ABD’nin koruma kalkanı

ABD’nin düşmanlarından önce dostları, önümüzdeki on yıl içinde ABD’nin kendilerine verdiği garantilerin güvenilirliğini değerlendirmeli

ABD, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana Sovyetler Birliği'nin hegemonik hedeflerine karşı koymak amacıyla NATO'ya liderlik etti (AFP)
ABD, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana Sovyetler Birliği'nin hegemonik hedeflerine karşı koymak amacıyla NATO'ya liderlik etti (AFP)
TT

ABD’nin koruma kalkanı

ABD, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana Sovyetler Birliği'nin hegemonik hedeflerine karşı koymak amacıyla NATO'ya liderlik etti (AFP)
ABD, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana Sovyetler Birliği'nin hegemonik hedeflerine karşı koymak amacıyla NATO'ya liderlik etti (AFP)

Nebil Fehmi
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından eski kıta Avrupa ülkelerinin altın sömürgeleştirme çağının, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesi sonrası bu akımın çöküşünden sonra gerilemeye başlamasıyla çağdaş uluslararası sistemin hızla, güvenlik ve ekonomi açıdan pusulasına yön veren Amerikalıların etkisine girdiğine tanık olduk.
ABD’nin, yaşanan gelişmeler ve değişimler çerçevesinde çıkarlarını güvence altına almak ve rakiplerini caydırmak için başvurduğu uygulama ve düzenlemeler arasında; dünyanın farklı bölgelerinde güvenlik politikalarını duyurmak, bu bölgelerdeki ülkelere herhangi bir tehlike karşısında bu güvenlik politikalarını uygulama taahhüdünde bulunmak ve bazen de askeri güvenlik sistemi bağlamında bazıları için doğrudan güvenlik teminatı vermek yer alıyor. Bu taahhütler ve teminatlar, dünya nüfusunun dörtte birini oluşturan toplam iki milyar nüfuslu 69 ülkeye verilmiş durumda.
Söz konusu güvenlik düzenlemelerinin en önemli örneklerinden biri, Japonya ve Güney Kore'ye yönelik Çin veya Kuzey Kore kaynaklı olası risklere karşı ‘Hub & Spoke’ olarak tanımlanan bir ittifaklar ağı içinde sağlanan nükleer korumadır.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabai’dan aktardığı analize göre, ABD, nükleer silahlarını kendisine karşı herhangi bir saldırıyı caydırmak veya yenmek için kullanacağına dair kamuya açık ve resmi açıklamalarda bulunmanın yanı sıra her iki ülkede çeşitli bölgelerde ABD kuvvetleri konuşlandırdı. Ayrıca Japonya’nın Okinawa Adası’nda 1972'ye ve Güney Kore'de 1958'den 1991 yılına kadar nükleer silahlar konuşlandırdı. ABD, bu silahların konuşlandırıldıkları yerlerden kaldırılmasının ardından dahi iki ülkeye nükleer olarak koruma sağlamayı sürdürme taahhüdünü yineledi.
Son dönemde meydana gelen olaylar ve düzenlemelerde yaşanan gelişmelerle birlikte, Japonya başta olmak üzere ABD’nin Asya'daki müttefikleri arasında pek çok soru gündeme geldi. Japonya’nın bu konuda başı çekme sebebi, Kuzey Kore ile olası bir anlaşma yapılması halinde ABD’nin koruma kalkanının daralması ve böylece önce Çin, sonra Kuzey Kore tehdidi karşısında Japonya’nın güvenliğinin olumsuz etkilenmesi korkusundan kaynaklanmaktadır.
Öte yandan ABD, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana,  eski Doğu Avrupa ülkelerinin imzaladığı ‘Varşova Paktı’ çerçevesinde komünist dost ülkeleri bir araya getiren Sovyetler Birliği'nin hegemonik emellerine karşı Avrupa’daki batı ülkelerinin yanı sıra Türkiye, Kanada ve Avustralya’yı geleneksel nükleer ve güvenlik ilişkilerinde bir araya getiren NATO’ya liderlik ediyor.
Bu Amerikan politikası o zamanlar, ABD’nin uluslararası güvenliğe bakışının özünü oluşturan bir plan ve teori olan ‘Truman Doktrini’ olarak biliniyordu.  Bu politika, özellikle ABD önceliklerinin yeniden düzenlenmesine yol açan Sovyetler Birliği'nin dağılmasından ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, ABD'nin Avrupa ülkelerini gerekirse nükleer silahlarla koruma taahhüdünün güvenilirliğine ilişkin birkaç sorunun ortaya çıktığı Asya arenasındakiyle aynıdır. Bununla birlikte Ukrayna ve çevresinde yaşananlar olaylara karşı ABD'nin sert bir tutum sergilemediğine tanık olduk.
Tarihçiler, ABD'nin 1954 yılında Vietnam'daki Dien Bien Phu Savaşı sırasında Fransa’nın - iki ülke arasında ortak bir savunma anlaşması yapılmış olmasına rağmen- kendisine askeri destek sağlaması yönündeki taleplerine yanıt vermeyi reddettiğini görmezden geliyor. Öte yandan söz konusu sorular, Trump'ın Almanya'da konuşlu Amerikan askerlerini geri çekme kararıyla daha da arttı.
Ortadoğu ile ilgili olarak ise 23 Ocak 1980 tarihi unutulmamalıdır. Bu tarihte dönemin ABD Başkanı Carter, ülkesinin Körfez'deki çıkarlarını korumak için elindeki tüm askeri araçları kullanacağını duyurmuştu. Başka bir deyişle duyurunun temelinde ABD'nin Arap ülkelerinde var olan enerji ihtiyacının korunmasının istenmesine, duyuruda Arap ülkelerine işaret edilmemiş ve sadece Basra Körfezi terimi kullanılmış olmasına rağmen duyuru, Körfez'deki Arap ülkeleri için bir Amerikan güvenlik kalkanı olarak kabul edildi ve ‘Carter Doktrini’ olarak adlandırıldı.
Aynı zamanda duyuru, -dolaylı da olsa- Körfez ülkelerine güvenlik garantileri vermek anlamına geldiği şeklinde yorumlandı. Bunun belki de en önemli sonuçlarından biri, ABD’nin Kuveyt'in enerji kaynaklarına karşı bir tehdit olarak görerek ve ABD ulusal güvenliği için tehdit oluşturacak şekilde Suudi Arabistan’a uzanabileceği ihtimaliyle 1990’ların başlarındaki Irak işgali karşısında Kuveyt’i kurtarmasıydı.
Son yıllarda, kaya gazından enerji elde edilmesini sağlayan teknolojik gelişmelerin ABD'nin Körfez’deki enerjisi kaynaklarına olan bağımlılığını azalttığını söylemeye gerek yok. Bu durum, ABD’nin önceliklerinin sıralamasını etkiledi. Silahlanmadaki teknolojik gelişmeler de bu konuda etkili oluyor. ABD şuan Körfez’deki seyrüsefer güvenliğini sağlıyor. Herhangi bir ABD vatandaşının zarar görmediği Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik saldırıların ardından olay yerinden uzak bölgelerden düşman ülkelerin stratejik veya askeri bölgelerini hedef aldı. Ancak, Irak’ta Amerikan vatandaşlarının ölmesine ve yaralanmasına yol açan saldırının ardından Kasım Süleymani’yi hedef alması, ABD’nin taahhütlerini etkili savunma amaçlı güvenlik eylemlere dönüştürme konusundaki istekliliğine dair birçok soruyu gündeme getirdi.
İsrail'in Carter Doktrini çerçevesinde korunmasına dair resmi bir anlaşma olmamasına ve ABD, Asya veya Avrupa koruma kalkanı kapsamına girmemesine rağmen ABD’nin Ortadoğu'daki en önemli ve en güçlü askeri ilişkisi İsrail iledir. Bu, en istikrarlı ve kapsamlı sayılabilecek bir ilişkidir. ABD’nin İsrail’e yaptığı bağışların büyüklüğü, verdiği silahların kalitesi ve teknoloji transferi bölgede rakipsiz bir askeri yardım olarak görülmektedir. ABD ve İsrail’in savunma anlaşması imzalamasının yeterli siyasi destek verilmemesine rağmen birkaç kez ileri sürülmesi göz önüne alındığında, tüm aşırılıklarıyla birlikte İsrail'e sağlanan siyasi desteğin başka bir örneği daha yoktur. Çünkü İsrail böyle bir savunma anlaşması imzalanmasının, hareket özgürlüğünü kısıtlayabileceğini ve ABD’nin İsrail'in eylemlerinin kendi öncelikleriyle örtüşmeyen bir takım bölgesel çatışmaların tekrarlanmasından korktuğunu düşünüyor.
Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerden geniş siyasi destek alan ABD-İsrail güvenlik ilişkisinin gücüne ve sürdürülebilirliğine rağmen ABD ve İsrail siyaset arenasında, ABD'nin İsrail'i ve onun politikalarını savunma isteğinin güvenilirliğine dair bir takım sorular var. Çünkü Amerikan toplumu savaşlardan yoruldu. Özellikle Ortadoğu'daki çatışmalardan rahatsız.  Bu da İsrail'e en yakın olan ve Netanyahu'yu destekleyen ABD Başkanı olmasına rağmen Trump’ın İran’a askeri olarak karşılık verme konusunda Netanyahu’ya muhalefet edenlerin başında gelmesine neden oluyor.
ABD'li yetkililer, her ne kadar son zamanlarda Ortadoğu'daki asker sayısında çok fazla gerileme olmadığını belirtseler de sonuç olarak ABD’nin dünyadaki ve Ortadoğu bölgesindeki dostları, düşmanları ve rakipleri, çağdaş Amerikan güvenlik kavramlarını ve oynayabilecekleri güvenlik rolünü yeniden değerlendirmeye başladılar.
Dürüst olmak gerekirse herkes hata yaptı. ABD güvenlik taahhütlerinin ve ABD’li yöneticilerin başlıca amacının, müttefikleri savunmak değil, Amerikan çıkarlarını korumak olarak formüle edildiği açıkça ortaya konmuştur. Bu nedenle, taahhütlerin yerine getirilişinin koşullar ve ilgi alanlarına göre değişiklik göstermesi şaşırtıcı değildir.
İçinde bulunduğumuz Kasım ayı başlarında yapılan ABD başkanlık seçimleri sırasında, ABD’nin müttefiklerini savunma isteğinde bir azalama olduğuna şahit olmamızı normal buluyorum. Zira özellikle Obama ve Trump dönemlerinde siyasi, güvenlik ve diplomatik bir gerilemeye tanık olduk.
ABD, askeri gücünü fevri olarak veya dikkatli hesaplamalar yapmadan kullanmıyor. Ancak sorun şu ki, ABD'nin müttefikleri veya dostları ile stratejik ilişkilerinde daha izole ve insani riskler veya kayıplar almaya daha isteksiz hale geldiğine dair genel bir düşüncenin olması nedeniyle güvenlik taahhütlerinin güvenilirliği büyük ölçüde azaldı.
Bu durum, ABD’nin ve başlıca büyük ve küresel ülkelerin çıkarları dahil olmak üzere uluslararası barış ve güvenlik açısından oluşabilecek tüm sonuçlarıyla birlikte ABD’nin dostlarını endişelendirirken rakiplerini veya düşmanlarını risk almaya teşvik ediyor.
ABD’nin düşmanlarından önce dostları, önümüzdeki on yıl içinde ABD’nin güvenlik taahhütlerinin güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendirmeli, ABD ile ilişkilerini teyit etmeli ve bunlardan mümkün olduğunca çok yararlanmalıdır. Bölgesel dengelerde ve özellikle büyük ülkelerin çıkarlarını doğrudan etkilemeyen ve güvenlik taahhütlerini aktifleştirmesi gerekmeyen bölgesel çatışmalarda ne rahatsız olan ne de rahatsız olmayan bir duruma düşmemek için uygun gördüklerinden faydalanmalıdır.



Brezilya lideri Lula, Trump'ı hedef aldı: Bizi sömürgeleştirmek istiyor

Lula, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında "Brezilya demokrasisi Brezilyalılarındır" demişti (AP)
Lula, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında "Brezilya demokrasisi Brezilyalılarındır" demişti (AP)
TT

Brezilya lideri Lula, Trump'ı hedef aldı: Bizi sömürgeleştirmek istiyor

Lula, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında "Brezilya demokrasisi Brezilyalılarındır" demişti (AP)
Lula, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında "Brezilya demokrasisi Brezilyalılarındır" demişti (AP)

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkenin doğal kaynaklarını ele geçirmek amacıyla seçime müdahale etmek istediğini söyledi.

Lula'nın seçim kampanyası ekibinin perşembe günü yayımladığı televizyon reklamında Cumhuriyetçi liderin, seçimi Lula'nın radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro'nun lehine etkilemeye çalıştığı savunuldu.

Reklamda, "Flavio Bolsonaro, Trump'ın adayıdır ve Trump'ın istediği şey Brezilya'yı sömürgeleştirmek, zenginliklerimizi ele geçirmek, geleceğimizi çalmak ve bizi toz yığını içinde bırakmaktır" dendi.

Lula da X'teki paylaşımında rakibi Bolsonaro'yu Brezilya'nın doğal kaynaklarını ABD'nin kontrolüne açmak istemekle suçladı. "Ona kalsa Brezilya tekrar sömürgeye dönüşürdü" diye de ekledi.

İşçi Partili (PT) Devlet Başkanı Lula, New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'nda salı günü yaptığı konuşmada da "Brezilya hiçbir ülkenin arka bahçesi değildir" diyerek üstü kapalı şekilde Trump'ı uyarmıştı.

PT'nin iletişim sorumlusu Eden Valadares, sözkonusu kampanya reklamının "Brezilya halkını uyarmak" amacıyla hazırlandığını belirtti.

Trump, eski Brezilya lideri Jair Bolsonaro'nun oğlu Flavio'ya açıkça destek verdiğini duyurmuştu.

ABD yönetimi ayrıca Brezilya'dan ithal edilen bazı ürünlere yüzde 25 gümrük vergisi getirmişti. Lula yönetimi, bu hamlenin ekonomik ve diplomatik baskı unsuru olarak kullanıldığını savunuyor. Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira karara tepki göstererek "ABD'ye teslim olmayacaklarını" söylemişti.

Diğer yandan radikal sağcı Liberal Parti'nin (PL) adayı olan Senatör Flavio'nun, iktidara gelmesi halinde babası hakkındaki mahkeme kararını iptal ettirmeyi planladığı da düşünülüyor. 

Yüksek Mahkeme'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Bolsonaro sağlık sorunları nedeniyle ev hapsinde tutuluyor.

Brezilya'da devlet başkanı seçiminin ilk turu 4 Ekim'de yapılacak. Guardian'ın aktardığına göre anketlerde Lula ve Bolsonaro başa baş gidiyor. Herhangi bir aday oyların yarısından fazlasını kazanamazsa 25 Ekim'de ikinci tura gidilecek.

Independent Türkçe, Guardian, El Pais


ABD ve İran, Hürmüz Boğazı için kademeli anlaşmada uzlaşabilecek mi?

ABD ve İran arasında anlaşmaya varılamaması nedeniyle Hürmüz'deki kriz devam ediyor (Reuters)
ABD ve İran arasında anlaşmaya varılamaması nedeniyle Hürmüz'deki kriz devam ediyor (Reuters)
TT

ABD ve İran, Hürmüz Boğazı için kademeli anlaşmada uzlaşabilecek mi?

ABD ve İran arasında anlaşmaya varılamaması nedeniyle Hürmüz'deki kriz devam ediyor (Reuters)
ABD ve İran arasında anlaşmaya varılamaması nedeniyle Hürmüz'deki kriz devam ediyor (Reuters)

ABD ve İran arasında, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin normale dönmesi için kademeli bir anlaşma üzerinde çalışılıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan kaynaklar, ABD'li ve İranlı müzakerecilerin New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'nda iletişim kurduğunu söylüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de dünkü açıklamasında, ABD tarafına arabulucular üzerinden 7 günlük bir plan sunulduğunu belirtti.

Tahran yönetimi, 7 gün boyunca Lübnan'daki saldırılar da dahil askeri operasyonların sonlandırılmasını talep ediyor. ABD'nin, İran'ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakması, İran petrolüne yönelik yaptırımları kaldırması ve Hürmüz'deki ablukayı bitirmesi isteniyor. Bu aşamaların ardından Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin normale dönmesi ve iki ülke arasında İran'ın nükleer programıyla ilgili kapsamlı görüşme yürütülmesi öngörülüyor.

İranlı yetkililere göre plan, haziranda üzerinde anlaşılan 60 günlük mutabakat zaptıyla aynı özellikleri taşıyor. ABD Başkanı Donald Trump, temmuzda Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nde İran'la geçici mutabakatın sonlandığını söylemişti.

New York Times'a konuşan Amerikalı bir yetkili, Beyaz Saray'ın plana olumlu yaklaştığını ancak süreci aceleye getirmek istemediklerini söylüyor.

Ancak müzakerelerde temel anlaşmazlıkların çözülemediği de aktarılıyor. Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan diplomatlara göre iki taraf da ilk adımı atarak elindeki kozu bırakmaya yanaşmıyor. Washington ve Tahran'ın birbirlerinden kalıcı tavizler elde etmeden hamle yapmak istemediği yazılıyor.

Ara seçimlerden önce varılacak bir anlaşma Trump'ın yararına olabilir zira Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması Körfez'deki gerilimi hafifleteceği gibi petrol fiyatlarının kontrol altında tutulmasını da sağlayabilir.

Öte yandan İran da ABD ablukası altında iyice ağırlaşan ekonomik krizden kurtulmak istiyor.

Eski ABD müzakerecilerinden Dennis Ross ise ABD'de kasımda yapılacak ara seçim öncesi anlaşmaya varılma ihtimalinin yüzde 30 olduğunu savunuyor. Analist, ara seçimlerin ardından Trump'ın Tahran yönetimine baskıyı artırabileceğine, çeşitli askeri operasyon seçeneklerini değerlendirebileceğine dikkat çekiyor.

Diğer yandan Tahran yönetimi de ABD'nin yeniden saldırıya geçme ihtimaline karşı hazırlanıyor. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İranlı bir diplomat şu ifadeleri kullanıyor:

Parmağımız tetikte. Amerikalılar ne yapmaları gerektiğini biliyor ancak aşırı talepleri nedeniyle bu sorunun diplomasi yoluyla çözülme ihtimali son derece düşük.

İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, Amerikan medya kuruluşu Fox News'da dün yayımlanan röportajında, "Biz savaş peşinde değiliz; ancak bize her saldırıldığında kendimizi savunmak zorunda kalıyoruz" dedi.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, Tesnim


Devrilen vinci kaldırmaya çalışan vinç de evin üzerine düştü

Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)
Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)
TT

Devrilen vinci kaldırmaya çalışan vinç de evin üzerine düştü

Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)
Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)

ABD'nin Florida eyaletindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi.

Kamyona bağlı vincin çatının üzerine düşmesinin ardından itfaiye ekipleri, perşembe günü TSİ 16.15 civarında Fort Lauderdale'deki eve acilen gitti.

Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma Servisi sözcüsü Frank Guzman, The Independent'a yaptığı açıklamada "Vincin düştüğü ev, ciddi yapısal hasar gördü" dedi.

İtfaiye ekiplerinin çektiği videoda, vincin ağırlığı nedeniyle kamyonun havaya kalktığı ve sadece ön yolcu tarafındaki lastiğin yerde kaldığı görülüyor. Vinç, evin garajının İspanyol kiremitli çatısına oturdu.

Miami Herald'a konuşan Guzman, ekiplerin ilk vinci kaldırmak için kamyona bağlı başka bir vinç getirdiğini ancak taşıdığı ağırlık nedeniyle bu vincin kirişinin evin üzerine düştüğünü söyledi.

Olayda kimse yaralanmadı. Bir komşu, ev sahibinin tadilat yaptığını söyledi.

Yayın kuruluşu WSVN'e konuşan Mike isimli komşu, "Böyle bir şeyin yaşandığına şahit olmak çok üzücü. Bu benim yeni bir arkadaşım; mahalleye yeni taşınmıştı ve evi yeniliyordu" dedi.

Şu anda ona ve ailesine çok üzülüyorum çünkü bu eve taşındıkları için çok heyecanlanmışlardı ve şimdi sırf biri yeterince dikkatli davranmadığı ve yapması gerekeni yapmadığı için bu trajediyle başa çıkmak zorundalar.

fvgthyju
Yetkililere göre itfaiye ekipleri ilk vinci kaldırmak için başka bir vinç getirdi ancak taşıdığı ağırlık nedeniyle kirişi evin üzerine çöktü (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)

İlk vincin çökmesine neyin yol açtığı henüz belli değil. Hasarı incelemek üzere bir itfaiye müfettişi ve belediyenin imar birimi olay yerine çağrıldı.

Haberlere göre geçen perşembe günü New Jersey'nin River Vale kasabasında, bir ağaç bakım şirketine ait kamyonun altındaki zemin çökünce araca bağlı vinç iki evin üzerine devrilmişti.

Hasar gören evlerden birinin sahibi Dina DeMayo, yayın kuruluşu WABC'ye yaptığı açıklamada, "Vinç garajı ikiye böldü, tavandan içeri girip aşağıya doğru bir yarık açtı. Ben de 911'i aradım ve onlar da evden çıkmamızı söyledi" demişti.

Olayda kimse yaralanmamıştı.

Independent Türkçe