Paris, Afrika kıyılarından kısmi bir askeri çekilme duyurusu yapma hazırlığında

Fransa’da 2017'den bu yana aşırı sağcılar tarafından planlanan 5 saldırı engellendi

2020'nin son haftasında Mali'de öldürülen üç Fransız askerin cenaze alayı dün Paris'teki III. Alexandre Köprüsü'nden geçerken çekilen bir kare (AFP)
2020'nin son haftasında Mali'de öldürülen üç Fransız askerin cenaze alayı dün Paris'teki III. Alexandre Köprüsü'nden geçerken çekilen bir kare (AFP)
TT

Paris, Afrika kıyılarından kısmi bir askeri çekilme duyurusu yapma hazırlığında

2020'nin son haftasında Mali'de öldürülen üç Fransız askerin cenaze alayı dün Paris'teki III. Alexandre Köprüsü'nden geçerken çekilen bir kare (AFP)
2020'nin son haftasında Mali'de öldürülen üç Fransız askerin cenaze alayı dün Paris'teki III. Alexandre Köprüsü'nden geçerken çekilen bir kare (AFP)

Fransa Savunma Bakanı Florence Parly’nin dün Le Parisien gazetesinde yayımlanan açıklamalarının ardından bugün Fransa’nın Afrika Sahel bölgesi ülkelerinde, özellikle de Mali’de konuşlandırılan Barkhane Operasyonu gücünün kaderi hakkındaki söylentiler ve ortaya atılan bir tez neredeyse netleşti diyebiliriz. Parly, Fransa’nın ‘büyük bir ihtimalle geçtiğimiz yıl 600 kişilik takviye gücünü, geçici bir önlem olarak gönderildiklerinden ötürü yeniden konuşlandırmak zorunda kalabileceğini’ açıkladı.
Paris, 2014 yazında başlayan Barkhane Operasyonu çerçevesinde bölgede 5 bin 100 civarı asker konuşlandırdı. Parly'nin açıklamaları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un G5 Sahel Ülkeleri’nin (Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad) liderleri ile birlikte katılacağı ve bu ayın sonlarında veya gelecek ayın başlarında Çad’ın başkenti Encemine’de yapılması planlanan Fransa-Afrika Zirvesi vesilesiyle açıklayacağı bir kararın ‘ön hazırlığı’ olarak görülebilir.
Fransız kaynakları, kısmi geri çekilme talebinin veya ‘bir yeniden konuşlandırmanın’ askeri açıdan kabul edilebilir olduğunu belirtiyorlar. Kaynaklara göre Parly’nin açıklamaları ayrıca, Paris'in bugüne kadar 20’si Fransız devriyelerinin geçiş güzergahına yerleştirilen el yapımı patlayıcıların (EYP) infilak etmesi sonucu olmak üzere 50 askerini kaybettiği Sahel bölgesindeki Fransız askeri operasyonunun ne zaman sona ereceği ile ilgili kamu oyunda dillendirilen sorulara da yanıt veriyor.
Paris'in sadece geçtiğimiz hafta radikal İslamcı örgütlerin faaliyet gösterdiği Mali, Nijer ve Burkina Faso'nun sınırlarının birleştiği üçgende iki ayrı bombalı saldırıda 5 askerini kaybettiğini hatırlatmakta fayda var. Parly, Fransız askerlerinin sayısının azaltılmasını, özellikle geçtiğimiz yaz iki ana örgüte, yani DEAŞ ve İslami Mağrip El Kaidesi'ne (Tanzim el-Kaide fi Bilad el-Mağrib el-İslami) karşı elde edilen ‘büyük askeri başarılarla’ ilişkilendirdi.
Parly'e göre Barkhane Operasyonu 2020 yılında ‘gerek terörist grupların bazı üst düzey liderleri etkisiz hale getirilerek olsun gerek tedarik zincirlerine yönelik baskınlar düzenlenerek olsun büyük askeri başarılar elde etti’. Fransız bakan açıklamasında, özellikle geçtiğimiz Haziran ayında Mali'nin kuzeyinde düzenlenen bir hava saldırısıyla öldürülen Mağrib El Kaidesi liderlerinden Cezayirli Abdulmalek Droudkel ve Bah Ag Moussa’ya atıfta bulunuyordu.
 Ancak geçtiğimiz cumartesi günü hayatını kaybeden iki askerin öldürülmesi olayında olduğu gibi tuzaklanan EYP’lerin neden olduğu askeri kayıpların artmasıyla, askerleri taşıyan hafif zırhlı araçların sağladığı korumada ve istihbarat kanallarında bir zayıflık olduğunun düşünülmesi, Fransız ordusu komuta kademesi için bir başka sorunu teşkil ediyor. Bu yüzden Fransız ordusunda, askerleri, ‘cihatçı’ gruplar için tercih edilen bir silah haline gelen EYP’lerden koruyacak daha korumalı araçların kullanılması talepleri dillendirilmeye başladı.
Parly açıklamasında, “Teröristler korkakların silahını kullanıyor. Askerlerimizi daha iyi korumak için daha fazlasının yapılacağını umuyorum” dedi.
Öte yandan Fransa ve Mali arasında isyancı gruplarla nasıl başa çıkılacağı konusunda eski bir görüş ayrılığı olduğu herkes tarafından biliniyor. Paris, Bamako’nun istediği uzatılmış politikaya her zaman karşı çıkarken bu durum, geçtiğimiz sonbaharda bir Fransız olmak üzere 5 rehinenin serbest bırakılması karşılığında yüzlerce isyancının serbest bırakılmasına yol açan müzakerelerde açıkça görüldü.
Aslında Parly'in açıklamalarından da anlaşılacağı üzere sinyaller Paris’in tutumunu değiştirdiği yönünde işaret ediyor. ‘El Kaide ve DEAŞ gibi terörist gruplarla müzakere yapılmazsa, ayrım gözetmeksizin herkesi öldürebileceklerini’ söyleyen Parly, ‘silahlarını bırakan ve aşırılık yanlısı suç ideolojisine göre hareket etmeyen insanlarla’ müzakere kapılarını açık bıraktı.
Paris, kendisiyle diyalog kurmak isteyenleri, 2015 yılında Cezayir’de imzalanan barış ve uzlaşı anlaşmalarına katılanlar olarak görüyor. Hiç şüphesiz Paris, asker sayısını azaltma sürecini tamamlamak için G5 Sahel Ülkeleri Ortak Gücü ile iş birliği içinde sürdürülen Barkhane Operasyonu bölgesinde elde edilen ‘başarılara’ güveniyordu. Dolayısıyla bazı gözlemciler, ‘cihatçı’ örgütlerin Barkhane Operasyonu çerçevesinde görev yapan asker sayısını azaltmayı bir zayıflık işareti olarak görebileceklerini göz ardı etmiyorlar. Paris'in insani ve maddi yüklerini azaltmak için Afrika güçlerinin ‘cihatçılarla’ mücadeleye daha fazla dahil olacağını düşündüğü bilinen bir gerçek. Ayrıca özellikle yavaş yavaş ortaya çıkan ve Avrupalı komandolardan oluşturulan ‘Takuba Task Force’ (Takuba Görev Gücü) aracılığıyla Avrupa ülkelerinin Barkhane Operasyon bölgesinde daha fazla desteğinin olmasını bekliyor.
Bir diğer gelişmede ise Fransa İçişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Laurent Nunez, güvenlik güçlerinin 2017'den bu yana toplam 33 operasyon gerçekleştirdiğini ve geçtiğimiz yıl ‘iki terör saldırısını girişimini engellemeyi’ başardığını açıkladı. Fransız yetkili, tarihler ve hedefler hakkında herhangi bir ayrıntı vermedi. Dün düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, radikal ​​İslamcı terörizmin ‘öncelikli bir tehdit’ olarak gördüklerini belirten Nunez, teröristlerin planlarını bozmanın daha da zorlaştığını kaydetti.
Nunez ayrıca, 2017 yılından bu yana Fransız aşırı sağcılar tarafından planlanan 5 saldırının da önlendiğini sözlerine ekledi.
Öte yandan Fransa parlamentonun üst kanadı Senato’da ve alt kanadı Millet Meclisi’nde bu ay, hükümetin radikal İslamcılarla mücadele tasarısı ele alınacak.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.