Filistinli doktor, parmak uçlarını cerrahi müdahale olmadan eski haline getiriyor

Tedavi yöntemi halen herhangi bir bilim dergisinde yayınlanmış değil.

Ramallah şehrinden Filistinli doktor Salih Rıdvan, 2016 yılında kesilmiş parmak uçlarını düzeltme çalışmalarına başladı
Ramallah şehrinden Filistinli doktor Salih Rıdvan, 2016 yılında kesilmiş parmak uçlarını düzeltme çalışmalarına başladı
TT

Filistinli doktor, parmak uçlarını cerrahi müdahale olmadan eski haline getiriyor

Ramallah şehrinden Filistinli doktor Salih Rıdvan, 2016 yılında kesilmiş parmak uçlarını düzeltme çalışmalarına başladı
Ramallah şehrinden Filistinli doktor Salih Rıdvan, 2016 yılında kesilmiş parmak uçlarını düzeltme çalışmalarına başladı

Ragide Atmeh
Ekrem, marangozluk yaparken parmak uçları (baş ve işaret parmağı) kesildiği için dişlerini fırçalamak, düğmelerini iliklemek ve anahtarlarını kullanmak gibi en basit işlerini dahi yapamıyordu. Kariyeri tehlikeye girmişti. Ta ki Filistinli doktor Salih Rıdvan’ın cerrahi müdahale, deformasyon ve hatta herhangi bir acı olmaksızın hissin, parmak izinin ve tırnakların geri gelmesi ile ​​kesilen parmak uçları tamamen geri gelen genç erkeklerin ve çocukların fotoğraflarını kendisine gösterene kadar. Ekrem ilk başta meselenin neredeyse imkansız olduğunu, sadece yaralarının sarılacağını ve bundan daha fazlasının da olmayacağını düşünüyordu. Peki, tırnaklarına kadar kopan parmaklar sadece sabun ve naylon kullanarak nasıl eski haline döndü?

Doğal büyüme
Tedavi gördükten yalnızca sekiz hafta sonra normal bir şekilde işine dönen 25 yaşındaki Ekrem Hamayel yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Doktora gittim ve parmaklarımın eskisi gibi olacağına inanmıyordum. Doktor parmaklarımı normal bir sabunla yıkadığında endişem daha da arttı. Ardından yiyecekleri sardığımız ince naylonlardan biri ile elimi sardı ve benden her üç günde bir kontrol edip naylonu değiştirmemi istedi. Her ziyaretimde büyümeyi fark edip şaşkınlığa kapılıyordum. Durmadan Subhanallah diyordum.”
Ramallah şehrinden (Batı Şeria merkezi) Kemik Eklem Cerrahisi Uzmanı ve El, Mikroskobik ve Rekonstrüktif Cerrahi Danışmanı Filistinli doktor, 42 yaşındaki Salih Rıdvan 2016 yılında, en fazla üç santimetreye kadar kesilmiş parmakların uçlarını düzeltmek üzere çalışmalarına başladı. Bunu yaparken hasarlı bölgeye yüksek nem ve iltihap sağlamaya dayalı bir yöntem izledi. Böylece bu iltihaplar, kesilmiş parçanın kendisini neredeyse tamamen yenilemesi için uyarı gönderip duyu hissinin aşamalı bir şekilde geri gelmesini sağlıyordu.
Rıdvan konuya dair şu açıklamalarda bulundu:
“Bilimsel olarak doktorların parmak uçlarının kesildiği vakalarda, kesilen kısmı genellikle küçük olduğu için eski haline getirmeye çalıştıkları ve oldukça hassas arter ve damarlar olduğu için daha önce hiçbir doktor tarafından cerrahi olarak müdahale edilmediği bilinmektedir. Birkaç gün geçtikten sonra kesilmiş kısmın kararmaya başladığını fark ettik ve sekiz ay içinde vücut ‘kendiliğinden yeniden büyüme’ olarak bilinen yöntemle bu kısmı parmaktan atmaya başladı. Ancak büyüme hiçbir zaman normal bir şekilde olmadı. Bu yüzden tırnakta deformasyon oldu ve hasarlı bölgedeki derin cerrahi iz oldukça netti ve rengi de farklıydı. Hasta bundan sonra çok ağrılı elektrik çarpmaları hissediyordu.”
IMG-20201229-WA0026.jpg
Tedavi sürecinde kesilmiş bölgeyi dezenfekte etmek için sabun kullanılıyor ve parmak, şeffaf naylon ve gazlı bezle sarılıyor. (Independent Arabia)

Sabun ve naylon
Filistinli doktor sözlerine şöyle devam etti:
“El parmaklarında büyüme olması için gerçek girişimlerin olduğu tıbbi ve bilimsel olarak açık. Bu ilk olarak 1980’lerin başında Kolajen adında İngiliz bir doktor tarafından keşfedildi. Doktor çocuklarda kesilen parmakların uçlarına yanıcı bir madde sürüp ardından bu kısmı plastik bir eldivenle sarıyordu. Kesilmiş uzuvların büyüme sürecini uyarmak için nem ve iltihaplanma oluşturma prensibi dünya çapında biliniyor ve birçok araştırma ve tıbbi makale tarafından da kanıtlanmıştır. Burada Ortopedi Uzmanı bir doktor olarak bana düşen görev, bu tedavi yöntemini tekrar canlandırmaktı. Ancak kesilen bölgeyi dezenfekte etmek için sabun kullanmaya ve parmağı şeffaf naylon ve gazlı bezle sarmaya dayanan mütevazı yöntemimle.”
Doktor Rıdvan dört yıl içerisinde dördü çocuk olmak üzere 25 kişinin parmak uçlarının eski haline dönmesine yardımcı oldu. Bu da kendisine kesilmiş parmak uçlarını cerrahi bir müdahale olmadan eski haline getiren Ortadoğu’daki ilk Arap doktor unvanını kazandırdı. Doktor Rıdvan şu an halen yalnızca yerel düzeydeki tecrübelerini yaymak ve belgelemek için Arap ve uluslararası kuruluşlarla iletişime geçmeye çalışıyor.

Bilimsel olarak belgeleme
Filistin Kemik Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı Tarık Halef konuya ilişkin şunları söyledi:
“Özellikle ortopedi alanında ve kesilmiş uzuvları eski haline getirme konusunda yerel düzeyde elde ettiğimiz tıbbi başarılardan gurur duyuyoruz. Rıdvan’ın tecrübesinin ileride hem Filistin’de hem de yurt dışındaki ortopedik cerrahide görevli bütün doktorlar ile paylaşılmasını ümit ediyoruz. Ancak önümüzdeki esas sorun bu yöntemi (kesilmiş parmak uçlarının yüksek nem ve naylon ile yeniden büyümesini sağlama) kabul ettirecek gücümüzün olmaması. Zira Rıdvan’ın yöntemi, bu etkili tekniği küresel çapta bir referans haline getirecek şekilde bilimsel ya da tıbbi hakemli dergilerde henüz yayımlanmadı. Ayrıca uluslararası tıp konferanslarında incelediği vakaları ve sonuçlarını gösteren herhangi bir belge de yok. Dernek olarak rolümüz yalnızca ortopedistleri destekleyip teşvik etmek ve bilimsel tıbbi araştırmalarını yayınlamakla sınırlı. Filistinli hekimlerin dünyanın dört bir yanındaki doktorların yapabildiklerini başarabileceğini gayet iyi biliyoruz. Yerel düzeyde ortopedi alanında küresel kitapların yazımına dahil olup bilimsel ve tıbbi dergilerde yazılarını yayımlayan doktorlarımız var. 2020’nin bitişiyle Filistin’de yaklaşık 200 ortopedi cerrahı olacak.”

Pahalı protezler
Uzmanlara göre Batı Şeria’da parmaklarının uçlarını kaybedenlerin yüzde 70’inden fazlası marangoz. Zira birçoğu kesme ve dilimleme makineleri ile sürekli haşır neşir oldukları için belirli aralıklarda yüzde 90 oranında tehlikelere maruz kalıyor. Buna ek olarak 10 yaşın altındaki çocuklar başta kapılar olmak üzere birçok araçla oynadıkları oyunlar sırasında parmaklarını kaybediyorlar. Parmaklarının tümü ya da eli kesilen diğer yüzlerce vaka mevcut. Bugüne kadar yaşamlarına sadece protezlerle devam edebildiler.
Kalkilya Rehabilitasyon ve Protez Derneği Müdürü Salah Osman konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Trafik ve iş kazaları, konjenital anomaliler ve şeker hastalığı da dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle parmaklarını ya da ellerini kaybedenlerin sayısında dikkate değer bir artış var. Önlerinde plastik ya da elektronik protez kullanmaktan başka seçenekleri yok. Ancak çoğunun fiyatı çok yüksek ve sınırlı bir geliri olan yaralı kişinin bunu karşılayacak gücü olmuyor. Bazı işleri yerine getiren ve normal elin similasyonu olan akıllı elektronik bir elin fiyatı 2 bin ila 27 bin dolar arasında değişirken plastik (silikon) bir elin fiyatı 500 ila 2 bin dolar arasında. Sadece bir silikon parmağın fiyatı ise 400 ila 2 bin 500 dolar arasında değişiyor ki bu fiyatlar da Filistinlilerin yıllardır içinde bulunduğu gittikçe kötüleşen ekonomik durum ile kıyaslanınca yüksek kalıyor.”

Yeni bir uzmanlık alanı
Çeşitli teknolojileri ve maliyetleri olan protezler Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki çok sayıda yaralı için acil bir gereksinim haline geldiğinden Filistin’deki Arap Amerikan Üniversitesi bir lisans programı (protez ve ortezler) oluşturdu. Uluslararası Protez Ortez Derneği (ISPO) tarafından uluslararası bir onay alan program Filistin ve Ortadoğu’da türünün ilk örneği olarak kabul ediliyor.
Arap Amerikan Üniversitesi Destekleyici Tıp Bilimleri Fakültesi Dekanı Muhammed Asya konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Filistin’in protez alanındaki uzmanlara duyduğu ihtiyaç, bizi programın öğrencileri için üniversitede bir laboratuvar ve atölye kurmaya yöneltti. Program her yıl 60 öğrencinin kayıt olup dört yıl boyunca vücut cerrahisi, kinesiyoloji, protez ve ortezlerin mekaniğini ve bunların tasarım ve üretim açısından her sakatlığa ve hastalığa uygun olup olmadığını inceleyebilecekleri şekilde tasarlandı. Öğrencinin bilimsel araştırma ve yöntemlere dayalı şekilde güçlü klinik beceriler edinmesi, protez ve ortezler alanındaki teknolojiye ayak uydurması oldukça önemli. Tüm bu çabalar Filistin’de bireylere ve topluma verilen sağlık ve rehabilitasyon hizmetlerinin daha ileri bir düzeye taşınmasına ve hastaneler ile yerel-uluslararası özel merkezlerde yeni iş fırsatlarının oluşturulmasına yardımcı olacak.”



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.