Suikast düzenlemek için Suriyeli mülteci kılığına giren Alman subayın hikayesi

Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)
Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)
TT

Suikast düzenlemek için Suriyeli mülteci kılığına giren Alman subayın hikayesi

Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)
Franco'nun iç savaşa hazırlık olarak yiyecek ve silah depoladığı sığınağı. (The New York Times)

Avrupa'nın karşı karşıya olduğu mülteci krizinin zirvede olduğu dönemde, eşofmanlı, sakallı bir adam karakola girdi. Ceplerinde bir cep telefonu ve biraz dövizden başka hiçbir şey yoktu.
Bozuk bir İngilizceyle kendisini Suriyeli bir mülteci olarak tanıttı. Avrupa Kıtası’nın yarısını yürüyerek kat ettiğini ve yolda kimlik belgelerini kaybettiğini söyledi. Memurlar fotoğraflarını çekip parmak izini aldılar. Ertesi yıl da kendisine sığınma hakkı verildi. İltica talebini değerlendirmek için bir duruşma yapıldı. Ardından da bir aylık yardım almaya hak kazandı.

2015'te, trenlere binebilmek umuduyla Budapeşte'de bekleyen göçmenler. (The New York Times)
Söz konusu şahıs tüm bunlar yaşanırken David Benjamin ismini kullandı. Fakat gerçekte Alman ordusundandı. Annesinin kozmetik ürünlerini kullanarak yüzünü esmerleştirmeyi başaran Benjamin, sakalını da ayakkabı boyasıyla boyadı. Aslında Avrupa’yı dolaşmadı. Almanya’nın batısında, Offenbach’taki evinden 10 dakikalık bir mesafe yürüdü.
Bu, Federal Almanya Cumhuriyeti'nin sistemini devirmek için yeterli derecede huzursuzluk ve sivil kargaşayı ateşlemek amacıyla Alman subayın taklit ettiği bir mültecinin sorumlu tutulabileceği birkaç suikast düzenlemeyi planlayan sağcı komplonun bir parçasıydı.
Diğer yandan Memur Franco A, adı mahkeme belgelerinde Alman gizlilik yasalarına uygun olarak geçtiği için böyle bir olaya karıştığını kabul etmedi. İltica sistemindeki kusurları ortaya çıkarmaya çalıştığını savundu. Ancak 16 aydır yaşadığı çifte hayat, Viyana Havalimanı'ndaki tuvaletlerde sakladığı tabancayı almaya çalışırken polis tarafından yakalanana kadar ortaya çıkmadı.

Viyana’da tutuklanması
Franco A’nın 2017 yılının nisan ayında tutuklanmasının ardından Almanya’da büyük bir şok etkisi oluştu. Söz konusu zamandan beri davasıyla ilgili gerçekler çoğunlukla gözden kaçırıldı. Ancak önümüzdeki yılın başlarında mahkemeye çıkmasıyla bu durumun değişmesi muhtemel görünüyor.
Franco A. ile birlikte tüm Almanya da yargılanacak. Bunun nedeni sadece Arapça bilmeyen bir Alman subayının bu kadar uzun bir süre kendisini mülteci olarak sunmasına izin veren idari başarısızlık değil; aynı zamanda radikal sağa karşı yürütülen mücadelede uzun süredir devam eden eylemsizlik.
Burada Kuzey Almanya'da polis saflarında çalışan eski bir asker ve keskin nişancı liderliğindeki aşırı sağcı gruplardan birinin silah depoladığı ve düşman olarak niteledikleri kişilerin isimlerini içeren listeler tutarak ceset torbaları satın almak istediğini belirtmek gerek. Ayrıca kod adı Hannibal olan bir özel kuvvetler subayı tarafından yönetilen başka bir grup daha ortaya çıktı. Bu durum Almanya’nın en seçkin gücü olan Alman Komando Özel Kuvvetleri'ne (KSK) ışık tuttu. Bu yaz bir başçavuşun mülkünde patlayıcılar ve Nazi dönemine ait hatıra parçaları ele geçirilmesinin ardından KSK’nın tamamı dağıtıldı.
Geçtiğimiz yıl Franco A. da dâhil olmak üzere bu tür ağların birçok üyesiyle röportajlar gerçekleştirdim. Üstlerine göre gelecek vaat eden bir subaydan, müfettişlerin bugün terör eylemleri gerçekleştirmek üzere olan bir kişi olarak niteledikleri bir kişiye giden çifte yaşam öyküsü ve gelişiminin Almanya’nın iki yüzünün hikayesini somutlaştırdığını düşünüyorum.
Franco A, kendisiyle bir yıldan fazla bir süre önce Berlin’deki bir restoranda gerçekleştirdiğim görüşmeye bir kısmı not ve bir kısmı da aleyhindeki polis dosyasından alıntıların oluşturduğu belgelerini kuşanıp gelmişti. O zamanlar kendinden emin görünüyordu. Nitekim bir Frankfurt mahkemesi de delil yetersizliğinden dolayı aleyhindeki terör davasını kabul etmemişti.
Ancak birkaç ay sonra yargıtay, polisin ilk mahkemenin kararına itiraz etmesi üzerine davayı yeniden gündeme getirdi. Bunun üzerine Franco A, beni aradı. Sesi endişeli geliyordu. Çünkü eğer suçlu bulunursa 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıyaydı.
Bazen bize mülteci kılığındayken çekilmiş videoları ile gelirdi. Bir keresinde bizi metal bir kapıya götüren gıcırdayan bir merdivenden yukarı çıkarıp, cephanesini ve Adolf Hitler’in ‘Kavgam’ isimli kitabının bir kopyasını sakladığı bir odaya götürdü. Daha sonra bunlara polis tarafından el konuldu.
Franco A, Şansölye Angela Merkel’in bir milyondan fazla mültecinin Almanya’ya girmesine izin verme kararının ulusal kimlik için bir tehdit olarak nitelediği tehlikeye karşı uyarıda bulunmak için mülteci kılığına girdiğini söyledi. İltica sisteminin başvuruların oluşturduğu baskıdan çok fazla boğulması nedeniyle herkesin ülkeye girebildiğini söyledi.

Gizlenen silah
Franco A, 3 Şubat 2017 tarihinde Viyana Havalimanı’nda tuvalette gizlenmiş bir tabancayı almaya çalışırken yakalandı. Polise silahı teslim etmek istediğini söyledikten sonra memurlar tarafından parmak izinin alınıp doğrulamak üzere Alman emniyetine gönderilmesinin ardından o gece serbest bırakıldı. Ancak Alman subay, telefonu ve sırtında taşıdığı çantadaki USB belleği ise saklamayı başardı.
Haftalar sonra gelen doğrulama, Franco’nun kimliği konusunda rutin bir incelemede bulunduklarını düşünen polis memurlarını şoke etti. İnceleme sonucunda iki kimliği olduğu ortaya çıktı.
Kimliğinde, Strasbourg yakınlarındaki Illkirch'teki Fransız-Alman tugayına bağlı bir Alman subayı olduğu yazıyordu. Kayıtlar  aynı zamanda parmak izlerinin de Münih yakınlarında kayıtlı bir mülteciye ait olduğunu ortaya koydu.

Müfettişler endişeye kapıldı
Franco A, Avusturya’nın aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin ev sahipliği yaptığı yıllık kardeşlik balosunun düzenlediği gece yakalandı. Öne sürülen teorilerden birine göre Franco A. o gece solcu taklidi yaparak birini vurmayı planlıyordu.
Alman yetkililer soruşturmayı devraldıktan sonra Franco’ya ait USB bellekte ‘Mücahidler için Patlayıcı Üretim Rehberi’ ve ‘Tam Direniş’ isimli iki belge ele geçirdi. Söz konusu kılavuz kitap, kentsel bölgelerde bir gerilla savaşının nasıl yapıldığıyla ilgili olarak ‘Soğuk Savaş’ dönemine uzanıyor.
Cep telefonu ise yetkilileri, Day X olarak adlandırdıkları ve sosyal düzenin çöküşüne hazırlanan çok sayıda asker, polis ve diğer memurlardan oluşan geniş bir aşırı sağcı Telegram sohbet grupları ağına götürüdü. Telefonda ayrıca Franco A.'nın yıllar boyunca kaydettiği anıları ve saatler süren sesli notları da vardı.

İkinci kez tutuklanışı
Franco A. 26 Nisan 2017 tarihinde Bavyera kıyılarından birinde gerçekleştirilen tatbikatlar sırasında yeniden tutuklandı. Federal memurlar eşliğinde tatbikat alanından uzaklaşırken 90 memur da Almanya, Avusturya ve Fransa’da eş zamanlı baskınlar gerçekleştiriyordu.
Polis tarafından gerçekleştirilen çok sayıda baskında destelerce not ve günlüklerin yanısıra binden fazla mermi ele geçirildi.  Ele geçirilen belgeleri okumaya başladıklarında ergenlik döneminden beri zihninde radikal fikirlere sahip bir adamla karşı karşıya olduklarını anladılar.
Franco A. ile gerçekleştirdiğimiz röportajlarda geçmiş yıllarından da bahsetti. Özellikle de çocukluğu ve Alman tarihiyle uyumlu olan aile tarihine değindi. Franco A. günlüğünde bunların farklı fikirlere sahip olma konusunda deneysel girişimler olduğuna işaret etti. Belirli bir ideolojiye bağlılığının veya bir şeyler yapmak zorunda olduğu herhangi bir niyetin kanıtı olmadığının altını çizdi. Günlüğündeki fikirler, Alman tarihinin akışını nasıl dönüştürebileceğine dair düşüncelerini de içeriyordu.
2007 yılının ocak ayında kaleme aldığı notların bir kısmı şöyle:
“Orduya asker olarak katılmayı ve kurum içinde önemli bir konum kazanmayı umuyorum. Böylece bir gün Alman Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı olabilme ve bir askeri darbe gerçekleştirme imkanına sahip olabilirim.”

Orduya katılışı
Franco A. 2008 yılında, dünyanın ‘Büyük Buhran’dan bu yana en büyük mali krizini yaşadığı bir zamanda, 19 yaşındayken orduya katıldı. Kısa süre sonra, 1802'de Napolyon tarafından kurulan Fransa'daki prestijli Saint-Cyr Askeri Akademisi'ne kaydolmaya karar verilen Alman ordusunun birkaç askerinden biri olarak seçildi.
Yurt dışındaki beş yıllık eğitimi boyunca sömestrlerde, Paris'teki Sciences Po ile Londra'daki King's College arasında mekik dokudu, ayrıca İngiltere'nin en eski askeri eğitim akademilerinden Sandhurst’a gidip geldi. Cambridge Üniversitesi'nde bir dönem yaz okulunda eğitim aldı.
2013 yılında ‘Siyasal Değişim ve Yıkım Stratejisi’ isimli yüksek lisans tezini sundu. 169 sayfalık metinde Franco A. büyük medeniyetlerin çöküşü her zaman göçün ve yıkıcı azınlıkların ülkeye girmesine izin vermesi nedeniyle, etnik saflığın zayıflamasının bir sonucu olduğuna vurgu yaptı. Kendilerini savunmazlarsa bir sonraki çöküşün Avrupa ve Batı’da olacağını belirtti.
Çok ırklı toplumların istikrardan yoksun olduğunu ve onlara göçe izin veren ulusların bir çeşit ‘soykırım’ işlediklerini yazdı. Tezin son kısmında ‘Eski Ahit’in tüm vandalizm eylemlerinin temelini oluşturduğunu ve Yahudilere küresel hakimiyet kazanmaları için yol gösterici bir plan olarak hizmet ettiğini ifade etti. Bunun ‘insanlık tarihindeki en büyük komplo’ olabileceğini de sözlerine ekledi. İçerik nedeniyle dehşete kapılan Harp Akademisi’nin Fransız Komutanı, tezi hemen Franco A’nın Alman komutanlarına gönderdi.
Ancak buna rağmen Franco A. ne ihraç edildi ne de silahlı kuvvetler içindeki aşırılığı izlemekle görevli Alman askeri istihbarat teşkilatına ihbarda bulunuldu. Bunun yerine Franco A. azarlandı ve kendisinden yeni bir tez yazması talep edildi.

Suikast planı
Polis memuru olan bir arkadaşı onu göçmenlik meselesinden endişe duyan çok sayıda asker ve polis memurunun bulunduğu bir internet sohbet ağıyla tanıştırdı. Ardından yiyecek ve diğer malzemelerin bulunduğu bir mahzen oluşturmaya ve yasa dışı silah ve mühimmat toplamaya başladı.
Franco A’ya göre Merkel, kapıları Suriye, Irak ve Afganistan'daki şiddetli savaşlardan gelen, çoğunluğu Müslüman olan on binlerce sığınmacıya açınca Almanya'daki savaş tehdidi ve iç huzursuzluk gerçek gibi görünmeye başladı.
Müfettişler, Franco A’nın bu aşamada şiddeti düşünmeye başladığını, ancak insanları şiddete sürükleyebilmek için ‘tetikleyici bir olayın’ olması gerektiğine işaret ettiler. Bunun üzerine olası provokatif olay ve hedef araştırmaya başladı.
Franco A, 2015 yılının Noel tatilinin sonunda, Strasbourg yakınlarındaki Fransız-Alman tugayındaki ilk görevine başlamasından 10 gün önce mülteci kılığına girdi. Franco A. kılığına girdiği mülteci David Benjamin olarak karakolda oturup ilk görüşmesini beklerken karşı duvarda asılı dünya haritasını inceliyordu. Şam’ın mı yoksa Halep’in mi daha güvenilir bir doğum yeri olduğuna karar vermeye çalışıyordu.

Kimlik çalma
Zamanla, köklü bir aile geçmişi oluşturabildi. Aldığı askeri eğitimin ardından Fransızcasının akıcı olması nedeniyle görüşmecilere kendisini Fransız asıllı Suriyeli bir Hristiyan olarak tanıttı. Fransız lisesinde eğitim aldığını söyleyen Franco A. bunun ardından Halep’in dışında küçük bir köy olan Tel Hasel’de meyve toplama işinde çalıştığını söyledi.
Franco A. o dönemde iltica başvurularının yoğun baskısı nedeniyle sunduğu bilgilerin Alman yetkililer tarafından asla sorgulamadığını aktardı. Karakola girdikten iki gün sonra sığınmacı olarak kaydedildiğini, ardından da geçici toplu konuta nakledildiğini belirtti. Daha sonra çalıştığı askeri üssün 250 mil batısında küçük bir köy olan Baostaring'deki küçük ikametgahına taşındığı bilgisini verdi.
İltica talebinde bulunmak için duruşmasında hazır bulunan Faslı tercüman, Arapça konuşma yeteneğinden şüphe ettiğini ifade etti. Ancak Yahudi adına benzer bir isme sahip olması nedeniyle bunu söylemeye cesaret edemedi. Müslüman olduğu için Yahudi karşıtı görüneceğinden endişe duydu.
Sonunda Franco A’ya kimlik belgeleri olmayan sığınmacıların Almanya'da ikamet etmesine ve çalışmasına izin veren ‘ikincil koruma’ sağlandı.
Franco A. 2016 yılının yazında Berlin’e gidene kadar yaklaşık yedi ay boyunca çift kimlikli bir hayat yaşadı. Berlin’e seyahat etmeden birkaç güç önce bir tabanca ve teleskop parçaları satın aldı. Özel tabanca aksesuarlarını denemek için de atış pratiği yaparken görüldü.
Polis onu tutuklamadan önce oluşturduğu suikast listesinde birçok tanınmış politikacı ve insan hakları aktivistinin isimleri yer alıyordu. Planın amacı siyasi düzeyde aşırı sağın gündemini desteklemek için halkın öfkesini ve bir huzursuzluk dalgasını kışkırtmak için suikast düzenlemek ve Suriyeli mülteci kimliğinde gizlenmekti



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.