Süha Arafat’ın açıklamaları Filistin kamuoyunu kızdırdı

İkinci İntifada’nın “büyük bir hata” olduğunu söyledi… Açıklamaları Filistinliler arasında öfkeye yol açtı

Süha Arafat, Ebu Ammar ile birlikte (Getty Images)
Süha Arafat, Ebu Ammar ile birlikte (Getty Images)
TT

Süha Arafat’ın açıklamaları Filistin kamuoyunu kızdırdı

Süha Arafat, Ebu Ammar ile birlikte (Getty Images)
Süha Arafat, Ebu Ammar ile birlikte (Getty Images)

Filistinliler arasında büyük öfke uyandıran ve merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın suikastında İsrail’i aklamakla ve İkinci Filistin İntifadası’nı eleştirmekle suçlanan Süha Arafat bir açıklama yaparak İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesinin iki gün önce yayınladığı ifadelerinin bağlamından koparıldığını söyledi.
Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın eşi Süha Arafat Instagram hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Halkımızın dürüst insanları için önemli bir şeyi açıklığa kavuşturmak istiyorum. İsrail televizyonuyla Ebu Ammar’ı konu alan ve bir hafta sonra gösterime girecek olan bir belgesel için röportaj yaptım ve gazetenin aktardığı her şey asıl bağlamından koparıldı. Yaser Arafat’ın ölümüne ilişkin dava hala sürüyor. Kimseyi onu öldürmekle itham edemem, hatta İsrail’i bile. Çünkü elimde herhangi bir kanıt yok. Kesin bir kanıt olmadan suçlamaların Filistinlilerin kötü niyetli iç siyasi çekişmelerine alet olmasını istemiyorum. Röportajda sözünü ettiğiniz terör suçlamamızın sesimizi dünyaya duyuran şey olduğunu söyledim. İntifadaya karşı olduğumu söylememin sebebi de savaşın eşit şartlarda yapılmamasıydı. Çarpıtılsa bile fikirlerimi söylemekten korkmayacağım. Gerçek her zaman ışıldayacaktır.”
İsrailli televizyon yapımcısı ve senarist Yaron Niski, yönetmen Danny Lieber ile birlikte altı önemli Arap liderin hayat hikayesini ve İsrail’in onların planlarını engellemek için yaptığı çeşitli operasyonları anlatan “Düşmanlar” adında bir belgesel dizisi hazırladı. Dizinin bu ayın 12’sinde yayınlanması planlanıyor. Yapımcı, Süha Arafat ile yaptığı röportajdan kesitler paylaştı. Röportaj ayın 19’unda dizinin Yaser Arafat’a ayrılan ikinci bölümünde yayınlanacak. Bu dizinin tanıtımı kapsamında Niski ve Yediot Aharonot’ta çalışan gazeteci Ronen Tal, Süha Arafat’ın verdiği uzun bir röportajı gazetede ve Ynet internet sitesinde iki gün önce yayınladı. Söz konusu röportajda birçok Filistinliyi kızdıran ifadeler vardı.
Röportajın giriş kısmı şu şekilde:
“Geçtiğimiz eylül ayında tüm dünya yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ikinci dalgasıyla uğraşırken Süha Arafat merhum eşinin naaşının Ramallah’taki lüks binada yer alan mezarında huzur içinde yatmasına izin vermemeye niyetli olduğunu açıkça belirtti. Kendisinin ve kızının talebinin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Devlet Başkanı’nın ölümüne ilişkin soruşturmayı sürdürmeye karar verdiğini açıkladı. Süha ölümünden 16 yıl sonra hala Arafat’ın, Rusların 2007 yılında ajan Alexander Litvinenko’ya Londra’da düzenlenen suikast ile dünyaya duyurduğu radyoaktif bir madde olan polonyum-210 maddesi ile zehirlendiğinden emin. Süha, tarih kitaplarındaki bu bölümü düzeltmeye kararlı. Şimdi kendisi şöyle diyor ‘Arafat kesinlikle zehirlendi ancak İsrail tarafından değil, bir Filistinli tarafından. Herkes İsrail'in suçlu olduğunu düşündü ama ben onu suçlamadım. Her zaman İsrail’in adını vermenin çok kolay olduğunu söylemişimdir ancak İsraillilerin Arafat’ı komşuları olduğumuz için öldürdüğünü sanmıyorum ki eğer suçlu olsalardı asırlar boyunca bu olayın intikamını alırdık. Herkes onu suçlarken ben ‘İsrail’in sorumlu olduğuna dair elinizdeki kanıt ne?’ diye düşündüm’.”
İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesi haberine şöyle devam ediyor:
“Arafat’ın ölümü, zehirlenmeden enfeksiyona ve AIDS’e kadar sayısız teorilerin ortaya atıldığı esrarengiz bir dönemdi ve hala da gizemini koruyor. 2004 yılının Ekim ayında Arafat’ın sağlık durumu kötüleşti. Bunun üzerine kendisini Mukata’da abluka altında tutan İsrail tedavi görmesi için Paris’e nakledilmesine izin verdi. 11 Kasım’da ise hayatını kaybetti. Süha ‘Geçen bunca süre boyunca bir hata olduğundan şüphe ettim. Paris’teki hastanede tedavisine 50 doktor katıldı. Olası tüm testleri yaptılar -bütün Afrika hastalıklarını ve sentetik yerli zehirleri kontrol ettiler- ancak hiçbir şey bulamadılar ve ölüm sebebini bilmediklerini söylediler’ dedi. Arafat’ın meçhul ölümü ile ilgili gizem, 2012 yılında bağımsız bir soruşturma yürütmeye çalışan El-Cezire kanalından bir gazetecinin girişimiyle yeniden su yüzüne çıktı. Süha ‘Bana Arafat’ın şahsi eşyalarını sordu ve ben de kendisine çantasını, kıyafetlerini, iç çamaşırlarını ve pijamalarını verdim. El-Cezire, İsviçre’de bulunan Lozan Üniversite Merkezi’ne gitti ve iç çamaşırında ve diş fırçasında polonyum-210 kalıntıları buldular. Mezarın açılmasını ve Yaser’in cesedinin çıkarılmasını talep ettim ve Ebu Mazen (Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas) bunu kabul etmek zorunda kaldı. Rusya, Fransa ve İsviçre’den gelen ekipler tarafından üç ayrı soruşturma yapıldı ve İsviçre ekibi, Arafat’ın vücudunun polonyumla dolu olduğunu buldu. Onu bu maddeyle ne zaman zehirlediklerini ve oraya bunun nasıl ulaştığını bilmiyorum ancak bildiğim bir şey var o da polonyumun onu yüzde yüz öldürdüğü’ dedi.”
İsrailli iki gazeteci Süha’ya bir soru yönelterek “Birçok kişi, Arafat’ın gerçekten İsrail ile barış yapmak için müzakerelerde bulunmaya niyetlense bile bir terör örgütünün lideri olarak geçmişinden kopamayacağını düşünüyor” dedi. Süha da buna karşılık şöyle cevap verdi:
“İkinci İntifada büyük bir hataydı. Barış sürecinin tam ortasındayken kendisini intifada yapmaya kim ikna etti bilmiyorum. Barışçıl bir çözüm bulunmasını beklemeliydi zira biz İsrail’le aynı kulvarda değiliz. Ona Hamas’ın saldırılarını durdurması gerektiğini yoksa en nihayetinde bir iç savaş çıkacağını söyledim. 11 Eylül 2001’den sonra kimsenin daha fazla patlama görmek istemediğini, insanların kan görmek istemediğini açıkladım. Ona fikirlerimi söylediğimde kızdı. Onunla Paris’ten telefonla konuştum ve o da bana 'Durmalısın' dedi. Ben de ona ‘Hamas ya da değil sen barış sürecinden sorumlusun bunu durdurmalısın’ dedim. Tel Aviv ya da Kudüs derneklerinde kimse terör saldırıları görmek istemedi. Ancak intifada sayesinde bir bedel elde edebileceğini düşünüyordu ancak ödediği tek bedel hayatı oldu. Arafat hayatı boyunca mücadeleci biri olmuştur. İkinci İntifada sırasında tüm dünyanın sesini duyacağını düşünüyordu.”
“Arafat İkinci İntifada’da Lübnan’da olduğu gibi Ariel Şaron’la tekrar bir düelloya mı girdi?” şeklindeki diğer bir soruya ise Süha “Sanırım Şaron ve Arafat’ın egosu onları birbirine kırdırdı. Şaron dünyanın en gelişmiş ordusuna sahipti. Arafat, ona terörizm üzerinden kendisi ile savaşacak gücünün olduğunu  göstermek istedi. Bu Lübnan’da başarılı olmadı. Bu yüzden kendilerini Ramallah’taki savaş alanının ortasında buldular ve Arafat o sırada bu savaş alanını kontrol edemedi. Benlik duygusunun siyasette her zaman bir rolü olmuştur ve onlar bu duygularını kontrol edemediler” şeklinde cevap verdi. Süha Arafat’ın İsrail’in gösterdiğinin aksine iyi kalpli bir adam ve gerçek bir barış savunucusu olduğunu vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Yediot Ahronot’tan aktardığı habere göre Süha Arafat sözlerini sonlandırırken şu ifadeleri kullandı: “Yaser Arafat’ın etrafında çok kadın olduğunu biliyordum. Ama benim onu sevmemi istedi. Benim ona para için gittiğimi söylüyorlar. Bu saçmalık. Onunla geçirdiğimiz yıllarda hayatımı tehlikeye attım. Bu sevgi değil de ne? Gizli yerlerde yaşıyorduk. Gazze’deki evimiz felaketti. Her yerde fareler vardı. Kanalizasyon sistemi yoktu. Farelerin seslerini duyarak uyumaya çalışıyordum ve bana ‘Uyu bu sadece bir fare’ diyordu ben de uyuyordum. Dedikodu, laf ve kıskançlık yüzünden acı duyuyordum. Bunun sonu yoktu. Buna alışık değildim. Saygın bir evde yetiştim. Bir katolik okulunda okudum. Çevresindeki insanlar çok düşük seviyedeydi ve hala da öyleler. Ne kadınlara saygı duyuyorlar ne de onların konuşmasına müsaade ediyorlar. Bazı Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) üyelerinin benimle evlendiğinde çok içerlediğini söylemişti. Filistinliler sessiz kalan, yaygara koparmayan ve filanın annesi şeklinde seslenebilecekleri birini istediler. Ben böyle değildim.”



Seyfülislam Kaddafi'nin koruması kendini savundu: Suçlu onun kayıtsızlığıdır

“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)
“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)
TT

Seyfülislam Kaddafi'nin koruması kendini savundu: Suçlu onun kayıtsızlığıdır

“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)
“Ebubekir el-Sıddık” taburunun eski komutanı Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi'nin mezarının başında (El-Atiri'nin Facebook sayfası)

Libya’da Seyfülislam Kaddafi’nin korumasını üstlenen askeri tabur komutanının açıklamaları, kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, toplumsal bir tartışmanın fitilini ateşledi. Komutan, Kaddafi'nin güvenliğindeki zafiyetleri ve ona yönelik suikast planlarından haberdar olduğunu ilk kez itiraf etti.

Tabur Komutanı Albay Acmi el-Atiri, Seyfülislam Kaddafi’nin geçtiğimiz 3 Şubat’ta suikasta kurban gitmesinden bu yana ilk kez konuştu. Kaddafi’nin 2011 yılından itibaren Zintan şehrinde ikamet ettiği dönemin perde arkasına dair bilgiler paylaşan el-Atiri şunları söyledi:

"Başlangıçta tabur tarafından çok sıkı bir güvenlik çemberine alınmıştı. Ancak 'Genel Af Yasası' çıktıktan sonra, Zintan halkından gönüllülerin yardımıyla kendi güvenliğini kendisi sağlamaya başladı."

Hatalı davrandı, tedbirsizdi

Albay el-Atiri, Kaddafi’nin son dönemindeki tutumunu eleştirerek sürecin nasıl suikasta evrildiğine dair şu dikkat çekici ifadeleri kullandı: Hatalı bir yol izledi. Güvenli olmayan bir bölgede, oldukça kısıtlı koruma ekibiyle kalmayı tercih etti. Durumu hafife aldı, aşırı bir kayıtsızlık içinde hareket etti ve ziyaretçi kabul etmeye başladı.


Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a ABD ile arabuluculuk teklifinde bulundu

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
TT

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a ABD ile arabuluculuk teklifinde bulundu

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali Falih ez-Zeydi dün, Irak'ın krizleri yönetme ve İran ile ABD arasında arabuluculuk rolü üstlenme kapasitesine sahip olduğunu vurguladı. Irak hükümeti tarafından yapılan açıklamaya göre Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde ‘Irak'ın diplomatik süreci destekleyen ve anlaşmazlıkların çözümü ile krizlerin yönetiminde diyalogu benimseyen tutumunu’ dile getirdi. Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Zeydi, Irak'ın İran ile ABD arasında arabuluculuk rolüne katkıda bulunma kapasitesine sahip olduğunu da vurguladı.

Açıklamaya göre görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği ilişkileri ve bu ilişkilerin desteklenmesi ile güçlendirilmesinin yolları ele alındı. İki taraf, önümüzdeki dönemde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirme konusunda mutabık kaldı.

Hatırlanacağı üzere Pakistan, arabulucu olarak geçtiğimiz ayın başlarında İran ile ABD arasında bir müzakere turuna ev sahipliği yapmış, ancak başta İran'ın nükleer programı olmak üzere çeşitli konulardaki anlaşmazlıklar nedeniyle bu tur başarısızlıkla sonuçlanmıştı.


Gazze anlaşması: Kahire müzakereleri, Mladenov ve arabulucuların girişimlerinin sonuçlarını bekliyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Kahire müzakereleri, Mladenov ve arabulucuların girişimlerinin sonuçlarını bekliyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının uygulanmasına yönelik müzakereler ikinci haftasına girerken, gözler Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile arabulucuların yürüttüğü temasların sonuçlarına çevrildi. Taraflar arasında anlaşmanın ikinci aşamasına, yani Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail’in bölgeden çekilmesine geçilememesi dikkat çekerken, Hamas ilk aşamanın tamamlanması gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda özellikle yardımların artırılması ve İsrail ihlallerinin durdurulması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Tarafların ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmaktan kaçındığı bu süreç, uzmanlara göre anlaşmaya varma yolunda zorluklara işaret ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, arabulucuların yoğun çabalarına ve Mladenov’un İsrail ziyareti gibi diplomatik temaslara rağmen ilerlemenin sınırlı kaldığını belirtiyor. Uzmanlar, İsrail’in somut adımlar atmadan süreci oyalamayı sürdürebileceğini, buna karşılık arabulucuların yeni bir müzakere turu için ısrarcı olacağını öngörüyor.

İsrail medyasında müzakerelerin ‘çöktüğü’ yönünde haberler yer alırken, Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak bu iddiaları yalanladı. Kaynak, arabulucular ile Hamas ve diğer Filistinli gruplar arasında görüşmelerin sürdüğünü ifade ederek, Mladenov’un Tel Aviv’den döndükten sonra İsrail’in sunulan önerilere vereceği yanıtın beklendiğini aktardı. Bu yanıtın, Kahire’de devam eden müzakerelerin geleceğini ve gerekli düzenlemelerin ardından ‘teknokrat komitenin’ devreye girip girmeyeceğini belirleyeceği kaydedildi.

Arabulucuların sürekli hamleleri

Kahire’de yürütülen müzakereler ikinci haftasına girerken, Mladenov dün Batı Kudüs’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. Görüşme, Mladenov’un ofisinden yapılan açıklamayla duyuruldu.

Görüşmenin ardından Mladenov, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, Netanyahu ile ‘gelecek süreç hakkında olumlu ve kapsamlı bir görüşme’ gerçekleştirdiklerini belirtti. Tüm taraflarla birlikte bu taahhütleri somut adımlara dönüştürmek için çalıştıklarını kaydeden Mladenov, ilerleme sağlanabilmesi için bazı kararların alınması gerektiğini ifade etti, ancak bu kararların içeriğine ilişkin detay vermedi.

İsrail Ordu Radyosu ise pazartesi günü, Mladenov’un pazar gecesi İsrail’e ulaştığını duyurdu. Yayında, Mladenov’un Kahire’de Hamas ile yürüttüğü görüşmelerin ‘çökmesinin’ ardından İsrail’e geldiği öne sürülerek, Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişine izin verilmesi ve İsrail’in bölgedeki askeri operasyonlarının azaltılması yönünde talepte bulunacağı iddia edildi.

Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti iki haftadır Kahire’de bulunmayı sürdürürken, İsrail Kamu Yayın Kurumu, hareket ile Mladenov arasında yürütülen görüşmelerin ‘çıkmaza girdiğini’ ileri sürdü.

dsvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bir aşevinden dağıtılacak yemeği bekleyen Filistinliler (AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu ve İsrail Ordu Radyosu, pazar günü yayımladıkları haberlerde, Hamas’ın ikinci aşamaya geçilmeden önce ilk aşama maddelerinin eksiksiz uygulanmasında ısrar ettiğini aktardı. Haberlere göre Hamas, silahsızlanma konusunun yalnızca kapsamlı bir ulusal çerçevede ve Filistin devletinin kurulmasının güvence altına alınması durumunda ele alınmasını talep ediyor. Ayrıca hareketin, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına başlanmadan ve İsrail güçleri bölgeden çekilmeden silahsızlanma dosyasının gündeme getirilmesine karşı çıktığı ifade edildi.

Mısırlı siyasi analist Halid Ukkaşe, İsrail’in çekilme yükümlülüğünden kaçınmak için süreci oyaladığını ve bu tutumunu sürdürmesinin beklendiğini belirtti. Ukkaşe, Kahire’nin müzakerelerin başarıya ulaşmasına ve Gazze anlaşma planındaki yükümlülüklerin hayata geçirilmesine önem verdiğini vurgulayarak, ikinci aşamaya geçilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Mısır’ın görüşmelerin çökmesine izin vermeyeceğini ifade eden Ukkaşe, Washington ile paralel bir diplomatik hat açılarak sürecin ilerletilmeye çalışıldığını dile getirdi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise Mladenov’un, Gazze Şeridi’nde silahsızlanmanın aşamalı şekilde gerçekleştirilmesine yönelik öneriye İsrail’den yanıt almaya çalıştığını söyledi. Rakab, Tel Aviv’in müzakerelerin başarısız olduğu yönündeki söylemlerinin, Gazze Şeridi’nin geri kalanını kontrol altına alma isteğiyle bağlantılı olabileceğini öne sürdü.

Rakab ayrıca, İsrail’in birkaç ay sonra yapılacak seçimler (ekim ayında) nedeniyle mevcut önerileri kabul etmesinin zor olduğunu ifade etti. İsrail kamuoyunda savaş hedeflerinin gerçekleştirilememiş olmasının bir sorun teşkil ettiğini belirten Rakab, bu şartlarda anlaşmaya varılmasının siyasi kayıp anlamına gelebileceğini savundu.

Öte yandan Rakab, İsrail ile Mladenov arasında bir anlaşma sağlanarak Gazze’ye yönelik bir komitenin devreye girmesi ihtimalini de düşük gördü. Bu değerlendirmesini, İsrail’in seçimler tamamlanana kadar sürece yönelik süregelen itirazlarına ve sahada ne uluslararası istikrar güçlerinin ne de bir Filistin polis gücünün bulunmamasına dayandırdı.

Olası bir savaş

Bu diplomatik hareketlilik, Gazze Şeridi’nde yeni bir savaşın patlak verebileceği yönündeki endişelerle birlikte yaşanıyor. İsrail Kamu Yayın Kurumu cumartesi günü yaptığı haberde, güvenlik kabinesinin, Hamas’ın silahsızlanma anlaşmasına uymadığı sonucuna varılmasının ardından Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini değerlendirmeye hazırlandığını aktardı.

Maariv gazetesine konuşan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise, “bir sonraki çatışmanın Gazze Şeridi’nde olabileceğini, çünkü savaşın henüz sona ermediğini” söyledi. Zamir, Hamas’ın silahsızlanma sürecini engellemesi durumunda ordunun savaşı tüm gücüyle yeniden başlatmak zorunda kalabileceği uyarısında bulundu.

ddfvferv
Gazze şehrindeki bir hastanede bir çocuğun cenazesinin yanında göz yaşı döken yakınları (AFP)

Hamas Siyasi Büro üyesi Basim Naim cumartesi günü yaptığı açıklamada, hareketin ‘direnişin silahı’ konusunun müzakere edilmesini reddettiğini söyledi. Naim, bunun meşru bir hak olduğunu vurgulayarak, kalıcı bir ateşkes sağlanmadan ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleri oluşturulmadan bu konunun tartışılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Bu çerçevede Ukkaşe, Kahire’nin müzakere sürecinin devamına büyük önem vereceğini ve İsrail’in oyalama taktiklerini boşa çıkarmak amacıyla yeni görüşme turlarının gündeme gelebileceğini belirtti.

Rakab ise Mısır ve Türkiye’nin Hamas ile yürüttüğü temasların yeni turlarla devam etmesini beklediğini dile getirdi. Rakab, hareketin gelecekteki düzenlemelerde söz sahibi olmayı hedeflediğine dikkat çekti. Ayrıca İsrail’in hem seçim hesapları doğrultusunda kazanım elde etmek hem de müzakereler sırasında Hamas üzerinde baskı kurmak için savaş seçeneğini gündemde tutmayı sürdürebileceğini ifade etti.