ABD’nin Feyyad’a uyguladığı yaptırım ve Haşdi Şabi’nin akıbeti

Başbakan Kazımi'nin önünde iki yol var; ya Feyyad ile devam ederek daha fazla uluslararası izolasyon ile karşı karşıya kalacak ya da yaptırım uygulanan yetkililerin yerine başka isimler getirecek.

Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)
Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)
TT

ABD’nin Feyyad’a uyguladığı yaptırım ve Haşdi Şabi’nin akıbeti

Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)
Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)

Ahmed es-Suheyl
ABD Hazine Bakanlığı, ‘İnsan haklarını ihlal edenlerin ve yolsuzluğu yayanların cezalandırılması’ başlığı ile yayımladığı yaptırımlar uygulanan isimler listesine Irak’taki milis gücü Haşdi Şabi Heyet Başkanı Falih el-Feyyad’ı da dahil etti. Feyyad, listeye, Ekim 2019’da Irak’ta gerçekleşen ayaklanma sırasında protestoculara yapılan müdahaleyi ve öldürülmelerini doğrudan yönetme suçlamasıyla dahil edildi.
Irak’ta eski rejimin çöküşünden bu yana ilk kez böylesine üst düzey bir yetkiliye yaptırım uygulandı. Gözlemciler, Irak hükümetinin İran yanlısı güçlerin artan nüfuzuna ilişkin sorunların yanı sıra insan hakları ihlalleriyle ilgili meselelere bir çözüm bulamamasıyla birlikte Irak’ın şu an Feyyad yüzünden uluslararası toplumdan dışlanması gibi büyük bir zorlukla karşı karşıya kaldığı görüşündeler.

‘Kriz Odası’ ve protestocuların öldürülmesi
ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Feyyad’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü’nün desteğiyle Haşdi Şabi liderlerinden oluşan ‘Kriz Odası’nın bir üyesi olduğu belirtildi. Irak’ta Ekim 2019’daki halk ayaklanması sırasında söz konusu Kriz Odası’nın gösterilere müdahalesinde yaklaşık 800 kişinin öldürüldüğü, on binlerce kişinin yaralandığı ve protesto hareketinin önde gelen aktivistlerine yönelik suikastların da devam ettiği vurgulandı.
ABD Hazine Bakanlığı, İran’a yakın Haşdi Şabi milis gücünün, özgür ve adil seçimler yapılması, insan haklarına saygı duyulması ve temiz bir hükümet kurulması çağrısı yapan Irak’taki siyasi aktivistlere yönelik suikastlara devam ettiğini vurguladı.
Yapılan yazılı açıklamada ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in şu ifadeleri yer aldı:
“Iraklı barışçıl protestocuların öldürülmesinde parmağı bulunan Falih Feyyad gibi İran’la ittifak halindeki milisler ve politikacılar, Irak demokrasisine ve sivil topluma karşı şiddetli bir kampanya yürütüyorlar. ABD, Irak halkını barışçıl protestolardan, adalet arayışından ve ülkelerindeki yolsuzluğu ortadan kaldırmak için harekete geçmekten alıkoymayı amaçlayanları, insan haklarına yönelik ihlallerden sorumlu tutmaya devam edecek.”

Feyyad’ın halk ayaklanması sırasındaki açıklamaları
Protestoların zirve yaptığı 2 Ekim 2019'da ABD’nin başkenti Washington'ı ziyaret eden Falih Feyyad, 7 Ekim'de göstericilere karşı yaptığı açıklamalar öncesinde başta ABD Savunma Bakanı olmak üzere bir dizi yetkiliyle görüştü. Feyyad, görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, ‘gösterileri körükleyen komplocular’ olarak tanımladığı kişilerden ‘intikam alma” ve ‘ses getirecek bir karşılık verme” tehdidinde bulundu.
Feyyad söz konusu dönem düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“Ülkede durumun kötüleşmesini isteyenlere caydırıcı bir karşılık verilecek. Yaşanan bazı acılar sonucu ortaya çıkan güçler olduğunu unutan komploculara müsamaha gösteremeyiz. Vereceğimiz karşılık ciddi, net ve spesifik olacaktır. Devlet ve devletin imkanları aracılığıyla sizi takip edip bulacağız. Hiç kimsenin çocuklarımızın kanını dökmesine ve demokrasimize zarar vermesine izin vermeyeceğiz.”
Bu açıklamalar, Iraklı protestoculara gerçek mermi kullanılarak yapılan müdahale ile aynı zamana denk geldi. Protestoculara müdahale için keskin nişancılar dahi kullanıldı. Müdahaleler sırasında yüzden fazla kişi öldü, binlerce kişi de yaralandı.
Bununla birlikte Falih Feyyad geçtiğimiz yıllarda birçok görevi aynı anda yürüttü. Temmuz 2020’ye kadar Ulusal Güvenlik Danışmanlığı, Ulusal Güvenlik Servisi Başkanlığı ve Haşdi Şabi Başkanlığı görevlerini üstlendi. Mustafa el-Kazımi’nin başbakan olmasının ardından ise Feyyad yalnızca Haşdi Şabi Heyet Başkanı görevine devam etti.
Haşdi Şabi büyük meydan okumayla karşı karşıya
ABD’nin bu son adımı Haşdi Şabi’nin geleceği ve özellikle Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na bağlı bir kurum olmasına rağmen gözlemcilere göre Haşdi Velayet (İran dini lideri Ali Hamaney'e biat eden) grupların kendi karar merkezlerini kontrol etmesi ve devlete paralel bir organ olması nedeniyle tartışma yarattı. Bu adım, tartışmaların ardından Haşdi Şabi’nin yola devam etmesi bakımından belirleyici bir hamle olarak görülüyor.
Terör ve Güvenlik Uzmanı Ahmed eş-Şerifi konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Bu yaptırımlar, Irak’taki siyasi örgütlenme için bağlayıcı bir karar olması nedeniyle Kazımi’yi büyük bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Çünkü Washington, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) alınan kararlar çerçevesinde halen Irak’taki siyasi projenin ana sponsoru konumundadır.”
Bağdat’ın Washington ile arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması ve Güvenlik Anlaşması kapsamında Irak hükümetinin bu yaptırımların başa çıkması gereken bir başka zorluk olduğuna dikkat çeken Şerifi, bir sonraki aşamada Kazımi’nin önünde iki yol olduğunu belirttiği değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Kazımi, ya Feyyad ile devam edip daha fazla uluslararası izolasyon ile karşı karşıya kalacak ya da yaptırım uygulanan yetkililerin yerine başka isimler getirecek ve Haşdi Şabi’yi tamamen Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’nın kontrolüne verecek.”
Haşdi Şabi’nin halen kotalara tabi olmasından ve İran silahlarının yapının ana gövdesini oluşturmasından dolayı Kazımi’nin Haşdi Şabi’nin mevcut liderlerinin yerini alacağını düşünmeyen Şerifi, bu durumun Irak Başbakanı’nın böyle bir karar alma olasılığını daha da karmaşık hale getirdiğini kaydetti.

İran yanlısı liderlere karşı yeni tedbirler
Washington’ın silahlı grupların liderleri ve Feyyad da dahil olmak üzere İran’a yakın isimleri yaptırımlar listesine eklemesi, Haşdi Şabi liderlerini hedef alan yeni tedbirlerin uygulanması olasılığıyla ilgili çok sayıda soru işaretine neden oldu. Önümüzdeki günlerde söz konusu liderlere yönelik bir takım tedbirler alınabileceğini düşünen Şerifi, yeni isimlerin yaptırımlar listesine eklenmesi adımının söz konusu liderlere meydanı boşaltmayı taahhüt etmezlerse zorla ortadan kaldırılacaklarına dair bir uyarı olduğu görüşünde.
Bu kararların ‘ABD yönetiminin el değiştirmesinden etkilenmeyeceğine ve Washington'ın dış politikasındaki sabit unsurların göstergesi olacağına’ işaret eden Şerifi, “Irak, İran’ın müttefiklerini hedef alan en sıcak alandır. Önümüzdeki günlerde veya haftalarda bu durum had safhaya ulaşabilir” dedi.
Haşdi Şabi içinde geçtiğimiz dönemde birçok kırılma yaşandı. ABD’nin bu yeni adımı, Irak’taki Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’ye bağlı Haşdi Merceiyye bünyesindeki Haşdi Atabat (Şii kutsal türbeleri Haşdi) Haşdi Şabi’den ayrıldığını ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı ile bağını kopardığını duyurmasından yaklaşık bir ay sonra geldi. Şerifi’ye göre tüm bu gelişmeler, ‘Haşdi Velayet gruplarına indirilen ölümcül darbeyi’ temsil ediyor. Yine Şerifi’ye göre Sistani, Haşdi Şabi’yi siyasi tartışmalara dahil etmenin tehlikelerinin ve hedef alınmasına yol açabileceğinin farkındaydı.
Şerifi, göstericilerin hedef alınmasının ardından Feyyad’ın yaptırımlar listesine eklenmesiyle ilgili değerlendirmesinde ise listeye başka isimlerinde eklenebileceğini belirtti. ‘Resmi kurumların bu konuda herhangi bir tedbir alamamasının ardından davanın dışarı taşındığını ve bu durumunda Irak’ı tüm dosyaları içerebilecek yeni ve geniş bir uluslararası durumla karşı karşıya bıraktığını’ kaydetti.

Velayet-i Fakih takipçileri Biden’ı bekliyor
Haşdi Velayet grupları, yeni ABD Başkanı Joe Biden'ın 20 Ocak'ta Beyaz Saray'da göreve başlaması konusundaki iyimserliklerini gizlemiyorlar. Gözlemciler, Haşdi Velayet gruplarının yeni ABD yönetimin İran’la gerginlik yaşanan süreci değiştirebileceğine inandığını ve böylece İran üzerindeki baskının sona erebileceğini veya azaltabileceğini düşündüklerini belirttiler.
Kulwatha Araştırma MerkeziBaşkanı Basil Hüseyin ise Feyyad'ın ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırımlar listesine eklenmesini, bir yandan Iraklı bir yetkili diğer yandan ise Haşdi Şabi Heyeti Başkanı olması nedeniyle yaptırım modelinde bir paradigma değişikliği olarak görüyor.
Yaptırımlar listesine 20 Ocak’a kadar yeni isimlerin eklenebileceğini düşünen Hüseyin, Biden'ın Beyaz Saray’a gelmesinin ardından ABD yönetiminin yaklaşımın farklı olabileceğine dikkat çektiği açıklamasında şunları söyledi:
“Bu politikadan vazgeçebilir ve Irak’la siyasi ilişkinin seyrini değiştirmek amacıyla yaptırımların uygulanması konusunda daha sabırlı olabilir. Biden yönetiminin Beyaz Saray'a gelmesini beklemek, özellikle bu konuda iyimserliklerini saklamayan Haşdi Velayet gruplarını karşılık verme konusunda daha sabırlı kılıyor.”

Haşdi Velayet gruplarının ardı ardına yaşadığı şoklar
Son dönemde İran'ın müttefiklerinin tanık olduğu karmaşa, özellikle Haşdi Atabat’ın ayrılmasının, ardından artarak devam ediyor. Iraklı gazeteci yazar Maan el-Cizani konuya ilişkin değerlendirmesinde, “ABD, şu sıralar İran'ın bölgedeki silah gücüne odaklanmış durumda. Alınan son karar, Tahran'a uygulanan azami baskı politikasının bir uzantısıdır” dedi.
Cizani, Haşdi Velayeti gruplarının bu konudaki iyimserliklerine rağmen Biden yönetimiyle birlikte ABD’nin İran yanlısı silahlı gruplar dosyasında köklü değişiklikler yaşanmayacağını belirttiği değerlendirmesinde “Biden, söz konusu gruplar için büyük bir şoka neden olabilir” ifadesini kullandı.
ABD’nin yeni adımının öneminin, zamanlamasında olduğunu vurgulayan Cizani sözlerini şöyle sürdürdü:
“Haşdi Velayet, geçtiğimiz dönemde, özellikle içerisinde eğilimler konusunda yaşanan anlaşmazlıklar ve devletin egemen kararını etkilemek amacıyla kullanılması nedeniyle Sistani’ye bağlı Haşdi Merceiyye’nin Haşdi Şabi’den ayrılmasıyla Irak'ta büyük bir tartışma konusu haline geldi.”
Cizani, bununla birlikte Haşdi Şabi çatısı altındaki diğer grupların doğrudan Tahran tarafından yönetilen devlete paralel bir organ olarak sınıflandırıldığını belirtti.
Cizani’ye göre ABD kararının siyasi gücü, Feyyad’a yönelik mali etkilerinden daha büyük olabilir. Cizani, bu durumun da ‘kararın sadece Feyyad üzerinde değil, Haşdi Şabi üzerinde de doğrudan etkileri olacağına’ işaret ettiğini ve Irak devletini, resmî kararlara uymayan ve devlete paralel bir organ olan bu güce farklı şekilde davranmaya zorlayacağını kaydetti.
Feyyad’ın daima ‘ip üzerinde oynamaya çalıştığını’ belirten Cizani, “(Feyyad) Velayet-i Fakih yanlısı gücün bir parçası olduğu bir dönemde Washington ile iyi ilişkiler kurdu. Bu da onu son dönemde ABD’nin radarı dışında olduğuna inandırdı” dedi. Bu olayın ‘Washington’ın, Irak hükümeti içindeki güvenlik kurumları milli olmadıkça ve İran yanlısı oldukça Irak hükümeti ile anlaşma yapmayacağının bir göstergesi’ olduğunu vurguladı.
Cizani sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Washington, Kazımi’nin İran’a sadık silahlı grupların Irak’taki eylemlerini sona erdiremediğini düşünüyor. Bu da onu doğrudan eyleme geçmeye sevk etti. Yaptırımın amacı, Irak hükümetini utandırmak ve Irak’taki İran güçlerine karşı gerçek seçimler yaparak ya da ABD ve Batılı müttefikleri ile Irak’ı uluslararası camiadan uzun süre tecrit etme seçeneği olarak bir yol ayrımına getirmektir.”

Resmi tepkiler
Diğer yandan şu ana kadar Başbakan Kazımi'den Feyyad’ın adının ABD tarafından yaptırımlar listesine eklenmesine ilişkin herhangi bir yorum gelmedi. Buna karşın Irak Dışişleri Bakanlığı, Feyyad’ın ABD’nin yaptırımlar listesine dahil edilmesi karşısında duyduğu şaşkınlığı ifade etmekle yetinirken protestocuların ve önde gelen aktivistlerin öldürülmeleri ve insan hakları ihlalleri ile ilgili Feyyad’a yöneltilen suçlamalar konusunda ise yorum yapmadı.
Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “ABD Hazine Bakanlığı’nın, Haşdi Şabi Heyet Başkanı Falih el-Feyyad ile ilgili kararı kabul edilemez bir sürprizdi” ifadeleri yer aldı. ‘Bakanlığın, ABD Hazine Bakanlığı'nın Iraklı isimlerle ilgili aldığı tüm kararları Washington'daki mevcut ve yeni yönetimle birlikte dikkatle takip edeceği ve bunun sonuçlarını değerlendirmeye çalışacağı’ vurgulandı.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci ise Twitter hesabı üzerinden ABD Hazine Bakanlığı'na ilettiği mesajda , ‘Iraklı bir yetkilinin adının yaptırımlar listesinde yer almasının doğru olmadığını’ belirterek ‘yaptırım uygulama kararındaki hatanın düzeltilmesi’ çağrısında bulundu.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.