Washington Husilere terör örgütü diyecek mi?

‘Meşruiyeti’ destekleyen koalisyon tarafından imha edilen balistik füzeler, geçen Temmuz ayında sözcü Tuğgeneral Turki el-Maliki’nin düzenlediği basın toplantısında sergilendi (Getty)
‘Meşruiyeti’ destekleyen koalisyon tarafından imha edilen balistik füzeler, geçen Temmuz ayında sözcü Tuğgeneral Turki el-Maliki’nin düzenlediği basın toplantısında sergilendi (Getty)
TT

Washington Husilere terör örgütü diyecek mi?

‘Meşruiyeti’ destekleyen koalisyon tarafından imha edilen balistik füzeler, geçen Temmuz ayında sözcü Tuğgeneral Turki el-Maliki’nin düzenlediği basın toplantısında sergilendi (Getty)
‘Meşruiyeti’ destekleyen koalisyon tarafından imha edilen balistik füzeler, geçen Temmuz ayında sözcü Tuğgeneral Turki el-Maliki’nin düzenlediği basın toplantısında sergilendi (Getty)

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Washington’un Yemen politikasının hedeflerini değiştirmediğini belirtti. Sözcü, hedeflerin ‘istikrarlı’ olduğunu söylerken, ‘Yemen’de barış, refah ve güvenliği sağlamak için uluslararası ortaklarla birlikte çalışıldığını’ dile getirdi.
Açıklamayla eş zamanlı olarak Washington’un Husileri bir terör grubu olarak sınıflandırma niyetiyle ilgili haberler ortaya koyuldu. Gelişme, bazı taraflarca iyi bir baskı kartı olarak nitelendirilirken, bazı taraflar da Yemen sahnesinin karmaşık bir düğümü olduğunu belirtti.
Washington, hala ‘Çatışmanın askeri çözümü yok’ klasik ifadesine itimat ediyor. Ancak sözcü, Husilerin davranışlarının, barış konusunda ciddi olmadıklarını gösterdiğini vurguladı.
20 Kasım’da geç saatlerde Şarku’l Avsat, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ile e-posta aracılığıyla iletişime geçti. Şarku’l Avsat’ın soruları, ABD medyasının ‘Husileri bir terör grubu olarak nitelendirmesi hususunda ABD Dışişleri Bakanlığı çevrelerinde şiddetli bir tartışma yaşandığı’ yönündeki haberlerine odaklandı.
Ertesi gün Reuters Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan’ın, “ABD’nin, Yemen’deki İran bağlantılı Husi grubu yabancı bir terör örgütü olarak sınıflandırması tamamen yerinde olacaktır” ifadelerini aktardı. Prens Faysal, “Herkes, Husi silahlarının ve ideolojilerinin büyük bir kısmının İran’dan geldiğini biliyor. Bu sebeple o, kesinlikle yurt dışından desteklenen bir terör örgütüdür” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘terörizmle ilgili olası sınıflandırmaları veya sınıflandırmalar hususundaki görüşmeleri alenen yapmadıklarını’ dile getirdi. Ancak ABD yönetimindeki üst düzey yetkililer konu hakkında açıklamada bulundu.
ABD’nin İran ve Venezuela Özel Temsilcisi Elliott Abrams, 11 Kasım Çarşamba günü Riyad’da Suudi Arabistan Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Halid bin Selman ile bir araya geldi.
Ertesi gün Şarku’l Avsat, Özel Temsilcinin “Husilerin, terörist olarak belirlenmesi, Washington’da tartışılan bir meseledir. Çünkü konu, siyasi ve hukuki tartışmalarla bağlantılıdır” şeklindeki açıklamasını yayınladı.
Sınıflandırma meselesine değinmeden önce, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün ifadelerini de belirtmekte fayda var. Öyle ki Sözcü, “ABD, Birleşmiş Milletler’in (BM) Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ve Yemen’in komşularının, ‘çatışma taraflarını siyasi bir uzlaşıya götürme yolundaki’ çabalarını desteklemeye devam ediyor. Kalıcı bir çözümün, tüm tarafların uzlaşmasını gerektireceğine dair şüphe yok. Çabalarımız, çatışmayı sona erdiren ve korkunç insani duruma bir çözüm sağlayan kapsamlı bir siyasi anlaşmayı desteklemeye odaklanmıştır” ifadelerini kullandı.
Aynı şekilde Washington, İran’ın Husilere yönelik ölümcül yardımlar sağlamasının, çatışmayı körüklediğini ve Yemen’deki insani krizi daha da şiddetlendirdiğini belirtti. Sözcü, “Husilerin davranışlarını değiştirmeleri ve Yemen’deki insani krizi tırmandırmayı bırakmaları gerektiğine yürekten inanıyoruz. İnsanları keyfi olarak tutuklamayı, sivil nüfusa, altyapıya ve gemicilik sektörüne saldırmayı bırakmalı, ayrıca yabancı terör örgütü olarak sınıflandırdığımız İran Devrim Muhafızları ile çalışmayı sonlandırmalıdır. İran rejimi, geçen ay İran Devrim Muhafızları’nın bir üyesi olan Hasan Erlo’yu Sana’ya kaçırdı. Şu anda kendisine Büyükelçi deniliyor. Tüm bu eylemler, Husilerin Yemen’e barış getirmek için siyasi bir çözüm aramada ciddi olmadığını gösteriyor” dedi.
Sözcüye göre ABD, İran’dan ‘Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarını ihlal eden bir eylem olan Husilere silah kaçakçılığını durdurmasını ve Husilerin, Yemen’deki ve Suudi Arabistan dahil komşularına yönelik saldırgan eylemlerini durdurmasını’ talep ediyor.

Senaryolar ve müzakereler
Şarku’l Avsat, sınıflandırma hususunda Yemenli aktivistlerle görüşürken, konuya ilişkin olarak Batı medyasında yer alan tartışmaları da izledi.
Bu hususta iki senaryo ortaya çıkıyor. İlk olarak, bu durumun uluslararası yardım kuruluşlarının insani yardım çalışmalarını bozacağı ve siyasi açıdan karmaşık olan sahneyi daha da karmaşıklaştıracağı görüldü. İkinci olarak ise sınıflandırma, Husiler üzerinde siyasi bir baskı kartı olarak görülüyor. Aynı şekilde insani yardım çalışmalarının engellenmesini önleyecek istisnalar mevcut.
Washington Post, Uluslararası Kriz Grubu analisti Peter Salisbury’nin “Eğer sınıflandırma hızlıca gerçekleşirse Yemen’de, ticaretin ve finansmanların kurutulmasına ve diplomatik sürecin infilakına tanık olabiliriz. Husiler, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların sıklığını artırarak karşılık vermeleri gerektiğine karar verecek ve daha fazla destek için İran’a başvuracak” değerlendirmesini aktardı.
Yemenli bir siyasi araştırmacı olan Bera Şayban, “Geçen yıla bakarsak, Husilerin başlangıçta Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırdıklarını görüyorduk. Buna karşılık koalisyonun hava saldırıları önemli ölçüde azaldı” dedi.
Şayban, bu koşullar altında uluslararası toplumun grup üzerinde gerçek baskı kartlarına sahip olmadığına inanıyor. Hiç kimsenin onu güvenlik veya askeri açıdan cephede uzlaştırmaya, hatta barışa doğru ciddi adımlar atmaya zorlamadığını söyleyen Şayban, çünkü uluslararası toplumun onlara karşı hiçbir şeye sahip olmadığını ve gerçeklerin, milislerin döşediği mayınları kaldırmayı reddettikleri zaman bu durumu Hudeyde’de kanıtladığını vurguladı. Bera Şayban ayrıca, Taiz vilayetindeki kuşatmanın kaldırılmasına yönelik görüşmelerin reddedildiğini, BM’nin bile tüm kurumlarıyla Husileri, çocukları orduya almaktan vazgeçmeye ikna edemediğini ve şu an ise grubun Sana’daki ve diğer bölgelerdeki bankaları kontrol etmesi nedeniyle büyük bir finansal çöküş yaşandığını dile getirdi.
Şayban, “BM’nin bir süredir piyasaya sürdüğü ve kağıt üzerinde konuştuğu fikirlerin güzel olduğunu düşünüyorum. Ancak gerçekler, sahada uygulanamayacaklarını kanıtladı. Bunun en belirgin örneği, üzerinde mutabık kalınan tüm güvenlik ve askeri planların, sakinlik ve ateşkes çağrıları da dahil olmak üzere başarısız olması ve asıl neden olarak baskı kartının olmamasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan Yemenli siyasi aktivist Haldun Bakhil, “Bölgesel barış ve güvenlik meseleleriyle ilgilenen bir aktivist olarak, Yemen’deki ve bölgedeki çatışmanın dinamiğine herhangi bir karışıklık eklemenin, bölgedeki zaten karmaşık olan sahneye sadece ağır yükler getireceğine inanıyorum. Aynı şekilde belki de ABD yönetimindeki tarafların, Husiler olarak bilinen Ensarullah hareketini bir terör örgütü olarak sınıflandırmaya yönelik niyetlerine dair yinelenen ​​haberlerin, belki de yakın gelecekteki siyasi çözüm umutlarını gömme kararı olacağı kanaatindeyim. Yemen’de BM önderliğindeki barış süreci ve 2216 sayılı BM kararının uygulanması baltalanacak, yıkıcı ekonomik ve insani sonuçlara yol açacak” açıklamasında bulundu.

Sınıflandırma mekanizmaları
Siyasi aktivist Haldun Bakhil, “Bir Yemen vatandaşı olarak, herhangi bir ülkenin herhangi bir Yemenli tarafı terör örgütü olarak sınıflandırması, onu El-Kaide, DEAŞ ve tekfirci gruplarla eş tutması üzücü. Bu durum, objektifliğe ve gerçeğe zarar veren bir şeydir ve ülkeme hizmet etmemektedir” değerlendirmesinde bulundu. Bakhil, “ABD’deki dostlardan, bir Yemenli olarak umduğum şey, BM temsilcisinin çabalarını, diyalog kanallarını, müzakere kanallarını, sakinliği, güven inşa etmeyi ve ortak ateşkes beyannamesini imzalamayı desteklemektir” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Bera Şayban, “Grubu, terörist olarak sınıflandırmak, tabi ki Taliban gibi terör grupları olarak sınıflandırılmak üzere gereken tüm şartları karşılıyor. Uluslararası toplumun, onunla diyalog yürütmesine izin verilecek. Gelecekte, grubun adını terör listesinden çıkarma seçeneği sunmak bir baskı faktörü olacaktır. Yeni bir hükümetin kurulmasına izin verirseniz ve ciddi şekilde barışa doğru ilerlerseniz. Tüm bu adımlar, BM’nin müzakere edebileceği belgelerdir ve bu açıdan bakıldığında doğru yönde atılmış bir adım olduğunu düşünüyorum” dedi.
Yemenli araştırmacı, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran’a karşı uyguladığı maksimum baskı politikasına da değinirken, “Tahran’ın bölgede yeni maceralara atılmamasına katkı sağladı. Bunun nedeni, Washington’daki ABD yönetiminin İran’a karşı büyük bir caydırıcılığa sahip olmasıdır” dedi.
Şayban, BM’nin bu adımdan yararlanabileceğini ve aynı hatayı iki kez yapmaması gerektiğini savundu. Araştırmacı, “Haziran 2014’te Sana düşmeden önce, Husilerin liderlerini yaptırım listelerine koymaları için BM’ye çağrıda bulunduk. Ancak geç oldu ve sonuç olarak Sana düştü. BM, Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi ve Abdulhalık el-Husi’yi listeye aldığında artık çok geçti. Bu hata bir daha tekrar etmemeli. Özellikle grubun askeri operasyonlarının kapsamını genişlettiğini ve Suudi Arabistan hedefini tırmandırdığını görüyoruz. Buradaki sorun ise hızlı hareket gerekliliğidir. Grubun uluslararası ve bölgesel güvenlik için daha büyük bir tehdit ve tehlikeye dönüşmesini, dünyanın bir felakete uyanmasını bekleyemeyiz. Daha sonra grup terörist olarak sınıflandırılırsa, çok geç olacaktır” ifadelerini kullandı.
Bera Şayban, “Husiler, istemedikleri için Suudi Arabistan’ı daha geniş şekilde hedef almadılar. Ancak bu, büyük saldırılar başlatmak için yeterli kapasiteye sahip olmamalarından kaynaklanıyor. Husi grubunu anlamadaki sorun burada yatıyor. Yani Husilerin ABD ya da İsrail’e saldırmadıkları söylendiğinde bu, bunu yapamamalarından kaynaklanıyor, istememelerinden değil. Grup, Yemen’de Bahailer ve Yahudiler gibi azınlıklara hakim olduğunda, Husilerden ilk etkilenenler onlar olmuştu” dedi. Şayban, “Bu durum, onları terörist olarak sınıflandırmak, görüşmelere ve taahhütlere geri döndürmek için yeterli bir sebeptir” değerlendirmesinde bulundu.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.