İran’ın açıklamaları Lübnan siyasetinde tepkiyle karşılandı

Geçen cumartesi günü Lübnan- İsrail sınırında Kasım Süleymani’nin fotoğrafının olduğu bir bayrağın önündeki Hizbullah mensupları (Reuters)
Geçen cumartesi günü Lübnan- İsrail sınırında Kasım Süleymani’nin fotoğrafının olduğu bir bayrağın önündeki Hizbullah mensupları (Reuters)
TT

İran’ın açıklamaları Lübnan siyasetinde tepkiyle karşılandı

Geçen cumartesi günü Lübnan- İsrail sınırında Kasım Süleymani’nin fotoğrafının olduğu bir bayrağın önündeki Hizbullah mensupları (Reuters)
Geçen cumartesi günü Lübnan- İsrail sınırında Kasım Süleymani’nin fotoğrafının olduğu bir bayrağın önündeki Hizbullah mensupları (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Hava Kuvvetleri Komutanı Ali Hacı Zade’nin, “Gazze ve Lübnan’ın füze yeteneklerinin İsrail’le mücadelede ön hatta olduğu” yönündeki açıklamaları, Lübnan kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn da twitter üzerinden yaptığı  açıklamada, “Lübnanlıların ülkelerinin bağımsızlığını, sınırları üzerindeki egemenliğini, topraklarını ve karar alma özgürlüğünü korumada hiçbir ortağı olmadığını” vurguladı.
Bu tavır da (Maruni Hristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi (LKP) başta olmak üzere bazı partilerin eleştirilerine yol açtı.
DMO Komutanı Zade, geçen cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Gazze ve Lübnan’ın sahip olduğu tüm füze kabiliyetlerinin İran tarafından desteklendiğini ve İsrail’le mücadelede ön hatta olduğunu” belirtmişti. Direniş ekseninin yeteneklerinin artık on yıl önceki gibi olmadığını ve bugün Filistinlilerin taş atmak yerine roket fırlattığını söyleyen Ali Hacı Zade, “İsrail semalarında Suriye, Lübnan ve Filistin arasında bir çapraz ateş var” dedi. İranlı Komutan, rejim lideri Ali Hamaney’den, İran’a karşı olası bir suç olması halinde, Hayfa ve Tel Aviv’i yerle bir etmek için genel emre sahibiz. Son yıllarda bunu yapabilmek için çalıştık” dedi.
Hükümeti kurmakla görevli Saad Hariri de medya danışmanı Hüseyin Vech’in tweetini yeniden yayınlayarak, Hacı Zade’ye yanıt verdi. Açıklamada, “Bazı İranlı yetkililer, Lübnan’ı İran’ın eyaleti olarak ele almakta ısrar ediyor. Lübnan halkını, İran rejiminin uluslararası toplumla açık savaşlarına dahil etmeye çalışıyorlar. Lübnan, İran’ın mücadelesinde ön cephede değildir ve olmayacaktır” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca, “Lübnanlılar, İran rejimi için hiçbir bedel ödemeyecek. Lübnan, Arap Birliği’nin tüzüğüne bağlı bir Arap ülkesidir ve egemen, özgür ve bağımsızdır” denildi.
Aynı şekilde eski Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman da “Devrim Muhafızları’nın ‘Hizbullah’ın füzelerinin ilk savunma hattı olduğu’ yönündeki ifadeleri, gelecek hükümetin, ilk görev olarak ülkenin genel politikasını Anayasanın 65’inci maddesinde öngörüldüğü üzere belirleme, birincil hedef olarak tarafsızlığı benimseme ve füzeleri Lübnan topraklarının dışından kullanabilmesi için İran’a iade etme talebimizi doğrulamaktadır” açıklamasında bulundu.
(Maruni Hristiyan) Lübnan Ketaib Partisi Genel Başkanı ve istifa eden Milletvekili Sami Cemayel ise “Lübnan’ın Tahran rejimi tarafından rehin alınmasını” eleştirdi. Twitter üzerinden açıklama yapan Cemayel, “Ülkemizin hala egemen ve bağımsız olduğu yanılsamasına maruz kalanların dikkatini çekerek: Lübnan ve Lübnanlılar, Hizbullah aracılığıyla İran tarafından rehin tutuluyor. Lübnan’la hiçbir ilgisi olmayan savaşlarında bizi canlı kalkan olarak kullanıyorlar. Cumhurbaşkanlığı, hükümet ve parlamento, Lübnan’ın ele geçirildiğini haber veren yalancı şahitlerdir. Ülkemizi, halkımızın onurunu ve geleceğini restore etmek için mücadele edeceğiz” dedi.
Lübnan Kuvvetleri Partisi’nden de Hacı Zade’ye yanıt geldi. Milletvekili İmad Vakim, twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “İran Devrim Muhafızları, resmi bir açıklamada Lübnan ve füzelerinin İsrail ile bir savaş durumunda İran mücadele hattının bir parçası olduğunu belirtti. Bu hangi otoritedir? Bunlar hangi yetkililerdir? Lübnan’ın bu savaştaki yüksek çıkarları nedir? Gerçekte siz adama benziyorsunuz ama adam değilsiniz” ifadelerine yer verdi.
Aynı şekilde Lübnan Kuvvetleri’nden Milletvekili Ziyad el-Havat da twitter üzerinden “Ülkemizin rehin alındığını söylediğimizde dünya ayağa kalktı. Lübnan’ın egemenliği ve bağımsızlığını emanet alan müttefikler, bugün bu konuşmada neredesiniz? Yıkımdan başka bir şey getirmeyen eksenlerin siyasetine girmenin yankıları konusunda sürekli olarak uyardık. Çağrımızda utanılacak bir şey yok” dedi. Havat ayrıca, “Egemenlik savaşımıza devam edeceğiz ve ülkemizi esaretinden kurtaracağız” ifadelerini kullandı.
(Dürzi) İlerici Sosyalist Parti (İSP) Genel Başkanı Velid Canbolad da twitter üzerinden, “Bir önceki açıklamamda İran’ın yeni ABD yönetimi ile diyalog beklediğini, uzmanlardan oluşan bir hükümetin bir tür bidat olduğunu ve dolayısıyla kıyametin gerçekleştiğini söylemiştim. Ama bugün her yerden çatışma rüzgarları esiyor. Muhalefetin ortaklarıyla birlikte ülkenin sorumluluğunu üstlenmesi daha iyi değil mi ve hiçbir konuda kararımız olmayan bir yerde neden katılıma dahil olalım?” açıklamasında bulundu.
Öte yandan İran DMO Komutanı’nın “Lübnan’ın füze yeteneklerinin İsrail’le mücadelede ön hatta oldu” açıklamasına yanıt olarak, Lübnan Maruni Hristiyan Kültür Derneği’nin platformu “Seyyide Cebel Buluşmaları” da Cumhurbaşkanına, Başbakana, Genelkurmay Başkanı’na ve Yüksek Savunma Konseyi liderine ‘açık, dürüst ve acil bir tavır takınma’ çağrısı yaptı. Platform yaptığı açıklamada “Lübnan’ın İran adına girdiği ve ‘Humeynici Mollalar Cumhuriyeti’nin istediği tırmanış mesajlarını değiştirmek için bir çatışma arenası veya posta kutusu olacağı’ her maceradan Hizbullah’ı sorumlu tuttu.
Öte yandan Lübnanlılar, Lübnan’ın özgürlüğünü, kararını, egemenliğini ve bağımsızlığını korumakla ilgileniyorlar’ diyen (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) de politik bir yanıt verdi. ÖYH, “Lübnanlıların topraklarını savunmak için ortaya koyduğu direnişin, her zaman bu hedeflere hizmet etmesi gerektiğini” vurguladı. ÖYH ayrıca, Lübnan’ın dışarıdan aldığı herhangi bir desteğin, “ulusal egemenlikten vazgeçme veya taraf olunmayan bir çatışmaya boyun eğme” şartı taşımaması gerektiğine dikkati çekti.
Ancak verilen yanıtlar, Ali Hacı Zade’nin ifadeleriyle sınırlı kalmadı, aksine Cumhurbaşkanı Avn’ın İranlı yetkiliye karşı tavrı, özellikle de Lübnan Kuvvetleri milletvekillerinin tepkilerine yol açtı.
Bu çerçevede Milletvekili İmad Vakim, Avn’ın ifadelerini ‘başlangıç olarak mükemmel’ olarak nitelendirirken, bunların sadece söz olarak kalmaması ve tamamlanması gerektiğini vurguladı.
Aynı şekilde Milletvekili Pierre Bouassi de Avn’a hitaben, “Sayın Cumhurbaşkanı, yönettiğiniz devletin halkın devleti olduğunu düşünürseniz, Lübnan devletinin ülkenin bağımsızlığını, sınırları üzerindeki egemenliğini, toprağını ve karar alma özgürlüğünü korumada hiçbir ortağı olmadığını söylemeliydiniz” açıklamasında bulundu.
Lübnan Kuvvetleri’nden eski bakan Richard Kouyuomjian da twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Özgürlük, egemenlik ve bağımsızlıkla bildiğim General Mişel Avn nerede? Sizin döneminiz Yemen’de Husi, Irak’ta Maliki ve Suriye’de Beşşar Esed olarak başka bir İran modeline dönüştü. Bugün en basit söylemlerim, Lübnan’ı başarısız, izole edilmiş ve çökmüş bir devlete dönüştüğü, işsizlik, yoksulluk ve salgınla dolduğu yönünde olduğunu biliyor musunuz? Sevgiyle” ifadelerine yer verdi.



Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.


Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.