Rus paralı asker: Suriye'deki Hmeymim üssü Wagner askerlerinin cesetleriyle dolu… Subaylar ‘zafer’ haberleri yayınlıyor

Marat, Suriye’de aracını kullanırken
Marat, Suriye’de aracını kullanırken
TT

Rus paralı asker: Suriye'deki Hmeymim üssü Wagner askerlerinin cesetleriyle dolu… Subaylar ‘zafer’ haberleri yayınlıyor

Marat, Suriye’de aracını kullanırken
Marat, Suriye’de aracını kullanırken

Rusya merkezli özel askeri şirket Wagner, Suriye’deki savaşa 2015 yılında katıldı. O zamandan beri, dünya çapında çok sayıda yerel çatışmaya dahil oldu. Yüzlerce paralı askerin çeşitli savaş alanlarında yaşamını kaybetmesinin ve ABD ordusuyla doğrudan mücadele etmek durumunda kalmasının yanı sıra şirket, Kremlin ile bağlantıları olmasına rağmen hala çok gizli bir askeri varlık. Rusça yayın yapan elektronik gazete Meduza, özel askeri şirket Wagner ile ilgili ilk kez basına röportaj vermek isteyen birini bulmayı başardı. Röportajda gerçek adını kullanan Marat Gabidullin, Wagner’in sıradan paralı askerlerinden biri olarak işe başlayıp, daha sonra askeri keşif birliğinin komutanı olana kadar askeri rütbe kazanmaya devam etti. Marat Gabidullin, Wagner’de hizmet ettiği dört yıl içinde gizli bir hükümet ödülü aldı. Aldığı ağır yaradan kurtulan Gabidullin, böylece anılarını yazma imkânı buldu.
Meduza gazetesinden Liliya Yapparova’ya konuşan Gabidullin, anılarını yazarken kaleme aldığı deneyimlerinden bahsederek, kitap yazma konusunda kamuoyuna açıklama yapma kararını nasıl verdiğine değindi. Kitabına neden Yevgeny Prigozhin’in önderlik edeceğini düşündüğünü de dile getirdi. Basında ‘Putin’in Aşçısı’  olarak tanınan Prigozhin, Wagner şirketinin sahibi ve Rus catering endüstrisinin büyük patronudur.
“Yabancı pasaportlar uçağa binmeden hemen önce teslim edildi. ‘Martin’ pasaportları inceledikten sonra pasaportun sayfalarında Suriye seyahat vizesi bulunmadığını fark etti.  Formaliteleri tamamen sonlandırdıkları açıktı. Gümrük idaresinde, yabancı savaşçıların kullandıkları savaş hançerlerini teslim etmeleri konusunda ısrarcı davranıldı. Görevlilerden hiçbiri bu hançerlerin savaş alanında çok işe yarayacak olmasını önemsemedi. Martin, yabancı savaşçıların üzerinde ele geçirilen hafif silahları toplayan gümrük memuruna sırtını döndü ve sırt çantasını basit bir şekilde taşıyıcıya gönderdi. Sonra arkasına bakmadan pasaport bürosuna gidip, ‘Allah kahretsin. Beni hançerlerimden ayıramayacaksınız’ dedi”. Marat Gabidullin, In the Same River Twice (Aynı Nehirde İki Kez).
Marat, Rus Hava Kuvvetleri'nde beş yıl geçirdikten sonra 2015 yılında özel askeri harekâtlar şirketi Wagner'e katıldı. Büyük Rus milyarder Yevgeny Prigozhin ile bağı bulunan ayrıca petrol alanlarını koruma ve kurtarma konusunda doğrudan Suriye Rejimi ile anlaşması bulunan Evro Polis ile bir sözleşme imzaladı. Gabidullin, “Açık ve aşırı dürüst olmalarından çok etkilendim. Hiç kimse orada çalışmanın olası sonuçlarını gizleme çabasına girmedi. Tam bir dürüstlük içinde konuştular: ‘Yoldaşlar, ülkemizin doğrudan çıkarlarının olduğu yerlerde savaşacaksınız. Sonuçların sizin için çok korkunç olabileceği gerçeğine kendinizi iyi hazırlayın. Sonuçlar, ölümcül olabilir!’” ifadelerini kullandılar.
Marat, askeri kariyerine çok sıradan bir asker olarak başladı. Daha sonra bir keşif birliğinin komutanı olana kadar askeri rütbelerde yavaş yavaş yükseldi. Gabudillin, “Yoldaşlarım düşman cephesinde hareket ediyorlardı. İçlerinden bir ekip insansız hava araçları ve çeşitlik teknik teçhizat kullanarak bir keşif operasyonu gerçekleştirdi” dedi.
Suriye petrol vadisi, yabancı savaşçıların onlarca kilometre uzağındaydı. Siyah petrolün DEAŞ’ı desteklemek için kullanılmasına gerek olmadığı açıktı. Daha önce DEAŞ liderlerinin banka hesaplarını dolduran ‘Şair(Shaer)’ petrol sahasının el değiştirmesi gerekiyordu. Çevredeki dağlardan inen paralı askerler, oradaki varlıklarıyla mülkiyeti değiştirme prosedürlerine başladı.
Marat, 15 Mart 2016 tarihinde Tedmur’de (Palmira) ağır bir şekilde yaralandıktan sonra askeri deneyimlerini paylaştığı bir kitap kaleme almaya karar verdi. Gabidullin, Meduza gazetesine verdiği demeçte, “Başta her şeyi daha sonra hatırlamak için yazmak istedim. Bu, benim için çok önemli bir konuydu. O anda hayatımın çok büyük bir kısmının boş geçtiğini anladım. Kalan günlerimi hayatın elverdiği ölçüde dolu yaşamak istedim. Hikâyenin gelişimi sırasında başka bir ihtiyaç hasıl oldu: İnsanlara, ordu ve Wagner’le bağı bulunan politikacıların tam bir aldatmaca içinde olduğunu anlatmak. Tüm dünya bunun farkında ancak gerçekleri, insanlardan kasıtlı olarak saklıyorlar. Bu normal mi?” ifadelerini kullandı.

Prigozhin, kitabı okudu
Marat’a kitapta takma isim olarak neden ‘Büyükbaba Martin’i kullandığı sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Bu, Yevgeny Prigozhin’in fikriydi. Prigozhin, tam olarak bu ismi önerdi. ‘Martin’ kitaptaki karakterime işaret ediyor. Büyükbaba ifadesine gelince, o benim savaşçı olarak kullandığım kod adımdı. Savaş birliğim içinde en yaşlı olduğum için bana bu isim verildi. Sonuçta 1966 yılında doğdum. Sakallarıma da kırlar düştü.”
Gabidullin ayrıca, “Prigozhin’in bir süredir bu kitabı yazdığımdan haberi vardı. Yardımcısı olarak görev yaptığım 2017 yılında, kitabın ilk taslağından haberdardı. Başlangıçta kitabın Tedmur şehrinden bahseden bir kısmını okuması için verdim. Okudu. Ardından benden kitabın tamamının bir kopyasını istedi ve yazdığım her şeyi bu kitaba eklememi söyledi. Kitabı okumasını istedim. Bu arzu, Suriye’de birçok olayın yaşanması ve Prigozhin’in bunlar hakkında hiçbir şey bilmemesinden kaynaklanıyordu. O dönemde birçok kişi Wagner’i istila etmişti. Aslında Prigozhin’in parasını çalıyorlardı. Ancak o bunu kabul etmek istemedi. Askeri şirketin lojistik hizmetler departmanı taktiksel savaş aletleri yerine bahçecilik için kullanılan dizlikler satın almış olsa da işlerin çok iyi gittiği yönünde tuhaf bir inanca sahipti. Bu dizlikler, herhangi birimiz düşüp bir kayaya çarptığında hiçbir işe yaramıyordu. Ancak belgelere göre yapılan anlaşma buydu. Bu, çok açık bir hırsızlıktan başka bir şey değildi” şeklinde konuştu.
Marat, Prigozhin'den kitabına, Rus paralı askerlerinin kökenlerinin eski Kazak savaşçılarına kadar uzandığını anlatan bir giriş yazmasını istedi. Görünüşe göre iş adamı en beğendiği bölümleri basıp, kendine saklamış. Wagner Özer Askeri İşler çalışanlarının bu önemli alıntılardan ders çıkarıp kendilerine hatırlatmalarda bulunmaları gerektiğini söyledi.
2017 yılında Prigozhin, çoğalttığı iki ya da üç nüshayı yayınladı. Gabidullin, bu konudan bahsederken “Kitabın kapağı maviydi. Başlığını kendisi koydu: Wagner: Overture to Faust (Faust’un Uvertürü: Wagner) Kitabı düzenlemek için kendi basın servislerini getirdi. Bana sadece bir nüsha bıraktı. Kitabın bir kopyasını Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’a hediye etmeyi planlıyordu. Hatta bunun için Suriye’ye gittim ve tüm ana karakterlerin imzalarını topladım. Tabi ki orada bulmayı başardıklarımın…

Prigozhin ve Peskov ne dedi?
Prigozhin, hatıraları daha sonra normal basılı bir şekilde yayınlamayı teklif etti. Diğer baskıların da zamanının geleceğini söyledi. Ancak Marat, anılarının bekleyemeyeceğini söyleyip o zamanın ne zaman geleceğini sordu: Kimse onunla ilgilenmediğinde mi? Ya da şirkette durumlar alt üst olup gerçek ile kurgunun ayrımı iyice zorlaştığında mı? Prigozhin, yaşamım konusunda bana çok yardımcı oldu. Aldığım yaranın ardından gerekli tedaviyi almamı sağladı. Bunun gayet farkındayım. Fakat her şeye rağmen olanları kabul edemiyorum. Bana kalırsa, Prigozhin, şirketi ile ilgili büyük bir hatanın içinde. Bana istediği gibi lanet okuyabilir. Ancak benim için en önemli olan Prigozhin’in gerçeklerin farkına varması ve kitabın onu, Wagner şirketinde bir reforma zorlamasıdır. Çünkü gizliliğe bu kadar kapılıp gidemezsin: Neden tüm dünya bildiği halde kendine işkence ediyorsun? Çünkü karşıt görüşlü bir milisin sığınağına saldırıp onu kafasından ağır bir şekilde yaralayan dört aptal yüzünden herkes Wagner paralı askerlerinin hepsinin vahşi ve kana susamış olduğunu düşünüyor.
Ancak onlara bunu yapmalarını söyleyen Wagner’in kendisiydi. Komutan Dmitry Utkin, bunun Suriye ordusundan diğer potansiyel firarileri korkutmak için yapıldığını söyledi. Bu nedenle, olayı video kaydına almalarını emrettiğini ifade etti. Prigozhin, bu iğrenç eylemleri yapma talimatı verenin, çok sevgili komutanı olduğunu unutmamalı. Bu sefil durumu, kendi ellerimizle yaratan bizlerdik. Bu dört sadist, mahkemeye çıkarılmalı. Fakat bu hangi gerekçeye dayalı gerçekleştirilecek? Sürekli olarak onların orda olmadıklarını söylemeye devam ediyoruz!
Marat, Prigozhin’in 2017 yılında anılarını okumasının ardından kitabın metninde bazı değişiklikler yaptığını kabul ediyor. Ancak o sırada Wagner şirketinin sahibinin, kendisiyle tamamen aynı görüşte olduğunu düşünüyordu. Gabidullin, “Genel olarak aptal bir adam değil. Bu olaylardaki birçok katılımcının daha spesifik ve titiz bir değerlendirmesini yapabilir” dedi. Ayrıca Prigozhin’in sahada çok büyük ihlaller meydana geldiğini zaten kabul ettiğini iddia etti.
Geriye dönüldüğünde Prigozhin, ilerleyen zaman içinde, belki de 2022’de, paralı askerlerin hikâyesini anlatmanın gerekli olduğunu söylemişti. Gabidullin, “Neden özellikle 2022? Gerçekten bilmiyorum” dedi. Kimsenin anayasada değişiklik beklemediği bir zamanda yayınlanması mı amaçlanıyor? Marat, alaycı bir şekilde gülümseyerek şu soruyu yöneltti: “Şimdi, son yayın tarihi 2022 mi yoksa 2036 mı?”

"Petrol sahalarını ele geçirin, bir ödül alacaksınız"
“Gümüşten yapılan değerli Cesaret Madalyası, Martin’in avucunda duruyordu. Ağır olan bu ödülün haçının, meşhur Rus votkasıyla dolu metal bir kadehin ardından dişlerinin arasında yerleştirilmeliydi. Ödül töreninde beş paralı asker bu tören ritüellerini gerçekleştirdi. Sonra ‘Martin’ yoldaşlarıyla şakalaşmaya başladı. Kışlanın zayıf duvarları yüksek kahkahalarının sesiyle sarsıldı. Çok geçmeden liderlerin ve elbette güvenlik hizmetlerinin onayıyla bu madalyaları satmayı düşündüler” Marat Gabidullin, In the Same River Twice.
Gabidullin, diğer Wagner paralı askerlerinin anılarını yazmasıyla ilgili duyguları hakkında bir soruya yanıt olarak, “Bazıları, kendi hikâyelerini oldukça açık bir şekilde okudukları için mutlu. Bir arkadaşımla konuştum. Bu durumdan çok mutlu. Kısa süre önce Rus silahlı kuvvetlerinden gelen, komutasında görev yapan genç adamları olduğunu söyledi. Çeçenya'daki acımasız savaşlarda veya Gürcistan savaşında yer alan insanlar artık Wagner Şirketi'ne katılmak istemiyor. Daha sonraki süreçte bu kişilerin yarısından fazlasının hayatlarında ilk kez bir savaşa girdiği ortaya çıktı.
“Açıkçası, Wagner’in yeni askerleri önceki savaşlardaki profesyonel savaşçılar değiller” diyen Gabidullin, “2015-2017 yılları arasında Wagner Komutanı Dmitry Utkin, bir grup güçlü savaşçıya liderlik ediyordu. Fakat bugün bir grup zayıf askeri eğitiyor. Şirketteki komutanların çoğu kendilerinden istenen düzeyde değil. İlk kuruluş dönemindeki eski savaşçılar gerçekten ellerinden geleni yaptılar. Onlar için asıl görev hayatta kalmaktı, yalnızca hayatta kalmak. Asla zafer hakkında düşünmezlerdi” şeklinde konuştu.
Marat, Wagner'in Libya'daki çatışmalarda çok ağır kayıplar verdiğini söyledi. Kendi bakış açısına göre bunun nedeni kısmen, şirket sahibinin kendisinin yönetimi bırakması ve çıkarlarının yalnızca şirkete kâr sağlamaya dönüşmesidir.
Utkin hakkında konuşmaya devam eden Marat, şu ifadeleri kullandı: “Taktik ve stratejik konularda uzman olarak tüm generallerimizi geride bırakıyor. Ancak üst düzey liderlik tarafından kendisine verilen görevleri yerine getirmek için daha fazla kaynak talep edebileceği zamanlar oldu fakat bu hakkını kullanmadı: Açıkçası üstleriyle tartışmak istemedi. İlerleyen zaman içinde adamlar, topçular için yakıta dönüştüler. Örneğin 2017 yılında bu kadar silah ve mühimmat ile Suriye’deki petrol sahalarını ele geçirmenizdiniz. Bu imkansızdı. Ancak ordu uygulama emri verdi. Havan topları ile ilgilenen askerlerin yeterli miktarda mermisi yoktu. Komutan, askerleri bu durumda savaşmaya zorluyordu. Bu zaten bir komutan değil bir iş adamıydı ve askerlerine: ‘Petrol sahasını ele geçir ve ödül kazan’ diyordu. İşin sonunda askerler komutanlarına güvenmeyi bıraktılar ancak tek sebep de bu değildi. 2018'den beri bazı komutanlar, denetledikleri birliğe verilecek ödüller için ayrılan paraya el koyuyor ve geriye kalan ‘para kırıntıları’ savaşçılara dağıtılıyordu.”
Marat'a göre, şu anda Wagner’in üst düzey liderlik pozisyonlarına beceriksiz ve deneyimsiz insanlar sahip durumda ve bu insanların sayısı giderek artıyor. Marat, “2018 ve 2019'a gelindiğinde, o veya bu askeri birliğin başında belirli bir figürün bulunmasının önemi konusunda bazı gerekçeler aramayı bırakmıştım. Birlik komutanları hesaplanmış ve planlanmış bir şekilde atanıyordu” dedi.

DEAŞ avcıları
Suriyeli savaşçıların Libya'ya gönderilmesi konusuna yeniden değinen Gabidullin, “Daha sonra, 2019 yılında, bölüğümüzden Suriyelilerin (DEAŞ avcıları) Libya'ya hızlı bir şekilde gönderilmesi yönünde emir aldım. Oraya vardıklarında binbaşı bana telefon ederek, “Dinle, gönderdiğin adamlar, intihar bombacısı olarak kullanılabilirler mi?” diye sordu. Bu soru karşısında şaşırıp kendime şunu sordum.: Hangi normal insan, böyle bir şey sorabilir ki? Hem de benim adamlarım hakkında.

‘Öyleyse kim savaşıyor, ordu mu yoksa Wagner mi ?’
“İkinci haftada ise Martin, Hmeymim askeri üssünde temiz, bakımlı ve iyi beslenmiş Rus askerleri arasındaydı. Yerleşim birimlerinde klima, spor tesisleri, duşlar ve kafeteryalar vardı. Paralı askerler bu koşulları ancak rüyalarında görebilirlerdi. Vergi mükelleflerinin parasıyla kurulan tank müzesi çeşitli platformlar, sütunlar ve süslemeleri içeriyordu. Tüm bu tuhaf dekorasyon; paralı askerin aklına tek bir soruyu getiriyor: ‘Fırat Nehri’nin doğu kıyısı tamamen kaybolmuşken, iki yıldır İdlib şehrinin 200 kilometre dışına gitmek mümkün değilken yapacak başka işiniz yok muydu?’ Daha sonra, bir Albay, Martin’e, bir aylık maaşı tutarında iyi bir rüşvet karşılığında, çatışmalar içindeki bir askeri operasyon yerine prestijli Suriye askeri gezisine katıldığını itiraf etti.” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Gabidullin, Suriye’nin Hmeymim kentinde faaliyet gösteren Rus hava üssü sorulduğunda “Paraşütçüler ve denizciler, o üssün gelirleri içinde yüzen tembel askerlerdir. Hmeymim'deki askerlerimizin oradaki büyük kahramanlıklarıyla nasıl övündüklerini duydum. ‘Böyle bir zorlu görevi tamamladık: Ancak bütün gece gizlice üssün içinde oturduk! ’Bu, güvenli bir yerde oturdukları anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
O sırada Wagner'e bağlı paralı askerlerin orada yürütülen fiili savaşları üstlenmiş durumda olduğunu söyleyen Gabidullin, “Tedmur’un (Palmira) ilk kez ele geçirilmesinden sonra, Wagner’den bir grup insan ortaya çıktı ve Rusya'ya döndüklerinde, “Tedmur’u ele geçirdi” dedi. Ancak Hmeymim ve Rusya’daki hastaneler bizim savaşçılarımızla doluydu. Doktorlar, Suriye’de Ordu’nun mu yoksa Wagner’in mi kimin savaştığını soruyordu. Bu generallerimizi sinirlendirdi. Memnuniyetsizlik, doruk noktasına ulaşmıştı. 2017 başlarından itibaren bize düşük kaliteli silahlar vermeye başladılar. Bu tamamen onlara karşı takınılan kindar tutumun sonucu bir eylemdi: Mevcut durum nedeniyle ne kadar zarar görmüş olduğunuzun bir önemi yok. Savaşa gidenlerin yoldaşlarınız olduğunu biliyorsunuz. Öyleyse neden daha fazla insanın hayatta kalabilmesi ve savaşmaya devam edebilmesi için ihtiyaç duydukları şeyi onlara sağlamayalım? Kendi şartlarımıza göre hareket ettiğimiz oldukça açıktı. Suriye Ordusu’na yardım eden Savunma Bakanlığı da kendi bildiğini okudu. Ancak Wagner, Tedmur yakınlarındaki geçidin kontrolünü ele geçirmemiş ve şehirdeki yerel havaalanına ulaşmayı başaramamış olsaydı, Suriye Ordusu’ndan bu sürü ile şehri kontrol altına almak kesinlikle imkansızdı” ifadelerini kullanıyor.

Gücünü yitirmiş
Gabidullin, Suriye Rejim Ordusu’nu ‘gücünü yitirmiş bir oluşum’ olarak tanımlıyor. Rus yönetiminin çoğu zaman onları saldırmaya zorlayamadığını açıklayan Gabidullin, zafer elde ettiklerini gösteren raporlar gönderme baskısının, Rus liderlerin yanlış iddialarda bulundukları anlamına geldiğini belirtiyor. Kaldığım süre boyunca, bir Rus general askeri kariyeri hakkında o kadar endişeliydi ki, kendini büyük bir komutan olarak sunması gerekiyordu. Bu sebeple yanında bir tanığın varlığından utanmadan komuta grubuna eşlik eden memura kasıtlı olarak yanlış bir rapor yazdırdı” dedi.
Hatıratın, Wagner adamlarının bulunduğu bir bölgeyi hedef alan bir Rus hava saldırısı hakkında bir pasaj (kitabın geri kalanı gibi tamamen kurgusal olmayan) içerdiğini belirtmek gerekir.
2016 yılında, bir Rus uçağı, grubumun da bulunduğu Wagner’e bağlı dördüncü müfrezeye saldırdı. Bizi bombalamaya başladı. Oradaki herkes dağıldı. Gözcü tepeye koştu ve uçağı başka yöne çevirmeye çalıştı. Fakat büyük olasılıkla kodlamadaki değişiklikten haberdar olmamıştı. Eski kodları kullanmıştı bu yüzden uçak bizi tanımadı. Pilot ikinci defa üstümüzden geçtiğinde ise gözcü öldü. Bu baskın sonucu aramızdan birçok kişi öldü ve hatta şirket komutanı yaralandı.

Savunma Bakanlığı ne dedi?
“Anestezinin etkisinden bulanıklaşan savaşçı Tamok’un bakışı acıyı ve şaşkınlığı ifade ediyordu. On dakika önce nasıl bir düşmana kısa hamlelerle mermi atışları yaparak ya da yakındaki tepeden inen yaralılara yardım ederek savaşıyordu? Şimdi ise burada yatıyor ve sol bacağının yerinde bir kemik parçası var. Tamok’un patlamayla parçalanan bacaklarının kalıntıları tepeye rastgele yayılmıştı. Bir ay içerisinde Rusya’daki bir hastanede ölecek. Ve bir kez daha, geçen sefer olduğu gibi, paralı askerlerden resmi raporlarda bahsedilmeyecek: Politikacılara göre, her şeyi yapan Rus Hava Kuvvetleri'nin yardımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti'nin silahlı kuvvetleriydi.” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Daha önce Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye’deki DEAŞ militanlarına karşı zafer ilan etmişti. Ancak Gabudillin, Wagner grubunun paralı askerlerinin şimdiye kadar periyodik olarak savaşmak zorunda olduklarını, özellikle de Beyaz Çöl olarak bilinen bölgede yalnızca militan çeteler tarafından kontrol edilen bir alan olduğunu söylüyor.
Marat, 2019 yılında Hmeymim’de görev yapıyordu. Hayatını kaybeden ‘Wagner’ paralı askerlerinin cesetleriyle ilgilenmekten sorumluydu. Marat verdiği röportajda ‘Adamlarımızın burada onurlu ve şerefli bir şekilde gömülemeyeceği gerçeği ile karşı karşıya kaldım’ dedi. Hmeymim üssünde fazla bir seçeneğimiz yoktu- sadece ölüler için bir buzdolabı vardı, daha fazlası değil. Suriyelilerin cenazelerinin ise yıkanabilmeleri için Lazkiye’deki hastaneye götürülmeleri gerekmekteydi. Ardından cenazelerin çinkodan yapılmış antika tabutlara sonra da kontrplaktan yapılmış tabutlara konulmaları gerekiyordu. Elbette cenazelere saygı göstergesi olarak defnedilmeden önce vücutlarını normale döndürme imkânı yoktu. Böyle bir işi yapmanın bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Bu şekilde kaç adam öldü? Kesin veriler sunmak, devlet kurumlarının bana karşı hak talebinde bulunmaları için bir neden vermek olurdu. Fakat birçok insan öldü.
Kremlin’in bu kayıpları gizleme niyetine ilişkin fikri sorulduğunda Marat ; ‘Bir nesilden diğerine ve bir rejimden diğerine aktarılan tek mirasımız: Gerçekleri, kasıtlı olarak kendimizden bile gizlemektir’ dedi.

Suriye Rusya’dır
“Karanlık zırhlı pencereleri olan bir SUV, paralı askerler taburuna güvenle yaklaştı. Siyah yelekleri içindeki Rus askeri istihbarat memurlarını (NKVD) taşıdığı oldukça açıktı. Araç bize yol vermeyi planlamıyordu. Aksine, Suriye'deki tam yetenekli Özel Askeri Hizmetlerin aptalca kaprislerine her zamanki itaatlerine bağlı olduğu açıktı. Birden Martin şöyle düşündü ‘Rusya’daki yollarda, hiç kimseye dikkat etmeden, tüm kuralları çiğneyerek giden bu türde çok sayıda araç var. Ve bu arabaların içinde, özel olmalarıyla övünen her türden yönetici, kendileri ve sevdiklerinin hayatlarına derinden dahil olan iş adamları var. Fakat orada, Rusya’da, askeri silahlara erişebildiğimiz Suriye’de olduğu gibi, onları vurmak çok zor olacaktı” Marat Gabidullin, In the Same River Twice
Kitabın iki kapağı arasında ‘Martin’ Suriye’de savaşmaya devam ederken, düşüncelerinde Rusya’ya geri dönüyordu. Bunun, iki ülkenin birçok ortak noktası bulunmasından kaynaklandığını söyleyerek şöyle devam ediyor: “Tıpkı Rusya’da açıkça görüldüğü gibi, Suriye’de de aşırı derecede istenmeyen ilginç eğilimler gelişmektedir. İkiyüzlülük, çifte standart, fırsatçılık, dürüstlük yoksunluğu, toplumsal bölünme ve şiddetli yolsuzluk var. Bu rejimin şemsiyesi altında yaşayan Suriyeliler, daha fazla bozulmaktadır.  Sorumsuzluk ve her şeye kayıtsızlığa gittikçe daha yaklaşıyoruz.”
Gabidullin, kitabını yayınlamaktan bahsederken, anılarının iyi bir film için kurgusal bir hikâye işlevi görebileceğini düşündüğünü ve bunlardan bir miktar mali kazanç elde edebilirse çok mutlu olacağını söylüyor.



Lübnan, eleştiriler altında İsrail ile müzakerelere başladı

Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
TT

Lübnan, eleştiriler altında İsrail ile müzakerelere başladı

Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerin ikinci turu dün Washington’da, İsrail saldırılarının gölgesinde başladı. Güney Lübnan’daki hava saldırıları yoğunlaşırken, İsrail’in tahliye uyarısı yaptığı kasaba ve köylerin sayısı 95’e yükseldi. Bu yerleşimlerin bazılarının sınırdan yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta bulunduğu ifade edildi.

Müzakereler sırasında Lübnan’ın ateşkes çağrısını reddeden Tel Aviv yönetimi, İsrail güçlerinin işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmeyeceğini açıkladı.Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail, geri çekilmenin ancak Hizbullah’ın askerî kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması, örgütün etkisiz hâle getirilmesi ve kuzey sınırlarının güvence altına alınmasının ardından mümkün olacağını savundu.

Amerikalı arabulucular ise İsrail’in ateşkes anlaşması ve sonrasında Lübnan ile varılan mutabakatlar çerçevesinde “kendini savunma hakkına sahip olduğu” yönündeki tutumlarını sürdürdü.

ABD’li arabulucuların önümüzdeki saatlerde ateşkesin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin karar vermesi bekleniyor.


Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor
TT

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad'ın Stock Yayınevi tarafından Fransızca olarak yayımlanan 340 sayfalık anı kitabı, “Meşrik’ten Bir Kader” ana başlığı ve “İç Savaştan Belirsiz Barışa” alt başlığını taşıyor. Ancak bu kitap, alışılagelen anlamıyla bir hatırat değil. Yaklaşık elli yıldır üst düzey siyasi roller üstlenen ve Lübnan'ın siyaset ile toplumsal sahnesinde etkin bir aktör olarak yer alan yazar, yalnızca acılı ya da sevinçli olaylarla dolu yaşam öyküsünü aktarmakla yetinmiyor. Kitap, ailesinin tarihiyle ve bu ailenin Lübnan'ın Şuf bölgesinde oynadığı rolle de sınırlı kalmıyor. Atalarından birinin (Beşir Canbolad) ‘Emir’ul-Cebel’ (Dağ Emiri) olarak bilinen Beşir Şihabi ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Osmanlılar tarafından öldürülmesine uzanan köklü bir tarihi arka planı da kapsıyor.

Tüm bunlarla birlikte elbette 16 Mart 1977 tarihinde Suriye'nin eski rejimi tarafından öldürülen kendisi de siyasetçi olan büyük babasının trajik ölümü de kitapta yerini alıyor. Bu kara gölge yazarın üzerinden hiç kalkmıyor. Kemal Canbolad'ın ölümü, Dürzi siyasi liderliğini, parlamenter önderliği ve İlerici Sosyalist Parti (PSP) liderliğini oğluna miras bıraktı. Tüm bu sorumluluklar da kademeli olarak torunu Timur'a devrediliyor.

vevfev

Bunların hepsi doğru. Modern ve çağdaş Lübnan tarihinin bir kesitini aktaran bir anlatı olarak da okunabilecek olan kitap, aynı zamanda yazara değişen tutumlarının yanında geçmişe ve bugüne bakış açılarını sunma, yorumlama ve son altmış yılda iç savaşlar ile bölgesel çatışmalar yaşayan ülkesi için siyasi tavsiyelerini dile getirme fırsatı tanıyor.

Kitabın bazı sayfaları yazar tarafından ailesine ayrılmış. Öyle ki büyükannesi Sitte Nazira'ya, annesi May Arslan'a, ayrı yaşayan ebeveynleri arasındaki ilişkiye, Fransız dadısı Yvonne Niadou'ya, ‘Dürzilerin liderliğinin karargahı’ olarak bilinen Muhtar Sarayı'na, Arslan soyuna ve sosyalizmi benimsemiş feodal babasına dair anlatılar kitapta yer alıyor. Ama asıl ve en önemli konu siyaset. Canbolad, Hafız Esed ve Beşşar Esed’e de kitabında geniş bir yer ayrılmış.

Esed ailesi ve Canbolad ailesi

Esedler ile Canboladlar arasındaki uzun soluklu ilişki, kitabın onlarca sayfasına damgasını vuruyor. Hatta kitabın ana örüntüsünü oluşturuyor diyebiliriz. Bu ilişki; baba Kemal Canbolad'ın 1971-2000 yılları arasında Suriye Cumhurbaşkanlığı yapan Hafız Esed ve Mahir Esed kardeşlerle kurduğu ilişkiyi, ardından oğul Velid Canbolad’ın hem baba Hafız Esed hem de devlet başkanlığı görevini 2024 yılı sonlarına dek sürdüren oğlu Beşşar Esed ile yaşadıkları geliyor.

erfgfrb

Yazar, babası Kemal Canbolad'ın Hafız Esed ile ilişkisini girişten itibaren ayrıntılı biçimde aktarıyor. Kitabın ikinci ve üçüncü bölümleri de “Babam 16 Mart 1977 tarihinde bir suikasta kurban gitti” cümlesiyle açılıyor.

Velid Canbolad, babasının ‘karizması’ olarak nitelendirdiği şahsi gücüne, geniş kültürüne, sıradan insanlarla da büyük liderlerle de aynı kolaylıkla konuşabilme yeteneğine ve sol görüşlü bir lider olarak Filistinliler ile PSP’nin ‘tecritçilik taraftarlarına’, yani sağcı Hristiyan partilere karşı kurduğu PSP koalisyonunu başarıyla örmesine sonsuz bir hayranlık besliyor

Babasının Hafız Esed ile arasının açılmasının nedenlerini de ayrıntılı biçimde ele alan Velid Canbolad, bu nedenleri özellikle Esed'in, ABD’nin onayı ve Arap ülkelerinin koruması altında dönemin üç Hristiyan lideri olan eski cumhurbaşkanları Camille Chamoun ile Süleyman Franjiye ve Ketaib Partisi'nin kurucusu Pierre Cemayel’in talebi üzerine Lübnan'a askeri müdahalede bulunmaya karar vermesiyle derinleşti. Bu soğukluğun nedenlerinden biri de Hafız Esed'in Filistinli gruplar ve Yaser Arafat'ın başkanlığını yaptığı Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi üzerinde vesayet kurmaya çalışmasıydı.

csd
Kemal Canbolad ile Yaser Arafat arasında, Tevfik Sultan, George Hawi, Muhsin İbrahim ve Yasser Abed Rabbo'nun da hazır bulunduğu görüşmeden bir kare (Tevfik Sultan arşivinden)

Velid Canbolad, kitabında Esed hakkındaki onun Lübnan üzerinde ‘diktatörce bir vesayet’ kurmayı, özgürlükleri bastırmayı ve ülkenin kaynaklarına el koymayı amaçladığını belirtiyor. Babası Kemal Canbolad’ın ise bu tutuma karşı çıktığını ve İlerici Sosyalist Parti gazetesinde kaleme aldığı makalelerde Esed ile rejimini açıkça hedef aldığını aktarıyor.

Velid Canbolad’ın yazdıklarına göre babası, Esed rejimiyle ‘açık bir çatışma’ içindeydi; Esed'i ‘solcu milislerin talep ettiği silahları sağlamayı reddetmekle ve ‘Büyük Suriye’yi yeniden kurmaya çalışmakla’ itham eden Kemal Canbolad, Suriye'nin Lübnan'a müdahalesini ‘totaliter bir devletin işgali’ olarak tanımladı.

Biri Alevi, diğeri Dürzi olan bu iki isim arasındaki anlaşmazlığın özünde ‘iki azınlık mensubunun çatışmasının’ yattığını vurgulayan Canbolad, babasının suikastından bir yıl önce gerçekleştirilen son görüşmede Esed'e doğrudan ‘baskıcı’ yöntemlerini reddeden bir devletin Lübnan'ı yağmalamasına onay vermeyeceğini yüzüne söyleme cesareti gösterdiğini aktarıyor. Ancak Canbolad’a göre bardağı taşıran son damla, Suriye'nin Lübnan'daki eski ittifak denklemini değiştirmesi oldu. Üç Maruni Hristiyan lider Şam'ı ziyaret ederek Esed'den iç savaşı durdurmak için resmen müdahale etmesini talep edince Suriye, Hristiyan partilerle ittifaka yöneldi. Bu gelişme sol güçleri, Filistinlileri ve İslamcıları son derece kırılgan bir konuma düşürdü.

xsdvfd
Hafız Esed, (ortada) Lübnan Cumhurbaşkanı Emin Cemayel (solda) ve Lübnan Başbakanı Şefik el-Vezin (Emin Cemayel arşivinden)

Baba Canbolad, kendisine yönelik tehdidin farkında olduğundan yalnızlıktan kurtulmak ve kendine Arap dünyası ile uluslararası toplumdan bir koruma şemsiyesi bulmak amacıyla Fransa, Sovyetler Birliği ve Mısır dahil çeşitli ülkelere ziyaretlerde bulundu.

Babasının Lübnan'a dönüş yolunda Mısır'a uğradığını ve Cumhurbaşkanı Enver Sedat tarafından kabul edildiğini aktaran Velid Canbolad’ın yazdıklarına göre Sedat, ona açıkça "Kardeşim Kemal, Lübnan'a dönme. Çok yorgun görünüyorsun, Mısır'da kal” tavsiyesinde bulunmaktan çekinmedi. Kemal Canbolad, benzer uyarıları Arap ve Arap olmayan çevrelerden de aldı. Ancak hiçbirine kulak asmadı ve kendisine soranlara Şuf'ta halkının yanında ölmek istediğini söyledi.

Kemal Canbolad, Lübnan'a dönüşünde Sovyetler Birliği’nin Kahire Büyükelçisi’nden yardım istedi. Büyükelçi onun, güneydeki Jiye Limanı’na yük indiren bir petrol tankeriyle nakledilmesini sağladı.

Babasının suikastının ayrıntılarını aktararak planlanması ve gerçekleştirilmesinden Rıfat Esed ile Suriye istihbaratını sorumlu tutan Velid Canbolad, doğrudan sorumluluğun ise yeni Suriye rejiminin güvenlik güçlerinin Suriye'nin Cebele köyünde yakaladığı Tuğgeneral İbrahim el-Huveyci'ye ait olduğunu vurguluyor. Canbolad, Suriye istihbaratının suikastı bir Hristiyan köyünde ya da yakınlarında gerçekleştirmeyi seçtiğini ve cinayeti Hristiyanların işlediğine dair söylentiler yaydığını belirtiyor. Bu durum, 300 Hristiyanın hayatını kaybettiği ve on binlercesinin göç etmek zorunda kaldığı katliam dalgalarına zemin hazırladı.

Velid Canbolad, 2025 yılında babasının liderlik cübbesini giyindikten sonra onlarca yıl yanında taşıdığı ve ardından mevcut milletvekili ve PSP lideri oğlu Timur'a devrettiği suikast dosyasını kapattı. Canbolad ailesi geleneklerine, sabitelerine ve liderlik geleneğine sıkı sıkıya bağlı kalmayı sürdürüyor.

Şam’a giden yol

Velid Canbolad, kitabın ilk sayfalarından itibaren ‘Canbolad ailesinden çok azının doğal bir ölümle hayata gözlerini yumduğunu’ ve hayatta olduğu için bu kuralın ‘istisnası’ olabileceğini hatırlatarak kendini tanıtıyor ve “1977 yılında başlayan elli yıllık siyasi yaşamım boyunca yalnızca çatışmalar bildim ve bitmez tükenmez bir savaşın içinde yaşadığımı hissettim” diye ekliyor.

Belki de onu, babasının suikastından yalnızca birkaç ay sonra Suriye Devlet Başkanı Esed ile görüşmek üzere Şam yolunu tutmaya hayatta kalma içgüdüsü itmişti.

Canbolad, kitabın 74’üncü sayfasında şunları yazıyor:

“PSP kadroları ve Şeyh el-Akil Muhammed Ebu Şakra ile mutabık kalarak varlığımız için zorunlu olan ittifakı yeniden canlandırmak amacıyla Şam'a gitmeye karar verdim."

Canbolad, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Tek destekçimiz olan Suriye rejimiyle ilişkilerimizi normalleştirmek zorundaydım. Başka seçeneğimiz yoktu."

fvbfdb

Aynı içgüdü onu, 14 Şubat 2005 tarihinde eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin suikasta kurban gitmesinin ardından Beşşar Esed rejimiyle yolların ayrılmasının üzerinden yıllar geçtikten sonra Mart 2010'da bir kez daha Şam'a götürdü.

Hariri'nin dostu olan Canbolad, suikastın ‘Lübnan'da ve dünyada büyük bir deprem yarattığını’ söylüyor ve kamuoyu önünde olaydan açıkça Suriye rejimini sorumlu tutmaktan çekinmiyor.

Hariri ile Esed arasındaki gerginliğin kaynağı, Esed'in görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Emil Lahud'un görevde kalmasını istemesiydi. Canbolad, Hariri'nin 26 Ağustos'taki Esed görüşmesinden kendisine aktardıklarını naklediyor. Canbolad’a göre Esed, Hariri'ye "Lahud benim, (dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques) Chirac beni Lübnan'dan çıkarmaya çalışırsa her şeyi yerle bir ederim. Canbolad'ın Lübnan Dağı'nda Dürzi'si olduğunu sanıyorsa, bilsin ki benim de Dürzilerim var ve orada kaos çıkarabilirim” demiş.

Esed ve Hariri suikastı

Esed ile Hariri arasındaki ilişki hiçbir zaman samimi olmadı. Hariri'nin bir gün yeni cumhurbaşkanının ‘Lübnan'da seçilmesi gerektiğini’ söylemesi’ yani Şam'ın bu kararı bırakması gerektiğini ima etmesi, bu gerginliği daha da derinleştirdi. Hariri'nin Suriye’den ‘dehşet içinde’ döndüğünü yazan Canbolad'a göre Esed-Hariri görüşmesinde neler yaşandığına dair çok sayıda rivayet dolaşıyor. Canbolad, dostunu korumak amacıyla verdiği tavsiyede, “Lahud'un görev süresinin uzatılması için oy kullanmanı tavsiye ederim. Buna karşı çıkma. Bunlar tehlikeli insanlar..." dediğini aktarıyor.

Hariri de öyle yapmıştı, ama bu yeterli olmadı. Çünkü Suriyelilerin Lübnan'dan çekilmesini talep eden ve Hariri'nin kabul ettirmek için baskı uyguladığı iddia edilen 1559 sayılı uluslararası karar durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Canbolad, adını vermediği eski bir genelkurmay başkanından bir telefon aldığını, kısa sürdüğünü ve ‘Dikkatli ol’ uyarısıyla karşılaştığını belirtiyor.

dfevfe

Hariri suikastının ardından gelen suikastlar zinciriyle Canbolad, Esed'in ‘kendisine muhalefet edenleri tasfiye etmek istediğini’ anladı. Peş peşe gerçekleştirilen suikastlarda Basel Fleyhân, Samir Kassir, George Hawi, Gebran Tueni, Pierre Cemayel, Velid Eydo cinayetleri birbirini izledi. Canbolad'ın özet değerlendirmesine göre Esed'in eşi Esma ile birlikte yansıtmaya çalıştığı modernlik imgesi gülünçtü. Oğul Esed de tıpkı babası gibiydi ama daha da kötüydü. 2005-2007 yılları arasında süren bu katliam döngüsünün amacı, Suriye rejimini ya da Hizbullah'ı eleştiren her sesi susturmaktı.

Canbolad, kitabının bu bölümünde "Hizbullah, önde gelen siyaset ve fikir adamlarının tasfiyesi sürerken bizi gözetliyordu” diye yazıyor.

Yazar, kitabın 301 ve 302. sayfalarında 2006 yılının mart ayında Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çağrısı üzerine toplanan ‘ulusal diyalog’ oturumuna Emin Maalouf'un ‘Semerkant’ adlı kitabını yanında getirdiğini aktarıyor. Kitap, düşmanlarını sindirmek amacıyla suikastlarıyla tanınan Haşhaşileri anlatıyordu. Canbolad, o dönemde Hizbullah Genel Sekreteri olan Hasan Nasrallah'ın da bulunduğu toplantıda "Yaptıklarımız bana Semerkant kitabında Haşhaşiler hakkında yazılanları hatırlatıyor” dediğini aktarıyor.

Devamında Nasrallah’ın kendisine sert bir bakış fırlattığını ve söylediklerini ‘şahsına yönelik bir suçlama’ olarak değerlendirdiğini belirtiyor. Ardından Canbolad, "Onun bu cinayetlerle bağlantılı olduğunu hissettim ve açıkça suçladığımı anladı” diye bahsediyor.

dfvfd
Refik Hariri için Beyrut'ta suikastın gerçekleştiği yere yapılan anıt (AFP)

Canbolad, Hariri suikastının birinci yıl dönümünde Esed'e karşı "Sen, Şam'ın zalimi, sen, en kötü türden bir maymun, sen, okyanusun kıyıya vurduğu köpekbalığı... Ey kasap, katil, yalancı” dediğini de hatırlatıyor:

Canbolad'ın Hizbullah ile ilişkileri 2008 yılında son derece gergin bir evreye girdi. Hizbullah üyeleri, o yılın mayıs ayında Beyrut'un çeşitli semtlerini işgal ederek Canbolad ve Hariri'nin konutlarını kuşatmanın yanı sıra Cebel (dağ) bölgesindeki bazı mevzilere saldırdı. Suriye'nin o dönemki Genelkurmay Başkanı Hikmet Şehabi, Paris'te Canbolad ile gerçekleştirdiği görüşmede Hizbullah'ın onu öldürmeyi planladığını iletti. Canbolad, babasının ölümünün ardından yaptığı gibi bu kez de ‘siyasi gerçekçilik’ ve güçler dengesinin sağlıklı bir okuması çerçevesinde tutumunu yumuşattı. Suriye rejimine yönelik eleştirilerini ve Hizbullah'ı hedef almayı bıraktı.

Canbolad aynı zamanda ‘egemenlikçileri’ bünyesinde barındıran 14 Mart koalisyonundan da çıktı. 2009 yılında, kısa bir süre önce başbakanlığa atanan Saad Hariri, Esed ile görüşmek üzere Şam'a gitti. Ardından sıra Canbolad'a geldi.

gbgf
Beşşar Esed rejiminin çöküşünü kutlamak amacıyla Beyrut'ta ‘Özgürlük Beyrut'tan’ sloganları atan, eski Suriye rejimi tarafından öldürülen gazeteci Samir Kassir'in fotoğraflarını ve Lübnan ile Suriye bayraklarını taşıyan göstericiler (EPA)

Canbolad bu buluşmayla ilgili olarak ‘gerçekleşmesinden memnun olmadığını’ yazıyor, ancak Lübnan-Suriye uzlaşma sürecine katkıda bulunmak zorunda olduğunu da kabul ederek “Bu yolda sonuna kadar gitmekten başka seçeneğim yoktu" diyor. İki lider arasındaki son görüşme, Suriye'de ayaklanmanın başlamasının ardından 9 Haziran'da gerçekleşti.

Kuşkusuz yukarıdaki bu satırlar, olaylarla ve analizlerle dolu bu zengin kitabın içeriğini aktarmaya yetmiyor. Kitap, Lübnan'daki derin bölünmelerin ve geçmişini aşacak bir yol çizmeyi henüz başaramamış bir toplumun içinden çıkamadığı parçalanmışlığın aynası niteliği taşıyor.


Irak, İran Savaşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor

Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor
Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor
TT

Irak, İran Savaşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor

Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor
Irak, İran SavPetrol tankerleri (Arşiv- Irak Petrol Bakanlığı'nın "X" hesabı)aşı'nın ardından IMF ve Dünya Bankası'ndan destek arıyor

Uluslararası Para Fonu’na (IMF) yakın bir kaynak ile Irak hükûmetinden bir yetkili, Iraklı yetkililerin Ortadoğu’daki savaşın ekonomik etkileri nedeniyle mali destek almak amacıyla IMF ile temas kurduğunu açıkladı.

IMF’ye yakın kaynak, ilk görüşmelerin geçen ay Washington’da düzenlenen IMF ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları sırasında yapıldığını belirtti. Kaynak Şarku’l Avsat’a, Irak’ın talep ettiği finansmanın büyüklüğü ve olası kredinin yapısına ilişkin müzakerelerin sürdüğünü ifade etti.

Irak hükûmetinde mali politika danışmanı olarak görev yapan bir yetkili ise İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından petrol ihracatının durması nedeniyle gelirlerde yaşanan ciddi düşüş sebebiyle, Irak’ın bütçesini finanse etmek amacıyla IMF ve Dünya Bankası ile ön görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Yetkili, yeni hükûmetin kurulmasının ardından müzakerelerin tamamlanmasının beklendiğini kaydetti.

İran’a karşı savaşın 28 Şubat’ta başlaması, Ortadoğu’da büyük bir sarsıntıya yol açarken, bölgedeki altyapı ve ekonomiler üzerinde ciddi hasar oluşturdu.

Savaştan en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Irak’ta, devlet gelirlerinin neredeyse tamamını oluşturan petrol ihracatının büyük bölümü durdu. Bunun temel nedeni, daha önce küresel ham petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapanması oldu.

IMF Sözcüsü Julie Kozack, fonun Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı ile birlikte savaşın üye ülkeler üzerindeki etkilerini değerlendirdiğini açıkladı. Kozack ayrıca, birçok ülkenin ekonomi politikalarına ilişkin danışmanlık talep ettiğini ve IMF’nin üyeleriyle görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise uluslararası finans kuruluşunun en az 12 ülkeden toplam değeri 20 ila 50 milyar dolar arasında değişebilecek kredi talepleri alabileceğini ifade etti. Ancak yardım talebinde bulunan ülkelerin isimlerini açıklamadı.

Dünya Bankası ise yönetim kurulunun onayı öncesinde üye ülkelerle yürütülen görüşmelere ilişkin yorum yapmadığını bildirdi.

Dünyanın en büyük beşinci petrol rezervine sahip olan Irak ekonomisi, büyük ölçüde ham petrol ihracatına dayanıyor.

IMF’nin internet sitesindeki verilere göre, Irak ile yapılan son finansman anlaşması, Temmuz 2019’da sona eren 3,8 milyar dolarlık stand-by kredi anlaşmasıydı. Bağdat yönetimi bu tutarın 1,49 milyar dolarını kullandı.

Aynı verilere göre Irak’ın IMF’ye toplam 2,39 milyar dolar borcu bulunuyor. Bunun yaklaşık 891 milyon doları ise Hızlı Finansman Aracı kapsamında sağlanan kredilerden oluşuyor.