Vatikan Gizli Arşivi'nde bir dönemin "renkli" topluluğunu araştırdı… Marmara: Levantenler, Osmanlı döneminde altın çağını yaşadı

Yazar Rinaldo Marmara, Levantenlerin eski kültürlerinin artık kalmadığını söyledi / Fotoğraf: Independent Türkçe
Yazar Rinaldo Marmara, Levantenlerin eski kültürlerinin artık kalmadığını söyledi / Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Vatikan Gizli Arşivi'nde bir dönemin "renkli" topluluğunu araştırdı… Marmara: Levantenler, Osmanlı döneminde altın çağını yaşadı

Yazar Rinaldo Marmara, Levantenlerin eski kültürlerinin artık kalmadığını söyledi / Fotoğraf: Independent Türkçe
Yazar Rinaldo Marmara, Levantenlerin eski kültürlerinin artık kalmadığını söyledi / Fotoğraf: Independent Türkçe

Türkiye toprakları üzerinde yaşayan topluluklardan biri olan Levantenlerin varlıkları hep merak konusu oldu.
Galata ve Pera, araştırmacılar tarafından gözde konular olarak ele alınsa da burada yaşamış Levantenlerin ekonomik, siyasal ve kültürel katkılarına ilişkin çalışma sayısı yok denecek kadar az. 
Bu konudaki eksikliği gidecek bir esere imza atıldı. Eski Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu Basın Sözcüsü Rinaldo Marmara, "Osmanlı Başkentinde Bir Levanten Semti Galata-Pera" isimli bir kitap yazdı. 
Marmara, Fransa, Montpellier Paul Valery Üniversitesi’nden Bizans’tan günümüze Latin veya Levanten cemaatinin kuruluş, yükselme ve gerileme dönemleri hakkında doktora yapan biri. 
50’den fazla kitaba ve yüzden fazla makale kaleme alan Marmara, Levantenlerin tarihine ışık tutmak için Vatikan Gizli Arşivleri’nden aylarca çalıştı, elde ettiği bilgileri bir kitapta topladı. 
Tarihi belge ve fotoğrafların yer aldığı Türkiye İş Bankası yayınlarından çıkan kitapta Marmara bir döneme ışık tutarken, geçmişin renkli topluluğu yaşantısı hakkında dikkat çeken bilgiler veriyor. 
Yazar Rinaldo Marmara, Independent Türkçe’nin sorularını yanıtladı… 

Yazar Rinaldo Marmara, Levantenleri anlattı / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Bütün mesele fetihle başladı"

Kimdir bu Levantenler, ya da kimlere Levanten deniliyor? 
Herkes Levantenlerden bahsediyor fakat hiç kimse tam olarak bunların kim olduğunu bilmiyor. Onun için bu soru önemli. Bazıları, Yahudileri, Rumları, Ermenileri ve Hristiyanları Levanten olarak sayıyor. Herkes Levanten değildir. Bunlar için zaten bir tanımlama veya adlandırma vardır. Bunlara gayrimüslim deniliyor. Rumları, Ermenileri, Yahudileri çıkardığımızda geriye Latinler kalıyor. Bu Latinler de ayrı bir gruptu. Bunun da zorluğu vardı. Bizans İmparatorluğu zamanında herkes yabancıydı. O zaman millet mefhumu de yoktu. Yabancılardan kasıt ise Venedikliler, Cenevizliler ve Pisalılardı. Bunlar da Haliç'in sağ kolunda koloni şeklinde yaşıyorlardı. Bütün mesele İstanbul’un fethiyle başlıyor. 

"Fatih’in fermanıyla geri dönenler oldu" 

Fetihte ne oluyor? 
Bazı Latinler İstanbul'da kalıyor, bazıları da korkudan kaçıyor. Kalanlar için Fatih(Sultan Mehmet Han) 1 Haziran 1453'te bir ferman çıkartıyor. Herkes de bunu 'ayrıcalıklarla dolu' bir ferman olarak görüyor. Ancak bu da yanlıştır. Bunu başka türlü okumak lazım. O ferman, Osmanlı'nın Latin cemaatinin kuruluş gerekçesidir. Bu fermandan sonra daha önce kaçanlar yavaş yavaş dönmeye başlıyor. Yabancı vasfıyla geliyorlar. O dönemde bu yabancılar Osmanlı İmparatorluğu'nda bir seneden fazla kalamıyorlardı. Bir seneyi geçtiklerinde onlar, yabancı vasfını kaybediyor ve Osmanlı tebaasına geçiyorlardı. Tabii böyle olunca gayrimüslim olarak görülüyor ve bir daha da Osmanlı'dan çıkamıyorlardı. Dolayısıyla iki grup oluşmuştu. Biri Osmanlı Latin cemaati, diğeri de yabancı Latinler. Levanten ismini işte bu yabancı Latinler için kullanıyoruz ki, onları diğerlerinden ayırmak için. Bütün mesele Osmanlı döneminde gayrimüslimlerden farklı bir Latin grubunun oluşmuş olmasından kaynaklanıyor. 

Bugün Türkiye toprakları olarak tarif ettiğimiz Anadolu'nun en çok hangi bölgelerinde yaşadılar Levantenler? 
İstanbul ve İzmir'de yaşadılar. Daha çok liman bölgelerinde ikamet ettiler. Fetih sırasında kaçanlar daha çok Yunan adalarına göçmüşlerdi. Geri gelenler de öncelikle işte bu Yunan adalarına gidenlerdi. Fakat 1839'dan sonra yani Tanzimat ile beraber çok daha fazla kişi geri dönmeye başladı. O zaman, İtalya, Fransa, Macaristan ve Avusturya'dan gelmeye başladılar. En kalabalık grup İtalyanlar olduğu için bunlara Levanten denildiğini söylemek daha doğru. Yani buradan İtalyanlar kast ediliyor. 

"Bir zamanlar sayıları 35 bin olan Levantenlerden bin 500 kişi kaldı"

Nüfusları ne kadardı?
En kalabalık oldukları dönemde sayıları 35 bin civarındaydı. Tabii o zaman İstanbul'un nüfusu da azdı. Bugün ise sayıları bin 500 civarında. 

Latin ifadesini kullanıyorsunuz ama kitabınızda Levanten tabirini tercih etmişsiniz. Bu ayrım neden kaynaklanıyor? 
Kalabalık grup İtalyanlar olduğu için Latinler diyorum. Daha sonra evlilikler yoluyla Ortodokslar da bunlara katıldı. Ortodoksların arasında Rumlar vardı. Rumlar dualarını Rumca yapıyorlardı ama Latinler, Latince yapıyordu. Tüm dua ve ibadetleri Latince yapıldığı için Latinler denilmeye başlandı. Fransız olanlara Franco denildi. Bütün bu gruplara Levanten diyoruz. Türkiye'de özellikle de İstanbul ve İzmir'de doğmuş, yaşamış ve yabancı hüviyetini korumuş olanlar kişilere Levanten diyoruz. Bunlar Osmanlı tebaasına geçmemiş oldukları için de gayrimüslim olarak görünmüyorlardı. Bunlar kapitülasyonlara göre idare ediliyorlardı ve her türlü ayrıcalıkları vardı. 

İstanbul'da ağırlıklı olarak Galata ve Pera'da mı yaşadılar? 
İstanbul'da ilk yaşam alanları daha yoğun olarak Galata ve Pera oldu. Ancak daha sonra yavaş yavaş Pangaltı'ya doğru gelmeye başladılar. 1870’te çıkan yangından sonra herkes Pangaltı'ya doğru geldi. 

"Serbestlik ve din hürriyeti sayesinde altın çağını yaşayabildiler" 

En rahat hangi dönemde yaşadılar? 
Osmanlı döneminde çok rahat yaşadıklarını söyleyebilirim. 1839'dan sonra Levantenler Osmanlı'da altın çağını yaşadılar. Çünkü bu dönemde birçok kişi Osmanlı İmparatorluğu'na geldi. Sebebi de Avrupa'dan çok daha güzel yaşayabiliyorlardı. Dinsel özgürlük ve serbestlik bakımından çok rahattılar. Osmanlı İmparatorluğu’nda her bir yabancı cemaat hem özerk olarak hem diğer dini topluluklarla aynı sınırlar içinde kardeşçe yaşayabilmiştir. Bütün bu özgürlük alanları Osmanlıların misafirperverliği sayesinde oldu. Atını çizmekte fayda var, o misafirperverlik bugün de devam ediyor. Avrupa duvarlar örerken Türkiye, Suriyeliler başta olmak üzere farklı millet mensuplarına kucak açıyor. Tanzimat döneminde değişik milletlerden gelip burada işlerini kurup çok rahat yaşadılar.

"Avrupa Birliği’nin Osmanlı’dan alacağı dersler var" 

Kitabınızda vermek istediğiniz mesaj nedir? 
O kitabı bir amaç ve mesaj vermek için kaleme aldım. Şu mesajı vermek istedim: O zamanki, Osmanlı Devleti bugün kurulmak istenen Avrupa Birliği'nin öncüsüdür. Kendi sınırları içinde çok farklı dini gruplar, cemaatler vardı. Bir de dışarıdan gelen yabancılar varlıklarını özgürce sürdürüyorlardı. Her cemaatin, okulları, hastaneleri, yaşlılar için huzurevleri, tiyatro salonları, sinemaları mevcuttu. Devlet içinde sanki devletler vardı. Bugünkü Avrupa Birliği'nin pek beceremediğini Osmanlı Devleti o zaman hayata geçirmişti. Onun için her zaman şunu söylüyorum: Avrupa Birliği'nin Osmanlı'dan alacağı çok dersler vardır. Osmanlı Devleti farklı milletlerin beraberce yaşama kültürünü oluşturmuştu. 

"Ortak dilleri Rumca idi" 

Levantenleri "kuruluş", yükselme" ve "gerileme" dönemlerine ayırarak inceliyorsunuz. Neden böyle bir değerlendirme yapma gereği duydunuz? 
Sadece Levantenler için değil pek çok husus için böyledir. Levantenleri bir kuruluş dönemleri, Bizans zamanında tekrar sıfıra inme dönemleri vardır. Osmanlı döneminde yükselme devrini yaşamışlar. Bugün onların tarihi hakkında bilgi veren ne kadar bina, eser ve kilise görüyorsanız hepsi Osmanlılar döneminde yapıldı. Tanzimat döneminden sonra Levantenler de yavaş yavaş gerilemeye başladılar. Çünkü, daha önce elde ettikleri ayrıcalıkları ortadan kalkmıştı.
Levanten bir kültür idi. Levantenler ise doğu ile batı arasında köprü görevi yapıyorlardı. Levantenler ne doğuluydu, ne de batılıydı. İkisinin senteziydi. Onlar başka türlü düşünüyor ve öyle yaşıyorlardı. Örf, adet, gelenek ve görenekleri farklıydı. Ortak dilleri vardı ki, Rumca'ydı. İstanbul'da yaşayan bir İtalyan, Fransız biriyle karşılaştığında her ikisi Rumca konuşurlardı. Artık karma evlilikler olduğu için eski Levantenlik yok oluyor. 

Vatikan Gizli Arşivleri'nde Levantenlere ait, belge ve fotoğraflar var / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Vatikan arşivlerinden çok az araştırmacı istifade ediyor" 

"Osmanlı Başkentinde Bir Levanten Semti Galata-Pera" kitabını yazmak için Vatikan arşivlerinden faydalanmışsınız. Vatikan arşivlerinde ne kadar çalıştınız? 
Ben 25 yıldır Vatikan arşivlerine gider gerekli çalışmalarımı yaparım. Çeyrek asırdır bundan faydalanmama rağmen çok az şey bildiğimin farkındayım. Arşivlerin raf uzunluğu 87 kilometredir. Senelerin verdiği tecrübeyle çalışma yapıyoruz. Çok üzüldüğüm bir husus var ki, o da şudur: Çok az araştırmacı o arşivlerden istifade ediyor. Oradaki evrakın bir bölümü Latince'dir.  Ama belgelerin çok büyük bölümü Fransızca ve İtalyanca’dır. Ondan dolayı daha eskilerinden faydalanabilmek için çok iyi derecede Fransızca ve İtalyanca bilmek gerekiyor. Çünkü belgelerin büyük bölümü el yazmasıdır. Çok iyi derecede İtalyanca ve Fransızca bilen az olduğundan kimse gidip araştırma yapmıyor.  

Kitaptaki fotoğrafları Vatikan'daki arşivlerden mi çıkardınız?
Bir kısım belgeyi oradaki arşivlerden aldım. Diğer bir kısmını ise buradaki kiliselerimizin arşivlerinden elde ettim. 

Levantenler bir renkse buna gerektiği gibi sahip çıkıldı mı? 
Bunun sahip çıkılıp çıkılmadığı tartışmasına girmek çok anlamlı değil bana göre. Çünkü, bu bir kültürdü ve bugün itibarıyla bitmiştir. 'Bunları tekrar yeniden, diriltip, yaşatalım' lafları boştur. Bir tarihi süreç içinde yaşandı ve bitti. Artık onun üzerinden araştırma yapıp gelecek kuşaklara bilgi aktarmak gerekir. Bunun için paneller, konferanslar düzenlemek lazım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul'un Renkleri isimli bir projesi vardı. Ben hemen farklı bir renk olarak Levantenleri yazdım. 

"İtalyan olabilirim ama İstanbulluyum" 
Ataları İstanbul'da doğup büyümüş, kendisi de göç nedeniyle Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde doğmuş Levantenler Galata veya Pera'ya geldiğinde neler hissediyorlar? Size duygularını anlatan oldu mu?
Tabii ki gelip buraları gezenler veya kabristanı ziyaret ettiklerinde atalarının burada yaşadıklarını farklı şekilde yad edenler oluyor. Ancak çok da farklı duygulara kapılmıyorlar. Çünkü burada doğup, burada büyümemişler. Yani buralı değiller. Onun için milliyet önemli değildir, yaşanılan yer önemlidir. Ben her zaman şunu söylerim: Ben bir İtalyanım ama İtalyalıyım demem. İstanbul'da doğdum. Burada büyüdüm. O nedenle İstanbul'u severim. Bir milliyete mensubiyet olarak İtalyan olabilirim ama Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşıyım ve İstanbulluyum. Ben şimdi İtalya'ya gitsem, nerede yaşarım? İtalya güzel olabilir ama ben orada yaşayamam. Sebebi de oralı olmamamdır. Gönüllü bağlılık budur. İnsan doğduğu yeri özler ve arar. 

"Levantenlerin eski kültürleri ve cemiyet yaşamı kalmadı" 

Peki bir araya geldiklerinde eski gelenek, görenek, örf ve adetlerine göre organizasyonlar yapıyorlar mı? 
Hayır... Onlar artık bitti. Şehrin her tarafına dağılmış durumdalar. En önemli şey de o eski kültürü kalmadı Levantenlerin. Türkiye Levantenleri için Pangaltı Latin Kabristanı'ndaki bu anıt önemlidir. Bu Taksim ve başka mezarlardaki mezar taşları getirilerek burada anıt oluşturuldu. 1864'te yapıldı. Mezar taşlarıyla yapıldı. Vefat eden tüm herkesin kemikleri de buraya konuldu.



Türkiye’den Sincar bölgesinde PKK operasyon sinyali

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK militanları (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK militanları (Reuters)
TT

Türkiye’den Sincar bölgesinde PKK operasyon sinyali

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK militanları (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK militanları (Reuters)

Türkiye, Irak'ın kuzeyindeki Sincar bölgesinde, PKK kalıntılarına yönelik sınırlı bir askeri operasyon düzenleme tehdidinde bulundu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazartesi akşamı televizyonda yaptığı açıklamada, PKK militanlarının "artık tamamen Irak sorunu haline geldiğini" belirterek, "Egemen bir devlet, topraklarının yasaklı bir grup tarafından işgal edilmesine nasıl izin verebilir?" diye sordu.

Fidan, Haşdi Şabi Güçleri'nin karadan ilerlemesi ve Türk hava desteğini içeren "basit" bir operasyonun iki veya üç gün içinde gerçekleştirilebileceği ihtimaline işaret etti.

Fidan, "Suriye'deki Kürt sorununun Irak boyutu da var" diyerek, "Irak'ın Suriye'de yaşananlardan (SDG güçlerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi anlaşması) ders çıkaracağını ve oradaki geçişi kolaylaştıracak daha akıllı kararlar alacağını" umduğunu ifade ederek, Kürdistan PKK militanlarına atıfta bulundu.


Erdoğan: Önümüzdeki günlerde Birleşik Arap Emirlikleri ve Etiyopya'yı ziyaret edeceğim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AP)
TT

Erdoğan: Önümüzdeki günlerde Birleşik Arap Emirlikleri ve Etiyopya'yı ziyaret edeceğim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki günlerde hem Birleşik Arap Emirlikleri'ni hem de Etiyopya'yı ziyaret etme niyetini açıkladı.

Ayrı bir açıklamada Erdoğan, Suriye'de kalıcı barışa ulaşmak için bir yol haritası oluşturulduğunu belirterek, tüm tarafların yanlış hesaplamalardan kaçınması ve geçmişteki hataları tekrarlamaması gerektiğinin altını çizdi.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.