ABD’nin Feyyad’a uyguladığı yaptırım ve Haşdi Şabi’nin akıbeti

Başbakan Kazımi'nin önünde iki yol var; ya Feyyad ile devam ederek daha fazla uluslararası izolasyon ile karşı karşıya kalacak ya da yaptırım uygulanan yetkililerin yerine başka isimler getirecek.

Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)
Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)
TT

ABD’nin Feyyad’a uyguladığı yaptırım ve Haşdi Şabi’nin akıbeti

Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)
Falih Feyyad son yıllarda aynı anda birçok güvenlik biriminde görev aldı (Reuters)

Ahmed es-Suheyl
ABD Hazine Bakanlığı, ‘İnsan haklarını ihlal edenlerin ve yolsuzluğu yayanların cezalandırılması’ başlığı ile yayımladığı yaptırımlar uygulanan isimler listesine Irak’taki milis gücü Haşdi Şabi Heyet Başkanı Falih el-Feyyad’ı da dahil etti. Feyyad, listeye, Ekim 2019’da Irak’ta gerçekleşen ayaklanma sırasında protestoculara yapılan müdahaleyi ve öldürülmelerini doğrudan yönetme suçlamasıyla dahil edildi.
Irak’ta eski rejimin çöküşünden bu yana ilk kez böylesine üst düzey bir yetkiliye yaptırım uygulandı. Gözlemciler, Irak hükümetinin İran yanlısı güçlerin artan nüfuzuna ilişkin sorunların yanı sıra insan hakları ihlalleriyle ilgili meselelere bir çözüm bulamamasıyla birlikte Irak’ın şu an Feyyad yüzünden uluslararası toplumdan dışlanması gibi büyük bir zorlukla karşı karşıya kaldığı görüşündeler.

‘Kriz Odası’ ve protestocuların öldürülmesi
ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Feyyad’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü’nün desteğiyle Haşdi Şabi liderlerinden oluşan ‘Kriz Odası’nın bir üyesi olduğu belirtildi. Irak’ta Ekim 2019’daki halk ayaklanması sırasında söz konusu Kriz Odası’nın gösterilere müdahalesinde yaklaşık 800 kişinin öldürüldüğü, on binlerce kişinin yaralandığı ve protesto hareketinin önde gelen aktivistlerine yönelik suikastların da devam ettiği vurgulandı.
ABD Hazine Bakanlığı, İran’a yakın Haşdi Şabi milis gücünün, özgür ve adil seçimler yapılması, insan haklarına saygı duyulması ve temiz bir hükümet kurulması çağrısı yapan Irak’taki siyasi aktivistlere yönelik suikastlara devam ettiğini vurguladı.
Yapılan yazılı açıklamada ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in şu ifadeleri yer aldı:
“Iraklı barışçıl protestocuların öldürülmesinde parmağı bulunan Falih Feyyad gibi İran’la ittifak halindeki milisler ve politikacılar, Irak demokrasisine ve sivil topluma karşı şiddetli bir kampanya yürütüyorlar. ABD, Irak halkını barışçıl protestolardan, adalet arayışından ve ülkelerindeki yolsuzluğu ortadan kaldırmak için harekete geçmekten alıkoymayı amaçlayanları, insan haklarına yönelik ihlallerden sorumlu tutmaya devam edecek.”

Feyyad’ın halk ayaklanması sırasındaki açıklamaları
Protestoların zirve yaptığı 2 Ekim 2019'da ABD’nin başkenti Washington'ı ziyaret eden Falih Feyyad, 7 Ekim'de göstericilere karşı yaptığı açıklamalar öncesinde başta ABD Savunma Bakanı olmak üzere bir dizi yetkiliyle görüştü. Feyyad, görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, ‘gösterileri körükleyen komplocular’ olarak tanımladığı kişilerden ‘intikam alma” ve ‘ses getirecek bir karşılık verme” tehdidinde bulundu.
Feyyad söz konusu dönem düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“Ülkede durumun kötüleşmesini isteyenlere caydırıcı bir karşılık verilecek. Yaşanan bazı acılar sonucu ortaya çıkan güçler olduğunu unutan komploculara müsamaha gösteremeyiz. Vereceğimiz karşılık ciddi, net ve spesifik olacaktır. Devlet ve devletin imkanları aracılığıyla sizi takip edip bulacağız. Hiç kimsenin çocuklarımızın kanını dökmesine ve demokrasimize zarar vermesine izin vermeyeceğiz.”
Bu açıklamalar, Iraklı protestoculara gerçek mermi kullanılarak yapılan müdahale ile aynı zamana denk geldi. Protestoculara müdahale için keskin nişancılar dahi kullanıldı. Müdahaleler sırasında yüzden fazla kişi öldü, binlerce kişi de yaralandı.
Bununla birlikte Falih Feyyad geçtiğimiz yıllarda birçok görevi aynı anda yürüttü. Temmuz 2020’ye kadar Ulusal Güvenlik Danışmanlığı, Ulusal Güvenlik Servisi Başkanlığı ve Haşdi Şabi Başkanlığı görevlerini üstlendi. Mustafa el-Kazımi’nin başbakan olmasının ardından ise Feyyad yalnızca Haşdi Şabi Heyet Başkanı görevine devam etti.
Haşdi Şabi büyük meydan okumayla karşı karşıya
ABD’nin bu son adımı Haşdi Şabi’nin geleceği ve özellikle Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na bağlı bir kurum olmasına rağmen gözlemcilere göre Haşdi Velayet (İran dini lideri Ali Hamaney'e biat eden) grupların kendi karar merkezlerini kontrol etmesi ve devlete paralel bir organ olması nedeniyle tartışma yarattı. Bu adım, tartışmaların ardından Haşdi Şabi’nin yola devam etmesi bakımından belirleyici bir hamle olarak görülüyor.
Terör ve Güvenlik Uzmanı Ahmed eş-Şerifi konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Bu yaptırımlar, Irak’taki siyasi örgütlenme için bağlayıcı bir karar olması nedeniyle Kazımi’yi büyük bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Çünkü Washington, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) alınan kararlar çerçevesinde halen Irak’taki siyasi projenin ana sponsoru konumundadır.”
Bağdat’ın Washington ile arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması ve Güvenlik Anlaşması kapsamında Irak hükümetinin bu yaptırımların başa çıkması gereken bir başka zorluk olduğuna dikkat çeken Şerifi, bir sonraki aşamada Kazımi’nin önünde iki yol olduğunu belirttiği değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Kazımi, ya Feyyad ile devam edip daha fazla uluslararası izolasyon ile karşı karşıya kalacak ya da yaptırım uygulanan yetkililerin yerine başka isimler getirecek ve Haşdi Şabi’yi tamamen Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’nın kontrolüne verecek.”
Haşdi Şabi’nin halen kotalara tabi olmasından ve İran silahlarının yapının ana gövdesini oluşturmasından dolayı Kazımi’nin Haşdi Şabi’nin mevcut liderlerinin yerini alacağını düşünmeyen Şerifi, bu durumun Irak Başbakanı’nın böyle bir karar alma olasılığını daha da karmaşık hale getirdiğini kaydetti.

İran yanlısı liderlere karşı yeni tedbirler
Washington’ın silahlı grupların liderleri ve Feyyad da dahil olmak üzere İran’a yakın isimleri yaptırımlar listesine eklemesi, Haşdi Şabi liderlerini hedef alan yeni tedbirlerin uygulanması olasılığıyla ilgili çok sayıda soru işaretine neden oldu. Önümüzdeki günlerde söz konusu liderlere yönelik bir takım tedbirler alınabileceğini düşünen Şerifi, yeni isimlerin yaptırımlar listesine eklenmesi adımının söz konusu liderlere meydanı boşaltmayı taahhüt etmezlerse zorla ortadan kaldırılacaklarına dair bir uyarı olduğu görüşünde.
Bu kararların ‘ABD yönetiminin el değiştirmesinden etkilenmeyeceğine ve Washington'ın dış politikasındaki sabit unsurların göstergesi olacağına’ işaret eden Şerifi, “Irak, İran’ın müttefiklerini hedef alan en sıcak alandır. Önümüzdeki günlerde veya haftalarda bu durum had safhaya ulaşabilir” dedi.
Haşdi Şabi içinde geçtiğimiz dönemde birçok kırılma yaşandı. ABD’nin bu yeni adımı, Irak’taki Şii dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’ye bağlı Haşdi Merceiyye bünyesindeki Haşdi Atabat (Şii kutsal türbeleri Haşdi) Haşdi Şabi’den ayrıldığını ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı ile bağını kopardığını duyurmasından yaklaşık bir ay sonra geldi. Şerifi’ye göre tüm bu gelişmeler, ‘Haşdi Velayet gruplarına indirilen ölümcül darbeyi’ temsil ediyor. Yine Şerifi’ye göre Sistani, Haşdi Şabi’yi siyasi tartışmalara dahil etmenin tehlikelerinin ve hedef alınmasına yol açabileceğinin farkındaydı.
Şerifi, göstericilerin hedef alınmasının ardından Feyyad’ın yaptırımlar listesine eklenmesiyle ilgili değerlendirmesinde ise listeye başka isimlerinde eklenebileceğini belirtti. ‘Resmi kurumların bu konuda herhangi bir tedbir alamamasının ardından davanın dışarı taşındığını ve bu durumunda Irak’ı tüm dosyaları içerebilecek yeni ve geniş bir uluslararası durumla karşı karşıya bıraktığını’ kaydetti.

Velayet-i Fakih takipçileri Biden’ı bekliyor
Haşdi Velayet grupları, yeni ABD Başkanı Joe Biden'ın 20 Ocak'ta Beyaz Saray'da göreve başlaması konusundaki iyimserliklerini gizlemiyorlar. Gözlemciler, Haşdi Velayet gruplarının yeni ABD yönetimin İran’la gerginlik yaşanan süreci değiştirebileceğine inandığını ve böylece İran üzerindeki baskının sona erebileceğini veya azaltabileceğini düşündüklerini belirttiler.
Kulwatha Araştırma MerkeziBaşkanı Basil Hüseyin ise Feyyad'ın ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırımlar listesine eklenmesini, bir yandan Iraklı bir yetkili diğer yandan ise Haşdi Şabi Heyeti Başkanı olması nedeniyle yaptırım modelinde bir paradigma değişikliği olarak görüyor.
Yaptırımlar listesine 20 Ocak’a kadar yeni isimlerin eklenebileceğini düşünen Hüseyin, Biden'ın Beyaz Saray’a gelmesinin ardından ABD yönetiminin yaklaşımın farklı olabileceğine dikkat çektiği açıklamasında şunları söyledi:
“Bu politikadan vazgeçebilir ve Irak’la siyasi ilişkinin seyrini değiştirmek amacıyla yaptırımların uygulanması konusunda daha sabırlı olabilir. Biden yönetiminin Beyaz Saray'a gelmesini beklemek, özellikle bu konuda iyimserliklerini saklamayan Haşdi Velayet gruplarını karşılık verme konusunda daha sabırlı kılıyor.”

Haşdi Velayet gruplarının ardı ardına yaşadığı şoklar
Son dönemde İran'ın müttefiklerinin tanık olduğu karmaşa, özellikle Haşdi Atabat’ın ayrılmasının, ardından artarak devam ediyor. Iraklı gazeteci yazar Maan el-Cizani konuya ilişkin değerlendirmesinde, “ABD, şu sıralar İran'ın bölgedeki silah gücüne odaklanmış durumda. Alınan son karar, Tahran'a uygulanan azami baskı politikasının bir uzantısıdır” dedi.
Cizani, Haşdi Velayeti gruplarının bu konudaki iyimserliklerine rağmen Biden yönetimiyle birlikte ABD’nin İran yanlısı silahlı gruplar dosyasında köklü değişiklikler yaşanmayacağını belirttiği değerlendirmesinde “Biden, söz konusu gruplar için büyük bir şoka neden olabilir” ifadesini kullandı.
ABD’nin yeni adımının öneminin, zamanlamasında olduğunu vurgulayan Cizani sözlerini şöyle sürdürdü:
“Haşdi Velayet, geçtiğimiz dönemde, özellikle içerisinde eğilimler konusunda yaşanan anlaşmazlıklar ve devletin egemen kararını etkilemek amacıyla kullanılması nedeniyle Sistani’ye bağlı Haşdi Merceiyye’nin Haşdi Şabi’den ayrılmasıyla Irak'ta büyük bir tartışma konusu haline geldi.”
Cizani, bununla birlikte Haşdi Şabi çatısı altındaki diğer grupların doğrudan Tahran tarafından yönetilen devlete paralel bir organ olarak sınıflandırıldığını belirtti.
Cizani’ye göre ABD kararının siyasi gücü, Feyyad’a yönelik mali etkilerinden daha büyük olabilir. Cizani, bu durumun da ‘kararın sadece Feyyad üzerinde değil, Haşdi Şabi üzerinde de doğrudan etkileri olacağına’ işaret ettiğini ve Irak devletini, resmî kararlara uymayan ve devlete paralel bir organ olan bu güce farklı şekilde davranmaya zorlayacağını kaydetti.
Feyyad’ın daima ‘ip üzerinde oynamaya çalıştığını’ belirten Cizani, “(Feyyad) Velayet-i Fakih yanlısı gücün bir parçası olduğu bir dönemde Washington ile iyi ilişkiler kurdu. Bu da onu son dönemde ABD’nin radarı dışında olduğuna inandırdı” dedi. Bu olayın ‘Washington’ın, Irak hükümeti içindeki güvenlik kurumları milli olmadıkça ve İran yanlısı oldukça Irak hükümeti ile anlaşma yapmayacağının bir göstergesi’ olduğunu vurguladı.
Cizani sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Washington, Kazımi’nin İran’a sadık silahlı grupların Irak’taki eylemlerini sona erdiremediğini düşünüyor. Bu da onu doğrudan eyleme geçmeye sevk etti. Yaptırımın amacı, Irak hükümetini utandırmak ve Irak’taki İran güçlerine karşı gerçek seçimler yaparak ya da ABD ve Batılı müttefikleri ile Irak’ı uluslararası camiadan uzun süre tecrit etme seçeneği olarak bir yol ayrımına getirmektir.”

Resmi tepkiler
Diğer yandan şu ana kadar Başbakan Kazımi'den Feyyad’ın adının ABD tarafından yaptırımlar listesine eklenmesine ilişkin herhangi bir yorum gelmedi. Buna karşın Irak Dışişleri Bakanlığı, Feyyad’ın ABD’nin yaptırımlar listesine dahil edilmesi karşısında duyduğu şaşkınlığı ifade etmekle yetinirken protestocuların ve önde gelen aktivistlerin öldürülmeleri ve insan hakları ihlalleri ile ilgili Feyyad’a yöneltilen suçlamalar konusunda ise yorum yapmadı.
Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “ABD Hazine Bakanlığı’nın, Haşdi Şabi Heyet Başkanı Falih el-Feyyad ile ilgili kararı kabul edilemez bir sürprizdi” ifadeleri yer aldı. ‘Bakanlığın, ABD Hazine Bakanlığı'nın Iraklı isimlerle ilgili aldığı tüm kararları Washington'daki mevcut ve yeni yönetimle birlikte dikkatle takip edeceği ve bunun sonuçlarını değerlendirmeye çalışacağı’ vurgulandı.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci ise Twitter hesabı üzerinden ABD Hazine Bakanlığı'na ilettiği mesajda , ‘Iraklı bir yetkilinin adının yaptırımlar listesinde yer almasının doğru olmadığını’ belirterek ‘yaptırım uygulama kararındaki hatanın düzeltilmesi’ çağrısında bulundu.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.