Trablus ve Kahire tekrar köprü kurmayı başarabilecekler mi?

Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)
Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)
TT

Trablus ve Kahire tekrar köprü kurmayı başarabilecekler mi?

Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)
Libyalılar, eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı gerçekleştirilen ayaklanmanın dokuzuncu yıl dönümünde ulusal bayrağı dalgalandırıyor. (AFP)

Zayed Hediye
Mısırlı resmi bir heyetinin Libya başkentini ziyaret etmesiyle alevlenen tartışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Yıllardır türünün ilk örneği olan bu ziyaret, Mısır yönetimi ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasındaki ilişkilerde uzun süren kopukluk ve büyük gerilimlerin ardından gerçekleşti.
Hakkında analizlerin ve açıklamaların yapılmaya devam edildiği ziyaretin siyasi arka planında, yakınlaşmaya yönelik bir hazırlık söz konusu olabilir. Elde edilen bilgilere göre ziyaret, Libya açısından zaten istikrarlı olmayan durumun iyileştirilmesine ve gelişmesine bağlı kalmak için iki taraf arasında güven köprülerini inşa etmenin yolunu açtı.
Ziyaret sırasında iki tarafın üzerinde anlaştıkları en önemli başlıklar, ekonomik ilişkilere bir an önce devam etme ve aralarında Kaddafi'nin son yıllarında imzalanan ‘Dört Özgürlük’ de olmak üzere birçok askıya alınmış anlaşmayı canlandırma oldu.

Dört Özgürlük Anlaşması nedir?
1990’lı yılların başında Mısır ile Libya arasında imzalanan Dört Özgürlük Anlaşması, iki ülke vatandaşlarına her iki ülkede de ‘ikamet etme, çalışma, seyahat ve mülk edinme’ hakkı veren, giriş vizesine ihtiyaç duymadan seyahat ve ikamet özgürlüklerinin yanı sıra çalışma ve mülk sahibi olma hakkını sağlayan ortak bir pakettir.
Libya, 2009 yılının haziran ayında Mısırlılara topraklarına giriş vizesi uyguladığı için Kaddafi rejiminin düşüşünden iki yıl önce anlaşmayı ihlal eden ilk ülke oldu. Karar, o dönemde Mısırlı yetkilileri kızdırdı. Söz konusu karar anlaşmanın içeriğinin geçersiz olduğunu düşündürdü.
Söz konusu dönemde Libya hükümetinin aldığı 218 sayılı kararda ‘yalnızca diplomatlar, iş insanları ve hükümet ziyaretçilerinin Libya'ya giriş vizesi almaktan muaf oldukları, diğer Mısır vatandaşlarına ise bu üç kategorinin dışında uygulama yapılacağı’ belirtildi.
Kaddafi rejimi bundan yıllar önce, Mısır Çalışma Bakanı Aişe Abdulhadi ve Libya Çalışma Bakanı Muhammed Matuk'un imzaladığı bir anlaşmada, 2004 yılından itibaren Mısırlı işçilere çok sayıda kısıtlama getirdi. Anlaşmaya göre Mısırlılar, işverenin Libya makamlarından işçi getirmek için onay alması şartıyla, Kahire'deki Libya büyükelçiliği ve İşgücü Bakanlığı'nda belgelenen iş sözleşmeleri yoluyla istihdam edilebileceklerdi.
Bu, Libya'da çalışma sözleşmeleri belgelenmemiş Mısırlılar karşısında kara sınırlarının kapanmasına yol açtı. Noter tasdikli iş sözleşmesi olmayan hiçbir Mısırlının hava yolculuğu dışında Libya'ya gitmesine izin verilmedi.
Karar sırasında Libya, Mısırlı yetkililere ‘amacının göçmen işçileri devletin çıkarları doğrultusunda örgütlemek ve o dönemde başta İtalya olmak üzere Akdeniz'deki Avrupa ülkeleri için endişe kaynağı haline gelen yasa dışı göç olgusuna karşı çıkmak olduğunu’ iletti.

İki devrimden sonra
'Libya ve Mısır devrimlerinin patlak vermesi, Muammer Kaddafi ve Hüsnü Mübarek rejimlerinin devrilmesinin ardından iki ülke vatandaşlarına seyahat konusunda getirilen kısıtlamalar kaldırıldı. Söz konusu kısıtlamalar nedeniyle Dört Özgürlük Anlaşması'nın sekteye uğramasının ardından her iki tarafa yeniden uygulanan vizeler iptal edilmişti.
Ancak sonraki yıllarda iki ülkede yaşanan olaylar yüzünden meydana gelen gelişmeler, özellikle Mısırlı yetkililer, siyasi İslamcı gruplar ve ülkedeki aşırılık yanlısı örgütler arasında meydana gelen çatışmalar etkisini gösterdi. Mısır'ın batı komşusunda güvenlik durumunun görülmemiş ölçüde bozulması, Libya'da DEAŞ’ın ortaya çıkması ve genişlemesi, ortak sınırlara yakın üs kurması, özellikle de Derne'deki üsleri, Kahire'yi, tamamen güvenlik nedenleriyle Libyalıların kendi topraklarına girişine getirilen kısıtlamaları sıkılaştırmaya sevk etti.
2015 yılında, Mısır İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göçmenlik ve Vatandaşlığa Geçiş Hizmeti, 18 ila 50 yaş arasındaki Libya vatandaşlarına giriş vizesi uygulamayı kaldıran bir karar çıkardı. Mısırlı yetkililer, 2017 yılının ağustos ayında, anneleri Mısırlı olan Libyalılarının kısıtlama olmaksızın Mısır topraklarına girmesine izin verirken vizesiz giriş uygulamasının da 18-45 yaş aralığına indirdi.

Uygulama zorluğu
Libyalı Ekonomi ve Siyaset Bilimi Profesörü Ali el-Fayadi, Libya’da durum tamamen istikrara kavuşmadan Mısır ile arasındaki Dört Özgürlük Anlaşması’nı uygulamanın zor olduğu görüşünde. Ayrıca Libya ve Mısır taraflarının bu konuda, özellikle de hareket özgürlüğü konusunda mutabık kaldıklarına bağlılık göstermelerini sağlayan birleşik bir hükümet ve seçim yoluyla gelen kişilerle ilgili bir anlaşmaya ulaşılmaksızın uygulanabileceğine inanmıyor. Çünkü Libya ve çevresinde halen terör örgütleri tehdidi mevcut. Fayadi, önceki yıllara göre azalmış olmasına rağmen Libyalı veya yabancı radikallerin bireysel faaliyetlerinin durmadığına dikkat çekti.
Ali el-Fayadi açıklamalını şöyle sürdürdü:
“Mısır vatandaşları ve yatırımcıları için mülkiyet özgürlüğü, Libya'da silahların çoğalması ve savaş ve hırsızlık konusunda uzmanlaşmış grupların varlığı nedeniyle güvenlik tehlikeleri altında. Bu nedenle Libyalı yetkililerden açık garantiler olmadan bu hükmün uygulanmasının uzak bir hayal olarak kalacağını düşünüyorum.”

Beklemedeki Anlaşmalar
Aynı bağlamda Mısırlı bir heyetin geçtiğimiz pazar günü Trablus’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Libya ve Mısır tarafından yapılan açıklamalarda, birkaç yıl önce imzalanan ancak iki ülkedeki siyasi ve güvenlik koşulları nedeniyle uygulanması konusunda engellerle karşılaşılan birçok anlaşmanın etkinleştirildiği duyuruldu. Bu anlaşmalardan en önemlisi, 3 Temmuz 2008 tarihinde Kahire'deki Mısır-Libya Yüksek Komitesi hakkında olandı. Bu, iki ülke arasında ekonomik iş birliği için imzalanan stratejik bir anlaşmaydı.
Anlaşma, ortak yatırım projelerinin belirlenmesi, Mısır'daki Libya yatırımlarının değerinin ödenmesi, en önemlisi de Nil'in sularına ve Yeni Vadi'deki Farafara toprakları ve yer altı sularına bağlı olan ‘Toshka’ projesinin dördüncü kolu olmak üzere çeşitli projelerle Mısır'a yaklaşık 8 milyar dolarlık yatırım fırsatı sunulmasını içeriyordu. Ayrıca Tobruk'tan İskenderiye'ye doğalgaz boru hattı kurulması ve İskenderiye'nin batısında Libya finansmanıyla petrol rafinerisi kurulması konusunda da bir anlaşamaya varılmasını öngörüyordu. Yine 2008 yılı sonunda Mersa Matruh'dan Tobruk'a ortak bir serbest sanayi ve hizmet bölgesi kurulması, Mısır'da üç enerji projesine 5 milyar Libya doları yatırım yapılması ve burada 500 akaryakıt istasyonu açılması kararlaştırılmıştı.
Söz konusu projelerin çoğu geçtiğimiz yıllarda askıya alınmış olsa da anlaşmalar iptal edilmedi. Bu anlaşmalar, kendileri için hayati olması ve iki ülkenin ekonomilerine muazzam bir destek vermesi dolayısıyla geçtiğimiz yıllarda iki ülkedeki koşulların iyileştirilmesini beklediler. Ancak Libya arenasında Mısır'a yeni rakiplerin ortaya çıkması ve Kahire ile imzalananlarla kesişen anlaşmalar, bunun canlanmasını büyük bir sorun haline getiriyor.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.