Haseke’deki ablukanın kalkması fırtına öncesi sessizliğe mi işaret?

Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)
Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)
TT

Haseke’deki ablukanın kalkması fırtına öncesi sessizliğe mi işaret?

Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)
Haseke Valisi Gassan Halil, kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmaması temennisinde bulundu. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke kentinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) 20 günden fazla süren konuşlanmasının ardından gıda ve yakıt kargolarının kente girmesine hazırlık adımı olarak şehir merkezine giden caddelerdeki toprak bariyer ve beton blokların kaldırılmasıyla kent rahat bir nefes aldırdı.
Bu adım, Rusya’nın arabuluculuğunda yapılan anlaşmanın ardından geldi. Anlaşma uyarınca, erzak sevkiyatlarının En-Neşve Mahallesi’nden Haseke şehir merkezine uzanan yol boyunca ve Kamışlı kentinin Tay ve Alku mahalleleri gibi Arap nüfusunun yoğunlukta olduğu mahallelere ulaştırılmasına izin verildi.

Başlangıç noktasına dönüş
Yerel kaynaklar, yerleşim birimlerinin kuşatmanın kabul edilemez olduğunu, bölge halkına geçerli bir gerekçe sunulmadığını, bu durumun sivillerin boğulmasına ve bir insanlık felaketiyle sonuçlanmak üzere olduğuna işaret ederek, Haseke’deki sivillerin ablukaya rağmen Adliye Sarayı önünde gösteri düzenleme kararlılığının sonuç verdiğini ifade ettiler.
Edinilen bilgiler, çatışmanın tarafları olan Suriye rejim ordusu ile Kürt Özerk Yönetim’e bağlı Asayiş Güçleri arasındaki gerginliğin özellikle rejim mensubu bir polisin kenti kuşatan güçlere bağlı bir keskin nişancının kurşunuyla öldürülmesinin ardından iyice gün yüzüne çıktı. Tarafların muhtemel bir hamleye karşı temkinli sükunet içerisinde olduğu, böyle olası bir hamlenin bölgeyi yeniden sıkıntıya sokacağı ve iki tarafın başlangıç noktasına dönmesine neden olabileceğine dikkat çekiliyor.
Haseke Valisi Gassan Halil, Suriye devlet haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, ablukanın kalkma sürecinin tamamlanmasının ardından durumun bu yönde devam etmesini, bir kez daha kent sakinlerinin ekmek parasının abluka altına alınmamasını ve yiyecek, yakıt ve ilaçlara ulaşmalarının engellenmemesini temenni ettiğini söyledi.
Buna karşılık Asayiş Güçleri, yaptığı açıklamada, kentte hayatın normale döndüğünü, Kamışlı ve Haseke’de ablukaya alınan bölgelere tüm malzemelerin girişine izin verdiğini belirterek, “ablukanın kaldırılmasının Suriye toprak bütünlüğünün ve Suriyelilerin kanlarının korunması için bir iyi niyet girişimi olduğunu” vurguladı.

Şehrin değişken hali
Asayiş Güçleri’nin açıklamasına rağmen, gözlemciler bu açıklamadan uzak olasılıklara dikkat çekiyor. Bölgede istikrarın uzun sürmeyeceği, çatışmaların yeniden patlak vereceği veya özellikle Suriye Demokratik Meclisi Eş Başkanı İlham Ahmed’in geçen ay Şam ile müzakerelerin son bulduğunu ilan ettiği bir ortamda bunun küçük ve önemsiz bir çözümden başka bir anlama gelmeyen ve güvenlik gerilimlerine çözüm getirmeyen bir Rus anlaşması olduğunu ifade eden olasılıklar en öne çıkanlar arasında yer alıyor.
Tüm bunlarla birlikte Ermeni, Süryani, Kürt ve Asuri gibi bileşenlerin yaşadığı Kamışlı ve Haseke’deki Arap aşiretleri nüfuz ve başkaldırı alanlarını genişletme ve aynı şekilde SDG (söz konusu tüm bileşenleri içeren bir ittifak) saflarını bölme yoluyla gelecekte çatışma dengelerini kendi lehine çevirmeye hazırlanıyor.
Arap aşiretlerinin şeyhleri ve önde gelenleri bu duruma, 2015’ten şu ana kadar DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyon güçlerinin yanında savaşan bu askeri yapının yani SDG’nin kuruluşuna Kürtlerin öncülük etmesini gerekçe gösteriyor.
Gözlemciler, çatışmanın iki tarafı arasındaki doğrudan sebepler ve motivasyonlar farklı olsa da petrolün gizli ve dolaylı bir sebep olduğu görüşündeler. Zira uluslararası koalisyon güçleri tarafından desteklenen petrol bölgesini elinde tutan SDG, Suriye Devleti’nin kontrol ettiği ve boğucu bir yakıt kriziyle karşı karşıya olan bölgelere petrol ithalatını durdurmuştu.

SDG’nin rejim bölgelerini ablukaya alması
Kürt hareketleri alanında uzman ve muhalif politikacı Civan Yusuf, Suriye rejim güçlerinin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu ve SDG’nin kontrol ettiği Tel Rıfat ile Eş-Şeyh Maksud Mahallesi gibi Halep’in mahallelerini kuşatmasına bir yanıt olarak SDG’nin de Haseke’deki rejim bölgelerini ablukaya aldığını söyledi.
Yusuf, Rusya’nın gizli oyununu tamamlamak için çabaladığına işaret ederek, tüm bu gelişmelerin arka planında Rusların Ayn İsa’yı rejime teslim etmesi için uyguladığı baskıların başarısız olmasının yattığını düşündüğünü belirtti.
Yusuf, “Bazen Moskova bazen de Şam, kendileri arabuluculukta başarısız oldukları zaman SDG’yi, Guta, Dera ve Suriye içerisindeki çeşitli bölgelerde yapılan anlaşmaların bir benzerlerini kabul etmeye zorlamak ve köşeye sıkıştırmak için Ankara’yı harekete geçirdiler” dedi.

Aşiretler ve temkinli sükunet
Türkiye destekli Suriyeli grupların, Özerk Yönetim’in en büyük kalesi konumundaki Ayn İsa kasabasına bitişik köy ve ileri noktalara doğru ilerledikçe SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda rejim güçleriyle birleşmek isteyeceği şeklindeki rejimin tüm beklentilerinin aksine, Haseke’de gerçekleşen abluka, özellikle rejim ordusunun Ayn İsa’ya girmesi hususunda anlaşmaya varılamamasının ardından tarafların karşılıklı olarak verdiği birer mesaj niteliğindeydi.
Bazı gözlemciler ise SDG’nin ilave çatışmalara girmesini ‘hata’ olarak değerlendiriyor. Nitekim SDG ile Ankara arasındaki çatışma Ocak ayının ortalarında zirve yapmıştı. Bundan önce de Ankara Barış Pınarı Harekatı ismini verdiği büyük bir operasyonla YPG’nin hakimiyeti altındaki Kürt köyleri ve kasabalarında kontrolü altına almıştı.
Arap aşiret şeyhi: SDG’nin bölgede demografik değişim planladığına dair şüphelerimiz var
Arap aşiret şeyhleri ise Özerk Yönetim’in hareketlerine şüpheyle bakarken, bu hareketlerin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgedeki Arapların haklarına yapılmış bir haksızlık olarak görüyorlar. Tay aşiretinin bir şeyhi, isminin açıklanmaması şartıyla yaptığı açıklamada, “SDG, bölgede kendi lehine bir demografik değişim planladığına dair şüphelerimiz var” dedi.
Söz konusu şüphe, Halep kırsalında Özer Yönetim’in kontrolündeki Menbiç kentinin sakinleri tarafından da dile getiriliyor. Nitekim kentten gelen haberler, Kürt bileşenin lehine yüksek fiyatlarla gayrimenkul alımlarının yapıldığını işaret ediyor.

Saf değiştirme ve sağduyunun sesi!
Civan Yusuf, bölgedeki Arap aşiretlerin tutumunu üzüntüyle karşıladığını belirterek, bu aşiretlerin çokça saf değiştirdiklerini ve siyasi tutumlarında istikrarsız olduklarını söyledi. Yusuf, bu aşiretlerin hükümetin, muhalefetin ve İslami grupların saflarına geçtiğini ifade etti.
Yusuf, “SDG’nin aşiretleri kendine yanına çekme ve onları razı etme girişimlerine rağmen aşiretler SDG’ye düşmanlık besliyorlar. Bu nedenle SDG’nin en çok çekindiği şey bu aşiretlerle çatışmaya girmektir. Zira etrafının düşmanlarla çevrili olduğunun farkında. Türkiye bunu bekliyor. Sözde muhalif gruplar da mevcut göreceli uyumu bozmak için fırsat kolluyor” diye konuştu.
Yusuf, döyle bir çatışmanın patlak vermesinin DEAŞ ve destekçilerine fayda sağlamaktan başka bir işe yaramayacağını ifade etti.
Kürt Demokratik Birlik Partisi (Yekiti), Halk İradesi Partisi ve Kürt İlerici Demokratik Partisi, 2 Şubat’ta yayınladıkları ortak açıklamada, mevcut durum karşısında aklın ve sağduyunun sesine kulak verme, fitneye sürüklenmeme ve silaha başvurmama çağrısında bulundu.
Suriyeli Kürtler İçin Ulusal Girişim, tüm tarafları, diyaloğun ve aklın dilini hakim kılma, kentin güvenliğini ve istikrarını korumaya davet ederek, Şam hükümetiyle müzakerelere devam etme çağrısında bulundu.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.