeydi, silahların devletin elinde toplanması ve grupların cephaneliklerini teslim etmesi sözü verdi.

Yetkililer, koalisyon misyonunun sona ermesinin, söz konusu grupların silahlarını ellerinde tutmak için dayandıkları temel gerekçelerden birini ortadan kaldırdığını belirtiyor.