Haseke’deki ablukanın kalkması fırtına öncesi sessizliğe mi işaret?

Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)
Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)
TT

Haseke’deki ablukanın kalkması fırtına öncesi sessizliğe mi işaret?

Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)
Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke kentinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) 20 günden fazla süren konuşlanmasının ardından gıda ve yakıt kargolarının kente girmesine hazırlık adımı olarak şehir merkezine giden caddelerdeki toprak bariyer ve beton blokların kaldırılmasıyla kent rahat bir nefes aldırdı.
Bu adım, Rusya’nın arabuluculuğunda yapılan anlaşmanın ardından geldi. Anlaşma uyarınca, erzak sevkiyatlarının En-Neşve Mahallesi’nden Haseke şehir merkezine uzanan yol boyunca ve Kamışlı kentinin Tay ve Alku mahalleleri gibi Arap nüfusunun yoğunlukta olduğu mahallelere ulaştırılmasına izin verildi.

Başlangıç noktasına dönüş
Yerel kaynaklar, yerleşim birimlerinin kuşatmanın kabul edilemez olduğunu, bölge halkına geçerli bir gerekçe sunulmadığını, bu durumun sivillerin boğulmasına ve bir insanlık felaketiyle sonuçlanmak üzere olduğuna işaret ederek, Haseke’deki sivillerin ablukaya rağmen Adliye Sarayı önünde gösteri düzenleme kararlılığının sonuç verdiğini ifade ettiler.
Edinilen bilgiler, çatışmanın tarafları olan Suriye rejim ordusu ile Kürt Özerk Yönetim’e bağlı Asayiş Güçleri arasındaki gerginliğin özellikle rejim mensubu bir polisin kenti kuşatan güçlere bağlı bir keskin nişancının kurşunuyla öldürülmesinin ardından iyice gün yüzüne çıktı. Tarafların muhtemel bir hamleye karşı temkinli sükunet içerisinde olduğu, böyle olası bir hamlenin bölgeyi yeniden sıkıntıya sokacağı ve iki tarafın başlangıç noktasına dönmesine neden olabileceğine dikkat çekiliyor.
Haseke Valisi Gassan Halil, Suriye devlet haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, ablukanın kalkma sürecinin tamamlanmasının ardından durumun bu yönde devam etmesini, bir kez daha kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmamasını ve yiyecek, yakıt ve ilaçlara ulaşmalarının engellenmemesini temenni ettiğini söyledi.
Buna karşılık Asayiş Güçleri, yaptığı açıklamada, kentte hayatın normale döndüğünü, Kamışlı ve Haseke’de ablukaya alınan bölgelere tüm malzemelerin girişine izin verdiğini belirterek, “ablukanın kaldırılmasının Suriye toprak bütünlüğünün ve Suriyelilerin kanlarının korunması için bir iyi niyet girişimi olduğunu” vurguladı.

Şehrin değişken hali
Asayiş Güçleri’nin açıklamasına rağmen, gözlemciler bu açıklamadan uzak olasılıklara dikkat çekiyor. Bölgede istikrarın uzun sürmeyeceği, çatışmaların yeniden patlak vereceği veya özellikle Suriye Demokratik Meclisi Eş Başkanı İlham Ahmed’in geçen ay Şam ile müzakerelerin son bulduğunu ilan ettiği bir ortamda bunun küçük ve önemsiz bir çözümden başka bir anlama gelmeyen ve güvenlik gerilimlerine çözüm getirmeyen bir Rus anlaşması olduğunu ifade eden olasılıklar en öne çıkanlar arasında yer alıyor.
Tüm bunlarla birlikte Ermeni, Süryani, Kürt ve Asuri gibi bileşenlerin yaşadığı Kamışlı ve Haseke’deki Arap aşiretleri nüfuz ve başkaldırı alanlarını genişletme ve aynı şekilde SDG (söz konusu tüm bileşenleri içeren bir ittifak) saflarını bölme yoluyla gelecekte çatışma dengelerini kendi lehine çevirmeye hazırlanıyor.
Arap aşiretlerinin şeyhleri ve önde gelenleri bu duruma, 2015’ten şu ana kadar DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyon güçlerinin yanında savaşan bu askeri yapının yani SDG’nin kuruluşuna Kürtlerin öncülük etmesini gerekçe gösteriyor.
Gözlemciler, çatışmanın iki tarafı arasındaki doğrudan sebepler ve motivasyonlar farklı olsa da petrolün gizli ve dolaylı bir sebep olduğu görüşündeler. Zira uluslararası koalisyon güçleri tarafından desteklenen petrol bölgesini elinde tutan SDG, Suriye Devleti’nin kontrol ettiği ve boğucu bir yakıt kriziyle karşı karşıya olan bölgelere petrol ithalatını durdurmuştu.

SDG’nin rejim bölgelerini ablukaya alması
Kürt hareketleri alanında uzman ve muhalif politikacı Civan Yusuf, Suriye rejim güçlerinin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu ve SDG’nin kontrol ettiği Tel Rıfat ile Eş-Şeyh Maksud Mahallesi gibi Halep’in mahallelerini kuşatmasına bir yanıt olarak SDG’nin de Haseke’deki rejim bölgelerini ablukaya aldığını söyledi.
Yusuf, Rusya’nın gizli oyununu tamamlamak için çabaladığına işaret ederek, tüm bu gelişmelerin arka planında Rusların Ayn İsa’yı rejime teslim etmesi için uyguladığı baskıların başarısız olmasının yattığını düşündüğünü belirtti.
Yusuf, “Bazen Moskova bazen de Şam, kendileri arabuluculukta başarısız oldukları zaman SDG’yi, Guta, Dera ve Suriye içerisindeki çeşitli bölgelerde yapılan anlaşmaların bir benzerlerini kabul etmeye zorlamak ve köşeye sıkıştırmak için Ankara’yı harekete geçirdiler” dedi.

Aşiretler ve temkinli sükunet
Türkiye destekli Suriyeli grupların, Özerk Yönetim’in en büyük kalesi konumundaki Ayn İsa kasabasına bitişik köy ve ileri noktalara doğru ilerledikçe SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda rejim güçleriyle birleşmek isteyeceği şeklindeki rejimin tüm beklentilerinin aksine, Haseke’de gerçekleşen abluka, özellikle rejim ordusunun Ayn İsa’ya girmesi hususunda anlaşmaya varılamamasının ardından tarafların karşılıklı olarak verdiği birer mesaj niteliğindeydi.
Bazı gözlemciler ise SDG’nin ilave çatışmalara girmesini ‘hata’ olarak değerlendiriyor. Nitekim SDG ile Ankara arasındaki çatışma Ocak ayının ortalarında zirve yapmıştı. Bundan önce de Ankara Barış Pınarı Harekatı ismini verdiği büyük bir operasyonla YPG’nin hakimiyeti altındaki Kürt köyleri ve kasabalarında kontrolü altına almıştı.
Arap aşiret şeyhi: SDG’nin bölgede demografik değişim planladığına dair şüphelerimiz var
Arap aşiret şeyhleri ise Özerk Yönetim’in hareketlerine şüpheyle bakarken, bu hareketlerin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgedeki Arapların haklarına yapılmış bir haksızlık olarak görüyorlar. Tay aşiretinin bir şeyhi, isminin açıklanmaması şartıyla yaptığı açıklamada, “SDG, bölgede kendi lehine bir demografik değişim planladığına dair şüphelerimiz var” dedi.
Söz konusu şüphe, Halep kırsalında Özer Yönetim’in kontrolündeki Menbiç kentinin sakinleri tarafından da dile getiriliyor. Nitekim kentten gelen haberler, Kürt bileşenin lehine yüksek fiyatlarla gayrimenkul alımlarının yapıldığını işaret ediyor.

Saf değiştirme ve sağduyunun sesi!
Civan Yusuf, bölgedeki Arap aşiretlerin tutumunu üzüntüyle karşıladığını belirterek, bu aşiretlerin çokça saf değiştirdiklerini ve siyasi tutumlarında istikrarsız olduklarını söyledi. Yusuf, bu aşiretlerin hükümetin, muhalefetin ve İslami grupların saflarına geçtiğini ifade etti.
Yusuf, “SDG’nin aşiretleri kendine yanına çekme ve onları razı etme girişimlerine rağmen aşiretler SDG’ye düşmanlık besliyorlar. Bu nedenle SDG’nin en çok çekindiği şey bu aşiretlerle çatışmaya girmektir. Zira etrafının düşmanlarla çevrili olduğunun farkında. Türkiye bunu bekliyor. Sözde muhalif gruplar da mevcut göreceli uyumu bozmak için fırsat kolluyor” diye konuştu.
Yusuf, döyle bir çatışmanın patlak vermesinin DEAŞ ve destekçilerine fayda sağlamaktan başka bir işe yaramayacağını ifade etti.
Kürt Demokratik Birlik Partisi (Yekiti), Halk İradesi Partisi ve Kürt İlerici Demokratik Partisi, 2 Şubat’ta yayınladıkları ortak açıklamada, mevcut durum karşısında aklın ve sağduyunun sesine kulak verme, fitneye sürüklenmeme ve silaha başvurmama çağrısında bulundu.
Suriyeli Kürtler İçin Ulusal Girişim, tüm tarafları, diyaloğun ve aklın dilini hakim kılma, kentin güvenliğini ve istikrarını korumaya davet ederek, Şam hükümetiyle müzakerelere devam etme çağrısında bulundu.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.