İki aşıya da izin veren ilk ülke ABD

İki aşıya da izin veren ilk ülke ABD
TT

İki aşıya da izin veren ilk ülke ABD

İki aşıya da izin veren ilk ülke ABD

ABD; Almanya ve ABD merkezli ilaç firmaları tarafından üretilen koronavirüs aşılarına izin veren ilk ülke oldu. İlk aşı ABD merkezli Pfizer şirketi ile Alman BioNTech şirketi tarafından üretilirken Moderna’nın ürettiği ikinci aşı ise dün ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yeşil ışık aldı.
FDA Danışma Kurulu, çekimser kalan bir kişi karşılığında 20 oy ile aşı kullanımına onay verdi. Moderna aşısından yaklaşık 20 milyon dozun dolaşımına ABD hükümetinin üzerinde çalıştığı acil durum planı dahilinde yalnızca 18 yaş ve üzerindekiler için izin verildi. Federal yetkililer, bu ay yaklaşık 20 milyon kişiyi aşılamaya yetecek kadar aşı elde edileceğini umuyor. Sağlık çalışanları, huzur evlerinde veya uzun süreli bakım kurumlarında oturanların öncelikli olacağı biliniyor.
Yüksek vaka oranları, kurulu Moderna aşısının onaylanması için oylamanın düzenlenmesine iten en önemli faktörlerden biri sayılıyor. Nitekim Çarşamba günü eşi benzeri görülmemiş bir artış görülmüş, ülke genelinde 247 binlerde vaka kaydedilmişti. Ülkede şuana kadar toplamda 17 milyon 888 bin 353 vaka, 320 bin 845 can kaybı teyit edildi.
Seattle Cancer Care Alliance danışma kurulu üyesi ve bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Steven Pergam, dün medyaya yaptığı açıklamada, “Meseleyi çözmek için adım atmamızı gerektiren bir salgın durumundan bahsediyoruz. Bunu hızlı bir şekilde yerine getirmek için gerçek bir çaba harcanıyor. Faydaların risklerden fazla olduğuna şüphe yok” ifadelerine başvurdu.
Moderna aşısı tedavülüne izin verilmesi yönündeki oylamaya yönelik tek çekimserlik, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri klinik İnovasyon direktörü Michael Kurilla’dan geldi. Kurilla, oylamadan sonra yaptığı açıklamada, aşı ile ilgili uzun vadeli veri eksikliği olduğunu vurguladı. Aday aşıların risk ve faydalarının güvenlik ve etkinlik verileriyle analizinin sadece iki ay sürdüğüne dikkat çeken Kurilla, bunun geleneksel aşılarda alışılmadık bir durum olduğunu dile getirdi. Kurilla, “Aşı riski ve profilinin Kovid-19’un bireyler üzerindeki risklerini hesaba katmadan değerlendirilmesinden huzursuz oldum” ifadelerine başvurdu.
Moderna'nın FDA onayının ardından bugün aşıyı dağıtmaya başlaması bekleniyor. Federal yetkililer, ilk partideki yaklaşık 6 milyon doz Moderna aşısının ABD’deki 3 bin 200'den fazla bölgeye dağıtılmasının beklendiğini söylüyor. Dağıtımın FDA’nın yürüttüğü prosedürlerin ardından 24 saat içerisinde başlayacağı, aşıların önümüzdeki günlerde hastane ve diğer aşı merkezlerine ulaştırılacağı düşünülüyor. Moderna’nın Aralık ayı sonuna kadar toplamda 20 milyon doz teslim edeceği bekleniyor. Ancak Bloomberg News’in dünkü haberine göre, Moderna, üretim sürecindeki bir hata dolayısıyla geçerliliğinin olmaması nedeniyle yaklaşık 400 bin koronavirüs aşısını imha etti.
ABD’de Kovid-19’a karşı hızlı iyileşme sürecinin baş danışmanı Dr. Munsif es-Salavi, 1,4 milyon dozdan 400 bin doz aşının minik şişelere konmadan önce atıldığını, Moderna'nın gelecek yıl 500 milyon ila 1 milyar doz aşı üretmeyi planladığı düşünüldüğünde bunun yalnızca denizdeki bir damla niteliğinde olduğunu ifade etti.
Moderna sözcüsü Ray Jordan, şirketin bu ay ABD’de 20 milyon doz, 2021'in ilk çeyreğinde ise 85 milyon ila 100 milyon doz üretme programına ulaşma yolunda ilerlediğini belirtti.
Beyaz Saray’da kameraların karşısına geçerek Pfizer-BioNTech tarafından geliştirilen koronavirüs aşısını yaptıran ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Trump yönetiminin aşı aldığı bilinen ilk kıdemli üyesi oldu. Eşi Karen Pence ve Dr. Jerome Adams da Eisenhower İcra Dairesi Binası’nda onunla birlikte koronavirüs aşısı yaptırdı. Aşı yaptırdıkları yerde arkalarındaki “save and effective” (güvenli ve etkili) yazısı dikkat çekti.
Aşıyı yaptırdığı sırada hiçbir şey hissetmediğini söylyen Pence, halkın aşının güvenli ve etkili olduğuna dair güvenini artıracağı umudunu da dile getirdi. Bu sonbaharda Kovid-19 hastalığına yakalanan Başkan Trump ve First Lady Melania Trump'ın önümüzdeki haftalarda aşı olup olmayacağı ise henüz bilinmiyor. Beyaz Saray sözcüsü Kayleigh McEnany, Başkan Trump’ın aşı olmaya olumlu baktığını, ancak önceliğin savunmasız kişilerde olduğunu göstermek istediğini söylediğini belirtti. ABD Savunma Bakan Vekili Christopher Miller, ilk koronavirüs aşısı yaptıran ABD’lilerden biriydi. Askeri üniformalılara örnek teşkil etmek istediğini dile getiren Miller, koronavirüs hastalarını tedavi eden askeri sağlık uzmanları ile birlikte Pazartesi günü Walter Reed Ulusal Askeri Tıp Merkezi’nde aşı olmuştu.
Sağlık görevlileri, özellikle de azınlıkların aşıya dair güvensizlikleriyle karşı karşıya. Bazı görüşler ise 1972’ye kadar süren Tuskegee Frengi Deneyi’nin güvensizliğe itecek geçerli bir sebep olduğuna parmak basıyor. Ancak ABD hükümeti, “bu hataları düzeltmek ve ele almak için” prosedürler ve güvencelerin varlığına değindi. Kovid-19 karşıtı ilk aşılar, 1950'lerden bu yana acil kitlesel aşılama kampanyası kapsamında Pazartesi günü ABD’de başlamıştı. ABD hükümetinin, geçtiğimiz hafta FDA’nın izin verdiği 2,9 milyon doz Pfizer aşısındaki başlangıç ​​dozu dağıtımını yarın sona erdireceği bekleniyor.



Arabulucuların çabaları, Washington ve Tahran arasındaki savaşın fitilini söndürmekte başarılı olacak mı?

İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)
İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)
TT

Arabulucuların çabaları, Washington ve Tahran arasındaki savaşın fitilini söndürmekte başarılı olacak mı?

İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)
İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)

Hasan Fahs

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki ve ikisi ile birlikte bölgeyle olan ilişkiler en hassas ve kırılgan aşamasından geçiyor. Bu, açık ve yıkıcı bir askeri çatışmaya dönüş uçurumu ile Washington ve Tahran arasında ve Tahran ile bölge arasında yeni bir ikili uzlaşı aşamasıyla sonuçlanabilecek düzlük arasında ince bir ipte yürümek gibi.

Son haftalarda etkili bölge başkentlerinin Tahran'a yönelik yürüttüğü diplomatik faaliyetler ve etkili uluslararası başkentlerin İran liderliğinin ne düşündüğünü öğrenme arzusu, bölgeyi hiçbir büyük oyuncunun istemediği savaş hayaletinden kurtaracak bir çıkış yoluna yönelik umutları artırdı.

Bir yandan Mekke Savunma Paktı ülkelerini temsil eden üst düzey güvenlik ve askeri heyetlerin Tahran'a yaptığı ziyaret, diğer yandan Pakistan-Katar ortak çabaları, bu tür ziyaretlerin geleneksel diplomatik boyutunu açıkça aşıyor. Heyetlerin ilettiği mesajlar, bu tarafların krizi yönetmek, şiddete ve savaşa geri dönüşü önlemek için ciddi ve samimi girişimlerini ortaya koyuyor. Ayrıca bu, ülkeler arasında Batı Asya bölgesindeki güvenlik mimarisini yeniden tanımlamak ve bu çabaların savaş tehlikesini önlemede başarılı olması durumunda alacağı biçimi belirlemek için siyasi zemin hazırlamak yönünde ciddi bir çabayı da gösteriyor.

Amerikan talepleri ile İran’ın şartlarını uzlaştıran bir formüle varmayı amaçlayan ve Katar tarafının mesajları iletmek ve iki tarafın sert tutumlarını uzlaştırma formülleri bulmak görevini üstlendiği arabuluculuk çabaları, ABD tarafının İran tarafına gönderdiği bir mesajın ortaya çıkmasıyla eş zamanlı olarak geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in mesajı, arabulucu Katar tarafından İran rejiminin Dini Liderinin onayıyla, müzakerelerden sorumlu yetkili ve karar verici olan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye iletildi.

Vance'in mesajı, Beyaz Saray yetkilileri ile İran liderliği arasında türünün ilk örneği olmayabilir. Zira bu mesaj, İran rejimi ile Başkan Ronald Reagan yönetimi arasında 1986 yılında ortaya çıkan İran-Kontra skandalının (İran-Gate veya McFarlane skandalı olarak da bilinir) 40. yıldönümüne denk geliyor. Dahası, Başkan Donald Trump suikastından önce, Haziran 2019'da Tahran'ı ziyaret eden Japonya Başbakanı Shinzo Abe aracılığıyla eski Dini Lider Ali Hamaney'e benzer birkaç mesaj göndermişti. Bu mesajları, İran'a ve nükleer tesislerine yönelik ilk büyük ölçekli saldırıdan üç ay önce, Mart 2025'te Birleşik Arap Emirlikleri kanalı aracılığıyla bir kez daha göndermişti.

Dolayısıyla bu mesaj alışverişi, uzlaşmaya varma konusunda gerçek bir irade eksikliğiyle birleştiğinde, potansiyel anlaşmaya giden bir pencere açmayabilir. Zira her iki taraf da bölgeyi çatışma döngüsünden ve savaş mantığından kurtaracak, hesaplarını yeniden değerlendirmesine ve taleplerini yumuşatmaya, stratejik ve taktiksel tavizleri kabul etmeye yönelik gerçek bir isteklilik göstermesine dayanan kapsamlı çözüme doğru ciddi bir arayışa yönlendirecek iradeden yoksun. Dolayısıyla mesaj alışverişi uzlaşıyı sağlamak yerine durumu daha da karmaşık hale getirebilir, sonuçları tahmin edilmesi zor olan dramatik yankıları önlemek için sürdürülen çabalara diğer tarafları da katılmaya itebilir.

Müzakerelere, diyaloglara ve mesaj alışverişi kanallarına katılan bütün taraflardan gelen iyimser sinyallere rağmen, bölge hâlâ savaş ve barış yarışında kritik anlar yaşıyor; bu da bölgeyi ve ülkelerini alışılmadık sonuçlar doğuracak açık çatışma ile güç dengelerini yeniden şekillendirmeye katkıda bulunacak bir uzlaşma seçeneği arasında bırakıyor.

Rızai'nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi yapması, İran'ın dost ve müttefik ülkelerin nükleer krizden ciddi bir çıkış yolu bulma girişimlerine karşılık verme eğiliminde olduğuna dair inancı güçlendiriyor. Zira nükleer kriz ABD Başkanı için Tahran ile herhangi bir uzlaşmayı kabul etme konusunda bir ikilem haline geldi.

Çin'in bu çabalara katılımı tamamen yeni olmasa da Rusya'nın uranyum stokları konusundaki önerisiyle ilgili olarak göreceli uzlaşmalara ulaşma olasılığı açısından olumlu sonuçlar doğuruyor. Son günlerde Pekin'deki hareketlilik ve etkili bölgesel Arap aktörlerin ziyaretleri, Çin liderliğinin bu iyimserlik anını değerlendirdiğini gösteriyor. Bu iyimserlik Çin'i önemli diplomatik kaynaklarını harekete geçirmeye, ABD-İran anlaşması sonrası dönem için bölgesel yönetişim veya İran'ın “bölgesel güvenlik iş birliği sistemi” olarak adlandırdığı konuda bölgesel aktörler tarafından kabul edilebilir bir çerçeve oluşturmaya odaklanmaya yöneltti.

Mart 2023'te İran ve Suudi Arabistan arasında varılan anlaşmada oynadığı olumlu arabuluculuk rolüne dayanarak Pekin, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Dini Lidere yakın bir isim olan (selefiyle birlikte suikasta kurban giden mevcut Dini Liderin kız kardeşinin eşi) Ali Bakıri Kani'yi ve Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid bin Muhammed el-Ayban'ı ağırladı. Ancak bu diplomatik aktivizmin en önemli ayağı Umman Sultanı Heysem bin Tarık'ın ziyaretiydi. Bu ziyaret Maskat'ın Tahran ve Washington arasında arabuluculukta yeniden daha aktif ve etkili bir rol üstlenmesinin önünü açıyor.

Rusya ve Çin'in, Tahran ile Washington arasında nükleer mesele konusunda ve Tahran ile bölge devletleri arasında bölgenin geleceği, güç dengeleri ve beklenen uzlaşmalar konusunda oluşan uçurumu kapatma çabalarının başarısı, 18-19 Kasım tarihlerinde Çin'in Shenzhen kentinde yapılması planlanan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında ABD, Rusya ve Çin başkanları arasında üçlü bir zirvenin düzenlenip düzenlenmeyeceğinin belirlenmesinde çok önemli rol oynayabilir. Zira Trump daha önce böyle bir zirveye katılımının nükleer silahsızlanma meselesinin görüşülmesine bağlı olduğunu belirtmişti.

Bu gelişmelerin yanı sıra, 8 Mart'ta Dini Lider'in seçilmesinden bu yana eşi benzeri görülmemiş bir güvenlik gelişmesi yaşandı. Bu gelişme Dini Lider tarafından yapılan toplantıların sıklığının ve yoğunluğunun artmasıyla karakterize ediliyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu durum, kendisine herhangi bir mesaj iletilirken günler süren iletişim zorluklarının yaşandığı veya kendisinden üst düzey rejim yetkililerine herhangi bir direktif veya mesaj iletilirken karmaşık güvenlik prosedürlerinin uygulandığı önceki dönemle tam bir zıtlık oluşturuyor.

İran'ın güvenlik anlayışında bir değişimin göstergesi olan Dini Lider ile üst düzey askeri komutanlar arasındaki görüşme, Rızai ile yaptığı ve Mekke Savunma Paktı ülkeleriyle yapılan zirvenin sonuçlarını ve Amerikan mesajının içeriğini kendisine ilettiği görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Bu görüşme aynı zamanda Dini Lider'in rejimin karşı karşıya olduğu zorlukların ayrıntılarıyla doğrudan ilgilenmeye geri döndüğünü ve uzaktan mesaj gönderme politikasından vazgeçmeye başladığını da işaret ediyor.

Bu açıdan bakıldığında, Dini Lider'in askeri liderlikle yaptığı görüşmede açıkladığı pozisyonlar büyük bir önem kazanıyor ve önceki pozisyonlarından farklılık gösteriyor. İran’ın müzakere masasına koyduğu koşullara bağlılık ve ne pahasına olursa olsun taviz vermenin veya geri adım atmanın zorluğu ile ifade edilen görünüşte gerilimi artırıcı tona, ayrıca ABD ve İsrail'in başlatabileceği herhangi bir saldırganlığa veya taarruza karşı koymak için silahlı kuvvetlere verilen geniş yetkilere rağmen, bu pozisyonlara Dini Lider tarafından atılan ezber bozan bir adım da eşlik etti: Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan liderliğindeki hükümete ve yürütme organına, İran'ın yüksek ulusal çıkarlarıyla uyumlu kararlar almak ve müzakere etmek yetkisi verilmesi. Bu, İranlı müzakereciye uzlaşma için çabalamak, bir anlaşmayı kolaylaştırmak için köşeleri yumuşatmak, tehditler ve yeniden savaş döngüsünden kurtulmak için ortak zemin bulmak için bir özgürlük alanı sağlıyor. Peki, bu çabalar gerçekten meyve verecek mi, yoksa felaketin eşiğinde durulmaya devam mı edilecek?

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Trump, partisinin seçim yenilgisini değerlendirdi: İran’a karşı savaş buna değerdi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
TT

Trump, partisinin seçim yenilgisini değerlendirdi: İran’a karşı savaş buna değerdi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğramasının ardından dün yaptığı ilk açıklamada, İran savaşının partisinin seçim kaybından sorumlu tutulmasının “büyük ölçüde doğru” olduğunu söyledi. Ancak Tahran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemeyeceğini vurgulayan Trump, “Buna değdi” dedi.

Gazetecilere konuşan Trump, adının da oy pusulasında yer alması hâlinde Cumhuriyetçilerin kazanacağını savundu. Partisinin, kendisine yönelik desteği adaylarına yansıtamadığını öne sürdü.

Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance’in dün sosyal medyada yaptığı ve seçimlerdeki büyük kayıplara ilişkin değerlendirmesinde, “Kaybetmemizin nedeni savaş” ifadesini kullanmasına da itiraz etmediğini belirtti.

Trump, “Söz konusu savaş olduğunda, hiçbir şeyi farklı yapmazdım” diye konuştu.

Cumhuriyetçilerin kendisinin aday olduğu bir seçimde kazanacağını düşündüğünü yineleyen Trump, “Ancak bu sevgiyi bir türlü adaylarımıza aktaramadılar. Mitinglerde büyük bir sevgi vardı, inanılmazdı. Fakat bu sevgiyi adaylara yansıtmayı başaramadık” ifadelerini kullandı.

Hakkında olası bir azil sürecinin başlatılması ihtimaline ilişkin soruya ise Trump, “Bence böyle bir adım atarlarsa Demokrat Parti’yi yıkıma uğratırlar” cevabını verdi. Trump, görevden azledilmesini gerektirecek “hiçbir neden” bulunmadığını savundu.

Beyaz Saray’da yeni balo salonu

Trump, açıklamalarına Beyaz Saray’da inşası devam eden yeni balo salonu projesinden söz ederek başladı.

Beyaz Saray’daki inşaat alanına gazetecileri davet eden Trump, yaklaşık 20 dakika boyunca projeyi anlattı ancak konuşmasının başında Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisine değinmedi.

Trump, “Burası yalnızca dünyanın en büyük balo salonlarından biri olmakla kalmayacak, bence dünyanın en güzeli olacak” dedi.

rgtyhju
Demokratların Kongre’de kontrolü ele geçirmesinin ardından Trump, Washington’daki Beyaz Saray’ın Doğu Kanadı’nda inşa edilen balo salonu hakkında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AFP)

Başkanın programında başlangıçta kamuoyuna açık herhangi bir etkinlik yer almıyordu. Ancak Trump son anda gazetecileri inşaat alanına davet etti. Kısa süreliğine soruları da cevaplayan Trump, “Oy pusulasında ben olsaydım kazanırdım” iddiasını yineledi.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde aldığı yenilgi, Kongre’deki kontrolün Demokratlara geçmesine yol açtı. Demokratlar, daha önce Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen eyaletlerde Senato seçimlerinde de bir dizi başarı elde etti.

Seçim sonuçları, on milyonlarca seçmenin Donald Trump’ın politikalarına yönelik tepkisini ortaya koydu.

İki yıl önce Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesini sağlayan muhafazakâr seçmenler, bu kez güçlü biçimde Demokratlara yöneldi. Bu değişimde, kamuoyunda destek görmeyen İran savaşına yönelik hoşnutsuzluk, artan yaşam maliyetleri karşısındaki endişeler ve Trump yönetiminin ülkeyi yönetme biçimine duyulan tepkinin etkili olduğu belirtildi.

Kansas eyaletinde, yaklaşık bir asırdır ilk kez Demokrat bir aday senatör seçildi.

Trump’ın 2024 seçimlerinde yaklaşık 18 puan farkla kazandığı ve 1932’den bu yana Demokrat bir senatör çıkarmayan Güney Carolina’da da Demokratlar, Trump’ın Senato üyeliği için desteklediği adayı mağlup etti.

Teksas’ta ise Demokratlar, eyalet genelindeki seçim yarışlarında 30 yılı aşkın süredir elde edemedikleri bir zaferi salı günü kazanmayı başardı.


Trump, geleceğine ilişkin soru işaretlerinin artmasının ardından Hegseth’e desteğini yineledi

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)
TT

Trump, geleceğine ilişkin soru işaretlerinin artmasının ardından Hegseth’e desteğini yineledi

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 31 Mart'ta Pentagon'da İran'a ilişkin düzenlenen basın toplantısında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Savunma Bakanı Pete Hegseth’e desteğini açıkladı. Bu açıklama, seçmenlerin İran savaşına yönelik tepkisini ortaya koyan ara seçimlerde Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu kazanmasının bir gün ardından geldi.

Trump, savaşın en güçlü destekçilerinden biri olarak nitelendirdiği Hegseth’i görevden almayı düşünüp düşünmediği yönündeki soruya, “Hayır, bence son derece iyi bir iş çıkarıyor” cevabını verdi.

rfgtyhuj
Trump ve Hegseth, 14 Mayıs’ta Pekin’de düzenlenen resmî karşılama töreninde (Reuters)

Trump’ın bu açıklaması, eski ABD Başkanı George W. Bush’un tutumuyla tezat teşkil etti. Bush, 2006 yılındaki ara seçimlerin ardından, seçmenlerin Irak savaşına yönelik hoşnutsuzluğunun Demokratların Kongre’de çoğunluğu kazanmasına katkıda bulunmasının ertesi sabahı Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’i görevden almıştı.

Ancak kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarını değerlendirmeyi sürdürdüğü süreçte Trump’ın Hegseth’i görevden alma ihtimalinin hâlâ bulunduğunu belirtti.

Trump’ın danışmanlarından biri, savaş nedeniyle Hegseth’in “görevini kaybetmenin eşiğinde olabileceğini” söyledi. Danışman, “Bunun sorumluluğu birilerine yüklenecek. Bu kişinin Trump olmayacağı ise açık” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı daha önce de Hegseth’i kamuoyunda destek görmeyen İran savaşının başlıca savunucularından biri olarak nitelendirmişti. Trump, 23 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Pete, sanırım sesini ilk yükselten ve ‘Hadi yapalım’ diyen sendin. Çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin veremeyiz” demişti.

Başkan Yardımcısı JD Vance ise dün İran savaşının sonuçlarını açıkça sorgulayarak, savaşın Cumhuriyetçilere Kongre’deki çoğunluğu kaybettirdiğini söyledi.

Savunma Bakanlığı, Hegseth’in Trump’ın görev süresinin sona ereceği 20 Ocak 2029’a kadar Pentagon’un yönetiminde kalmaya “yüzde 100 bağlı” olduğunu bildirdi.

Görevden azil ve hesap verme olasılığı

Hegseth, ABD siyasetinde uzun süredir tartışmalı bir figür olarak öne çıkıyor. Kendi partisi Cumhuriyetçi Parti içinde de kendisine karşı ciddi bir muhalefet bulunuyor.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie, bu yılın başlarında Hegseth hakkında azil sürecinin başlatılmasını öngören bir önerge sunmuştu. Massie, bakanı Kongre’nin onayı olmaksızın İran’a yönelik askerî operasyonlar yürütmek için makamını kötüye kullanmakla suçlamıştı.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis de salı gecesi CBS News’e yaptığı açıklamada, Hegseth’in hesap vermesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Tillis, bakanın milletvekilleriyle yaşadığı gergin ilişkinin, Trump yönetiminin Kongre’den 1,5 trilyon dolarlık savunma harcaması paketini geçirme çabalarını sekteye uğrattığını söyledi.

Ara seçim sonuçları netleşirken konuşan Tillis, “Bence seçimlerin ardından, mevcut Kongre döneminin sona ermesine yalnızca 60 gün kalmışken bir şeyleri hayata geçirmek istiyorsa, ihtiyaçları Kongre’ye sunmak için doğru kişinin o olup olmadığını değerlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Demokratlar, Hegseth ve Pentagon yönetimindeki uygulamaları hakkında soruşturma başlatma sözü verdi. Yardımcılarına göre bu soruşturmalar, İran savaşının yönetiminden Hegseth’in Genelkurmay Başkanı da dâhil olmak üzere üst düzey askerî yetkililerin görevden alınmasındaki rolüne kadar pek çok konuyu kapsayabilir.

Hegseth’in Ukrayna politikasına ilişkin tutumu ve ABD ordusunun Latin Amerika sularında uyuşturucu kaçakçılığına karıştığından şüphelenilen teknelere yönelik saldırıları da incelemeye alınabilir. Bazı Demokratlar, söz konusu saldırıların savaş suçu teşkil edebileceğini savunuyor.