İran nükleer anlaşmasının Araplar açısından kullanımı

Tahran'ın Ortadoğu'daki BM himayesi dışındaki girişimleri büyük riskler taşıyor. Bölge ülkelerinin harekete geçmekte gecikmesi uygun bir seçenek değil.

İran’ın ABD Kongresi'den nükleer anlaşmaya ilişkin yeni bir anlaşmayı onaylamasını talep etmesi bekleniyor. (Reuters)
İran’ın ABD Kongresi'den nükleer anlaşmaya ilişkin yeni bir anlaşmayı onaylamasını talep etmesi bekleniyor. (Reuters)
TT

İran nükleer anlaşmasının Araplar açısından kullanımı

İran’ın ABD Kongresi'den nükleer anlaşmaya ilişkin yeni bir anlaşmayı onaylamasını talep etmesi bekleniyor. (Reuters)
İran’ın ABD Kongresi'den nükleer anlaşmaya ilişkin yeni bir anlaşmayı onaylamasını talep etmesi bekleniyor. (Reuters)

Nebil Fehmi (Eski Mısır Dışişleri Bakanı)
ABD Başkanı seçilen Joe Biden'ın başkan yardımcısı olarak görev yaptığı Obama yönetimi İran’ı politikalarını değiştirmeye ve uluslararası topluma ve ABD’nin müttefiklerine karşı daha az saldırgan bir yaklaşım benimsemeye teşvik etmesi ümidiyle harekete geçmişti. Bu amaçla nükleer programını kontrol altına alacağı düşünülen ve nükleer yeteneklerini değiştirmesine ve geliştirmesine izin verme riskinin yukarıdaki risklerden çok daha az tehlikeli olduğu varsayımıyla bir nükleer anlaşma yapmıştı. İran’la doğrudan diyalog politikası benimsediği göz önüne alındığında özellikle Arap Körfezi'nde olmak üzere birçok kişi Biden’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının ardından İran’la ilgili bir Arap-Amerikan anlaşmazlığının hızla su yüzüne çıkacağına inanıyor.
Joe Biden ve yardımcılarının İran'ın P5+1 ülkeleri (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) ile imzaladığı nükleer anlaşmanın yeniden canlanmasını memnuniyetle karşılayacaklarını birçok kez dile getirmeleri, bu inançları ve korkuları artırdı. Bu konu, Başkan Donald Trump'ın seçim yarışının ardından Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce İran'a askeri bir saldırı düzenlemeyi düşündüğü şeklindeki haberlerde de vurgulandı. Aynı şekilde, İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin öldürülmesi ve saldırının arkasında İsrail'in olduğuna işaret edilmesiyle birçok Batılı analist, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed'in atılan adımların kimseye yönelik olmadığını açıkça belirtmesine rağmen son Arap-İsrail barış anlaşmalarını, İran'a karşı bir eksen yaratma arzusuna bağladılar.
Diğer yandan bazı İranlı politikacılar arasında, yenilenen Washington eğilimine karşın, ABD ve uluslararası toplumla nükleer anlaşmaya geri dönme isteği de var. İran'ın önde gelen politikacıları, yeni herhangi bir anlaşmaya engel teşkil eden bir takım İran yasama önerilerinin sunulmasının ardından yanlış ve zararlı tutumlar sergilemenin sonuçları konusunda uyarıda bulundular.
Bir takım iyi niyetler olsa bile nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak, ABD’nin anlaşmadan başkanlık kararı ile tek taraflı olarak çekilmiş olması nedeniyle kısa vadede hiç de kolay olmayacak. Bu nedenle İran'ın herhangi bir yeni anlaşmanın ABD Kongresi tarafından da onaylanmasını talep etmesi bekleniyor. Böylelikle anlaşma, demokratların çoğunluk olmamasından ötürü elde edilmesi zor olan istikrar ve kalıcılığa sahip olacaktır. Bu arada İran, ABD’nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesine ve yaptırımların yeniden uygulanmasına, uranyum zenginleştirme oranlarını artırarak karşılık verdi. Böylece özellikle askeri amaçlarla kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırarak anlaşmada izin verilen sınırları aştı.
İran uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeden ve önceden uzlaşıya varılan sınırları aşan stoklarını terk etmeden önce Biden yönetiminin anlaşmaya geri dönmesi oldukça zor olacaktır. Zira bu, anlaşmadan çekilmeyi önce ABD’nin başlatmış olması ve İran'ın belirleyici bir seçim yılına girmek üzere olduğu gerçeği göz önüne alındığında başarılması zor olabilecek güvenlik düzeyinde bir meseledir. Nükleer anlaşmayı destekleyenler de dahil olmak üzere İran rejimindeki ılımlı akıma yönelik bir takım saldırılara ve ihlallere tanık olunacaktır. Bu saldırının en önemli hedeflerinden biri, anlaşmanın tamamlanmasının hemen ardından güçlü seçim imkânlarına sahip olduğunu bilinen ancak son aylarda popülaritesinde sert bir düşüşe tanık olan İran Dışişleri Bakanı ve baş müzakerecisi Muhammed Cevad Zarif’tir.
Bununla birlikte, ABD ve İran'ın nükleer anlaşmaya geri dönmek konusunda başarısı ne olursa olsun, herkesin en azından kısmen daha az sert bir ABD politikası uygulanmasını ve birçok insanı endişelendiren İran üzerindeki baskının sürmesini beklemesi gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu endişe bazı açılardan geçerli olsa da yaklaşan zorluklarla nasıl başa çıkacağımızı planlamak için endişelenmekte geç kalmamız daha tehlikeli olacaktır.
 Bu açıdan bakıldığında bazı ülkelerin ABD ile ilişkilerinde ve eğer varsa İran ile ilişkilerinde karşılaşabilecekleri potansiyel riskleri azaltmak için İran nükleer anlaşmasının nasıl kullanılacağını düşünmek ve genel olarak Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarı kontrol etme çabalarımızı desteklemek için kullanmak belki daha uygun bir adım olabilir. Buradaki çıkış noktası, nükleer anlaşmadaki zaafları Arap bakış açısından ele almak olabilir. Yani:
1- Anlaşma, İran’ın Ortadoğu'da Doğu'dan Körfez'e hegemonik politikaları durdurma taahhütlerini içermiyordu. Mısır Dışişleri Bakanı olduğum dönemde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry beni bölgesel siyasi adımları müzakere etmeyi planladığı konusunda bilgilendirdi. O sırada ona özellikle anlaşma İran'ın konumunu siyasi olarak desteklediğinden bu planın, anlaşmanın gelecekteki bir aşaması değil önemli bir parçası olması gerektiğini vurguladım. Zira anlaşma İran’ın bölgesel politikalarını geliştirme ve agresif bölgesel politikalarını destekleyen devasa mali potansiyel sağlıyor.
2- Anlaşma, İran’ın 15 yıl içinde bir süre sonra bazı yükümlülüklerinden feragat etmesine izin veren hükümler içeriyordu. Buna ‘gün batımı anlaşmaları’ deniyor. Bu da kalkınmaya yönelik geniş bir uluslararası meşruiyet ve büyük ekonomik fırsatlar elde ettikten sonra nükleer programlarına daha sonra devam edebileceği anlamına geliyor.
3- Anlaşma, Ortadoğu'daki askeri nükleer silahların yayılması sorununu, Arap ülkelerinin güvenliğini yeterince dikkate almadan uluslararası ve bölgesel olarak büyük ülkelere yönelik tehditlerle ilgili bir mesele olarak ele alıyor. Bu noktada Humeyni döneminde İran, İsrail ve ABD’nin, Latin Amerika'daki devrimcilere silah göndermek için iş birliği yaptığı unutulmamalıdır.
4- Anlaşma ayrıca nükleer silahların geniş bir stratejik yapıya sahip olduğunu göz ardı etmenin yanı sıra herkes için maliyetli ve yıkıcı olacak bir silahlanma yarışını başlatan yeni tehlikelerin ortaya çıkmasını önlemek için istisnasız herkesin süre, alan ve kapsam açısından bölgesel düzeyde ele alınması gerektiğini de ihmal etmektedir. Burada Ortadoğu'da İran'la nükleer anlaşmanın uygulanmasıyla ortaya çıkan tek istisnanın İsrail'in nükleer programı olacağını söylemeye gerek yok.
Arap dünyasında dikkate alınması gereken ek gözlemler de var. Bunlardan ilki, İran siyasi doktrininin ABD ve İsrail tarafından ilk etapta hedef alınan bir ülke olduğuna dair merkezi bir kanaate dayandığı ve ardından çatışmaları her zaman İran sınırlarından ve bölgelerinden uzak tutmaya çalıştığı yönünde.  Bu da onun bölgesel olarak yayılmasını sağlıyor.
Ayrıca, eğer İran’ın güvenliğini ve askeri üstünlüğünü sağlamak için Arap Körfezi denkleminden çıkarılması amaçlanıyorsa ve diğer yandan dünya çapındaki gücü ve etkisi göz önüne alındığında, Amerika Birleşik Devletleri ile bir anlaşmaya varmak için koşullar mevcutsa İran'ın hesaplarında asıl ilginin ABD’nin üzerinde olması oldukça dikkat çekicidir. İran, uluslararası veya bölgesel Arap taraflar olmaksızın ABD ile bağımsız ve tek başına müzakerelerde bulunmayı tercih ediyordu. Zira nükleer anlaşmanın hazırlanması sırasında diğer dört ülkenin katılımı olmadan Umman'da ABD ile müzakerelerde bulundu.
Bu nedenle birçok İran girişimi, İran-Körfez ülkeleri diyaloglarını, ABD’den uzakta ve hatta özellikle Ortadoğu ülkeleri arasında, özellikle de su yolları ile ilgili olarak yürütmeye yöneliktir. İran’ın bu girişimleri tüm Arap ülkeleriyle değil, sadece Körfez ülkeleriyle sınırlandırması, Arap taraflar için birçok riski de beraberinde getiriyor.
Arapların Türkiye, İran ve İsrail ile mutabakatlar yapmadan, Ortadoğu'da barış ve güvenliğin sağlayamayacaklarını düşündüğümü defalarca kez dile getirdim. Aynı zamanda üç ülkenin hegemonik politikaları çerçevesinde, bu mutabakatlar için şu anda uygun bir zeminin bulunmaması nedeniyle, herhangi bir diyalog için ön güveni artırıcı önlemlere ihtiyaç olduğunu da vurguladım. Başkalarına güvenmeyi abartmamak, inisiyatif talep etmek ve Arapların tutumlarını diğerinin eylemlerine tepki vermekle sınırlandırmamak için her zaman destekleyici ve motive edici bir yaklaşım benimsiyorum. Arap ülkelerinin İran nükleer anlaşmasına yönelik herhangi bir hamleyi, İran seçimleri sonrasına ertelemesinin uygun bir seçenek olmadığını düşünüyorum.
Bazı bölgesel ilişkilerin hassasiyeti ve gerginliği göz önüne alındığında, Körfez bölgesi dışındaki Arap ülkelerinin inisiyatif almalarını tercih ederim. Bu konuda fikirler öne sürebilmek için Körfez’deki kardeş Arap ülkeleriyle şu konular görüşülmeli:
1- Arap ülkeleriyle ilişkilerindeki atmosferi yatıştırmak için İran'ın yanı sıra İsrail ve Türkiye'den de Arap ülkeleriyle ilişkilerinde, özellikle güvenlik konularında, atmosferi yatıştırmak için kademeli adımlar atılması ihtiyacı. Bu adımlar, bölgesel hegemonya girişimlerini dizginlemeye yönelik garantiler de içermeli.
2- Arap Körfezi de dahil olmak üzere genel olarak Ortadoğu'daki bölgesel güvenlik durumu ve düzenlemeler konusu. Burada siyaset, güvenlik ve ekonomik olarak geçerli olan ilkelerle ilgili bir beyannamenin formüle edilmesi faydalı olacaktır.  Daha önce böyle bir çaba, 1990'ların ortalarında Madrid Barış Süreci dahilinde Ortadoğu’da Silah Kontrolü ve Bölgesel Güvenlik Çalışma Grubu bünyesinde sarf edilmişti.
3- Nükleer anlaşmanın olumlu unsurlarından, Arap ülkeleri, İran ve İsrail'i de içine alan istisnasız tüm Ortadoğu’da nükleer silahlardan ve diğer kitle imha silahlarından arındırılmış bir bölge yaratmak ve nükleer silahların yayılmasını önlenmek için nasıl yararlanılacağı konusu.
4- Nükleer anlaşmada belirtilen eksiklikleri gidermenin yanı sıra, bunların bölgedeki çeşitli ülkelere uygulanmasıyla birlikte Arap çıkarlarının Ortadoğu'da bölgesel güvenlik gündemine ilişkin düşünce ve gelecekteki söylemi şekillendirmede meşru yerini alması için genişletilmesi ve kalıcı olması konusu.
Sonuç olarak, uluslararası ve bölgesel güvenlik alanında hukukun ilke ve hükümlerini güçlendirmek için tüm bu bölgesel ve ikili çabaların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) himayesinde yapılmasını öneriyorum. BMGK, bu müzakereleri denetlemek için özel bir organ oluşturabilir veya bunun için özel bir elçi atayabilir. Bu sürecin, doğrudan veya dolaylı olarak, belirli ve aşamalı bir takım adımlarla biten yoğun ve uzun temaslara ihtiyacı olacağı biliniyor. Eğer bu temaslar her şeye rağmen başarılı olursa, gelecekteki bölgesel toplu güvenlik sisteminin ilk tohumu atabilir ve netleştirilen ilkelerle yönetilebilir. Krizleri ele almak ve kontrol etmek amacıyla ihtilafları çözmek ve düzenlemeleri istişare etmek için bir mekanizma oluşturulmasını öngörebilir. Herkes için daha iyi ve güvenli bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunan iş birliği alanlarının önü açılabilir.



Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

TT

Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açması için 48 saat süre verdi ve aksi takdirde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etti.

Trump’ın açıklamasına karşılık İran ordusu, bölgedeki enerji tesisleri ile su arıtma altyapılarını hedef alabilecekleri uyarısında bulundu.

İran’ın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdindeki temsilcisi ise, “düşman” olarak nitelendirilen ülkelerin gemileri hariç olmak üzere, güvenlik ve emniyet düzenlemeleri çerçevesinde gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilebileceğini belirtti. Temsilci ayrıca mevcut durumdan ABD ve İsrail saldırılarını sorumlu tuttu.

Öte yandan İran tarafından fırlatılan iki füzenin İsrail’in güneyindeki Dimona ve Arad kentlerinde 100’den fazla kişinin yaralanmasına yol açtığı bildirildi. Bunun üzerine İsrail ordusu, sabaha karşı Tahran’ın merkezine hava saldırıları düzenledi. İran kaynakları ayrıca İsfahan, Yezd ve Buşehr kentlerinde de hava saldırıları gerçekleştirildiğini duyurdu.


Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor

New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
TT

Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor

New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)

Önümüzdeki hafta, 2026 yılının küresel ekonomik gidişatını izlemek açısından önemli bir dönüm noktası olacak. Açıklanacak olan Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) ve enflasyon verileriyle birlikte, Ortadoğu’daki savaşın küresel ekonomide bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğu konusundaki tartışmalar, teorik tahminlerden somut rakamlara dönüşecek.

ABD ekonomisi enerji kaynakları sayesinde nispeten istikrarlı görünürken, Avrupa ve İngiltere ‘fırtınanın’ ortasında kalmaya devam ediyor. Yaşam maliyetlerindeki artış, bu ülkeleri neredeyse imkânsız bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Dolayısıyla ya enflasyonla mücadele etmek için faizleri artırmaya devam edip şiddetli bir durgunluk riskini göze alacaklar ya da bekleyip fiyatların güvenli seviyeleri aşmasını izleyecekler.

DFVBGR
FED Başkanı, Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısına başkanlık etti (AFP)

ING Bankası'ndan ekonomi uzmanı James Knightley bir değerlendirmesinde şunları söyledi:

“ABD Merkez Bankasının (FED) iki görevi var. Bunlardan birincisi fiyat istikrarını korumak ve istihdamı en üst düzeye çıkarmak, ikincisi daha büyük zorluklar içeriyor. Dolayısıyla FED’in faiz oranlarını yükseltmek yerine düşürme eğiliminde olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.”

Belirsizlik bulutu Euro Bölgesi üzerinde

Euro Bölgesi, Ortadoğu'daki savaşın ve enerji fiyatlarındaki ‘devasa’ artışın hem şirketlerin hem de tüketicilerin güvenine ne kadar zarar verdiğini ortaya çıkaracak verilerle dolu yoğun bir hafta bekliyor. Salı günü, Fransa, Almanya ve tüm Euro Bölgesi için mart ayı ilk PMI verilerinin açıklanmasıyla başlayacak olan hafta, hafta boyunca yayınlanacak bir dizi güven anketiyle devam edecek.

Geçtiğimiz şubat ayındaki rapor, talepte toparlanma sinyalleri ve iyimserlikte bir artışa işaret etse de Ortadoğu’daki son gelişmeler bu ivmeyi baltalama tehdidi oluşturuyor. Bu bağlamda Investec analisti Ryan Djajasaputra, imalat sektörünün enerji maliyetlerindeki sert artıştan ‘en çok zarar görecek’ sektör olacağını vurguladı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre Djajasaputra, çatışmanın sebep olduğu ‘belirsizlik bulutunun’ bu ayki PMI üzerinde ağır bir gölge oluşturacağını öngördü.

RGBH
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, banka yönetim kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi (Reuters)

Yarın PMI ile birlikte Euro Bölgesi tüketici güvenine ilişkin ön veriler de açıklanacak. Bunu çarşamba günü, yakından takip edilen Almanya İfo İş Ortamı Endeksi izleyecek. Ardından perşembe günü Fransa imalat sektörü güven verileri açıklanacak. Cuma günü ise piyasalar, enerji fiyatlarındaki artışın nihai tüketiciye ne kadar hızlı yansıdığını gösteren önemli bir gösterge olacak İspanya'nın ön enflasyon verilerini bekliyor.

Para politikası açısından ise savaş ortamı, Avrupa Merkez Bankası (ECB) içindeki güç dengesini değiştirdi. Son toplantısında faiz oranlarını sabit tutan banka, yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu yeniden tırmandırması halinde faiz artırımına hazır olduğunu açıkça belirtti. London Stock Exchange Group (LSEG) verileri, finans piyasalarının artık Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki haziran ayında faiz artışı yapacağına dair fiyatlandığına işaret ediyor.

Bu gergin ortamda, Avrupa tahvil piyasası yoğun bir hareketlilik yaşıyor. Belçika ve Hollanda, pazartesi ve salı günleri ihale düzenleyecek. Alman Finans Ajansı ise salı ve çarşamba günleri çeşitli vadeli tahvillerin ihalesinden önce üç aylık finansman gözden geçirme raporunu açıklayacak. İtalya ise çarşamba ve cuma günleri yapılacak ihalelerle haftayı kapatacak.

İngiltere ve zorlu seçimler

Geçtiğimiz çarşamba günü şubat ayı tüketici fiyat enflasyonu verilerinin açıklanması beklenirken yatırımcılar da bu verileri büyük bir ihtiyatla bekliyor. Bu rakamlar, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki muazzam sıçramadan önceki döneme ait olsa da son şoktan önce ülkenin hareket ettiği fiyat tabanına ilişkin belirleyici bir tablo sunacak.

EFV
Londra'daki İngiltere Merkez Bankası binası yakınlarında bulunan bir bilgilendirme levhası (Reuters)

İngiltere halihazırda yüksek enflasyon seviyeleriyle boğuşuyor. Bu durum, İngiltere Merkez Bankası’nın son toplantısında faiz oranlarını değiştirmeden bırakmasına neden olurken, gerekirse fiyatları kontrol altına almak için faizleri artırabileceğini açıkça ima etti. HSBC'deki ekonomi uzmanları, tüketici fiyat endeksi ve perakende fiyat endeksinin şubat ayı verilerinde yüzde 3 ve yüzde 3,8'de sabitlenebileceğini öngörüyor. Ancak bu tahminleri aşan rakamlar, özellikle 10 yıllık devlet tahvili getirilerinin 2008'den bu yana en yüksek seviyelere ulaşmasıyla birlikte, yatırımcıları paniğe sürükleyebilir.

Enflasyonun yanı sıra salı günü mart ayı imalat ve hizmet sektörlerine ait satın alma yöneticileri endekslerinin ilk verileri açıklanacak; bu veriler, İran'a yönelik askeri operasyonların başlamasından bu yana iş dünyasındaki güvenin ne kadar sarsıldığını gösteren ilk canlı tabloyu sunacak. Hafta, tüketici güven anketi ve perakende satış rakamlarının açıklanmasıyla sona erecek. Bu göstergeler, İngiliz hanelerinin yeni bir enflasyon dalgasıyla başa çıkmaya ne kadar hazır olduklarını yansıtacak.

Çin, Japonya ve ‘enerji güvenliğindeki’ dönüşümler

Öte yandan Çin'deki verilerde göreceli bir sükûnet hakim olsa da BNP Paribas raporları siyasi önceliklerin ‘mali istikrar ve enerji güvenliğine’ doğru yeniden şekillendiğine işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin'e yapmayı planladığı ziyaretin ertelenmesiyle, ikili ilişkiler gözlem altında kalmaya devam ediyor.

FVG
Pekin'deki bir Walmart markette meyve ayıran çalışanlar (Reuters)

Çin Japonya ve Güney Kore'ye kıyasla doğrudan enerji şoklarından nispeten daha az etkileniyor. Bu da ülkeye iç politikalarını belirleme konusunda bir miktar bağımsızlık sağlıyor.

Japonya'da ise gözler, yıllık ücret müzakerelerinin sonuçlarına ve hükümetin enerji desteğiyle hafif bir düşüş gösterebilecek enflasyon verilerine odaklanırken, yatırımcılar ise son derece yüksek getiri sunan 40 yıllık Japon devlet tahvillerine olan talebi izliyor.

Diğer taraftan Avustralya, ‘fırtına öncesi sessizlik’ denilebilecek bir ortamda enflasyon verilerini bekliyor. Analistler, İran'daki savaşın etkisiyle önümüzdeki aylarda enflasyon oranlarının yaklaşık yüzde 5 oranında sıçrayacağını öngörüyor. Bu durum, Avustralya Merkez Bankası'nın yıl sonuna kadar faiz oranlarını 5 kez artırma olasılığını güçlendiriyor. Norveç'te ise, mevcut ‘enerji şoku’ nedeniyle Merkez Bankası'nın gelecekteki faiz indirimlerine karşı büyük bir ihtiyat sergilemesi bekleniyor.


ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
TT

ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)

ABD’nin İran’a karşı savaşı dördüncü haftasına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kongre’nin desteğini almadan askeri operasyonları başlatmasının ardından, ABD’li milletvekillerinin savaşın nasıl sona ereceği, maliyeti ve hedefleri konusunda endişeleri giderek artıyor.

Savaş devam ederken bilançosu da netleşmeye başladı. ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşta şimdiye kadar en az 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 230'dan fazlası yaralandı. Bunun yanında Beyaz Saray, Savaş Bakanlığı'nın (Pentagon) yaklaşık 200 milyar dolarlık ek fon talebini değerlendiriyor. Bir yandan da müttefik ülkeler İran’ın saldırılarına maruz kalırken petrol fiyatları yükseliyor ve raporlar, binlerce ek Amerikan askerinin Orta Doğu'ya gönderildiğini doğruluyor.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, yaptığı bir açıklamada, “Asıl soru şu: Sonuçta neyi başarmaya çalışıyoruz?” diye sordu ve ardından ‘İranlı liderleri hedef alan her türlü adımı genel olarak desteklediğini’ diye ekledi. ABD Başkanı Trump, cuma günü geç saatlerde yönetiminin savaşın hedefleri konusunda çelişkili sinyaller vermesine rağmen, askeri operasyonları ‘azaltmayı’ değerlendirdiğini söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “Hedeflerimize çok yaklaştık ve İran'ın terörist rejimi ile ilgili olarak Orta Doğu'daki büyük çaplı askeri faaliyetlerimizi kademeli olarak sonlandırmayı düşünüyoruz” diye yazdı.

Trump, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Hürmüz Boğazı'nı kullanan diğer ülkeler, gerektiğinde onu korumak ve denetlemek zorunda kalacaklar, ancak ABD bunu yapmayacak! Bize talep edilirse, bu ülkelerin Hürmüz Boğazı ile ilgili çabalarına yardımcı olacağız, ancak İran tehdidi ortadan kaldırıldığında bu gerekli olmayacak.”

ABD Kongresi: Savaşı desteklemekle ve savaşın getireceklerine dair endişe arasında

Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın, ABD’nin İsrail ile koordineli olarak yürüttüğü savaşa girme kararı, kendi partisinin kontrolündeki Kongre’nin ona hesap sorabilmesini kısıtlıyor. Cumhuriyetçiler çoğunlukla Trump’ın yanında durmuş olsa da yakında savaşın devamı ile ilgili daha hassas kararlarla karşı karşıya kalacaklar. Başkan, ‘Savaş Yetkileri Yasası’ uyarınca Kongre'nin onayı olmadan 60 gün boyunca askeri operasyonlar yürütebilir. Cumhuriyetçiler de şimdiye kadar Demokratların askeri harekatı durdurmak için sunduğu karar tasarılarını kolaylıkla reddetmeyi başardılar.

Ancak milletvekilleri, yönetimin daha kapsamlı bir strateji sunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu; aksi takdirde, özellikle 200 milyar dolarlık ek finansman talebi nedeniyle Kongre'de olumsuz tepkilerle karşılaşacağı belirtildi.

Trump'ın savaşın “Ben bitmesi gerektiğini hissettiğimde sona erecek” yönündeki açıklamaları geniş çapta endişe yarattı. Demokrat Senatör Mark Warner, “Ne zaman öyle hissedecek? Bu delilik” açıklamasında bulundu.

“Görev ‘neredeyse tamamlandı’”

Savaşın devam etmesine rağmen, Başkan’ın partisi bu durumla doğrudan yüzleşmeye hazır görünmüyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, askeri operasyonun yakında sona ereceğini söyledi. Johnson, yaptığı açıklamada, “Asıl görevin şu anda neredeyse tamamlandığını düşünüyorum” diyerek hedeflerin ‘balistik füzeleri ve üretim araçlarını imha etmek ve İran'ın deniz kuvvetlerini felç etmek’ olduğunu söyledi. Temsilciler Meclisi Başkanı, bu hedeflerin zaten gerçekleştirildiğini belirtti.

Ancak İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri tehdit etme kabiliyetinin, özellikle de ABD'nin müttefiklerinin çoğunun Trump'ın askeri destek talebine yanıt vermeyi reddetmesi nedeniyle, ‘çatışmayı biraz uzattığını’ kabul etti. Johnson, “Durum sakinleştiğinde, görevin neredeyse tamamlanmış olacağını düşünüyorum” dedi. Buna karşın Trump yönetimin, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek ve füze kapasitesini azaltmak gibi hedeflerinin halen ‘belirsiz ve değişken’ olduğunu düşünen Warner, “Rejim değişikliği mi? Mümkün değil. Zenginleştirilmiş uranyumdan kurtulmak mı? Kara kuvvetleri konuşlandırılmadan olmaz” ifadelerini kullandı.

Bütçe sorunu

ABD'de yasama organı olan Kongre, harcamaları kontrol etme yetkisini elinde tutuyor. Bu da Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı aracı. Pentagon, Beyaz Saray'dan yaklaşık 200 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu yüksek rakamın geniş bir destek bulması pek olası görünmüyor. Senato'daki Demokratların lideri Chuck Schumer bu rakamı ‘abartılı’ olarak nitelendirdi.

ABD’de bu yıl onaylanan savunma harcamaları 800 milyar doları aşarken Kongre, daha önce de önümüzdeki yıllarda Pentagon'a 150 milyar dolarlık ek kaynak sağlayan bir vergi indirimi paketini onaylamıştı.

Senatör Mazie Hirono, ABD'nin başka öncelikleri olduğunu belirterek, sağlık hizmetleri ve gıda yardımı programlarına ayrılan fonların kesilmesini eleştirdi.

Yasal süreye karşı zaman yarışı

ABD’li bazı temsilciler, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından yaşanan süreci hatırlattı. O dönemde dönemin ABD Başkanı George Bush’un askeri güç kullanımı için Kongre’den yetki istemişti. Hirono, “Bunlar, Amerikan halkı için odaklanmamız gereken konular” diye ekledi.

Cumhuriyetçi Senatör Tillis ise Trump'ın şu anda ‘Savaş Yetkileri Yasası’ kapsamında hareket etme alanına sahip olduğunu, ancak bunun yakında değişeceğini belirtti. Tillis, “Yaklaşık 45 gün geçtikten sonra yönetim, ya savaşı sürdürmek için resmi yetki talep etmek ya da savaştan çıkmak için net bir yol sunmak şeklindeki iki seçenekten birini netleştirmek zorunda kalacak” diye ekledi.