Nasiriye olaylarından sonra Irak'ta erken seçimlerle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi

Nasiriye senaryosunun tekrarlanması ihtimali, 2018 yılındaki boykotun yeniden bir seçenek olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor

Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
TT

Nasiriye olaylarından sonra Irak'ta erken seçimlerle ilgili tartışmalar yeniden alevlendi

Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)
Irak'ın güneyindeki Nasiriye şehrinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden bir kare (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi'nin ülkeyi kaçak silahların ve kara paranın hakimiyetinden uzak tutacağını vurgulayarak yerine getirme sözü verdiği başlıca vaatlerinden biri olan silahsızlanma ve silahların kontrolü çabaları sürerken, Irak’ın Nasiriye şehrinde son zamanlarda meydana gelen olaylar, Irak'ta erken seçimlere yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Özellikle silahlı kolları olan siyasi partilerin artırdığı gerilimler, aktivistlerin sürekli olarak sindirilmeye çalışılması, suikastlara kurban gitmeleri ve aldıkları tehditler, silahsızlanma ve silahların kontrolü için şartların henüz olgunlaşmadığına işaret ediyor. Öte yandan önümüzdeki yıl Haziran ayı başlarında yapılması planlanan seçimlerin tarihi de giderek yaklaşıyor. Bu durum, Irak hükümetinin güvenliği sağlama olasılığı ve devlet kurumlarının silahlı grupların kontrolünden çıkarılması konusunda pek çok soruyu gündeme getirse de şuanda bir ilerleme kaydedilebilmiş değil.

2018 senaryosunun tekrarlanması olasılığı
Gözlemciler ve politikacılar, özellikle hükümetin ‘seçim güvenliği’ ile ilgili dosyaları çözemediğine dair çeşitli göstergelerin yanı sıra kaçak silahların ve kara paranın her seferinde ana partilerin önünde seçimleri kazanmaya açılan kapıyı temsil ettiği gerçeğiyle birlikte 2018 senaryosunun tekrarlanması olasılığının yaklaşan seçimlerin boykot edilmesini daha fazla teşvik edeceğine inanıyorlar.
Eski Başbakan Haydar el-İbadi başkanlığındaki Zafer Koalisyonu tarafından yapılan kısa açıklamada 2018 yılındaki seçimlerde yaşanan senaryonun tekrarlanması durumunda yaklaşan seçimleri boykot edilmesi ihtimalinin yüksek olduğu belirtildi. Açıklamada, “Birlik ve adalet standartlarının, kabul edilebilir ve güvenilir bir şekilde sağlanmaması, 2018 yılındaki seçimlerde olduğu gibi hileli yöntemlerin kullanılması ve halkın iradesine müdahale edilmesi durumunda boykot bir seçenek olur” ifadeleri yer aldı.

İşgal sonrası yapılan seçimlerin en kötüsü
Yıllardır Irak’ta yönetim ve güç denkleminin şekillenmesindeki en büyük etken, silahlı ve kontrolcü grupların devlet kurumları üzerindeki nüfuzu olmuştur. Ancak son seçimlerde nüfuzları daha da belirgin bir hal aldı. Çünkü politikacılara ve gözlemcilere göre 2018’deki seçimler, ABD’nin Irak’ı işgali sonrası yapılan tüm seçimler arasında en fazla hilenin yapıldığı seçimler oldu.
Irak’taki Bağımsız Araştırma Grubu (IIACSS) Başkanı Dr. Dr. Munqith M. Dagher konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Irak arenasındaki göstergeler pek de iyiye işaret etmiyor. Bu da yaklaşan seçimlerin öncekilerden daha kötü olacağı inancına yol açıyor. Son seçimlerde yapılan hileler, silahların gölgesinden daha büyüktü. Fakat göstergeler, silahlı kolları olan partilerin yaklaşan seçimleri doğrudan etkilemek için silahlarıyla siyaset sahnesine girecekleri izlenimini veriyor” yorumunda bulundu. Dagher, “Silahlı zorbalık, Sadr Hareketi tarafından dahi açıklandı. Bu mesele başkalarına silahlarını bir sonraki seçimlere götürmeleri için haklı sebepler verecektir” diye konuştu. Dagher ayrıca tüm bu göstergelerin ‘sivilleri boykota iteceğine’ işaret etti.
Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda Irak'ın uluslararası güçler önünde çıkmaza gireceğini söyleyen Dagher, “Bu senaryo, özellikle bölgede meydana gelen büyük kutuplaşmayla birlikte ülkede kaosa yol açacaktır” şeklinde konuştu.
Tüm bu faktörlerin yanı sıra hükümetin siyasi durumu kontrol etmedeki rolünün azalması ve Süleymani’nin öldürülmesinin ardından İran’ın rolünün zayıflaması nedeniyle bir sonraki siyasi haritayı silahların çizeceğini düşünen Dagher’in de işaret ettiği gibi siyaset sahnesi, kontrolden çıkmış gibi görünüyor.
Kazımi’nin atabileceği adımlarla ilgili olarak ise Dagher, “Başbakanın önündeki pencere yavaş yavaş kapanıyor. Bu dosyaları çözmek için oldukça kısıtlı bir alanı var. Eğer önümüzdeki birkaç ay, yine silahla ilgili bir çözüm bulunamadan geçerse, Kazımi’nin elinde hiçbir seçenek kalmayacak” yorumunda bulundu.

Siyasi rekabet yok
Öte yandan aktivistler, halk ayaklanmasında en başta gelen talebin yalnızca erken seçimler olmadığını, aynı zamanda seçimlerin güvenli bir şekilde, rekabetçi, adil ve şeffaf bir atmosferde yapılmasının da talep edildiğini, ancak şuana kadar bu konuda herhangi bir gelişmenin işaretlerinin görülemediğini vurguladılar.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, aktivistlere ve protestoculara yönelik şiddet veya suikastlar ne zaman artsa, başta silahlı kolları olanlar olmak üzere siyasi güçlerin yaklaşan seçimlerle birlikte rekabet tehlikesi hissettiklerine inanan önde gelen aktivistlerin seçimleri boykot etme arzusu da artıyor. Bu da gerilimi önemli ölçüde artırıyor. Nasiriye'deki son olaylarda açıkça ortaya çıktı.
Önde gelen aktivistlerden Muhteda Ebu el-Cud, özellikle ana siyasi partilerin devlet kurumlarını kontrol ettikleri silahlı kollara sahip olmalarından dolayı siyaset sahnesinde rekabetin olmadığını, buna karşın son dönemde hükümetin silahların kısıtlanması veya yolsuzlukla mücadele konusunda herhangi bir adım atamadığını düşünüyor.
Nasiriye’de yaşanan son olayların, yaklaşan seçim yarışının nasıl olacağının açık bir örneği olduğuna inanan Ebu el-Cud, “Gösterilerde yer alan aktivistlere yönelik artan tehditler ve soruşturmalar varken rakip partilerin örgütlenmesi ve seçime girilmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Ebu el-Cud, Nasiriye’de önde gelen onlarca aktivistin yerlerinden edilmesinin, zulüm görmesinin ve kaçırılmasının bu tehditlerin en iyi kanıtı olduğunu vurguladı. Tüm bu faktörlerin, ‘boykot seçeneğini güçlendirdiğini’ belirten Ebu el-Cud, hatta Iraklıların, seçimlerin sadece aktörlerin başrolleri paylaştığı bir oyun haline geldiğine inandığına işaret ettiğini söyledi.

Seçim propagandalarının erkenden başlaması yasaya aykırı
Silahlı kolları olan partiler ve akımların erken seçim kampanyalarının özellikleri, bu gruplarla bağlantılı platformların son dönemde daha da kışkırtıcı hale gelen propagandalarıyla ortaya çıktı.  Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nin eski yetkilileri, bu durumu, açıkça yasanın ihlali olarak görüyorlar. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği eski Başkanı Adil el-Lami konuyla ilgili olarak “Birçok siyasi oluşum, yasaya ve Komiserliğin kurallarına aykırı bir şekilde erkenden seçim propagandalarına başladılar. Bazıları farklı düşünceleri kışkırtarak ve bunun için sosyal medya platformlarını kullanarak seçim propagandalarını halk tabanına indirdiler. Bu da gerilimin artmasına neden oldu” şeklinde konuştu.
Meselenin, sadece seçim propagandalarının erken başlamasıyla sınırlı kalmadığını ve devletin şu anki zayıflığını da ortaya çıkardığını söyleyen Lami, mevcut dönemdeki genel atmosferin önceki seçimlerden farklı olmadığını belirtti. Lami, “Ekonomi komisyonlarında yer alan bazı siyasi oluşumlar, yaklaşan seçim kampanyalarını devlet kurumlarından finanse etmeye çoktan başladılar bile” dedi.
Başlıca sorunlardan birinin ‘partilerin çalışmalarını izlemekle görevli Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği Siyasi Partiler Dairesi’ ile ilgili olduğuna işaret eden Lami, “Siyasi Partiler Dairesi, mali kayıtların denetimi ve siyasi partilerin mali durumunun takibi bağlamındaki ihlaller karşısında oldukça zayıf kalıyor” yorumunda bulundu. Lami, “Siyasi Partiler Dairesi de dahil olmak üzere partiler, Komiserliğin çoğu bölümüne sızmış durumdalar. Bu da seçim sürecinin şeffaf bir şekilde olması ihtimalini büyük ölçüde engelliyor” dedi.
2018 seçimlerinin en karışık ve sorunlu seçimler olduğunu belirten Lami, buna bir de bazı silahlı adamların sandık merkezlerini kontrol ettiklerine ilişkin bir dizi şikayetin eklendiğini söyledi. Bununla birlikte Komiserlik tarafından kadın aday kontenjanlarının dağılımı ile ilgili olarak bazı adayların yaptığı itirazlara ilişkin gerekli açıklamayı yapmasına rağmen itirazların yargıya intikal ettiğini belirten Lami, “Durum böyle devam ederse, önümüzdeki seçimlerde de bu senaryonun farklı olacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Geleneksel partiler rekabet tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını hissediyorlar
Silahlı kolları olan partilerin ve blokların siyaset sahnesi üzerindeki kontrolü, hedef alınmadan geleneksel partilerle rekabet edebilecek yeni siyasi oluşumların ortaya çıkmasının önünde büyük bir engel teşkil ettiğinden bu konu, halk ayaklanmasını destekleyen aktivistler ve halkın en büyük endişe kaynağıdır.
Aktivistler, özellikle geçtiğimiz Ağustos ayından sonra Basra'da aktivist Tahsin El-eş-Şahmani’nin suikasta kurban gitmesi ve Nasiriye'de Seccad el-Iraki’nin kaçırılması gibi olayların yanı sıra diğer bazı önde gelen isimlerin evlerine bombalı saldırlar düzenlenmesinden sonra halk ayaklanmasının önde gelen aktivistlerinin hedef alındığını düşünüyorlar. Aktivistlere göre devam eden saldırılar, halk ayaklanmasından çıkan güçlerin, iktidardaki geleneksel güçleri saf dışı bırakacağı korkusuyla, yeni örgütlenmelerin ve seçimlere girme hareketlerinin önüne geçmek amacıyla yapılmışa benziyor.
Öte yandan Nasiriyeli aktivist Muhammed Abdulkerim eş-Şeyh, “Protesto hareketine katılan gençler arasında erken seçimlere katılıp katılmama konusunda görüş ayrılıkları var. Bu konuda henüz bir karar alınmadı” dedi. Şeyh, halk ayaklanmasının tüm taraflarının halen ‘devletin silahları kısıtlaması ve partilerin yolsuzluklarına son verilmesi’ şeklindeki seçim şartlarının sağlanması gerektiğini’ vurguladıklarını belirtti.
Son dönemlerdeki gerilimlerin ve önde gelen aktivistlerin geçmiş dönemlerde hedef alınmasının ‘partizan eylemcileri, seçimleri boykot etmeye yönlendirme girişimlerinin’ bir parçası olduğuna inanan Şeyh, geleneksel partilerin, halk ayaklanmasından çıkan güçlerle rekabete girme tehlikesini açıkça hissettiğini, bunun da onları, ‘gerilimi kışkırtmaya ve aktivistleri sindirmek, yerlerinden etmek ve kaçırmak için silahlı kollarını kullanmaya ittiğine’ işaret etti.
Geleneksel partilerin Irak halkı tarafından cezalandırılacakları, şeffaf bir seçim sürecinden korktuklarını düşünen Şeyh, protestocuları seçimlere katılmaya çağıran siyasi parti liderlerinin açıklamalarını ‘sadece bir aldatma ve hile’ olarak tanımladı. Şeyh, bu partilerin ‘gerginliklerden ve silahlı mesajlar göndermekten sorumlu’ olduklarının da altını çizdi.

Seçimlerin zamanında yapılmasının önündeki teknik sorunlar
Seçimlerinde zamanında yapılmasının önünde Irak sahnesinin silahlarla kontrol edilmesi meselesinin ötesinde  örgütsel ve teknik sorunlar da engel teşkil ediyor. Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nden eski bir yetkili, bu konudaki karamsar beklentilere değindi.
Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği eski Seçim Daire Başkanı Mikdat eş-Şerifi, televizyonda yaptığı bir açıklamada, “Seçim yasasında, seçim bölgelerinin dağılımı da dahil olmak üzere büyük teknik sorunlar var. Seçim bölgelerinin belirlenmesinde ‘bitişik ve dağınık’ olmak üzere iki kriter kabul edilirken, yasanın başkentte uygulanışında büyük hatalar ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Şerifi, üç başkanlığın, (Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı) sadece biyometrik seçmen kartı sahiplerinin seçimlere katılması konusunda ısrar etmesi halinde, gelecek yıl 6 Haziran'da yapılması planlanan tarihte seçimlerin yapılmasının imkansız olduğuna işaret etti.
Şerifi açıklamasına şöyle devam etti:
“Biyometrik kart, şüpheleri gidermenin, sahteciliği ve diğer sorunları önlemenin en büyük garantisidir. Fakat, 27 milyon seçmenin olduğu ülkede şu ana kadar bu kartları alanların sayısı 12 milyonu geçmiyor. Yüksek Seçim Komiserliği’nin diğer seçmenler için kart üretme ve dağıtma çalışmalarını tamamlaması için yaklaşık bir buçuk yıla ihtiyacı var. Ancak erken tarih nedeniyle, seçimlere ancak biyometrik kart sahiplerinin katılabileceğine dair açıklamasını geri çekmek zorunda kalacak. Çünkü seçim yasası, seçimlere katılımı biyometrik kart sahipleriyle sınırlandırmıyor. Geçici kart sahiplerinin seçimlere katılmasına izin verilmesi veya yeni bir seçim tarihi duyurulması gerekiyor.”
Buna karşın Sairun İttifakı milletvekili Esad el-İbadi, ‘seçimlerin erken bir tarihte yapılabileceğini’ söyledi. Söz konusu teknik sorunların giderilmesinin o kadar uzun sürmeyebileceğini belirten İbadi, bu sorunların düzeltmek ve tarihin gecikmesini önlemek için yetkili makamlarla birlikte konuyu takip edilebileceğini kaydetti. İbadi, “Parlamento, tüm taraflar hazırlıkların tamamlandığını duyurduktan sonra, önümüzdeki Nisan ayında kendisini feshedecektir” dedi.



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.