Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter
TT

Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) 9'uncu koalisyon hükümetinin en önemli ikinci ortağı Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) öncülüğünde Süleymaniye İl Meclisi, 3 yıl aradan sonra ikinci kez "mali ve idari özerklik" talebini resmi olarak geçen yılın 1 Mayıs'ında IKB Başbakanlığına sunmasıyla tekrar tartışma yaşandı.
Süleymaniye İl Meclisi KYB üyesi Rekewt Zeki, IKB'nin mevcut durumunun özerklik talepleriyle çelişmediğini belirterek, talebin tekrar gündeme gelmesinin yaşadıkları mali krize bağladı.
Öyle ki Başbakanlığa gönderilen talepte Süleymaniye'nin yanı sıra Halepçe'nin de benzer talebi olduğu kaydedildi.
IKB'de geçen yılın 30 Eylül'ünde yapılan parlamento seçiminde 111 sandalyeli parlamentoda, 45 sandalye elde eden Mesud Barzani liderliğindeki KDP, seçimden birinci çıkmasıyla daha önce olduğu gibi hem başkanlık hem de başbakanlık makamlarını elinde tutmayı başardı.
"Özerklik" talebinin yeni bir adım olmadığının altını çizen Rekewt Zeki, bu maddenin, IKB'nin 9'uncu koalisyon hükümetinin kurulmasının ön şartları arasında yer aldığını, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), hükümet ortakları olan KYB ve Değişim Hareketi (Goran) arasında önceden bu mesele üzerinde anlaşma sağlandığını hatırlattı. 
Talep, IKB'nin 2009 yılı vilayetlerin yönetimine ilişkin maddeye dayandırılıyor. Söz konusu maddenin 5. Bendinde "her vilayet kendi il sınırları içinde mali ve idari olarak kararlar verme yetkisine sahiptir."
KYB yönetimi ise mevcut durumda ikiye bölünmüş olmakla birlikte, partinin önde gelen yetkilileri gerek destekçiler, gerek karşı çıkanlar sessiz kalmayı tercih ediyor.

Erbil'den talebe sert yanıt: Kırmızı çizgimiz
Süleymaniye İl Meclisi'nin talebinden bir gün sonra yani 2 Mayıs 2020'de Mesrur Barzani, Bağdat'ta temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani başkanlığındaki müzakere heyetiyle yaptığı toplantıda, Süleymaniye'de gündeme getirilen "adem-i merkeziyetçilik" konusu da ele alındı.
Toplantıda, adem-i merkeziyetçilik ve yetkilerin dağıtılmasının Başbakanlığın sorumluluğunda ve hükümet programının bir parçası olduğu, Kürdistan Bölgesi'nin statüsünün korunmasıyla beraber Erbil ile Süleymaniye merkezli iki idareye bölünmesi ve toprak bütünlüğünün "kırmızı çizgileri" olduğu vurgulandı.
Neçirvan Barzani'de 20 Nisan'da yaptığı açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'nde iki başlı idare söylemleri gerçeği yansıtmıyor. Böyle olursa iki idare olmaz, sıfır idare olur" diyerek, karşı çıktı.
Ancak Neçirvan Barzani'nin konuşmasından 3 gün sonra Süleymaniye İl Meclisi, 23 Nisan gerçekleştirdiği oturumda, 14 üyenin imzası ile vilayetin "gelir ve giderlerinin" incelenmesini, yerel yönetimin maliye yetkisinin genişletilmesini talep etti.
30 Nisan'da ise il meclisi, KYB ve Değişim Hareketi'nin çoğunluğunu oluşturduğu Süleymaniye İl Meclisi, bu kez de "adem-i merkeziyetçi ve yerel yönetim" yetkilerinin güçlendirilmesi için bir komisyon kurulmasına karar verdi.
Toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, vilayetin "idari ve mali olarak özerk" statüsüne kavuşturulması için Kürdistan Bölgesi hükümetine talep yazısı gönderildiğini ve farklı partiden 9 temsilcinin yer alacağı komisyonun taslak çalışmalarına başlayacağı kaydedildi.
KDP, söz konusu oturumu boykot ederek katılmadı.
Konuyla ilgili yapılan tüm resmi açıklamalar, yine geçen yılın 6 Eylül'ünde Süleymaniye Meydanı'nda "Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu" adıyla oluşturulan grubun imza kampanyası başlatmasına engel olmadı.
Grup meydanda, "Refah ve huzurlu bir yaşam sağlamak için Süleymaniye'nin öz yönetim statüsüne kavuşturulmasını talep ediyoruz" diyerek, imza kampanyası başlattı.
"Özerk yönetim" talebinden bulunanların çoğu gençlerden oluşurken, parti ve tanınmış şahsiyetler destek vermedi.
Süleymaniye merkezin yanı sıra ilçe ve köylerinde de vatandaşlardan imza toplamaya çalışan gruba ise bölge sakinlerinden destek verilmedi.
Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu üyesi Beyar Ömer, Süleymaniye'nin her yönden ihmal edildiğini, merkezi sistemin IKB'de, yıllardır faaliyet göstermesine rağmen vatandaşların temel hak ve hizmetlerden mahrum bıraktığını savunuyor.
Grup ise girişimini, 2008 yılı 13 sayılı Irak Parlamentosu ve Irak Anayasası'nın 19'uncu maddesine dayandırıyor.
Süleymaniye seçmeninin yüzde 2'sini oluşturan 30 bin imza toplanması halinde, sonraki aşamada Irak Seçim Komisyonu'na başvurarak, referanduma gitmeyi talep edebilecek.
Grubun taslak metnine göre, Süleymaniye Valiliği yasal prosedüre uygun kalıcı bir anayasa hazırlayana kadar, bölgedeki kurumlar, il genel meclisi, idari ve genel müdürler görevlerini yerine getirmeye devam edecek.
Ayrıca Süleymaniye bölgesinin kendine ait bayrağı, ulusal ordusu ve marşı olacağı, bunun kanunla düzenleneceği de belirtildi. Kürtçe bölgenin resmi dili olup, her aile, çocuklarını farklı dil ve lehçelerde yetiştirme ve öğretme hakkına sahip olacak.

"Kafalar karışık, ne istenildiği bilinmiyor"
Bu talebin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen grup, gereken imzayı toplamamakla birlikte çalışmalarına son vermiş değiller.
Grup, bu yılın ocak başında yaptıkları bir diğer açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'ni iki ya da üç federal bölgeye göre düzenlemeyi amaçladıklarını ve Irak Anayasası'nın 119'uncu maddesinde belirtildiğini" savunuyor.
Irak Anayasası'nın 119'ıncu maddesine dayanarak, daha önce Basra ve Enbar vilayetlerinin de bağımsız bölgeler olması için benzer girişimler oldu. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.
Independent Türkçe'ye konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen KYB'den üst düzey bir kaynak, "Şu bir gerçek, kafalar oldukça karışık. Bence ortaya çıkan gruplar ve il meclisinin açıklamaları çok muğlak ve belirsiz. İmkânsız bir hayalin olmasını istiyorlar. Bu girişime Kürdistan'ın parçalanmasını isteyen bazı komşu ülkeler kabul edebilir, ancak uluslararası büyük güçler buna karşı çıkacaktır. Partimizde de kafalar karışık ve söz edilen sisteme parti içerisinde de karşı çıkanların oranı az değil" dedi.

Talep 2005 yılına dayanıyor
2014 yılında Erbil-Bağdat arasında yaşanan bütçe sorunuyla birlikte, 2017 yılından beri Süleymaniye'deki parti ve "bağımsız" olduklarını savunan grupların bu isteği, 2005 yılında Irak Anayasası'nın yazıldığı dönemde, KYB Genel Sekreter Yardımcısı olan Newşirvan Mustafa, tüm illerin bölgeselleşme sürecini kolaylaştıran birkaç anayasal maddenin yerleştirilmesi geçmişine dayanıyor.
KYB ve Değişim Hareketi 2016 yılında, oluşturduğu ortak komite tarafından Süleymaniye'nin özerk bir bölgeye dönüştürülmesine ilişkin hazırladığı rapor, 2017 yılında yaşamını yitiren Değişim Hareketi'nin kurucusu Newşirvan Mustafa'nın rüyasının da değişmesine neden oldu.
Nitekim hazırlanan raporda, talebin, "Irak Anayasası ile uyuşmadığı ve Süleymaniye'nin öz kaynaklarıyla kendini idare edemeyeceği" belirtilerek, "Süleymaniye'nin maaş ve giderlerini güvence altına almak için ayda 500 milyar dinara ihtiyacı olduğu, ancak aylık gelirinin 80 milyar dinarı geçmediği" kaydedildi.
Raporda, 2016 yılında Celal Talabani ile Newşirvan Mustafa arasında imzalanan "Debaşan" anlaşmasında kentin hukuki ve anayasal yönleri, doğal ve ekonomik kaynakları da açıklığa kavuşturuldu.
Adem-i merkezyetçiliği destekleyen önemli siyasetçilerden biri olan Newşirvan Mustafa, Değişim Hareketi'nin kurulduğu 2009 yılında, partisine ait medya kanalında verdiği röportajda, Süleymaniye'nin özerk bölge oluşturma arzusunu gizlemeyerek, "Şüphesiz bunu prensipte hâlen destekliyorum" sözlerini kullanmıştı.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de gerek KYB gerekse Süleymaniye merkezli diğer partiler, KDP'ye karşı adem-i merkeziyet kartını sıklıkla kullandı.
Tartışmaların içine Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih çekilse de, Salih bu konudaki sessizliğini koruyor.
Anayasa Hukuku uzmanı Latif Şeyh Mustafa, IKB valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde anayasal engellerin bulunduğunu, şu şekilde dile getirdi:
"2012 yılında Goran'ın zirveye çıktığı dönemde, vilayetin bölgeselleşmesi meselesi Newşirvan Mustafa tarafından tartışıldı. O dönemde fikrimi belirterek, ‘Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın 117. maddesine göre, bir bölge tanındı ve Kürdistan bölgesi valilikleri bir bölge içinde örgütlendi, anayasada gelen maddeler bu valilikleri değil, Irak'taki diğer 15 vilayeti kapsıyor.Süleymaniye bölgeye dönüştürülürse anayasa değiştirilmelidir, aksi takdirde konu anayasal kısıtlamalarla karşılaşacaktır."

Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor?
IKB'de bu konuda yapılan tartışmalar, kamuoyunun yanı sıra gerek Kürt basınında gerekse Türkiye basınında çoğu zaman "özerklik" (Bir topluluğun, bir kuruluşun kendi kendini, oluşturduğu yasalara göre, özgürce yönetme hakkı olması) ile liberal ideolojinin savunduğu görüşlerden biri olan "adem-i merkeziyetçilik" (Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması) arasında belirgin fark olmasına rağmen, kafa karışıklığı yaratmışa benziyor.
Nitekim siyasi taraflar ve grupların bu konudaki yaptıkları açıklamalarda bu kafa karışıklığını daha fazla derinleştirmiştir.
Mesrur Barzani hükümet programı konuşmasında, dolaylı bir şekilde adem-i merkeziyetçiliğe atıfta bulunarak, "Zaho'da bir vatandaşın idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmamasını idari ve iktisadi işlerin mümkün olduğunda il idari yönetimlerinde çözülmesini hedeflediklerine" işaret etmişti.

"Hükümet tam olmasa da adem-i merkeziyetçiliğe geçiş yapmak istiyor"
Independent Türkçe'ye konuşan Soran Üniversitesi Hukuk, Siyaset ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Dr. Hemin Mirani, Mesrur Barzani'nin sözlerine atıfta bulunarak, "adem-i merkeziyetçilik bir ölçüye kadar, Kürdistan Bölgesi hükümetinin amaçladığı ve yürüttüğü siyaset özellikle yerel yönetimleri güçlendirmeye yöneliktir" dedi.
Hemin Mirani, "Irak'taki federal sistemde güç paylaşımı üzerine kurulmuştur. Tabii işleyişi elbette ki tartışmaya açık bir durumdur. 9.hükümet kabinesi de il meclislerinin yetkilerini artırmayı amaçlıyor. Bir diğer anlamda Zaho'dan Halepçe'den vatandaşlar idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmayacak. Dünyanın birçok ülkesinde de bu sistem yürüyor. Ancak Süleymaniye özerk bir bölgenin kurulmasını isteme düşüncesi çok farklı ve siyasi bir konudur. Anayasa da bir bölge içinde başka bir bölgenin kurulmasına izin vermiyor. Bir vilayeti tek başına özerk bir bölge yapamazlar. Söz konusu girişimler de Kürdistan'ın bir kez daha bölmesi anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
KDP, KYB ve Değişim Hareketi'nin bir araya gelerek, il meclislerinde yetki paylaşımı konusunu çözüme ulaştırması gerektiğini belirten Dr.Mirani, "Hiçbir taraf Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın varlığını tehdit edemez. Yani siyasi ve hukuki olarak bölge içinde bölge kurulamaz. Bütün mesele idari olarak yetki dağılımını belirlemeleridir" diyor.
IKB'deki partiler Süleymaniye'nin "özerk bölge" olmasını destekliyor mu? Sorusuna Dr. Mirani, şu yanıtı verdi:
"Hangi taraf ve partilerin söz konusu girişimi destekleyip desteklemediğini bilmiyorum. Kişisel siyasi çıkarlara hizmet edenler bu tür çabalara hizmet edebiliyor. Hatta komşu ve dış bağlantılı ve Bağdat'ta da destek veren taraflar vardır. Amaç Kürdistan'ın bölünmesi ve zayıflamasıdır."

Süleymaniye'nin sahip olduğu kaynaklar yeterli mi?
Independent Türkçe'den Gülbahar Altaş'ın haberine göre, Enerji uzmanları, Süleymaniye'de petrol rezervlerine dair; 27 petrol biriminde 35 milyar varili aştığını, ancak buna rağmen yapılan yatırımın en düşük seviyelerde olduğunu belirtiyor.
IKB günde 450 ila 500 bin varil petrol ihraç ediyor, bunun 40 ila 50 bini Süleymaniye'de üretiliyor.
IKB Doğal Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, bölgedeki doğal gaz hacmi yaklaşık 5 trilyon metreküp olarak tahmin ediliyor.
Doğalgazın yaklaşık yüzde 70 - 80'i Süleymaniye sınırında çıkarılıyor. Ancak doğalgaz ithalat geliri kentin kasasına girmiyor, bölgede elektrik enerjisi üretmek için ücretsiz olarak kullanılıyor, geri kalanı Rus merkezli Dana Gas tarafından işletiliyor.
Vilayetin diğer kaynakları ise 110 dönüm meyve bahçesi, bir milyon 660 bin hayvancılık, 800 kanatlı hayvan çiftliği, balık havuzları için ayrılmış iki bin dönüm ve iki büyük baraj, Dukan Barajı ve Derbendihan Barajı'nın yanı sıra 2 milyon 800 bin dönüm tarım arazisidir.
Yerli üretim de pazar ihtiyacını yüzde 55'ini karşılarken, Irak'taki sanayinin yüzde 30'unu oluşturan Süleymaniye'de bine yakın fabrika var. İran ile sınır kapılarının olması da ticari olarak kolunu güçlendiriyor.
Ekonomist Muhammed Hüseyin, Süleymaniye'nin mevcut en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu, adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçildiğinde de radikal reformlar yapılmaması halinde sorunun daha fazla içinde çıkılmaz bir hal alacağını düşünüyor.
"Özerk yönetim" talebinde bulunanlar, Süleymaniye'nin özerk yönetime geçilmesi halinde mevcut durumundan bölgelerinin refah seviyesinin yüksel olacağı konusunda ısrar ederek, projelerinin başarılı olması halinde mali krizin aşılması, kentin kalkınması için bütçenin Bağdat tarafından karşılanmasını umut ediyor.

Özerklik talebine anayasada nasıl yer verildi
Anayasa Hukuk Uzmanı Latif Şeyh Mustafa, Kürdistan Bölgesi valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde gerek Irak gerekse IKB anayasalarında anayasal engellerin bulunduğunu vurguladı.
Irak Anayasası, 117. Maddede ülkede Federal sistem ve Kürdistan Bölgesi'ne yer verilmekle birlikte, aynı maddenin ikinci paragrafında, 118, 119, 120 ve 121. maddelerde de gelecekte kurulacak yeni bölgelere atıfta bulunmaktadır.
2008 yılı (13) sayılı "Bölgelerin Oluşumuna İlişkin Yürütme Usulleri Kanunu" öncelikle vilayet, seçmeninin yüzde 2'sinin bu konuda imza toplaması gerektiğine işaret etmektedir.
Sonraki aşamada, Yüksek Seçim Komisyonu seçmenlerin yüzde 10'unun oy vermesi için sandık kurulması kararı alıyor. Oylamada, özerk bölgenin kurulması talebi çıkması halinde komisyon referandumu hayata geçirmek için fon ayırmasını gerekiyor.
Akabinde ise, il meclisi kalıcı anayasa taslağını hazırlamak ve bölge için bir hükümet ve parlamento oluşturmak için geçici bir komite oluşturuyor.

Kerkük, Enbar ve Basra da "özerklik" sesleri yükseliyor
Süleymaniye'nin yanı sıra, zaman zaman Basra, Enbar ve Kerkük'te bağımsız bölgelere dönüştürülmesini talep eden sesler yükseliyor. Nisan 2019'da Basra İl Meclisi, Irak petrolünün yüzde 80'inin üretildiği vilayetin özerk bölge olması için oy kullandı.
2015 yılında Arap ve Türkmenler de, Kerkük'ün bağımsız bir bölgeye dönüştürülmesini talep ederken, geçtiğimiz haftalarda bir grup Kürt aktivis, Kerkük'te özerklik talebini tekrar gündeme getirdi.
Latif Şeyh Mustafa Kerkük konusunda, "Bu konuda 140. madde de engelleri var. 11. madde, bu alanların kaderinin belirlenmesi için 140. Maddenin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bir diğer anlamda anayasal kısıtlamalar var" diye konuştu.
Anayasadaki başka bir engelde; Irak'ta, IKB dışında gerek Basra, gerek Kerkük ve gerekse Süleymaniye'de başka bir bölgenin kurulmasına yer verilmiyor.
Dönemsel olarak Erbil-Süleymaniye arasında yaşanan gerginlikte özellikle bazı Şii Arap tarafları Süleymaniye'yi destekler açıklamalar yapsa da projenin hayata geçirileceğine pek ihtimal verilmiyor.
IKB sınırında yer alan Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Halepçe vilayetleri 5 buçuk ila 6 milyon nüfusa sahiptir.
Mesud Barzani liderliğindeki KDP başkent Erbil ve Duhok'ta nüfuz sahibiyken, Lahor Şeyh Cengi ve Pavel Talabani'nin eş başkanlığı paylaştığı KYB Süleymaniye ve Halepçe'de etkin role sahiptir.
İki parti arasında uzun yıllar dönemsel olarak farklı gerekçelerle siyasi çekişmelerin yaşanmasının yanı sıra 1994-1997 yılları arasında "Kardeş Savaşı" (Şerê Birakuji) olarak adlandırılan silahlı çatışma yaşandı. Taraflar, ikinci bir kardeş savaşının yaşanmasına izin vermeyeceklerini dillendiriyor.
KDP, şimdiye kadar yapılan 9 seçimde de birinci parti olmayı başarması, IKB'de başkanlık ve başbakanlık pozisyonlarını yanı sıra kurulan hükümet kabinelerinde çoğunluğa sahip oldu.
Şimdiye kadar kurulun hükümet kabinesinde ikinci parti olan KYB ise KDP'yi, Süleymaniye ile Halepçe'ye sınırlı bütçenin aktarmakla suçluyor.
IKB yönetimi 2014 yılında DEAŞ'ın ortaya çıkması, Bağdat yönetiminin bütçe ve memur maaşlarını kesmesi, petrol fiyatlarındaki ciddi düşüşle birlikte ciddi ekonomik krizin içine girdi.
İki taraf arasında bütçenin ödenmesine dair defalarca görüşülmesine rağmen sorun halen çözülmüş değil.
Süleymaniye'nin çeşitli bölgelerinde, maaşların geç ödenmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek için geçen yılın Aralık başında gösterilerin düzenlenmesiyle de "özerklik" talebi sıkça dillendirildi.
IKB Uluslararası Tavsiyeler Koordinatörlüğü, 11 Aralık'ta yaptığı açıklamada, gösterilerin başlamasından bu yana 9 göstericinin hayatını kaybettiğini, 60 kişinin de yaralandığı bilgisini verdi.
Gösterilerde özellikle KYB denetimindeki polis ve asayiş güçlerinin göstericilere şiddet uygulaması da göstericilerin daha fazla öfkelenmesine neden olmuştu.
Süleymaniye'de geçen süre zarfında dönemsel ve farklı gerekçelerle ortaya atılan "özerk yönetim" projesi tutmadı. Nitekim son yaşanan tartışmalarda özellikle KYB'li bir kesimin böyle bir adım atılması halinde Kerkük ve Germiyan bölgelerinin de dahil olmayacağı demesi de söz konusu girişimi sekteye uğrattı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.