Suudi Arabistan'da yasalar feminist mi? Erkekler de korunma talep ediyor

Aile içinde saldırıya uğrayanlar, utanç korkusuyla sessizliğe başvuruyor

Kadına yönelik şiddet hala en yaygın vakaları teşkil ederken şiddete maruz kalan erkek sayısında ise artış kaydediliyor (Getty)
Kadına yönelik şiddet hala en yaygın vakaları teşkil ederken şiddete maruz kalan erkek sayısında ise artış kaydediliyor (Getty)
TT

Suudi Arabistan'da yasalar feminist mi? Erkekler de korunma talep ediyor

Kadına yönelik şiddet hala en yaygın vakaları teşkil ederken şiddete maruz kalan erkek sayısında ise artış kaydediliyor (Getty)
Kadına yönelik şiddet hala en yaygın vakaları teşkil ederken şiddete maruz kalan erkek sayısında ise artış kaydediliyor (Getty)

Suad el-Yala
Suudi Arabistan Başsavcılığı, kadına yönelik şiddet biçimlerine, fiziksel veya psikolojik baskı ve tehditlere karşı uyarılarını yeniledi. Nitekim bu tür suçların failleri, bir aydan bir yıla kadar hapis cezası ve 5 bin Suudi riyali ila 50 bin riyal arası para cezası ile karşı karşıya kalıyor. Suç tekrarlandığı taktirde cezalar ise iki katına çıkıyor. Bir hukuk danışmanı, kadına bağırmanın da 5 bin riyale kadar para cezasına sebep olacağını düşünüyor.
Yeni olmayan bu uyarı, bu dosyanın onlarca yıldır görmezden gelinmesi sonrasında Suudi Arabistan'daki kadınların durumunu daha iyi bir hale getirme çabaları kapsamında geçmiş yıllarda da ilgili makamlar tarafından sık sık tekrarlanmıştı.

Yasa ‘feminist’ mı?
Bu uyarıların yeniden gündeme getirilmesi, yalnızca kadınlara yönelik olması dolayısıyla hukukçuları kızdırdı. Avukat Saad el-Vehibi, “Erkeklere yönelik şiddet, iktidarı ele almak için aile içinde çatışmaya azmettiren sorumsuzca ifadeler yüzünden, kadınlara yönelik şiddeti aştı” ifadelerini kullanıyor. Aynı zamanda, belirtilen para cezasının sadece erkeği değil her iki tarafı da kapsadığını vurguluyor.
Hukuk danışmanı Sultan el-Mahlafi ise yönetmeliklerin kısaltıldığı, sanki yalnızca belli bir cinsiyete özel hazırlanmış hissi verildiği, adaleti uygulama değil de yalnızca bir cinsiyetin haklarını himaye etme amacı taşıyormuş gibi göründüğü uyarısında bulunarak şöyle söylüyor:
“Kanuni esas, genel ve soyuttur; her iki kişi için de aynıdır. Ancak belli bir olay veya cinsiyete hizmet etmeye yönlendirmenin olumsuz bir etkisi vardır. 2012 Aile İçi Şiddetten Korunma Yasası’nda belli bir cinsiyetten söz edilmiyor, yalnızca birine mâl edilmiyor. Aksine her iki cinsiyeti de içeren genel tanımlardan bahsediliyor. Nitekim yasanın her iki cinsiyeti de kapsadığı anlaşılıyor. Örneğin kadın da erkeğe, özellikle de yaşlı erkeklere zarar verebiliyor. Hasarın tanımı kanunun ilk maddesinde veriliyor: Hasar, bir kişinin başka bir kişiye karşı yürüttüğü her türlü suiistimal veya fiziksel, psikolojik veya cinsel yöndeki kötü muameledir; velilik, yetki veya sorumluluk sınırlarını aşmaktır. Bir kişinin aile üyelerinden veya kanunen sorumlu tutulduğu başka bir kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamadaki görev ve yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınması veya getirememesi de bu tanım kapsamındadır. Kanun, bir kişinin bir diğeri karşısında verdiği zarardan bahseder; yalnızca erkeğin kadına verdiği zarardan değil. Zarar veren her kimse, cinsiyet fark etmeksizin kanun nezdinde suçludur.”

Suçlunun cezalandırılması
Hukukçular, zararın şekli ya da sebebi birden fazla olduğunda hükümlerin ‘veya’ kelimesi ile ifade edildiğini söylerken dilbilimciler ise ‘veya’ kelimesinin aynı değerde tutulan iki şeyi anlattığını söylüyor. Dolayısıyla hasar kadın tarafından eşine yönelik olduğu taktirde de bu kişinin suçlu bulunup adalete teslim edileceği belirtiliyor.   
Mahlafi ise ifadelerine şu şekilde devam ediyor:
“Aile içi şiddetin yalnızca bağırmak ile ifade edilmesini onaylamıyorum. Zirâ bu başkalarına zarar vermeyebilir, eylem ve zarar arasındaki nedensel ilişki hakkındaki başka bir yasal tartışmadır. Bu yüzden, bir kadının eşine yönelik veya aile geçindiren, ya da elinde otorite bulunan bir kadının adama yönelik zararı da kanun kapsamındadır. Fiilin 13. maddede öngörülen cezası ise bir aydan bir yıla kadar hapis cezası ve 5 bin Suudi riyali ila 50 bin riyal arası para cezası veya ikisinden biridir. Kanunun ilk maddesinde belirtilen fiillerden herhangi birini işleyen kişinin aynı suçu ikinci defa işlemesi ise iki katı ceza verilmesine sebep olur. Yetkili mahkeme ise alternatif ceza verebilir. Nitekim ceza, hakimin verdiği karar kapsamındadır ve kesin tanımlı değildir.”

Erkeklere yönelik şiddette sessizlik
Ulusal Aile Güvenliği Programı İcra Direktörü Meha bint Abdullah el-Minif, Suudi Arabistan'da geçen yıl kaydedilen şiddet vakalarının yüzde 7'sinin erkeklere yönelik olduğunu, mağdurların genelde kendilerinden genç kadınlarla evli olan veya çocukları tarafından dövülen yaşlı kişiler olduğunu söylüyor.
İnsan Hakları Derneği Toplumsal Koruma Birimi Direktörü Salih Serhan el-Gamidi, “Erkeklere yönelik şiddet, sessiz kalınan konulardandır. Vakalar doğru bir şekilde izlenemez ve takip edilemez. Aynı zamanda kadın ve çocuklara yönelik aile içi şiddetten çok daha azdır” diyor.
Erkeğe yönelik şiddet vakaları da kaydediliyor. Ancak yetkililerin ifade ettiğine göre, kayıt altına alınmaları veya belgelenmeleri nadiren oluyor. Aynı zamanda erkek, davayı kalıcı olarak çözmek için eşinin ailesine başvuruyor.
İnsan Hakları Derneği'nin yakın tarihli verilerine bakıldığında, erkeklerin adalete başvurdukları vakalarda artış görüldüğü anlaşılıyor. 2015 ila 2019 yılları arasında en çok dava açanların erkekler olduğu; bu süre zarfında kadınların 7 bin 566 dava, erkeklerin ise 13 bin 889 dava açtığı kaydedildi.

Diğer rakamlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Mısır’daki Sosyal Araştırmalar Ulusal Merkezi’nin yıllar önce yürüttüğü bir araştırma, eşlerini döven Mısırlı kadın oranının yüzde 28’e vardığına işaret etmişti.
Irak İçişleri Bakanlığı ise son altı ayda yaşanan aile içi şiddet vakalarının sayısıyla ilgili bir istatistik açıkladı. İstatistiklere göre, kadınların eşlerine yönelik şiddetlerine dair 453 vaka, erkeğin kadına yönelik şiddet gösterdiği 3 bin 637 vaka kaydedildi.
Bahreyn’de Başsavcılık istatistiklerine göre, kadınların eşlerine yönelik şiddet vakaları 2019 yılında 452’ye ulaştı.
Ürdün’de ise Ulusal Adli Tıp Merkezi 2020'nin yarısında yayınladığı istatistikler erkeğe yönelik şiddette yalnızca 7 vakanın kaydedildiğine işaret etti.
Ancak yine de, bu alandaki sınırlı istatistiklere rağmen kadına yönelik şiddet vakalarının daha yaygın olmaya devam ettiği görülüyor.



Körfez’den gelen son LNG sevkiyatlarının varışına az bir süre kala dünya ciddi bir krizle karşı karşıya

Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)
TT

Körfez’den gelen son LNG sevkiyatlarının varışına az bir süre kala dünya ciddi bir krizle karşı karşıya

Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Tayvan’daki Guantang sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alım istasyonunun girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi (Reuters)

Küresel enerji piyasası kritik bir dönemeçten geçiyor. Raporlara göre, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithal eden ülkeler önümüzdeki 10 gün içinde ciddi bir arz açığı ile karşı karşıya kalabilir. Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre bu tarih, askeri operasyonların başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından önce Körfez limanlarını terk eden son tankerlerin varış tarihi olarak öne çıkıyor. Bu son sevkiyatlar hedeflerine ulaştığında, dünyaya gaz arzının yaklaşık beşte birini sağlayan Katar ile bağlantı tamamen kesilmiş olacak ve ithalata bağımlı ekonomiler, temel ihtiyaçlarını güvence altına almak için zor ve maliyetli seçeneklerle karşı karşıya kalacak.

Katar, dünya LNG üretiminin beşte birini sağlarken, çatışmanın ilk günlerinde İran’ın Körfez girişindeki Hürmüz Boğazı’na uyguladığı ambargo nedeniyle ihracatını durdurmak zorunda kaldı. Bu hafta İran tarafından yapılan füze saldırısı sonucu Katar’ın Ras Laffan LNG tesisinde ciddi hasar oluştu ve bu durum Asya ve Avrupa’da gaz fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Bağımsız deniz aracılık şirketi Affinity’nin analizine göre, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) yüklenen birçok LNG tankeri savaş başlamadan önce yola çıkmıştı; bu da bazı alıcıların kısa süre içinde arz kesintisinin etkilerini hissetmeye başlayacağı anlamına geliyor.

İthalata bağımlı ülkeler, ekonomilerini çalıştırabilmek için ABD ve diğer ülkelerden LNG tedariki için yüksek fiyatlar ödemek, alternatif yakıtlara yönelmek veya hane halkı ve şirketleri tüketimi kısmaya zorlamak zorunda kalacak.

Financial Times’ın haberine göre, petrol ve gaz açısından fakir olan bazı Asya ülkeleri şimdiden arz sıkıntısını önlemek için haftada dört günlük çalışma gibi önlemler aldı.

Gemi takip verilerine göre, Körfez’den Asya’ya ulaşması planlanan tek bir LNG sevkiyatı kaldı. Avrupa’ya ulaşması planlanan LNG sevkiyatlarının sayısı ise altı olarak kaydedildi.

Pakistan en çok etkilenen ülkeler arasında

Pakistan, LNG krizinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Geçen yıl, ülke gaz ihtiyacının yüzde 99’unu yalnızca Katar’dan gelen LNG ithalatına bağlı olarak karşılıyordu. Çatışmanın başlamasıyla, Ras Laffan LNG tesisinden gelen son sevkiyatlar savaşın ikinci ve üçüncü günlerinde ulaştı ve ardından sert bir geri sayım başladı. Financial Times’ın saha kaynaklarına göre, ülkenin ithalat tesisleri normal kapasitesinin altıda birine düşürülmek zorunda kaldı ve ay sonuna kadar gaz akışının tamamen durması bekleniyor.

tgbh
ABD’nin Georgia eyaletinin Atlanta kentinde bulunan bir benzin istasyonunda listelenen yakıt fiyatları (Reuters)

Durumu daha da ağırlaştıran, Pakistan GasPort Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı İkbal Ahmed’in açıklamaları oldu. Ahmed, iki ana tesisin önümüzdeki günlerde işleme için ayrılan gazın tamamını tüketeceğini belirterek, yeni sevkiyatların ne zaman ulaşacağı konusunda herhangi bir öngörü olmadan arzda tam bir ‘kuraklık’ uyarısı yaptı.

İlginç bir şekilde, çatışma öncesinde Pakistan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları öncesinde arz fazlası yaşıyordu. Ülke, bu yıl ulaşması planlanan onlarca sevkiyatın yönünü değiştirmesi için Qatar Energy ve İtalyan Eni şirketlerinden talepte bulunmuştu.

Savaşın başlamasıyla arz fazlası hızla açığa dönünce, Pakistan devlet gaz şirketi, söz konusu sevkiyatları geri kazanmayı veya Umman, Azerbaycan, Afrika, Avrupa ve ABD’deki tedarikçilerle temas kurmayı denedi. Ancak tedarikçilerin talep ettiği astronomik fiyatlar, Pakistan ekonomisinin kaldırabileceğinin çok üzerinde olduğu için tüm girişimler başarısız oldu. Asya’da Platts JKM endeksine göre gaz fiyatları milyon BTU başına 23 dolara yükseldi; buna ek olarak nakliye ve alternatif uzun rotaların sigorta maliyetlerindeki ciddi artış, mevcut koşullarda Pakistan için spot piyasadan alımı neredeyse imkânsız hale getirdi.

Bangladeş’te de benzer bir durum yaşıyor

Bangladeş de benzer bir kırılganlıkla karşı karşıya, ancak durumu Pakistan kadar ağır değil; bunun nedeni, Körfez dışından bazı tedarik kaynaklarına sahip olması. Yine de hükümet, kayıp Körfez gazının yerine alternatif temin etmek için gereken astronomik fiyatları ödeyemeyecek kadar finansal baskı altında. Alternatif yakıt eksikliği de durumu zorlaştırıyor. Bu kriz, yetkilileri tüketimi kısıtlayıcı ve gaz dağıtımını düzenleyici sert önlemler almaya zorladı; eğitim sektörüne de yansıyan bu önlemler arasında üniversitelerin geçici olarak kapatılması da bulunuyor.

tynyt
San Salvador’da yakıt fiyatlarının yazılı olduğu bir tabelanın önünden geçen bir kişi (EPA)

Doğu Asya’da ise Tayvan, Körfez gazının büyük alıcılarından biri olarak en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Ülke, önceki yıllarda kömürden temiz gaz kullanımına geçiş stratejisi ve nükleer enerjiden kademeli olarak uzaklaşması nedeniyle bugün enerji arzında ciddi bir çıkmaz yaşıyor. Savaşın patlak vermesiyle birlikte Tayvan, tedarik istikrarını nisan sonuna kadar güvence altına almak için 22 alternatif sevkiyat sağlamaya hızlıca girişti. Ancak asıl endişe yaz aylarında; elektrik talebinin keskin biçimde arttığı bu dönemde, Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması enerji arzında ciddi bir açık riski doğuruyor.

Çin ve enerji egemenliği

Çin, Körfez’den gaz tedarikindeki kesintiye karşı komşularına kıyasla daha güçlü bir konumda bulunuyor. Ülke, ihtiyaç duyduğu LNG’nin yaklaşık yüzde 30’unu Hürmüz Boğazı üzerinden ithal etse de, yerli üretim kapasitesine dayanarak açığı önemli ölçüde telafi edebiliyor. Çin, iç sahalardaki gaz sahalarından üretimi artırarak toplam tüketiminin yarısından fazlasını karşılamayı başardı. Bu kısmi öz yeterlilik, hükümete geniş bir manevra alanı sağlıyor ve yüksek fiyatlı spot sevkiyatlar için acil bir rekabete girmek zorunda kalmasını önlüyor.

trgtr5g
San Salvador’daki bir benzin istasyonunda motosikletinin deposunu dolduran bir kişi (EPA)

Buna ek olarak Çin, Rusya ve Orta Asya ülkelerini birbirine bağlayan dev bir kara boru ağına sahip; bu tedarik yolları, Körfez’deki deniz gerilimlerinden tamamen bağımsız çalışıyor. Açığın artması durumunda Çin’in elinde stratejik bir seçenek olarak kömürle çalışan elektrik santrallerine hızlı ve kapsamlı şekilde dönme imkânı bulunuyor. Bu sayede, geçici çevresel yükümlülüklerden ödün vererek elektrik ve sanayi üretiminde istikrarı koruyabiliyor.

Japonya’nın girişimleri

Japonya, dünyanın ikinci büyük LNG ithalatçısı olarak, kriz karşısında son derece dikkatli ve maliyet odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Ülkenin gaz arzının sadece yaklaşık yüzde 6’sı Hürmüz Boğazı üzerinden gelse de Japon ekonomisinin enerji fiyatlarına duyarlılığı hükümeti stratejik alternatifleri hızla devreye almaya zorladı. Bu kapsamda nükleer enerji, kritik bir kurtarma aracı olarak öne çıktı; krizle aynı dönemde dünyanın en büyük nükleer santrali Niigata’da yeniden işletmeye alındı. Bu adım, Japonya’nın aksi takdirde yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalacağı milyonlarca ton LNG’yi kurtardı.

Bu sırada, Japonya’daki enerji şirketleri ve tüccarlar ‘bekle ve gör’ stratejisini benimsiyor; önceden güvence altına alınmış stratejik stoklara dayanıyorlar. Hızlı ve pahalı spot piyasaya yönelmek yerine, ülke kömür santrallerine daha fazla güvenmeye başladı. Bu temkinli yaklaşım, elektrik faturalarındaki artışı sınırlamayı ve Japon yeninin istikrarını korumayı hedefliyor, aynı zamanda uluslararası deniz yollarındaki gelişmeleri bekliyor.

Kısa vadeli seyir kadar, küresel enerji piyasasının uzun vadeli görünümü de karamsar. İstikrarın yeniden sağlanması, Hürmüz Boğazı’nın açılmasına ve üretim tesislerinin toparlanma kapasitesine bağlı olacak. Gemilerin geçişine izin verilse dahi, Katar altyapısına verilen ciddi yapısal zararlar nedeniyle küresel LNG arzı sınırlı ve sıkışık kalmaya devam edecek; bu da dünya çapındaki tedariklerin önemli bir kısmının hizmet dışı kalması anlamına geliyor.

fr
Katar Enerji Bakanı Saad el-Kaabi (Arşiv – Reuters)

Katar Enerji Bakanı Saad al-Kaabi’nin açıklamaları, enerji piyasalarındaki endişeleri daha da derinleştirdi. Bakan, Ras Laffan LNG tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle Katar’ın LNG üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 17’sinin önümüzdeki 3 ila 5 yıl arasında duracağını açıkladı. Bu uzun süreli kesinti, askeri çatışmanın sona ermesiyle piyasaların hemen dengelenmeyeceğini ve Katar’dan güvenilir tedarik sağlayan ülkelerin kalıcı bir arz açığı ile karşı karşıya kalacağını gösteriyor.

Kaabi, bu zorluklar nedeniyle Doha’nın bazı uzun vadeli LNG tedarik sözleşmelerinde 5 yıla kadar ‘mücbir sebep’ ilan etmek zorunda kalacağını belirtti. Bu yasal adım, tedarikçiyi sözleşmesel yükümlülüklerinden muaf tutarken, alıcıları yüksek fiyatlı ve dalgalı spot piyasalarla doğrudan yüzleşmek durumunda bırakıyor. Bu durum, küresel enerji güvenliğini yeniden şekillendiriyor ve ekonomik istikrarı sağlamak için kalıcı alternatif arayışını kaçınılmaz kılıyor.


Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)
TT

Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)

Katar Savunma Bakanlığı bu sabah erken saatlerde, Katar Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir helikopterin rutin görev sırasında teknik arıza nedeniyle ülkenin kara suları içinde düştüğünü açıkladı.

Bakanlık, kazada 6 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Bu sabah Katar kara sularında düşen personel taşıma helikopterinin mürettebatı ve yolcuları için devam eden arama ve kurtarma çalışmaları kapsamında, Katar Silahlı Kuvvetleri mensupları Kaptan Pilot Mubarek Salim Davay el-Mery, Çavuş Fahd Hadi Ganem el-Hıyarin, Onbaşı Muhammed Mahir Muhammed, Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’ndan Binbaşı Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can’ın şehit olduğu teyit edilmiştir. Katar Silahlı Kuvvetleri mensubu Kaptan Pilot Said Nasır Sumeyh’i arama çalışmaları devam etmektedir” denildi.

Daha sonra Katar İçişleri Bakanlığı, kazada kayıp olan yedinci kişinin de hayatını kaybettiğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı ise kazada bir Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeli ile iki ASELSAN personelinin yaşamını yitirdiğini doğruladı.

Yetkililer, kazanın Ortadoğu’da süren savaşla herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtiyor.

Katar, savaşın başlamasının ardından özellikle enerji altyapısını hedef alan saldırılara maruz kaldı.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısının ardından, bu hafta İran tarafından Ras Laffan LNG tesisine yönelik bir saldırı gerçekleşti.

Bir benzer olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 9 Mart’ta meydana geldi; Bakanlık açıklamasına göre, teknik arıza sonucu bir helikopter düştü ve iki asker hayatını kaybetti.


Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi
TT

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi

Suudi Arabistan, İran’ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeye 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini bildirdi

Suudi Arabistan, İran'ın Riyad Büyükelçiliği'ndeki askeri ataşeyi, yardımcısını ve misyon personelinden üç kişiyi istenmeyen kişi ilan etti ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerini istedi. Bu açıklama, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada yer aldı.

Açıklamaya göre Suudi Arabistan bir kez daha Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin yanı sıra bazı Arap ve Müslüman ülkelere yönelik açık saldırılarından dolayı İran’ı kınadı.

Açıklamada, İran’ın Suudi Arabistan’ı, ülkenin egemenliğini, sivil hedefleri, sivilleri, ekonomik çıkarlarını ve diplomatik temsilciliklerini hedef almaya devam etmesinin, ilgili tüm uluslararası sözleşmelere, iyi komşuluk ilkelerine, devletlerin egemenliğine saygı ilkesine, Pekin Anlaşması’na ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2026 tarihli ve 2817 sayılı kararına karşı açık bir ihlal olduğu belirtilirken bu durumun İran tarafının sürekli bahsettiği İslam kardeşliği ile İslam dininin değerleri ve ilkeleriyle çeliştiği; sözlerinin eylemleriyle örtüşmediği vurgulandı.

Dışişleri Bakanlığı, 9 Mart tarihinde bakanlık tarafından yayınlanan bildiride yer alan, İran’ın aralıksız saldırılarının gerginliğin daha da tırmanmasına yol açacağı ve bunun mevcut ve gelecekteki ilişkiler üzerinde ciddi bir etki yaratacağına dair ifadelere atıfta bulundu. Suudi Arabistan, BM Şartı'nın 51’inci maddesi uyarınca egemenliğini korumak, güvenliğini sağlamak, topraklarını, hava sahasını, vatandaşlarını, ülkede ikamet edenleri, kaynaklarını ve çıkarlarını korumak için gerekli önlemleri almaktan çekinmeyeceğini vurguladı.