Nasiriye olaylarından sonra Irak'ta erken seçimlerle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi

Nasiriye senaryosunun tekrarlanması ihtimali, 2018 yılındaki boykotun yeniden bir seçenek olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor

Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
TT

Nasiriye olaylarından sonra Irak'ta erken seçimlerle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi

Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi'nin ülkeyi kaçak silahların ve kara paranın hakimiyetinden uzak tutacağını vurgulayarak yerine getirme sözü verdiği başlıca vaatlerinden biri olan silahsızlanma ve silahların kontrolü çabaları sürerken, Irak’ın Nasiriye şehrinde son zamanlarda meydana gelen olaylar, Irak'ta erken seçimlere yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Özellikle silahlı kolları olan siyasi partilerin artırdığı gerilimler, aktivistlerin sürekli olarak sindirilmeye çalışılması, suikastlara kurban gitmeleri ve aldıkları tehditler, silahsızlanma ve silahların kontrolü için şartların henüz olgunlaşmadığına işaret ediyor. Öte yandan önümüzdeki yıl Haziran ayı başlarında yapılması planlanan seçimlerin tarihi de giderek yaklaşıyor. Bu durum, Irak hükümetinin güvenliği sağlama olasılığı ve devlet kurumlarının silahlı grupların kontrolünden çıkarılması konusunda pek çok soruyu gündeme getirse de şuanda bir ilerleme kaydedilebilmiş değil.

2018 senaryosunun tekrarlanması olasılığı
Gözlemciler ve politikacılar, özellikle hükümetin ‘seçim güvenliği’ ile ilgili dosyaları çözemediğine dair çeşitli göstergelerin yanı sıra kaçak silahların ve kara paranın her seferinde ana partilerin önünde seçimleri kazanmaya açılan kapıyı temsil ettiği gerçeğiyle birlikte 2018 senaryosunun tekrarlanması olasılığının yaklaşan seçimlerin boykot edilmesini daha fazla teşvik edeceğine inanıyorlar.
Eski Başbakan Haydar el-İbadi başkanlığındaki Zafer Koalisyonu tarafından yapılan kısa açıklamada 2018 yılındaki seçimlerde yaşanan senaryonun tekrarlanması durumunda yaklaşan seçimleri boykot edilmesi ihtimalinin yüksek olduğu belirtildi. Açıklamada, “Birlik ve adalet standartlarının, kabul edilebilir ve güvenilir bir şekilde sağlanmaması, 2018 yılındaki seçimlerde olduğu gibi hileli yöntemlerin kullanılması ve halkın iradesine müdahale edilmesi durumunda boykot bir seçenek olur” ifadeleri yer aldı.

İşgal sonrası yapılan seçimlerin en kötüsü
Yıllardır Irak’ta yönetim ve güç denkleminin şekillenmesindeki en büyük etken, silahlı ve kontrolcü grupların devlet kurumları üzerindeki nüfuzu olmuştur. Ancak son seçimlerde nüfuzları daha da belirgin bir hal aldı. Çünkü politikacılara ve gözlemcilere göre 2018’deki seçimler, ABD’nin Irak’ı işgali sonrası yapılan tüm seçimler arasında en fazla hilenin yapıldığı seçimler oldu.
Irak’taki Bağımsız Araştırma Grubu (IIACSS) Başkanı Dr. Dr. Munqith M. Dagher konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Irak arenasındaki göstergeler pek de iyiye işaret etmiyor. Bu da yaklaşan seçimlerin öncekilerden daha kötü olacağı inancına yol açıyor. Son seçimlerde yapılan hileler, silahların gölgesinden daha büyüktü. Fakat göstergeler, silahlı kolları olan partilerin yaklaşan seçimleri doğrudan etkilemek için silahlarıyla siyaset sahnesine girecekleri izlenimini veriyor” yorumunda bulundu. Dagher, “Silahlı zorbalık, Sadr Hareketi tarafından dahi açıklandı. Bu mesele başkalarına silahlarını bir sonraki seçimlere götürmeleri için haklı sebepler verecektir” diye konuştu. Dagher ayrıca tüm bu göstergelerin ‘sivilleri boykota iteceğine’ işaret etti.
Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda Irak'ın uluslararası güçler önünde çıkmaza gireceğini söyleyen Dagher, “Bu senaryo, özellikle bölgede meydana gelen büyük kutuplaşmayla birlikte ülkede kaosa yol açacaktır” şeklinde konuştu.
Tüm bu faktörlerin yanı sıra hükümetin siyasi durumu kontrol etmedeki rolünün azalması ve Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İran’ın rolünün zayıflaması nedeniyle bir sonraki siyasi haritayı silahların çizeceğini düşünen Dagher’in de işaret ettiği gibi siyaset sahnesi, kontrolden çıkmış gibi görünüyor.
Kazımi’nin atabileceği adımlarla ilgili olarak ise Dagher, “Başbakanın önündeki pencere yavaş yavaş kapanıyor. Bu dosyaları çözmek için oldukça kısıtlı bir alanı var. Eğer önümüzdeki birkaç ay, yine silahla ilgili bir çözüm bulunamadan geçerse, Kazımi’nin elinde hiçbir seçenek kalmayacak” yorumunda bulundu.

Siyasi rekabet yok
Öte yandan aktivistler, halk ayaklanmasında en başta gelen talebin yalnızca erken seçimler olmadığını, aynı zamanda seçimlerin güvenli bir şekilde, rekabetçi, adil ve şeffaf bir atmosferde yapılmasının da talep edildiğini, ancak şuana kadar bu konuda herhangi bir gelişmenin işaretlerinin görülemediğini vurguladılar.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, aktivistlere ve protestoculara yönelik şiddet veya suikastlar ne zaman artsa, başta silahlı kolları olanlar olmak üzere siyasi güçlerin yaklaşan seçimlerle birlikte rekabet tehlikesi hissettiklerine inanan önde gelen aktivistlerin seçimleri boykot etme arzusu da artıyor. Bu da gerilimi önemli ölçüde artırıyor. Nasiriye'deki son olaylarda açıkça ortaya çıktı.
Önde gelen aktivistlerden Muhteda Ebu el-Cud, özellikle ana siyasi partilerin devlet kurumlarını kontrol ettikleri silahlı kollara sahip olmalarından dolayı siyaset sahnesinde rekabetin olmadığını, buna karşın son dönemde hükümetin silahların kısıtlanması veya yolsuzlukla mücadele konusunda herhangi bir adım atamadığını düşünüyor.
Nasiriye’de yaşanan son olayların, yaklaşan seçim yarışının nasıl olacağının açık bir örneği olduğuna inanan Ebu el-Cud, “Gösterilerde yer alan aktivistlere yönelik artan tehditler ve soruşturmalar varken rakip partilerin örgütlenmesi ve seçime girilmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Ebu el-Cud, Nasiriye’de önde gelen onlarca aktivistin yerlerinden edilmesinin, zulüm görmesinin ve kaçırılmasının bu tehditlerin en iyi kanıtı olduğunu vurguladı. Tüm bu faktörlerin, ‘boykot seçeneğini güçlendirdiğini’ belirten Ebu el-Cud, hatta Iraklıların, seçimlerin sadece aktörlerin başrolleri paylaştığı bir oyun haline geldiğine inandığına işaret ettiğini söyledi.

Seçim propagandalarının erkenden başlaması yasaya aykırı
Silahlı kolları olan partiler ve akımların erken seçim kampanyalarının özellikleri, bu gruplarla bağlantılı platformların son dönemde daha da kışkırtıcı hale gelen propagandalarıyla ortaya çıktı.  Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nin eski yetkilileri, bu durumu, açıkça yasanın ihlali olarak görüyorlar. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği eski Başkanı Adil el-Lami konuyla ilgili olarak “Birçok siyasi oluşum, yasaya ve Komiserliğin kurallarına aykırı bir şekilde erkenden seçim propagandalarına başladılar. Bazıları farklı düşünceleri kışkırtarak ve bunun için sosyal medya platformlarını kullanarak seçim propagandalarını halk tabanına indirdiler. Bu da gerilimin artmasına neden oldu” şeklinde konuştu.
Meselenin, sadece seçim propagandalarının erken başlamasıyla sınırlı kalmadığını ve devletin şu anki zayıflığını da ortaya çıkardığını söyleyen Lami, mevcut dönemdeki genel atmosferin önceki seçimlerden farklı olmadığını belirtti. Lami, “Ekonomi komisyonlarında yer alan bazı siyasi oluşumlar, yaklaşan seçim kampanyalarını devlet kurumlarından finanse etmeye çoktan başladılar bile” dedi.
Başlıca sorunlardan birinin ‘partilerin çalışmalarını izlemekle görevli Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği Siyasi Partiler Dairesi’ ile ilgili olduğuna işaret eden Lami, “Siyasi Partiler Dairesi, mali kayıtların denetimi ve siyasi partilerin mali durumunun takibi bağlamındaki ihlaller karşısında oldukça zayıf kalıyor” yorumunda bulundu. Lami, “Siyasi Partiler Dairesi de dahil olmak üzere partiler, Komiserliğin çoğu bölümüne sızmış durumdalar. Bu da seçim sürecinin şeffaf bir şekilde olması ihtimalini büyük ölçüde engelliyor” dedi.
2018 seçimlerinin en karışık ve sorunlu seçimler olduğunu belirten Lami, buna bir de bazı silahlı adamların sandık merkezlerini kontrol ettiklerine ilişkin bir dizi şikayetin eklendiğini söyledi. Bununla birlikte Komiserlik tarafından kadın aday kontenjanlarının dağılımı ile ilgili olarak bazı adayların yaptığı itirazlara ilişkin gerekli açıklamayı yapmasına rağmen itirazların yargıya intikal ettiğini belirten Lami, “Durum böyle devam ederse, önümüzdeki seçimlerde de bu senaryonun farklı olacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Geleneksel partiler rekabet tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını hissediyorlar
Silahlı kolları olan partilerin ve blokların siyaset sahnesi üzerindeki kontrolü, hedef alınmadan geleneksel partilerle rekabet edebilecek yeni siyasi oluşumların ortaya çıkmasının önünde büyük bir engel teşkil ettiğinden bu konu, halk ayaklanmasını destekleyen aktivistler ve halkın en büyük endişe kaynağıdır.
Aktivistler, özellikle geçtiğimiz Ağustos ayından sonra Basra'da aktivist Tahsin El-eş-Şahmani’nin suikasta kurban gitmesi ve Nasiriye'de Seccad el-Iraki’nin kaçırılması gibi olayların yanı sıra diğer bazı önde gelen isimlerin evlerine bombalı saldırlar düzenlenmesinden sonra halk ayaklanmasının önde gelen aktivistlerinin hedef alındığını düşünüyorlar. Aktivistlere göre devam eden saldırılar, halk ayaklanmasından çıkan güçlerin, iktidardaki geleneksel güçleri saf dışı bırakacağı korkusuyla, yeni örgütlenmelerin ve seçimlere girme hareketlerinin önüne geçmek amacıyla yapılmışa benziyor.
Öte yandan Nasiriyeli aktivist Muhammed Abdulkerim eş-Şeyh, “Protesto hareketine katılan gençler arasında erken seçimlere katılıp katılmama konusunda görüş ayrılıkları var. Bu konuda henüz bir karar alınmadı” dedi. Şeyh, halk ayaklanmasının tüm taraflarının halen ‘devletin silahları kısıtlaması ve partilerin yolsuzluklarına son verilmesi’ şeklindeki seçim şartlarının sağlanması gerektiğini’ vurguladıklarını belirtti.
Son dönemlerdeki gerilimlerin ve önde gelen aktivistlerin geçmiş dönemlerde hedef alınmasının ‘partizan eylemcileri, seçimleri boykot etmeye yönlendirme girişimlerinin’ bir parçası olduğuna inanan Şeyh, geleneksel partilerin, halk ayaklanmasından çıkan güçlerle rekabete girme tehlikesini açıkça hissettiğini, bunun da onları, ‘gerilimi kışkırtmaya ve aktivistleri sindirmek, yerlerinden etmek ve kaçırmak için silahlı kollarını kullanmaya ittiğine’ işaret etti.
Geleneksel partilerin Irak halkı tarafından cezalandırılacakları, şeffaf bir seçim sürecinden korktuklarını düşünen Şeyh, protestocuları seçimlere katılmaya çağıran siyasi parti liderlerinin açıklamalarını ‘sadece bir aldatma ve hile’ olarak tanımladı. Şeyh, bu partilerin ‘gerginliklerden ve silahlı mesajlar göndermekten sorumlu’ olduklarının da altını çizdi.

Seçimlerin zamanında yapılmasının önündeki teknik sorunlar
Seçimlerinde zamanında yapılmasının önünde Irak sahnesinin silahlarla kontrol edilmesi meselesinin ötesinde  örgütsel ve teknik sorunlar da engel teşkil ediyor. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nden eski bir yetkili, bu konudaki karamsar beklentilere değindi.
Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği eski Seçim Daire Başkanı Mikdat eş-Şerifi, televizyonda yaptığı bir açıklamada, “Seçim yasasında, seçim bölgelerinin dağılımı da dahil olmak üzere büyük teknik sorunlar var. Seçim bölgelerinin belirlenmesinde ‘bitişik ve dağınık’ olmak üzere iki kriter kabul edilirken, yasanın başkentte uygulanışında büyük hatalar ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Şerifi, üç başkanlığın, (Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı) sadece biyometrik seçmen kartı sahiplerinin seçimlere katılması konusunda ısrar etmesi halinde, gelecek yıl 6 Haziran'da yapılması planlanan tarihte seçimlerin yapılmasının imkansız olduğuna işaret etti.
Şerifi açıklamasına şöyle devam etti:
“Biyometrik kart, şüpheleri gidermenin, sahteciliği ve diğer sorunları önlemenin en büyük garantisidir. Fakat, 27 milyon seçmenin olduğu ülkede şu ana kadar bu kartları alanların sayısı 12 milyonu geçmiyor. Yüksek Seçim Komiserliği’nin diğer seçmenler için kart üretme ve dağıtma çalışmalarını tamamlaması için yaklaşık bir buçuk yıla ihtiyacı var. Ancak erken tarih nedeniyle, seçimlere ancak biyometrik kart sahiplerinin katılabileceğine dair açıklamasını geri çekmek zorunda kalacak. Çünkü seçim yasası, seçimlere katılımı biyometrik kart sahipleriyle sınırlandırmıyor. Geçici kart sahiplerinin seçimlere katılmasına izin verilmesi veya yeni bir seçim tarihi duyurulması gerekiyor.”
Buna karşın Sairun İttifakı milletvekili Esad el-İbadi, ‘seçimlerin erken bir tarihte yapılabileceğini’ söyledi. Söz konusu teknik sorunların giderilmesinin o kadar uzun sürmeyebileceğini belirten İbadi, bu sorunların düzeltmek ve tarihin gecikmesini önlemek için yetkili makamlarla birlikte konuyu takip edilebileceğini kaydetti. İbadi, “Parlamento, tüm taraflar hazırlıkların tamamlandığını duyurduktan sonra, önümüzdeki Nisan ayında kendisini feshedecektir” dedi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.