Moskova, Kızıldeniz’de Suriye’nin Tartus senaryosunu hayata geçirmeye çalışıyor

Fotoğraf (Sputnik)
Fotoğraf (Sputnik)
TT

Moskova, Kızıldeniz’de Suriye’nin Tartus senaryosunu hayata geçirmeye çalışıyor

Fotoğraf (Sputnik)
Fotoğraf (Sputnik)

Moskova, Afrika’nın kuzeyinde ve Ortadoğu bölgesinde deniz birliklerini konuşlandırma ve askeri varlığını güçlendirme yönünde yeni bir adım attı. Askeri yetkililerin aktardığına göre, Rusya, Kızıldeniz’deki Rus savaş gemilerine hizmet etmek için Sudan ile Deniz Lojistik Merkezi inşa etme anlaşması imzaladı. Ancak Kremlin’in önceki gün yayınladığı anlaşma metninin Suriye’nin Tartus kentinde inşa edilen Rus savaş askeri üssü inşası anlaşmasına neredeyse kelimesi kelimesine benzemesi dikkat çekti.
Rus hükümetine bağlı Hukuki Bilgi Portalı, Savunma Bakanlığı’na, Sudan topraklarında Rus deniz güçleri için nükleer teknolojiyle donatılan gemileri alacak kapasitede bir lojistik merkezi kurma talimatı veren Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ilgili kararnamesini yayınladı. Putin, hükümetin Hartum ile Merkez’in inşası konusunda vardığı anlaşma uyarınca kararnameyi imzalayarak, Savunma Bakanlığına Rusya Federasyonu Hükümeti’ne vekaleten anlaşmayı imzalama yetkisi verdi.
Rusya’da genellikle uluslararası anlaşmalarla ilgili kararname ve sözleşmelerin yanı sıra ülkede alınan kararların yayınlandığı Hukuki Bilgi Portalı, Rusya Başbakanı Mihail Mişustin’in konuyla ilgili sunduğu öneriye dikkat çekti. Mişustin’in önerisinde, Lojistik Merkezi inşa etme çalışmalarının Dışişleri Bakanlığı ile Savunma Bakanlığı arasındaki koordinasyon doğrultusunda yürütülmesi teklif edilirken, söz konusu merkezin özellikleri “Bölgede barış ve istikrarı destekleme hedeflerine cevap verir, savunma karakterine sahiptir ve diğer ülkelere yönelik değildir” şeklinde sıralanıyor.

Anlaşma uzatılabilir
Başkanlık kararnamesinin yayımlanmasıyla birlikte, Savunma Bakanlığı, Sudan’ın imzası için anlaşmanın nihai metnini hazırlamakla görevlendirilecek. Anlaşma metnine göre, Lojistik Merkezde aynı zamanda en fazla 300 kişi kapasiteli 4 gemi bulunabilecek. Metinde ‘çevre ve nükleer güvenlik ilkelerine uymakla beraber’ nükleer gemilerin de merkezde bulunacağına işaret ediliyor. Anlaşma süresinin 25 yıl olacağı ve bu sürenin bitiminde anlaşmanın yeniden uzatılabileceği belirtiliyor.
Portalın yayınladığı anlaşma metnindeki maddeler, kendilerine özel askeri teçhizatı silahlı kuvvetler oluşumlarının kalıcı varlığını teminat altına alırken, askerler için yaşam destek tesislerinin kurulması, tam altyapının inşası, Rus savaş gemilerinin onarımı için atölyelerin yapılması ve bu atölyeler için gerekli ekipman, cephane ve diğer malzemelerin tedarik edilmesi öngörülüyor. İkili anlaşma metni, Rusya’nın, Sudan’ın Port Sudan kentindeki deniz üssünün hava savunmasını sağlamak hedefiyle Sudan’a karşılıksız olarak askeri ekipman ve silah vermeye hazırlandığına işaret ediyor. Anlaşmaya göre Rusya anlaşmayı uygulamak için ayrıca denizcilik merkezini kendi topraklarının dışında koruma adına Sudan’da geçici askeri noktalar kurmak da dahil, Sudan Cumhuriyeti’nin hava sahasını kullanabilecek.
Anlaşmanın maddelerine göre, Sudan Rus merkezin sınırlarının korunmasını üstlenecek. Rusya ise deniz noktasının su bölgesinin sınırlarını, hava savunmasını ve aynı şekilde merkezin iç güvenliğini ve üssün üzerine kurulduğu topraklarda düzen ve kanunu koruyacak.

Sudan yasaları Rus askerleri için geçerli olmayacak
Üssün faaliyetleri, “Rusya Federasyonu yasalarının belirlediği çevreyi koruma gereklilikleri ve kuralları”na tabi olacak. Rusya, “Sudan halkı, doğal kaynakları, değerleri, kültürü ve tarihine gelebilecek zararları engellemek için mümkün olan tüm tedbirleri alma” noktasında güvence veriyor. Rus askerlere tam koruma sağlanacak ve Sudan yasaları Rus askerleri için geçerli olmayacak.

Suriye senaryosu
Bu maddeler, Sudan ile yapılacak yeni anlaşma ile Rusya’nın Suriye’de Tartus Deniz Üssü kurma anlaşması arasında karşılaştırma yapmaya itti. Zira iki anlaşmanın metni, özellikle Rus askerlerinin kaldığı ülkelerin yasaları yerine Rusya’nın yasalarına tabi olması ve anlaşma sürelerinin sona ermesinin ardından yeniden uzatma ibaresine yer verilmesi açısından birbirine birçok benzerlik gösteriyor. İki anlaşma arasındaki en belirgin fark, Suriye ile imzalanan anlaşma süresinin 49 yıl olması. 
İki anlaşma arasında dikkat çeken bir diğer unsur ise Tartus’taki Rus deniz üssü için yıllarca “Lojistik Merkez” adının kullanılmasıydı. Nitekim 2017’de protokol ekinin imzalanması sonucu askeri deniz üssüne dönüşmeden önce Tartus’taki ‘Merkez’in kuruluş amacı, “Akdeniz’deki Rus savaş gemilerine cephane, yakıt ve koruma sağlanmak” şeklinde açıklanmıştı.
Sudan ile imzalanması beklenen bu anlaşmanın, Kızıldeniz’de daimi bir Rus varlığının ilk aşaması olabileceği değerlendirmesi yapılıyor. Ayrıca bu anlaşmanın, Suriye senaryosunda olduğu gibi Tartus’taki Rus üssünün geliştirilmesine benzer şekilde Sudan’daki üssün de geliştirilmesine zemin hazırlayabileceği ihtimali dile getiriliyor. Zira Tartus’taki Rus üssü 1971’de Sovyet deniz birliklerinin geçici konuşlanmasını sağlamak amacıyla kuruldu. Bu üs 1992’ye kadar Sovyetler Birliği Donanması’na bağlı 5. Filo’daki gemilerin onarımı ve yakıt ve malzeme tedariki görevinde kullanıldı. 1977’de Mısır’ın İskenderiye ve Marsa Matruh limanlarında bulunan 54. Sovyet Yardımcı Gemi Filosu tahliye edilerek Tartus’a gönderildi. Aynı yıl Karadeniz Filosu Komutanlığına bağlı 229. Deniz İkmal Gemileri Tabur İdaresi kuruldu.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 5. Filo’nun Akdeniz’deki varlığı sona erdi. Ancak Rusya, Lojistik Merkezi’ni koruyarak, burayı 1992-2007 arasında Akdeniz’de yolculuk yapan Rus savaş gemilerine gıda ve yakıt temini için kullandı. Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed 2008’de Soçi’de bir araya geldikleri toplantıda, Tartus’taki Lojistik Merkez’in durumunu görüştü. Görüşmenin gerçekleştiği sırada Merkezde bir yüzer iskele bulunuyordu. Esed ve Medvedev, bir yüzer iskelenin daha yapılması konusunda anlaşmaya vardı.
2011’de Suriye krizinin başlamasının ardından Rusya, daha önce imzaladığı askeri teknik işbirliği anlaşması kapsamında Suriye’ye askeri yardımlarını sürdürdü. Tartus’taki Lojistik Merkez, 2006-2007 tarihlerinde imzalanan anlaşma uyarınca Haziran 2012’de Rus askeri araçları ve silahlarının Suriye’ye transferinde kullanılmaya başlandı ve daha sonra sevkiyatlar ‘Suriye hükümetine askeri desteğe’ dönüştü.
Rusya, 2015’te Eylül ayının sonlarına doğru Suriye’ye yönelik doğrudan müdahalesinin ardından Tartus’taki Lojistik Merkezi genişletme ve daha büyük gemileri alabilecek kapasitede yeni iskeleler inşa etme çalışmalarına başladı.
Moskova ayrıca Tartus’taki deniz üssünü ve burada demirleyen Rus gemileri korumak için bölgede S-300 hava savunma sistemi kurdu.
Rus lider Putin, Tartus’taki Rus filosunun lojistik noktasının alanını genişletme hususunda Suriye ve Rusya arasında imzalanan anlaşmayı Aralık 2017’de Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma'ya sundu. Böylece söz konusu bölge Rusya’nın daimi deniz üssüne dönüştü.

4 gemi
Yaklaşık 15 savaş gemisi ve destek gemilerinin yer aldığı Rus filosu Akdeniz'de kalıcı olarak konuşlandırılmışken, Rusya Savunma Bakanlığı’nın raporları, Ekim ayı boyunca bölgede yaklaşık 100 gemi ve gambotu bulunduğuna işaret etti. Bu da Sudan ile yapılan anlaşmanın önemini gösteriyor. Zira anlaşmada 4 geminin daimi varlığından bahsedilmesine rağmen Kızıldeniz’in suları bölgedeki Rus gemilerinin askeri faaliyetlerine açık hale gelecek.
Emekli Amiral Viktor Karavşenko, İnterfaks haber ajansına verdiği demeçte, Rusya’nın Sudan’da inşa edeceği deniz üssü sayesinde Afrika’daki varlığını güçlendireceğini ve filolarının operasyonel yeteneklerini artıracağını dile getirdi. Karavşenko, “Doğrusu, Rusya’nın Kızıldeniz’de bir üssü olacak. Bu gergin bir bölge. Rusya’nın oradaki deniz varlığı zorunlu. Tabi bu filomuzun operasyonel yeteneklerini artıracak. Sudan’daki Lojistik Merkezi, Rus savaş gemilerinin korsanlarla mücadelesinde ve nakliye gemilerinin korunmasında önemli bir rol üstlenecek. Sudan’daki Lojistik Merkez gelecekte tam bir deniz üssüne dönüşebilir” ifadesini kullandı.
Bu tahmin, böyle bir gelişmenin Rusya açısından önemini gösteriyor. Nitekim Rusya, daha önce Tartus Üssü’nün Moskova’nın sadece Akdeniz değil aynı zamanda Kızıldeniz’deki çıkarlarını koruma hedeflerini de karşılamada tek başına yettiğini kaydetmişti. Nitekim Rusya Deniz Kuvvetleri Başkomutan Yardımcısı Victor Çirkov, 2015’te yaptığı açıklamada, “Bu üs (Tartus Üssü) bizim açımızdan önemli. Daha önce çalışıyordu ve gelecekte de Rus gemilerinin Hint Okyanusu ve Aden Körfezinde korsanlarla mücadelesine katkı ve Akdeniz’deki görevleri sırasında çalışacak” dedi. Bu ifadeler, Sudan’la yapılan anlaşma ile Moskova, bu denklemi değiştirerek bölgede daha geniş bir alanda konuşlanmaya hazırlanıyor. Rusya'nın resmi yayın organı Rossiyskaya Gazeta, son dönemde yayınladığı bir haberde, “Kızıldeniz kıyılarında bir Rus deniz üssünün ortaya çıkmasının avantajları gözle görülür şekilde artmıştır. Rusya, Kızıldeniz, Babül Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi'nin stratejik öneminin farkında. Bu bölgedeki durumun tespit ve takibi Rusya Federasyonu'nun ulusal güvenliği açısından önemlidir” ifadelerine yer verdi.
Afrika'da muhtemel bir Rus lojistik merkezinin kurulması yönündeki ilk işaret 2017'de ortaya çıktı. Nitekim bu işaret, Eski Sudan Devlet Başkanı Ömer Hasan el-Beşir’in Rusya’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında Putin’e yaptığı önerinin ardından gelmişti.
Bu öneri, özellikle tam teşekküllü bir askeri üs inşa edilmesinin yol açacağı yükse maliyet konusundaki endişeler sebebiyle o dönem birçok Rus uzmanı tarafından şüpheyle karşılanmıştı. Buna ilave olarak, Afrika’nın bu ülkesindeki istikrarsız siyasi durum da Rus çevrelerinde endişe uyandırmıştı. Rus uzmanlar o dönem yaptıkları değerlendirmelerde, Rus gemilerinin Afrika sahillerinde görülmesinin, Washington’un karşı bir hamlede bulunmasına neden olabileceğine işaret ediyorlardı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.