Suriye Demokratik Konseyi Eş Başkanı Riad Darar: Koalisyon diyalog çağrımızı görmezden geldi

Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Eş Başkanı Riad Darar
Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Eş Başkanı Riad Darar
TT

Suriye Demokratik Konseyi Eş Başkanı Riad Darar: Koalisyon diyalog çağrımızı görmezden geldi

Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Eş Başkanı Riad Darar
Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Eş Başkanı Riad Darar

Suriye Demokratik Konseyi (SDK) Eş Başkanı Riad Darar, Suriye Muhalif Güçler Koalisyonu ve bazı muhalif güçlerin SDK’nın Anayasa Komitesi’nde ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen zorlu müzakerelerde temsil edilen Suriye kazanımlarına karşı ortak çalışma çağrılarını görmezden geldiklerini söyledi. Darar, Rusya’nın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e sadık güçler ve ‘özerk yönetime’ bağlı ‘iç güvenlik güçleri’ arasındaki gerginliği yatıştırmak için yaptığı arabuluculuğun, Moskova’nın konumu nedeniyle herhangi bir atılım sağlamadığını kaydetti.
Darar, Şarku’l Avsat’a telefon aracılığıyla yaptığı açıklamada, SDK’nın Suriye- Suriye diyaloğunu canlandırmak üzere geçen yıl düzenlenen Suriye iç konferanslarına katılmak için ‘Suriye Koalisyonu’na birkaç kez resmi davet gönderdiği bilgisini verdi. Darar açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı başkentlerinde gerçekleştirdiğimiz faaliyetlere ve toplantılara benzer çağrılar yaptık. Ancak görmezden geldiler. Bu da SDK’yı Moskova Platformu, Kahire Platformu ve Ulusal Koordinasyon Komitesi gibi diğer muhalefet platformlarına gitmeye sevk etti. Geçen yıl Moskova Platformu’nun Başkanı Kadri Cemil başkanlığındaki Halkın İstek Partisi ile Kahire Platformu ve Ulusal Koordinasyon Komitesi ile görüşmeler yapıldığı diyaloglar ve mutabakatlar gerçekleşmiş, anlaşma imzalanmıştı.
SDK, Washington liderliğinde 2015 yılı sonunda kurulan ve başta Demokratik Birlik Partisi (PYD) olmak üzere Kürt, Arap ve Hristiyan güç ve partileri içeren uluslararası bir koalisyonun desteklediği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kanadını oluşturuyor.
Ülkenin doğusundaki Deyrizor vilayetinden gelen muhalif siyasi isim olan Riad Darar, Suriye’nin kazanımları hususunda birlikte mücadele etmek için tüm muhalif platformlar ve siyasi güçlerle ortak bir çatışma arzusunun mevcut olduğunu belirterek “Biz, Müzakere Komitesi ve diğer muhalif platformlara katılmaya hazırız” dedi. Diğer muhalif güçleri de ‘Suriye halkının çıkarlarını korumaya, ülkelerinin geleceğini çizmek için ortak çalışmaya ve Suriyelilerin beklentilerini yerine getiren ulusal bir anayasa yazmaya’ çağırdı.
Astana sürecinin BM tarafından desteklenen Anayasa Komitesi’nin çabalarını engellediğini ileri süren Darar “Komite, Astana’nın kararlarından doğdu. Bu yüzden kaynakta, sonuçlarda ve süreçte başarısızlık oldu” dedi. Anayasa çalışmalarının, rejime ‘varlığını uzatan devlet başkanlığı seçimlerine gitmesi ve mevcut başkanlığını yenilemesi, halka yönelik sürekli tehdit yolunun bir kez daha lideri olması ve devrimi ortadan kaldırması’ için bir zaman tanıdığını vurguladı.
Astana sürecinin Suriye devrimini çarpıttığı ve muhalefeti rejimin gündemine eklemeye çalıştığı öne sürülüyor.
Darar konuya dair “Astana, Suriyelilerin haklarını meşru savunmaktan ziyade silahlara tabi ve terörizme daha yakın bir siyasi eylem algısı oluşturmayı başardı” ifadelerini kullandı.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e sadık düzenli güçler ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı şehirlerinde bulunan iç güvenlik güçleri (Asayiş) arasında gerginlik tırmanırken Riad Darar da arabuluculuğun herhangi bir ilerleme sağlamadığını söyledi. Gerginlik, Kürtlerin bu iki şehirde rejim kontrolündeki bölgelere baskı ve abluka uygulaması ve Rus güçlerin gerginliği sona erdirmek için müdahalede bulunması sonrasında artış gösterdi. Darar, Rus arabuluculuğunu rejimin çıkarlarına göre hareket ettiğini ve gerektiği gibi bir arabulucu olmadığını belirterek “Rus baskısına boyun eğmediğimizi belirtmek isterim” dedi. Rejimi ve Moskova’yı da yeni hükümetin kurulmasından yararlanarak  ‘bölgenin özelliklerini askeri açıdan değiştirmeye çalışmakla’ suçlayan Darar “Bu durum, istenen siyasi çözümün özelliklerine bir tehdit anlamına geliyor. Rejimin Rus desteğiyle aradığı şey, demokratik projeyi engellemek için silah zoruyla tüm coğrafya üzerinde askeri kontrol ve hegemonya kurmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
SDK Eş Başkanı Riad Darar, Suriye’yi kontrol etmek ve onu, Akdeniz havzasına yeniden girişi için bir başlangıç ​​noktası yapmak istemekle suçladığı Moskova’ya yönelik eleştirisinin dozunu artırdı. “Libya’da yapılan buydu. Ve şu an bu, Suriye toprakları pahasına ve Suriye rejimini dayatarak yapılıyor” dedi.
ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki rolünün, oradaki İran nüfuzuna karşı koymak olduğunu ifade eden Darar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu nedenle Suriye’nin kuzey ve doğu bölgeleri ABD tarafı için önemlidir. Suriye çözümünün inşası ve Suriyeliler arasında anlayışların sağlanması için bir başlangıç ​​noktası olacak bir zeminde değişikliklerin gerçekleşmesine kadar iletişim devam edecektir.”
Riad Darar, Biden döneminin ‘bu politikaları yeniden dengeleme aşaması’ olduğunu ve tamamlama aşamasına ulaşıldığında ‘gerçek ve etkili bir müdahale’ olacağını vurguladığı açıklamasında “Bu, başta İran konusundaki tutum olmak üzere Suriye sınırları dışındaki bazı sorunların araştırılmasını gerektiriyor” ifadesini kullandı.
Darar, Astana sürecine katılan ülkelerin Suriye’deki ABD varlığına karşı hareket ettiğini ön sürdüğü açıklamasının sonunda şunları söyledi:
“ABD varlığıyla çatışıyorlardı. Halen de çatışıyorlar. Bu nedenle süreçleri belirleyen bu rekabet, muhalefeti bile bu üçlünün yanında tutup emir ve eylemlerine bağlı hale getirdi.”



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.