Türkiye - İsrail hattındaki siyasi göstergeler

İsrailli Haaretz gazetesi Türk büyükelçisinin yakında İsrail’e geleceğine dair bir habere yer verdi. (AP)
İsrailli Haaretz gazetesi Türk büyükelçisinin yakında İsrail’e geleceğine dair bir habere yer verdi. (AP)
TT

Türkiye - İsrail hattındaki siyasi göstergeler

İsrailli Haaretz gazetesi Türk büyükelçisinin yakında İsrail’e geleceğine dair bir habere yer verdi. (AP)
İsrailli Haaretz gazetesi Türk büyükelçisinin yakında İsrail’e geleceğine dair bir habere yer verdi. (AP)

Fadi Mattar
Medyanın ABD gözetimi altında Arap ülkeleri ile İsrail arasında yakın zamanda varılan barış anlaşmaları ile çalkalandığı bir dönemde, görünüşe göre, Ortadoğu’nun önde gelen bir ülkesinin İbrani devletiyle ilişkileri yeniden ısınıyor. İsrailli Haaretz gazetesi yeni bir Türk büyükelçisinin yakında İsrail’e geleceğini iddia etti. İki yıl önce Gazze sınırında gerçekleştirilen gösteriler sırasında Filistinlilerin İsrail güçleri tarafından öldürülmesinin ardından eski Ankara Büyükelçisi, Türkiye’ye geri çağrılmıştı.
Haberlere göre yeni büyükelçinin adı Ufuk Ulutaş. 40 yaşındaki Ulutaş, Kudüs İbrani Üniversitesi’nde Ortadoğu siyaseti ve İbranice eğitimi aldı. Profesyonel bir diplomat olmayan Ulutaş siyasi, ekonomik ve sosyal araştırmaların yapıldığı SETA Vakfı’nın Başkanı olarak görev yaptı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen bir isim.
İsrail menşeili gazete, ‘büyükelçinin atanma zamanlamasının normal bir atama sürecinin parçası olduğunu ve beklenmedik bir adım olmadığını’ bildirdi. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucularından Hasan Murat Mercan’ın da ABD Büyükelçisi olarak atanması gündemde.
Haaretz’in haberine göre Mercan, Erdoğan’ın başbakan olarak seçildiği 2003 yılında verdiği bir röportajda iyimser açıklamalarda bulunmuştu. Mercan söz konusu röportajda şunları söylemişti:
“Türkiye’nin İsrail’e karşı izlediği geleneksel politikadan bir santim dahi sapma niyetinde değiliz. Hep arkadaştık. Türkiye, İspanya’dan sınır dışı edildikleri günlerden beri Yahudileri her zaman savundu. Barış için hazırlanan yol haritasını İsrail gibi biz de kabul ediyoruz. Suriye gibi Arap ülkeleriyle veya Filistinlilerle olan temaslarımız sizi endişelendirmemeli. Bu, hiçbir şekilde sizin aleyhinize olan bir durum değildir… Türkiye, İsrail ile iyi ilişkilerini sürdürecek mi? Bununla ilgili herhangi bir şüpheniz var mı?”

Mavi Marmara olayı
Türkiye- İsrail ilişkileri 31 Mayıs 2010 tarihinde meydana gelen ve İsrail güçleri tarafından 9 Türk’ün öldürülmesiyle sonuçlanan ‘Mavi Marmara’ olayından büyük şekilde zarar gördü. Ancak 2013 yılında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, medyada geniş yankı buluna bir telefon görüşmesiyle Erdoğan’dan özür diledi. Ayrıca İsrail tazminat olarak 20 milyon dolar ödemeyi de kabul etti.
İsrail’in özür dilemesinin ardından yakında Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi olması beklenen Ufuk Ulutaş, sert ifadelerin yer aldığı bir makale yayımladı. Ulutaş, söz konusu makalede, “İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, 1997 sürecinde olduğu gibi rahat ilişkilerin geri dönüşü anlamına gelmediğini unutmayalım” ifadelerine yer vermişti.  Ulutaş bu sözleriyle Türkiye ile İsrail arasında 1996 yılında imzalanan güvenlik iş birliği anlaşmalarına işarette bulunmuştu. Ulutaş ayrıca, “Mesela, İsrailli subaylar Türk Yüksek Komutanlığı karargahında özgürce dolaşamayacaklar. Mavi Marmara meselesi öncesinde ikili ilişkiler çöküşün eşiğindeydi. Özür ise ilişkileri yalnızca bu olaydan önceki seviyeye getirecektir” ifadelerini kullanmıştı.
Ancak Haaretz, Ulutaş ve Mercan’ın değerlendirmelerinde yanlış olduklarını öne sürdü. İsrail-Türkiye ilişkileri çok geçmeden kötüleşti. Türkiye’nin artık ‘sadık bir müttefik’ olmadığına dikkat çekildi. Mavi Marmara olayı, bugüne kadar geri dönüşü olmayan tarihsel bir dönüm noktasıydı. Ancak Haaretz'e göre Türkiye, İsrail tarafından dikkate alınması gereken sinyal ve mesajları göndermeye başladı. Gazetenin haberine göre Erdoğan, geçtiğimiz ağustos ayında İsrail’in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile barış anlaşmasının imzalanmasının ardından BAE’yi Filistinlilere karşı ‘ikiyüzlü davranmakla’ suçlayarak İsrail'deki Türk Büyükelçiliği’ni kapatmakla tehdit etmişti. Türkiye’nin İsrail-BAE anlaşmasına yönelik öfkesi devam ediyor. Bu öfkeye bir de İsrail ve Arapların Türkiye'ye karşı komplo düzenlediğine dair suçlamalar eşlik ediyor.
Gazetenin haberinde ayrıca İsrail ile Fas arasında imzalanan anlaşmanın ilanından sonra bir sürprizle karşılaşıldığı da ifade edildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Faslı Mevkidaşı Nasır Burita ile yaptığı telefon görüşmesinde her ülkenin istediği ülke ile ilişki kurma hakkına sahip olduğunu söyledi. Yalnızca anlaşmanın Filistinlilerin aleyhine olmamasını istedi. “Artık komplo ya da ikiyüzlülük yok. Bu tamamen normal, günlük bir mesele” ifadelerini kullandı.

Dönüşüm
Gazete, Türkiye'nin Arap-İsrail barış anlaşmalarındaki tutum değişikliğini, 2021 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın büyük bir oy çokluğuyla ABD Senatosu tarafından onaylanmasına bağladı.
Diğer yandan Robert Yüksel Yıldırım'ın sahibi olduğu Türk şirketi Yıldırım da Hayfa Limanı için teklif vermeyi planladığı öne sürüldü. Türk şirketinin sahip olduğu fırsatların ne olduğu bilinmiyor.
Gazetenin haberi, İsrail'e bir büyükelçi göndermeyle başlayan, İsrail ile Fas arasındaki anlaşmanın ‘anlayışla karşılandığını’ ve bir Türk firmasının Hayfa Limanı için ihaleye girdiğini gösteren bir olaylar zinciriyle bitiriyor. Haberde yukarıdakilere ek olarak Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz kasım ayında İsrail’e bir ziyaret gerçekleştirdiği bilgisi yer alıyor. Gazeteye göre tüm bunlar yeni bir arkadaşlığın başlangıcı gibi görünüyor. İsrail’in ise acelesi varmış gibi görünmediği vurgulanıyor.
Ankara'ya büyükelçi göndermeye hazırlanıp hazırlanmadığı henüz bilinmiyor. Ayrıca iki hükümet arasında askeri veya diğer alanlarda iş birliği planları için herhangi bir hazırlık da görünmüyor. Bunun sebepleri ise İsrail’deki istikrarsız siyasi durum, yaklaşan seçimlere hazırlık ve koronavirüs (Kovid-19) salgını olarak özetleniyor. İsrail'in Arap ülkeleriyle imzaladığı anlaşmalar göz önüne alındığında bunlar, kesinlikle temelsiz bahaneler olarak ön plana çıkıyor. Zira Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için bir fırsat söz konusu ise bu her zaman doğru vakittir.



Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

TT

Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken  İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açması için 48 saat süre verdi ve aksi takdirde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etti.

Trump’ın açıklamasına karşılık İran ordusu, bölgedeki enerji tesisleri ile su arıtma altyapılarını hedef alabilecekleri uyarısında bulundu.

İran’ın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdindeki temsilcisi ise, “düşman” olarak nitelendirilen ülkelerin gemileri hariç olmak üzere, güvenlik ve emniyet düzenlemeleri çerçevesinde gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilebileceğini belirtti. Temsilci ayrıca mevcut durumdan ABD ve İsrail saldırılarını sorumlu tuttu.

Öte yandan İran tarafından fırlatılan iki füzenin İsrail’in güneyindeki Dimona ve Arad kentlerinde 100’den fazla kişinin yaralanmasına yol açtığı bildirildi. Bunun üzerine İsrail ordusu, sabaha karşı Tahran’ın merkezine hava saldırıları düzenledi. İran kaynakları ayrıca İsfahan, Yezd ve Buşehr kentlerinde de hava saldırıları gerçekleştirildiğini duyurdu.


Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor

New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
TT

Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor

New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)

Önümüzdeki hafta, 2026 yılının küresel ekonomik gidişatını izlemek açısından önemli bir dönüm noktası olacak. Açıklanacak olan Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) ve enflasyon verileriyle birlikte, Ortadoğu’daki savaşın küresel ekonomide bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğu konusundaki tartışmalar, teorik tahminlerden somut rakamlara dönüşecek.

ABD ekonomisi enerji kaynakları sayesinde nispeten istikrarlı görünürken, Avrupa ve İngiltere ‘fırtınanın’ ortasında kalmaya devam ediyor. Yaşam maliyetlerindeki artış, bu ülkeleri neredeyse imkânsız bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Dolayısıyla ya enflasyonla mücadele etmek için faizleri artırmaya devam edip şiddetli bir durgunluk riskini göze alacaklar ya da bekleyip fiyatların güvenli seviyeleri aşmasını izleyecekler.

DFVBGR
FED Başkanı, Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısına başkanlık etti (AFP)

ING Bankası'ndan ekonomi uzmanı James Knightley bir değerlendirmesinde şunları söyledi:

“ABD Merkez Bankasının (FED) iki görevi var. Bunlardan birincisi fiyat istikrarını korumak ve istihdamı en üst düzeye çıkarmak, ikincisi daha büyük zorluklar içeriyor. Dolayısıyla FED’in faiz oranlarını yükseltmek yerine düşürme eğiliminde olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.”

Belirsizlik bulutu Euro Bölgesi üzerinde

Euro Bölgesi, Ortadoğu'daki savaşın ve enerji fiyatlarındaki ‘devasa’ artışın hem şirketlerin hem de tüketicilerin güvenine ne kadar zarar verdiğini ortaya çıkaracak verilerle dolu yoğun bir hafta bekliyor. Salı günü, Fransa, Almanya ve tüm Euro Bölgesi için mart ayı ilk PMI verilerinin açıklanmasıyla başlayacak olan hafta, hafta boyunca yayınlanacak bir dizi güven anketiyle devam edecek.

Geçtiğimiz şubat ayındaki rapor, talepte toparlanma sinyalleri ve iyimserlikte bir artışa işaret etse de Ortadoğu’daki son gelişmeler bu ivmeyi baltalama tehdidi oluşturuyor. Bu bağlamda Investec analisti Ryan Djajasaputra, imalat sektörünün enerji maliyetlerindeki sert artıştan ‘en çok zarar görecek’ sektör olacağını vurguladı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre Djajasaputra, çatışmanın sebep olduğu ‘belirsizlik bulutunun’ bu ayki PMI üzerinde ağır bir gölge oluşturacağını öngördü.

RGBH
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, banka yönetim kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi (Reuters)

Yarın PMI ile birlikte Euro Bölgesi tüketici güvenine ilişkin ön veriler de açıklanacak. Bunu çarşamba günü, yakından takip edilen Almanya İfo İş Ortamı Endeksi izleyecek. Ardından perşembe günü Fransa imalat sektörü güven verileri açıklanacak. Cuma günü ise piyasalar, enerji fiyatlarındaki artışın nihai tüketiciye ne kadar hızlı yansıdığını gösteren önemli bir gösterge olacak İspanya'nın ön enflasyon verilerini bekliyor.

Para politikası açısından ise savaş ortamı, Avrupa Merkez Bankası (ECB) içindeki güç dengesini değiştirdi. Son toplantısında faiz oranlarını sabit tutan banka, yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu yeniden tırmandırması halinde faiz artırımına hazır olduğunu açıkça belirtti. London Stock Exchange Group (LSEG) verileri, finans piyasalarının artık Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki haziran ayında faiz artışı yapacağına dair fiyatlandığına işaret ediyor.

Bu gergin ortamda, Avrupa tahvil piyasası yoğun bir hareketlilik yaşıyor. Belçika ve Hollanda, pazartesi ve salı günleri ihale düzenleyecek. Alman Finans Ajansı ise salı ve çarşamba günleri çeşitli vadeli tahvillerin ihalesinden önce üç aylık finansman gözden geçirme raporunu açıklayacak. İtalya ise çarşamba ve cuma günleri yapılacak ihalelerle haftayı kapatacak.

İngiltere ve zorlu seçimler

Geçtiğimiz çarşamba günü şubat ayı tüketici fiyat enflasyonu verilerinin açıklanması beklenirken yatırımcılar da bu verileri büyük bir ihtiyatla bekliyor. Bu rakamlar, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki muazzam sıçramadan önceki döneme ait olsa da son şoktan önce ülkenin hareket ettiği fiyat tabanına ilişkin belirleyici bir tablo sunacak.

EFV
Londra'daki İngiltere Merkez Bankası binası yakınlarında bulunan bir bilgilendirme levhası (Reuters)

İngiltere halihazırda yüksek enflasyon seviyeleriyle boğuşuyor. Bu durum, İngiltere Merkez Bankası’nın son toplantısında faiz oranlarını değiştirmeden bırakmasına neden olurken, gerekirse fiyatları kontrol altına almak için faizleri artırabileceğini açıkça ima etti. HSBC'deki ekonomi uzmanları, tüketici fiyat endeksi ve perakende fiyat endeksinin şubat ayı verilerinde yüzde 3 ve yüzde 3,8'de sabitlenebileceğini öngörüyor. Ancak bu tahminleri aşan rakamlar, özellikle 10 yıllık devlet tahvili getirilerinin 2008'den bu yana en yüksek seviyelere ulaşmasıyla birlikte, yatırımcıları paniğe sürükleyebilir.

Enflasyonun yanı sıra salı günü mart ayı imalat ve hizmet sektörlerine ait satın alma yöneticileri endekslerinin ilk verileri açıklanacak; bu veriler, İran'a yönelik askeri operasyonların başlamasından bu yana iş dünyasındaki güvenin ne kadar sarsıldığını gösteren ilk canlı tabloyu sunacak. Hafta, tüketici güven anketi ve perakende satış rakamlarının açıklanmasıyla sona erecek. Bu göstergeler, İngiliz hanelerinin yeni bir enflasyon dalgasıyla başa çıkmaya ne kadar hazır olduklarını yansıtacak.

Çin, Japonya ve ‘enerji güvenliğindeki’ dönüşümler

Öte yandan Çin'deki verilerde göreceli bir sükûnet hakim olsa da BNP Paribas raporları siyasi önceliklerin ‘mali istikrar ve enerji güvenliğine’ doğru yeniden şekillendiğine işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin'e yapmayı planladığı ziyaretin ertelenmesiyle, ikili ilişkiler gözlem altında kalmaya devam ediyor.

FVG
Pekin'deki bir Walmart markette meyve ayıran çalışanlar (Reuters)

Çin Japonya ve Güney Kore'ye kıyasla doğrudan enerji şoklarından nispeten daha az etkileniyor. Bu da ülkeye iç politikalarını belirleme konusunda bir miktar bağımsızlık sağlıyor.

Japonya'da ise gözler, yıllık ücret müzakerelerinin sonuçlarına ve hükümetin enerji desteğiyle hafif bir düşüş gösterebilecek enflasyon verilerine odaklanırken, yatırımcılar ise son derece yüksek getiri sunan 40 yıllık Japon devlet tahvillerine olan talebi izliyor.

Diğer taraftan Avustralya, ‘fırtına öncesi sessizlik’ denilebilecek bir ortamda enflasyon verilerini bekliyor. Analistler, İran'daki savaşın etkisiyle önümüzdeki aylarda enflasyon oranlarının yaklaşık yüzde 5 oranında sıçrayacağını öngörüyor. Bu durum, Avustralya Merkez Bankası'nın yıl sonuna kadar faiz oranlarını 5 kez artırma olasılığını güçlendiriyor. Norveç'te ise, mevcut ‘enerji şoku’ nedeniyle Merkez Bankası'nın gelecekteki faiz indirimlerine karşı büyük bir ihtiyat sergilemesi bekleniyor.


ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
TT

ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)

ABD’nin İran’a karşı savaşı dördüncü haftasına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kongre’nin desteğini almadan askeri operasyonları başlatmasının ardından, ABD’li milletvekillerinin savaşın nasıl sona ereceği, maliyeti ve hedefleri konusunda endişeleri giderek artıyor.

Savaş devam ederken bilançosu da netleşmeye başladı. ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşta şimdiye kadar en az 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 230'dan fazlası yaralandı. Bunun yanında Beyaz Saray, Savaş Bakanlığı'nın (Pentagon) yaklaşık 200 milyar dolarlık ek fon talebini değerlendiriyor. Bir yandan da müttefik ülkeler İran’ın saldırılarına maruz kalırken petrol fiyatları yükseliyor ve raporlar, binlerce ek Amerikan askerinin Orta Doğu'ya gönderildiğini doğruluyor.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, yaptığı bir açıklamada, “Asıl soru şu: Sonuçta neyi başarmaya çalışıyoruz?” diye sordu ve ardından ‘İranlı liderleri hedef alan her türlü adımı genel olarak desteklediğini’ diye ekledi. ABD Başkanı Trump, cuma günü geç saatlerde yönetiminin savaşın hedefleri konusunda çelişkili sinyaller vermesine rağmen, askeri operasyonları ‘azaltmayı’ değerlendirdiğini söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “Hedeflerimize çok yaklaştık ve İran'ın terörist rejimi ile ilgili olarak Orta Doğu'daki büyük çaplı askeri faaliyetlerimizi kademeli olarak sonlandırmayı düşünüyoruz” diye yazdı.

Trump, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Hürmüz Boğazı'nı kullanan diğer ülkeler, gerektiğinde onu korumak ve denetlemek zorunda kalacaklar, ancak ABD bunu yapmayacak! Bize talep edilirse, bu ülkelerin Hürmüz Boğazı ile ilgili çabalarına yardımcı olacağız, ancak İran tehdidi ortadan kaldırıldığında bu gerekli olmayacak.”

ABD Kongresi: Savaşı desteklemekle ve savaşın getireceklerine dair endişe arasında

Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın, ABD’nin İsrail ile koordineli olarak yürüttüğü savaşa girme kararı, kendi partisinin kontrolündeki Kongre’nin ona hesap sorabilmesini kısıtlıyor. Cumhuriyetçiler çoğunlukla Trump’ın yanında durmuş olsa da yakında savaşın devamı ile ilgili daha hassas kararlarla karşı karşıya kalacaklar. Başkan, ‘Savaş Yetkileri Yasası’ uyarınca Kongre'nin onayı olmadan 60 gün boyunca askeri operasyonlar yürütebilir. Cumhuriyetçiler de şimdiye kadar Demokratların askeri harekatı durdurmak için sunduğu karar tasarılarını kolaylıkla reddetmeyi başardılar.

Ancak milletvekilleri, yönetimin daha kapsamlı bir strateji sunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu; aksi takdirde, özellikle 200 milyar dolarlık ek finansman talebi nedeniyle Kongre'de olumsuz tepkilerle karşılaşacağı belirtildi.

Trump'ın savaşın “Ben bitmesi gerektiğini hissettiğimde sona erecek” yönündeki açıklamaları geniş çapta endişe yarattı. Demokrat Senatör Mark Warner, “Ne zaman öyle hissedecek? Bu delilik” açıklamasında bulundu.

“Görev ‘neredeyse tamamlandı’”

Savaşın devam etmesine rağmen, Başkan’ın partisi bu durumla doğrudan yüzleşmeye hazır görünmüyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, askeri operasyonun yakında sona ereceğini söyledi. Johnson, yaptığı açıklamada, “Asıl görevin şu anda neredeyse tamamlandığını düşünüyorum” diyerek hedeflerin ‘balistik füzeleri ve üretim araçlarını imha etmek ve İran'ın deniz kuvvetlerini felç etmek’ olduğunu söyledi. Temsilciler Meclisi Başkanı, bu hedeflerin zaten gerçekleştirildiğini belirtti.

Ancak İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri tehdit etme kabiliyetinin, özellikle de ABD'nin müttefiklerinin çoğunun Trump'ın askeri destek talebine yanıt vermeyi reddetmesi nedeniyle, ‘çatışmayı biraz uzattığını’ kabul etti. Johnson, “Durum sakinleştiğinde, görevin neredeyse tamamlanmış olacağını düşünüyorum” dedi. Buna karşın Trump yönetimin, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek ve füze kapasitesini azaltmak gibi hedeflerinin halen ‘belirsiz ve değişken’ olduğunu düşünen Warner, “Rejim değişikliği mi? Mümkün değil. Zenginleştirilmiş uranyumdan kurtulmak mı? Kara kuvvetleri konuşlandırılmadan olmaz” ifadelerini kullandı.

Bütçe sorunu

ABD'de yasama organı olan Kongre, harcamaları kontrol etme yetkisini elinde tutuyor. Bu da Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı aracı. Pentagon, Beyaz Saray'dan yaklaşık 200 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu yüksek rakamın geniş bir destek bulması pek olası görünmüyor. Senato'daki Demokratların lideri Chuck Schumer bu rakamı ‘abartılı’ olarak nitelendirdi.

ABD’de bu yıl onaylanan savunma harcamaları 800 milyar doları aşarken Kongre, daha önce de önümüzdeki yıllarda Pentagon'a 150 milyar dolarlık ek kaynak sağlayan bir vergi indirimi paketini onaylamıştı.

Senatör Mazie Hirono, ABD'nin başka öncelikleri olduğunu belirterek, sağlık hizmetleri ve gıda yardımı programlarına ayrılan fonların kesilmesini eleştirdi.

Yasal süreye karşı zaman yarışı

ABD’li bazı temsilciler, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından yaşanan süreci hatırlattı. O dönemde dönemin ABD Başkanı George Bush’un askeri güç kullanımı için Kongre’den yetki istemişti. Hirono, “Bunlar, Amerikan halkı için odaklanmamız gereken konular” diye ekledi.

Cumhuriyetçi Senatör Tillis ise Trump'ın şu anda ‘Savaş Yetkileri Yasası’ kapsamında hareket etme alanına sahip olduğunu, ancak bunun yakında değişeceğini belirtti. Tillis, “Yaklaşık 45 gün geçtikten sonra yönetim, ya savaşı sürdürmek için resmi yetki talep etmek ya da savaştan çıkmak için net bir yol sunmak şeklindeki iki seçenekten birini netleştirmek zorunda kalacak” diye ekledi.