Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter
TT

Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) 9'uncu koalisyon hükümetinin en önemli ikinci ortağı Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) öncülüğünde Süleymaniye İl Meclisi, 3 yıl aradan sonra ikinci kez "mali ve idari özerklik" talebini resmi olarak geçen yılın 1 Mayıs'ında IKB Başbakanlığına sunmasıyla tekrar tartışma yaşandı.
Süleymaniye İl Meclisi KYB üyesi Rekewt Zeki, IKB'nin mevcut durumunun özerklik talepleriyle çelişmediğini belirterek, talebin tekrar gündeme gelmesinin yaşadıkları mali krize bağladı.
Öyle ki Başbakanlığa gönderilen talepte Süleymaniye'nin yanı sıra Halepçe'nin de benzer talebi olduğu kaydedildi.
IKB'de geçen yılın 30 Eylül'ünde yapılan parlamento seçiminde 111 sandalyeli parlamentoda, 45 sandalye elde eden Mesud Barzani liderliğindeki KDP, seçimden birinci çıkmasıyla daha önce olduğu gibi hem başkanlık hem de başbakanlık makamlarını elinde tutmayı başardı.
"Özerklik" talebinin yeni bir adım olmadığının altını çizen Rekewt Zeki, bu maddenin, IKB'nin 9'uncu koalisyon hükümetinin kurulmasının ön şartları arasında yer aldığını, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), hükümet ortakları olan KYB ve Değişim Hareketi (Goran) arasında önceden bu mesele üzerinde anlaşma sağlandığını hatırlattı. 
Talep, IKB'nin 2009 yılı vilayetlerin yönetimine ilişkin maddeye dayandırılıyor. Söz konusu maddenin 5. Bendinde "her vilayet kendi il sınırları içinde mali ve idari olarak kararlar verme yetkisine sahiptir."
KYB yönetimi ise mevcut durumda ikiye bölünmüş olmakla birlikte, partinin önde gelen yetkilileri gerek destekçiler, gerek karşı çıkanlar sessiz kalmayı tercih ediyor.

Erbil'den talebe sert yanıt: Kırmızı çizgimiz
Süleymaniye İl Meclisi'nin talebinden bir gün sonra yani 2 Mayıs 2020'de Mesrur Barzani, Bağdat'ta temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani başkanlığındaki müzakere heyetiyle yaptığı toplantıda, Süleymaniye'de gündeme getirilen "adem-i merkeziyetçilik" konusu da ele alındı.
Toplantıda, adem-i merkeziyetçilik ve yetkilerin dağıtılmasının Başbakanlığın sorumluluğunda ve hükümet programının bir parçası olduğu, Kürdistan Bölgesi'nin statüsünün korunmasıyla beraber Erbil ile Süleymaniye merkezli iki idareye bölünmesi ve toprak bütünlüğünün "kırmızı çizgileri" olduğu vurgulandı.
Neçirvan Barzani'de 20 Nisan'da yaptığı açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'nde iki başlı idare söylemleri gerçeği yansıtmıyor. Böyle olursa iki idare olmaz, sıfır idare olur" diyerek, karşı çıktı.
Ancak Neçirvan Barzani'nin konuşmasından 3 gün sonra Süleymaniye İl Meclisi, 23 Nisan gerçekleştirdiği oturumda, 14 üyenin imzası ile vilayetin "gelir ve giderlerinin" incelenmesini, yerel yönetimin maliye yetkisinin genişletilmesini talep etti.
30 Nisan'da ise il meclisi, KYB ve Değişim Hareketi'nin çoğunluğunu oluşturduğu Süleymaniye İl Meclisi, bu kez de "adem-i merkeziyetçi ve yerel yönetim" yetkilerinin güçlendirilmesi için bir komisyon kurulmasına karar verdi.
Toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, vilayetin "idari ve mali olarak özerk" statüsüne kavuşturulması için Kürdistan Bölgesi hükümetine talep yazısı gönderildiğini ve farklı partiden 9 temsilcinin yer alacağı komisyonun taslak çalışmalarına başlayacağı kaydedildi.
KDP, söz konusu oturumu boykot ederek katılmadı.
Konuyla ilgili yapılan tüm resmi açıklamalar, yine geçen yılın 6 Eylül'ünde Süleymaniye Meydanı'nda "Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu" adıyla oluşturulan grubun imza kampanyası başlatmasına engel olmadı.
Grup meydanda, "Refah ve huzurlu bir yaşam sağlamak için Süleymaniye'nin öz yönetim statüsüne kavuşturulmasını talep ediyoruz" diyerek, imza kampanyası başlattı.
"Özerk yönetim" talebinden bulunanların çoğu gençlerden oluşurken, parti ve tanınmış şahsiyetler destek vermedi.
Süleymaniye merkezin yanı sıra ilçe ve köylerinde de vatandaşlardan imza toplamaya çalışan gruba ise bölge sakinlerinden destek verilmedi.
Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu üyesi Beyar Ömer, Süleymaniye'nin her yönden ihmal edildiğini, merkezi sistemin IKB'de, yıllardır faaliyet göstermesine rağmen vatandaşların temel hak ve hizmetlerden mahrum bıraktığını savunuyor.
Grup ise girişimini, 2008 yılı 13 sayılı Irak Parlamentosu ve Irak Anayasası'nın 19'uncu maddesine dayandırıyor.
Süleymaniye seçmeninin yüzde 2'sini oluşturan 30 bin imza toplanması halinde, sonraki aşamada Irak Seçim Komisyonu'na başvurarak, referanduma gitmeyi talep edebilecek.
Grubun taslak metnine göre, Süleymaniye Valiliği yasal prosedüre uygun kalıcı bir anayasa hazırlayana kadar, bölgedeki kurumlar, il genel meclisi, idari ve genel müdürler görevlerini yerine getirmeye devam edecek.
Ayrıca Süleymaniye bölgesinin kendine ait bayrağı, ulusal ordusu ve marşı olacağı, bunun kanunla düzenleneceği de belirtildi. Kürtçe bölgenin resmi dili olup, her aile, çocuklarını farklı dil ve lehçelerde yetiştirme ve öğretme hakkına sahip olacak.

"Kafalar karışık, ne istenildiği bilinmiyor"
Bu talebin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen grup, gereken imzayı toplamamakla birlikte çalışmalarına son vermiş değiller.
Grup, bu yılın ocak başında yaptıkları bir diğer açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'ni iki ya da üç federal bölgeye göre düzenlemeyi amaçladıklarını ve Irak Anayasası'nın 119'uncu maddesinde belirtildiğini" savunuyor.
Irak Anayasası'nın 119'ıncu maddesine dayanarak, daha önce Basra ve Enbar vilayetlerinin de bağımsız bölgeler olması için benzer girişimler oldu. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.
Independent Türkçe'ye konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen KYB'den üst düzey bir kaynak, "Şu bir gerçek, kafalar oldukça karışık. Bence ortaya çıkan gruplar ve il meclisinin açıklamaları çok muğlak ve belirsiz. İmkânsız bir hayalin olmasını istiyorlar. Bu girişime Kürdistan'ın parçalanmasını isteyen bazı komşu ülkeler kabul edebilir, ancak uluslararası büyük güçler buna karşı çıkacaktır. Partimizde de kafalar karışık ve söz edilen sisteme parti içerisinde de karşı çıkanların oranı az değil" dedi.

Talep 2005 yılına dayanıyor
2014 yılında Erbil-Bağdat arasında yaşanan bütçe sorunuyla birlikte, 2017 yılından beri Süleymaniye'deki parti ve "bağımsız" olduklarını savunan grupların bu isteği, 2005 yılında Irak Anayasası'nın yazıldığı dönemde, KYB Genel Sekreter Yardımcısı olan Newşirvan Mustafa, tüm illerin bölgeselleşme sürecini kolaylaştıran birkaç anayasal maddenin yerleştirilmesi geçmişine dayanıyor.
KYB ve Değişim Hareketi 2016 yılında, oluşturduğu ortak komite tarafından Süleymaniye'nin özerk bir bölgeye dönüştürülmesine ilişkin hazırladığı rapor, 2017 yılında yaşamını yitiren Değişim Hareketi'nin kurucusu Newşirvan Mustafa'nın rüyasının da değişmesine neden oldu.
Nitekim hazırlanan raporda, talebin, "Irak Anayasası ile uyuşmadığı ve Süleymaniye'nin öz kaynaklarıyla kendini idare edemeyeceği" belirtilerek, "Süleymaniye'nin maaş ve giderlerini güvence altına almak için ayda 500 milyar dinara ihtiyacı olduğu, ancak aylık gelirinin 80 milyar dinarı geçmediği" kaydedildi.
Raporda, 2016 yılında Celal Talabani ile Newşirvan Mustafa arasında imzalanan "Debaşan" anlaşmasında kentin hukuki ve anayasal yönleri, doğal ve ekonomik kaynakları da açıklığa kavuşturuldu.
Adem-i merkezyetçiliği destekleyen önemli siyasetçilerden biri olan Newşirvan Mustafa, Değişim Hareketi'nin kurulduğu 2009 yılında, partisine ait medya kanalında verdiği röportajda, Süleymaniye'nin özerk bölge oluşturma arzusunu gizlemeyerek, "Şüphesiz bunu prensipte hâlen destekliyorum" sözlerini kullanmıştı.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de gerek KYB gerekse Süleymaniye merkezli diğer partiler, KDP'ye karşı adem-i merkeziyet kartını sıklıkla kullandı.
Tartışmaların içine Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih çekilse de, Salih bu konudaki sessizliğini koruyor.
Anayasa Hukuku uzmanı Latif Şeyh Mustafa, IKB valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde anayasal engellerin bulunduğunu, şu şekilde dile getirdi:
"2012 yılında Goran'ın zirveye çıktığı dönemde, vilayetin bölgeselleşmesi meselesi Newşirvan Mustafa tarafından tartışıldı. O dönemde fikrimi belirterek, ‘Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın 117. maddesine göre, bir bölge tanındı ve Kürdistan bölgesi valilikleri bir bölge içinde örgütlendi, anayasada gelen maddeler bu valilikleri değil, Irak'taki diğer 15 vilayeti kapsıyor.Süleymaniye bölgeye dönüştürülürse anayasa değiştirilmelidir, aksi takdirde konu anayasal kısıtlamalarla karşılaşacaktır."

Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor?
IKB'de bu konuda yapılan tartışmalar, kamuoyunun yanı sıra gerek Kürt basınında gerekse Türkiye basınında çoğu zaman "özerklik" (Bir topluluğun, bir kuruluşun kendi kendini, oluşturduğu yasalara göre, özgürce yönetme hakkı olması) ile liberal ideolojinin savunduğu görüşlerden biri olan "adem-i merkeziyetçilik" (Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması) arasında belirgin fark olmasına rağmen, kafa karışıklığı yaratmışa benziyor.
Nitekim siyasi taraflar ve grupların bu konudaki yaptıkları açıklamalarda bu kafa karışıklığını daha fazla derinleştirmiştir.
Mesrur Barzani hükümet programı konuşmasında, dolaylı bir şekilde adem-i merkeziyetçiliğe atıfta bulunarak, "Zaho'da bir vatandaşın idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmamasını idari ve iktisadi işlerin mümkün olduğunda il idari yönetimlerinde çözülmesini hedeflediklerine" işaret etmişti.

"Hükümet tam olmasa da adem-i merkeziyetçiliğe geçiş yapmak istiyor"
Independent Türkçe'ye konuşan Soran Üniversitesi Hukuk, Siyaset ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Dr. Hemin Mirani, Mesrur Barzani'nin sözlerine atıfta bulunarak, "adem-i merkeziyetçilik bir ölçüye kadar, Kürdistan Bölgesi hükümetinin amaçladığı ve yürüttüğü siyaset özellikle yerel yönetimleri güçlendirmeye yöneliktir" dedi.
Hemin Mirani, "Irak'taki federal sistemde güç paylaşımı üzerine kurulmuştur. Tabii işleyişi elbette ki tartışmaya açık bir durumdur. 9.hükümet kabinesi de il meclislerinin yetkilerini artırmayı amaçlıyor. Bir diğer anlamda Zaho'dan Halepçe'den vatandaşlar idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmayacak. Dünyanın birçok ülkesinde de bu sistem yürüyor. Ancak Süleymaniye özerk bir bölgenin kurulmasını isteme düşüncesi çok farklı ve siyasi bir konudur. Anayasa da bir bölge içinde başka bir bölgenin kurulmasına izin vermiyor. Bir vilayeti tek başına özerk bir bölge yapamazlar. Söz konusu girişimler de Kürdistan'ın bir kez daha bölmesi anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
KDP, KYB ve Değişim Hareketi'nin bir araya gelerek, il meclislerinde yetki paylaşımı konusunu çözüme ulaştırması gerektiğini belirten Dr.Mirani, "Hiçbir taraf Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın varlığını tehdit edemez. Yani siyasi ve hukuki olarak bölge içinde bölge kurulamaz. Bütün mesele idari olarak yetki dağılımını belirlemeleridir" diyor.
IKB'deki partiler Süleymaniye'nin "özerk bölge" olmasını destekliyor mu? Sorusuna Dr. Mirani, şu yanıtı verdi:
"Hangi taraf ve partilerin söz konusu girişimi destekleyip desteklemediğini bilmiyorum. Kişisel siyasi çıkarlara hizmet edenler bu tür çabalara hizmet edebiliyor. Hatta komşu ve dış bağlantılı ve Bağdat'ta da destek veren taraflar vardır. Amaç Kürdistan'ın bölünmesi ve zayıflamasıdır."

Süleymaniye'nin sahip olduğu kaynaklar yeterli mi?
Independent Türkçe'den Gülbahar Altaş'ın haberine göre, Enerji uzmanları, Süleymaniye'de petrol rezervlerine dair; 27 petrol biriminde 35 milyar varili aştığını, ancak buna rağmen yapılan yatırımın en düşük seviyelerde olduğunu belirtiyor.
IKB günde 450 ila 500 bin varil petrol ihraç ediyor, bunun 40 ila 50 bini Süleymaniye'de üretiliyor.
IKB Doğal Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, bölgedeki doğal gaz hacmi yaklaşık 5 trilyon metreküp olarak tahmin ediliyor.
Doğalgazın yaklaşık yüzde 70 - 80'i Süleymaniye sınırında çıkarılıyor. Ancak doğalgaz ithalat geliri kentin kasasına girmiyor, bölgede elektrik enerjisi üretmek için ücretsiz olarak kullanılıyor, geri kalanı Rus merkezli Dana Gas tarafından işletiliyor.
Vilayetin diğer kaynakları ise 110 dönüm meyve bahçesi, bir milyon 660 bin hayvancılık, 800 kanatlı hayvan çiftliği, balık havuzları için ayrılmış iki bin dönüm ve iki büyük baraj, Dukan Barajı ve Derbendihan Barajı'nın yanı sıra 2 milyon 800 bin dönüm tarım arazisidir.
Yerli üretim de pazar ihtiyacını yüzde 55'ini karşılarken, Irak'taki sanayinin yüzde 30'unu oluşturan Süleymaniye'de bine yakın fabrika var. İran ile sınır kapılarının olması da ticari olarak kolunu güçlendiriyor.
Ekonomist Muhammed Hüseyin, Süleymaniye'nin mevcut en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu, adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçildiğinde de radikal reformlar yapılmaması halinde sorunun daha fazla içinde çıkılmaz bir hal alacağını düşünüyor.
"Özerk yönetim" talebinde bulunanlar, Süleymaniye'nin özerk yönetime geçilmesi halinde mevcut durumundan bölgelerinin refah seviyesinin yüksel olacağı konusunda ısrar ederek, projelerinin başarılı olması halinde mali krizin aşılması, kentin kalkınması için bütçenin Bağdat tarafından karşılanmasını umut ediyor.

Özerklik talebine anayasada nasıl yer verildi
Anayasa Hukuk Uzmanı Latif Şeyh Mustafa, Kürdistan Bölgesi valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde gerek Irak gerekse IKB anayasalarında anayasal engellerin bulunduğunu vurguladı.
Irak Anayasası, 117. Maddede ülkede Federal sistem ve Kürdistan Bölgesi'ne yer verilmekle birlikte, aynı maddenin ikinci paragrafında, 118, 119, 120 ve 121. maddelerde de gelecekte kurulacak yeni bölgelere atıfta bulunmaktadır.
2008 yılı (13) sayılı "Bölgelerin Oluşumuna İlişkin Yürütme Usulleri Kanunu" öncelikle vilayet, seçmeninin yüzde 2'sinin bu konuda imza toplaması gerektiğine işaret etmektedir.
Sonraki aşamada, Yüksek Seçim Komisyonu seçmenlerin yüzde 10'unun oy vermesi için sandık kurulması kararı alıyor. Oylamada, özerk bölgenin kurulması talebi çıkması halinde komisyon referandumu hayata geçirmek için fon ayırmasını gerekiyor.
Akabinde ise, il meclisi kalıcı anayasa taslağını hazırlamak ve bölge için bir hükümet ve parlamento oluşturmak için geçici bir komite oluşturuyor.

Kerkük, Enbar ve Basra da "özerklik" sesleri yükseliyor
Süleymaniye'nin yanı sıra, zaman zaman Basra, Enbar ve Kerkük'te bağımsız bölgelere dönüştürülmesini talep eden sesler yükseliyor. Nisan 2019'da Basra İl Meclisi, Irak petrolünün yüzde 80'inin üretildiği vilayetin özerk bölge olması için oy kullandı.
2015 yılında Arap ve Türkmenler de, Kerkük'ün bağımsız bir bölgeye dönüştürülmesini talep ederken, geçtiğimiz haftalarda bir grup Kürt aktivis, Kerkük'te özerklik talebini tekrar gündeme getirdi.
Latif Şeyh Mustafa Kerkük konusunda, "Bu konuda 140. madde de engelleri var. 11. madde, bu alanların kaderinin belirlenmesi için 140. Maddenin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bir diğer anlamda anayasal kısıtlamalar var" diye konuştu.
Anayasadaki başka bir engelde; Irak'ta, IKB dışında gerek Basra, gerek Kerkük ve gerekse Süleymaniye'de başka bir bölgenin kurulmasına yer verilmiyor.
Dönemsel olarak Erbil-Süleymaniye arasında yaşanan gerginlikte özellikle bazı Şii Arap tarafları Süleymaniye'yi destekler açıklamalar yapsa da projenin hayata geçirileceğine pek ihtimal verilmiyor.
IKB sınırında yer alan Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Halepçe vilayetleri 5 buçuk ila 6 milyon nüfusa sahiptir.
Mesud Barzani liderliğindeki KDP başkent Erbil ve Duhok'ta nüfuz sahibiyken, Lahor Şeyh Cengi ve Pavel Talabani'nin eş başkanlığı paylaştığı KYB Süleymaniye ve Halepçe'de etkin role sahiptir.
İki parti arasında uzun yıllar dönemsel olarak farklı gerekçelerle siyasi çekişmelerin yaşanmasının yanı sıra 1994-1997 yılları arasında "Kardeş Savaşı" (Şerê Birakuji) olarak adlandırılan silahlı çatışma yaşandı. Taraflar, ikinci bir kardeş savaşının yaşanmasına izin vermeyeceklerini dillendiriyor.
KDP, şimdiye kadar yapılan 9 seçimde de birinci parti olmayı başarması, IKB'de başkanlık ve başbakanlık pozisyonlarını yanı sıra kurulan hükümet kabinelerinde çoğunluğa sahip oldu.
Şimdiye kadar kurulun hükümet kabinesinde ikinci parti olan KYB ise KDP'yi, Süleymaniye ile Halepçe'ye sınırlı bütçenin aktarmakla suçluyor.
IKB yönetimi 2014 yılında DEAŞ'ın ortaya çıkması, Bağdat yönetiminin bütçe ve memur maaşlarını kesmesi, petrol fiyatlarındaki ciddi düşüşle birlikte ciddi ekonomik krizin içine girdi.
İki taraf arasında bütçenin ödenmesine dair defalarca görüşülmesine rağmen sorun halen çözülmüş değil.
Süleymaniye'nin çeşitli bölgelerinde, maaşların geç ödenmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek için geçen yılın Aralık başında gösterilerin düzenlenmesiyle de "özerklik" talebi sıkça dillendirildi.
IKB Uluslararası Tavsiyeler Koordinatörlüğü, 11 Aralık'ta yaptığı açıklamada, gösterilerin başlamasından bu yana 9 göstericinin hayatını kaybettiğini, 60 kişinin de yaralandığı bilgisini verdi.
Gösterilerde özellikle KYB denetimindeki polis ve asayiş güçlerinin göstericilere şiddet uygulaması da göstericilerin daha fazla öfkelenmesine neden olmuştu.
Süleymaniye'de geçen süre zarfında dönemsel ve farklı gerekçelerle ortaya atılan "özerk yönetim" projesi tutmadı. Nitekim son yaşanan tartışmalarda özellikle KYB'li bir kesimin böyle bir adım atılması halinde Kerkük ve Germiyan bölgelerinin de dahil olmayacağı demesi de söz konusu girişimi sekteye uğrattı.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.