Iraklı Hristiyanlar gitmek ve kalmak arasında…

Papa’nın ziyaret hazırlıklarının bir parçası olarak Sayidat al-Nejat Kilisesi duvarının önünde duran bir asker (AP)
Papa’nın ziyaret hazırlıklarının bir parçası olarak Sayidat al-Nejat Kilisesi duvarının önünde duran bir asker (AP)
TT

Iraklı Hristiyanlar gitmek ve kalmak arasında…

Papa’nın ziyaret hazırlıklarının bir parçası olarak Sayidat al-Nejat Kilisesi duvarının önünde duran bir asker (AP)
Papa’nın ziyaret hazırlıklarının bir parçası olarak Sayidat al-Nejat Kilisesi duvarının önünde duran bir asker (AP)

Iraklı Hristiyan Zunnun Yahya’nın kapısında yazılı olan ‘İslam Devleti hala hayatta’ yazısı tüm harfleriyle yerinde duruyor. Söz konusu cümle, Yahya’nın Kuzey Irak’ın Musul kentindeki evini üç yıl boyunca işgal eden militanlar tarafından yazılmıştı.
Yahya, Irak güçleri tarafından mağlup edilen militanlara meydan okumak ve Irak’ın farklı bölgelerine dağılmış olan Hristiyanların varlığının tehdit altında olduğunu hatırlatmak adına bu yazıyı silmeyi reddediyor.
Evi, 2017 yılında DEAŞ’ın elinden alınan 59 yaşındaki Yahya, “Gittiler. Artık bize zarar veremezler. Ancak birçoğumuz artık yok. Genç nesil ülkeden ayrılmak istiyor” dedi.
Reuters’in haberine göre Papa’nın Irak’a yapacağı ziyaretten sonra Iraklı Hristiyanların birçoğu ülkede kalma ve ülkeden ayrılma konusunda bir seçimle karşı karşıya kalacak. Papa Francis’in, 5-8 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan gezisinin duraklarından birinin de Musul olması bekleniyor.
Yahya, 2004 yılında El Kaide militanları tarafından kaçırılan erkek kardeşi için fidye ödemek için ailesinin metal işleme atölyesini satmıştı. O dönemde Hristiyanlar, kaçırılıp idam ediliyordu. Yahya o zamandan beri çok sayıda göçe tanık oldu. Irak’taki iş imkanları ve gelir kapıları azalırken kardeşleri ülkeden ayrılıp yabancı ülkelere göç etti. Mahallede yaşayan 20 akrabasından geriye yalnızca Yahya ve altı kişilik ailesi kaldı.
Iraklı Hristiyanlar, uzun yıllardır huzursuz edildi. Ancak kitlesel göç dalgası, 2003 yılında ABD önderliğindeki işgalden sonra başladı. Azınlık, Müslüman ayırt etmeyen DEAŞ döneminde bu göçler hızlandı. Yüzbinlerce kişi komşu bölgeler ve Batı ülkelerine göç etti. Ülkedeki Hristiyanların büyük çoğunluğu, Kuzey Irak’taki dünyanın en eski kilise ve manastırlarından bazılarına ev sahipliği yapan ve 2014 yılında kolayca DEAŞ’ın pençesine düşen Ninova’da yaşıyor.
Musul'u başkenti yapan militanların egemenliği, güvenlik güçleriyle yapılan yıkıcı bir savaşın ardından 2017'de sona erdi. Ancak bıraktıkları fiziksel ve ekonomik yıkım hala görülebiliyor. Iraklı yetkililer, savaşın tahrip ettiği bölgeleri yeniden inşa etmekte zorluklarla karşı karşıya. Hükümetin kontrolü dışındaki silahlı gruplar, Hristiyan kaleleri de dâhil olmak üzere toprak ve kaynaklarına egemen olmak için rekabet ediyor.
Hristiyanlar bir ikilemle karşı karşıya olduklarını söylüyorlar: Ya yıkılan evlerine geri döneceklere ya Irak’ın başka bir bölgesine yerleştirilecek ya da ülkeden göç edecekler. Keldani Katolik Kilisesi Patriği Kardinal Louis Raphael Sako, “2014 yılında Hıristiyanlar, yerlerinden edilmelerinin sadece birkaç gün süreceğine inanıyorlardı. Ancak üç yıl sürdü. Birçoğu güvenlik ve istikrardan umudunu kesip göç etti” dedi.
Irak’taki Hristiyanların sayısının 300 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Yani 2003'te Saddam Hüseyin'i deviren işgalden önce ülkede yaşayan bir buçuk milyon Hıristiyan'ın yalnızca yüzde 20'si. Saddam’ın yönetimi altında hoşgörü ve iyi muameleden memnunlardı. Ancak yirmi birinci yüzyılın ilk on yılının ortalarından beri patlak veren mezhepsel şiddette adam kaçırma ve cinayetlerin hedefi haline geldiler.
Papa Francis’in, önceki seleflerinin gözünden kaçan tarihi bir Irak ziyareti yapması bekleniyor. Musul’daki savaş kurbanları için dua edecek. Duanın DEAŞ’ın mahkeme olarak kullandığı eski kilisenin alanında yapılması bekleniyor.
Hıristiyanlar Papa'nın ziyaretini memnuniyetle karşılıyorlar, ancak durumlarını iyileştirmek için pek bir şey yapacağına inanmıyorlar. Yahya, “Papa bize yardım edemez. Bize ancak Allah yardım edebilir” dedi.
Yahya ailesi DEAŞ yönetimi sırasında Kürdistan bölgesine kaçan onlarca aileden biri. Yerel din adamlarına göre aile Musul’a geri dönen 50 bin Hristiyan nüfustan biri.
Yahya’nın iki genç oğlu Musul’daki tamamen restore edilmiş tek kilise olan yerel kiliseye yardım ediyor. Katılımcı sayısı, pazar günleri kapasitesinin yaklaşık yarısına ulaşıyor. En büyük oğlu Firas ise haftada bir günden fazla iş bulamıyor ve Irak'ın ikinci büyük şehri Musul'da kendine bir gelecek görmüyor. Firas, “Evlenmek istesem göç etmek zorunda kalırım. Buradaki Hristiyanlar, başka bölgelere göç etti. Göç edenlere geri dönmek istemiyorlar en iyisi batıya gitmek” dedi.
Yakındaki Hristiyan kasabası Hamdaniya, toprağı kontrol etmek isteyen Şii paramiliter grupların çoğalması nedeniyle yerel yetkililerin gerekli olduğunu söylediği, halkının silahlı bir grubunun varlığından gurur duyuyor. Yerel silahlı grubun bir lideri, "Burada silahlı bir Hıristiyan hizip olmasaydı, kimse geri dönmezdi. Bizi korumak için neden dış güçlere güveniyoruz?” dedi.
Komşu köyden Kardinal Sako, çoğu Hristiyan'ın, yerel Şii gruplardan korktuğu ve mülklerinin Hıristiyan olmayanlar tarafından satın alındığı için geri dönemediğini veya geri dönmek istemediğini söyledi. Bazıları Hamdaniya'ya yerleşme arzusunu dile getirdi, ancak yerel yetkililer Irak'taki Hristiyan varlığını zayıflatacağından korkarak bunu genellikle reddediyorlar.



İsrail'de bir gardiyan Filistinli lider Mervan Barguti'ye plastik mermi ile ateş açtı

Fetih lideri Mervan Barguti, Kudüs'teki bir mahkemede (Arşiv- AP)
Fetih lideri Mervan Barguti, Kudüs'teki bir mahkemede (Arşiv- AP)
TT

İsrail'de bir gardiyan Filistinli lider Mervan Barguti'ye plastik mermi ile ateş açtı

Fetih lideri Mervan Barguti, Kudüs'teki bir mahkemede (Arşiv- AP)
Fetih lideri Mervan Barguti, Kudüs'teki bir mahkemede (Arşiv- AP)

2002'den bu yana İsrail'de tutuklu bulunan Fetih Hareketi'nin önde gelen isimlerinden Mervan Barguti'nin eşi, geçen hafta bir cezaevi gardiyanının Barguti'nin bacağına plastik mermiyle ateş açtığını öne sürdü. İsrail Cezaevi İdaresi ise iddiayı yalanladı.

Avukat Fevda Barguti, dün Facebook'taki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, "Cezaevi görevlilerinden biri Mervan'ın bacağına plastik mermiyle ateş açtı. Bu durum kanamaya ve acı verici bir yaralanmaya yol açtı. Bu, kendisine yönelik süregelen saldırıların yeni bir halkasıdır" ifadelerini kullandı.

67 yaşındaki Mervan Barguti, Filistin kamuoyu yoklamalarında geniş destek görmeye devam ediyor. Destekçileri tarafından "Filistin'in Mandelası" olarak nitelendirilen Barguti, 2000 yılında başlayan İkinci İntifada sırasında İsraillilere yönelik çeşitli saldırılardaki rolü ve cinayet suçlamaları nedeniyle beş kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Barguti’nin oğlu Arab Barguti yaptığı açıklamada olayın geçen hafta, İsrail'in güneyindeki Necef Çölü'nde bulunan Ganot Cezaevi'nde meydana geldiğini ve babasının yaralanmasına rağmen tedavi edilmediğini söyledi.

Ailenin olaydan, Mervan Barguti'nin avukatı ve önde gelen İsrailli insan hakları hukukçularından Avigdor Feldman aracılığıyla haberdar olduğu belirtildi.

Feldman'ın İsrail Cezaevi İdaresi'ne gönderdiği ve AFP'nin bir nüshasını gördüğü mektupta, "Son ziyaretimde müvekkilim bana bacağından vurulduğunu söyledi" ifadeleri yer aldı.

İsrail Cezaevi İdaresi ise AFP'ye yaptığı açıklamada, Barguti'nin yaralandığı yönündeki iddiaların "asılsız ve gerçeği yansıtmadığını" belirterek, personelinin yasa çerçevesinde ve sürekli yargı denetimi altında görev yaptığını bildirdi.

Arab Barguti, Ekim 2025'te de babasının eylül ayında cezaevleri arasında nakledilirken İsrailli gardiyanlar tarafından ağır şekilde darbedildiğini, dört kaburgasının kırıldığını ve başından yaralandığını açıklamıştı.

Ağustos 2025'te sosyal medyada paylaşılan bir videoda ise İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, cezaevinde zayıflamış görünen Mervan Barguti'yi tehdit ettiği görülmüştü.

Arap Birliği de pazar günü yayımladığı açıklamada, Barguti'ye yönelik "tekrarlanan saldırılar" için uluslararası bir soruşturma komitesi kurulması ve sorumluların uluslararası mahkemelerde yargılanması çağrısında bulundu.

İsrail, Ekim 2025'te Gazze'deki rehinelere karşılık Filistinli tutukluların serbest bırakılmasını öngören olası bir takas anlaşması kapsamında Mervan Barguti'nin serbest bırakılmasını reddetti. Barguti, geçen mayıs ayında en yüksek oyu alarak Fetih Hareketi Merkez Komitesi'ne yeniden seçildi.


Muhammed ed-Dayf'ın son aylarına dair bilinmeyenler: Refah sokaklarında uyudu, korumasız hareket etti

Hamas liderleri Yahya Sinvar, İsmail Heniyye, Muhammed Sinvar ve Muhammed ed-Dayf'ı gösteren görüntü (Kassam Tugayları'nın yayımladığı videodan ekran görüntüsü)
Hamas liderleri Yahya Sinvar, İsmail Heniyye, Muhammed Sinvar ve Muhammed ed-Dayf'ı gösteren görüntü (Kassam Tugayları'nın yayımladığı videodan ekran görüntüsü)
TT

Muhammed ed-Dayf'ın son aylarına dair bilinmeyenler: Refah sokaklarında uyudu, korumasız hareket etti

Hamas liderleri Yahya Sinvar, İsmail Heniyye, Muhammed Sinvar ve Muhammed ed-Dayf'ı gösteren görüntü (Kassam Tugayları'nın yayımladığı videodan ekran görüntüsü)
Hamas liderleri Yahya Sinvar, İsmail Heniyye, Muhammed Sinvar ve Muhammed ed-Dayf'ı gösteren görüntü (Kassam Tugayları'nın yayımladığı videodan ekran görüntüsü)

13 Temmuz 2024'te, yaklaşık üç dakika boyunca İsrail savaş uçakları Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un el-Mevasi bölgesinde bulunan açık bir arazi üzerindeki küçük bir binaya tonlarca patlayıcı bıraktı. Saldırının yoğunluğu, hedefin son derece önemli bir isim olduğu izlenimini daha ilk andan itibaren oluşturdu.

Saatler sonra İsrail, hedefin Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın Genel Komutanı Muhammed ed-Dayf olduğunu açıkladı. Hamas ise hedef alınan yerin Gazze'nin çeşitli bölgelerinden gelen sivillerin sığındığı bir alan olduğunu belirterek bu iddiayı kesin bir dille reddetti.

Ancak yaklaşık altı ay sonra, 30 Ocak 2025'te Kassam Tugayları, Dayf'ın Han Yunus Tugayı Komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürüldüğünü doğruladı. Açıklamada Dayf'ın yardımcısı Mervan İsa'nın da hayatını kaybeden komutanlar arasında olduğu belirtildi.

"Onun Gazze kentinde olduğunu düşünüyorlardı"

Hamas'a yakın kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Dayf'ın öldürüldüğüne ilişkin ilk inkârın, hareketin birçok üst düzey yöneticisinin onun Gazze kentinde bulunduğuna inanmasından kaynaklandığını söyledi. Kaynaklara göre bazı yöneticiler ise Dayf'ın Gazze Şeridi'nin güneyinde olduğunu biliyor ancak tam yerini bilmiyordu.

frgfr
İsrail'in, 13 Temmuz 2024'te Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi bölgesinde Kassam Tugayları komutanları Muhammed ed-Dayf ve Rafi Selame'ye yönelik suikast operasyonu kapsamında hedef aldığı noktadaki yıkım (AFP)

Medyaya çıkarak Dayf'ın öldürüldüğünü reddeden bazı Hamas yöneticilerinin, onun tünellerden birinde bulunduğunu düşündüğü ifade edilirken, kaynaklardan biri "Dayf savaşın başlamasından bu yana tünellere sığınmadı. Muhtemelen sadece bir kez buna mecbur kaldı" dedi.

Dayf'ın öldürüldüğü yerin aslında Han Yunus Tugayı Komutanı Rafi Selame'ye ait olduğu belirtilirken, saldırıda Selame'nin çok sayıda yakını ve Kassam Tugayları'na bağlı güvenlik görevlileri de yaşamını yitirdi.

Ancak Dayf'ın suikasttan önceki son ayları ile Gazze içinde nasıl hareket ettiği uzun süre gizemini korudu. Şarku'l Avsat, ölümünün ikinci yıl dönümünde Hamas kaynaklarına İsrail'in onun kimliğini nasıl tespit edip yerini belirlediğini sordu.

İki Hamas kaynağına göre Dayf, 7 Ekim 2023 saldırısının başladığı sırada gerçekten de Gazze kentindeydi ve İsrail'in özellikle sahil yolu er-Reşid Caddesi'nin bulunduğu Netzarim Koridoru üzerinde tam kontrol sağlamasından birkaç gün öncesine kadar kuzeyde kaldı. İsrail önce koridorun doğusundaki Selahaddin Caddesi'ni ele geçirirken, sahil yolu iki haftadan uzun süre daha açık kalmıştı.

"Korumasız hareket etti, iletişim tamamen kesildi"

Gazze'de bulunan ve Dayf'ın yakın çevresinden bilgi alan iki kaynak, Kassam Tugayları Komutanı'nın Kasım 2023'ün başında özel korumaları olmadan tek başına Gazze kentinden ayrılarak güneye, Refah'a geçtiğini söyledi.

Hamas'tan konuya vakıf bir başka kaynak ise daha sonra Kassam Tugayları'nın komutasını devralan ve Mayıs ayında İsrail tarafından öldürülen İzzeddin el-Haddad'ın da aralarında bulunduğu bazı komutanların Dayf'a Gazze'de kalmasını tavsiye ettiğini aktardı.

rfgtbgrfb
Kassam Tugayları'nın, Muhammed ed-Dayf'ın ölümünü duyururken paylaştığı fotoğraf (Telegram)

Kaynağa göre komutanlar, yoğun güvenlik baskısına rağmen onu koruyabileceklerini söyleseler de Dayf sahadaki operasyonları yönetmeyi ve o dönemde henüz başlamamış olan müzakerelere ilişkin olası siyasi gelişmeleri yakından takip etmeyi tercih etti.

Aynı kaynak, kullanılan iletişim yönteminin kesintiye uğraması nedeniyle Dayf'la dört günden uzun süre bağlantı kurulamadığını belirtti.

"Onu güvenli bölgeye götürmesi gereken aracı kişiyle buluşamayınca güneye, Refah'ın iç kesimlerine ilerlemek zorunda kaldı" diyen kaynak, bu süre boyunca Dayf'ın Kassam Tugayları'nın güvenli noktalarından hiçbirine ulaşamadığını söyledi.

Kaynağın aktardığına göre İsrail istihbaratının elinde Dayf'ın güncel bir fotoğrafının bulunmaması ve Filistinlilerin de yüzünü tanımaması sayesinde, Dayf bu dört gün boyunca Refah sokaklarında uyudu, bir geceyi de kentteki camilerden birinde geçirdi ve kimse onu fark etmedi.

xccxd
Sağdan sola, İsrail'in ayrı saldırılarda öldürdüğünü açıkladığı Kassam Tugayları komutanları: Muhammed Avde, Rafi Selame, Ebu Ubeyde ve Muhammed ed-Dayf (İsrail ordusunun yayımladığı fotoğraf)

2023'ün son aylarında Refah, savaş sırasında 1 milyon 300 binden fazla Filistinlinin sığındığı ve tarihin en yoğun nüfus hareketlerinden birine sahne olan kent konumundaydı.

Bir başka Hamas kaynağı ise iletişimin yeniden nasıl kurulduğunu şöyle anlattı:

"Kassam'ın sahadaki mensuplarından biri Dayf'ı tesadüfen tanıdı ve onu güvenli bir yere götürdü. Daha sonra Han Yunus'a nakledildi. Oradan da başka bir aracı vasıtasıyla Rafi Selame'nin bulunduğu yere ulaştırıldı. İkili daha sonra birkaç farklı noktaya geçti ve sonunda öldürüldükleri yerde kaldılar."

Kassam komutanına dair bilinmeyen görüntü

Kaynaklardan biri, son yıllarda Dayf'ın Kassam Tugayları'nın diğer komutanlarına kıyasla daha fazla görünür olmasına ve askeri noktalara çeşitli ziyaretler gerçekleştirmesine rağmen İsrail istihbaratının onun hakkında net bir profil oluşturamadığını söyledi.

Kaynağa göre İsrail'in elindeki bilgiler, Dayf'ın yaralı olduğu, en az bir ayağını kaybettiği ya da ayağı veya elinde ağır bir yaralanma bulunduğu yönündeydi.

Aynı kaynak, Dayf'ın iki ayrı olayda ağır yaralanmasının ardından sahte kimlikle Gazze dışına tedavi için çıkarılması yönünde girişimler yapıldığını ancak bunların başarısız olduğunu ve Dayf'ın Gazze'de kalmakta ısrar ettiğini anlattı.

Buna karşılık başka bir kaynak, "Görünüşe göre belirli bir dönemde kısa süreliğine tedavi amacıyla Gazze dışına çıktı, ardından geri döndü" ifadelerini kullandı. Ancak bu bilgi diğer kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

xsdvfgrth
Filistinliler, 1 Kasım 2023'te Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı'ndan geçmek için bekliyor (EPA)

Hamas'tan üç kaynağa göre İsrail, Dayf'ın sağlık durumunu ve fiziksel görünümünü uzun süre kesin olarak belirleyemedi. Bunun ancak İsrail güçlerinin Gazze'nin iç kesimlerindeki bazı noktalarda ele geçirdiği video kayıtları ve fotoğraflar sayesinde mümkün olduğu belirtildi.

Kaynaklara göre söz konusu görüntülerde Dayf, Kassam Tugayları komutanlarının katıldığı çeşitli etkinliklerde yer alıyordu. Bu materyaller İsrail istihbaratı tarafından analiz edildi; yüzlerce muhbir görevlendirilerek Dayf'ın fotoğrafları dağıtıldı. Ayrıca görüntüler yapay zekâ sistemleriyle incelendi ve savaş öncesinde 7 Ekim saldırısının hazırlıkları sırasında kaydedilen son görüntülerindeki sesi de dâhil olmak üzere elde edilen veriler istihbarat araçlarına ve insansız hava araçlarına yüklendi.

Hamas kaynaklarına göre tüm bu çalışmaların sonucunda İsrail, Dayf'ın yerini tespit ederek suikastı gerçekleştirmeyi başardı.


ABD’nin Libya’daki derin adımları ve Rusya’nın ne yapmak istediğine dair bilinmezlik

ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, ABD heyetiyle birlikte Mareşal Halife Hafter’in yanında (Libya Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı Basın Ofisi) 
ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, ABD heyetiyle birlikte Mareşal Halife Hafter’in yanında (Libya Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı Basın Ofisi) 
TT

ABD’nin Libya’daki derin adımları ve Rusya’nın ne yapmak istediğine dair bilinmezlik

ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, ABD heyetiyle birlikte Mareşal Halife Hafter’in yanında (Libya Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı Basın Ofisi) 
ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, ABD heyetiyle birlikte Mareşal Halife Hafter’in yanında (Libya Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı Basın Ofisi) 

Kerime Naci

Washington'ın Libya kurumlarını birleştirmeye ve tek bir yürütme organına yönelmeye dönük girişimlerini destekleme amacıyla yürüttüğü seferberlik ile Afrika Sahil bölgesindeki -özellikle Mali'deki gerginliklerin tırmanması- gelişmeler arasında sıkışan Moskova, Batı ve Kuzey Afrika'daki bölgesel ve uluslararası nüfuzunu korumaya yönelik jeopolitik bir sınavla karşı karşıya. Bu durum, Libya'nın Rusya için Akdeniz ve Afrika Sahil bölgesine açılan bir kapı niteliği taşıması nedeniyle daha da önem kazanıyor. Peki Moskova, bölgedeki nüfuz araçlarını yeniden düzenleyerek genişlemesini koruma konusunda başarılı olabilecek mi?

Hareket kabiliyeti önündeki zorluk

Washington merkezli Stratejik Politika ve Barış Merkezi Müdür Halid el-Muşeyti, Rusya'nın Libya'daki rolünün önceki yıllara kıyasla belirgin bir gerileme yaşadığını belirtiyor. Muşeyti, diplomatik düzeyde bile geçtiğimiz yıldan bu yana Libya'nın üst düzey Rus yetkililerin ziyaretine tanık olmadığını, buna karşılık ABD'nin Libya'daki diplomatik ve istihbarat hareketliliğinin art arda sürdüğünü, bunun da Rus varlığında görece bir gerilemeyi yansıttığını vurguluyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Muşeyti, bu gerilemeyi Moskova'nın askeri ve ekonomik kapasitesinin büyük bölümünü tüketen Ukrayna savaşıyla meşgul olmasına bağlıyor. Bu durumun Rusya'yı ister genel olarak Afrika'da ister özellikle Libya'da olsun, nüfuzunu genişletmesine imkan tanımayan bir konuma soktuğunu düşünen Muşeyti ayrıca, bölgedeki ABD varlığının artmasının, Rusya'nın nüfuzunu güçlendirmeye yönelik herhangi bir hareketini daha da zorlaştırdığına dikkati çekti.

dewfergr
Libya'nın güneydoğusunda Libya Ulusal Ordusu tarafından düzenlenen Onur Kalkanı 2 Askeri Tatbikatından bir kare 16 Mayıs 2026 (AFP)

Independent Arabia'ya konuşan Muşeyti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, ABD Başkanı Donald Trump ile gerginliği artırabilecek her türlü adımdan, özellikle bu adımların Afrika'da veya Libya'da Rus genişlemesi olarak yorumlanabilecek nitelikte olması durumunda, kaçınmaya özen gösterdiğini belirtti. Bu tür adımların, Moskova ile Washington arasında olası bir yakınlaşma veya mutabakatı engelleyebileceğini kaydetti.

Rusya'nın mevcut aşamadaki önceliğinin, dış nüfuzunu genişletmeye çalışmaktan ziyade, başta Afrika Sahil bölgesindeki nüfuzunun sarsılma ihtimali, Libya'daki konumunu koruma ve Ukrayna savaşından etkilenen kaynaklarını yönetme gibi doğrudan zorluklarını idare etmek olduğunu belirten Muşeyti, bu durumu, Rusya'nın Libya'daki faaliyet düzeyinin önceki dönemlere kıyasla gerilemesi olarak açıkladı.

Muşeyti, Rusya'nın Libya dosyasındaki tek nüfuz aracının, Akdeniz ve Afrika Sahil bölgesine açılan başlıca bir sıçrama noktası olarak değerlendirdiği Libya'daki genişlemesini korumak amacıyla, ABD girişimiyle ilgili olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde alınacak herhangi bir kararı engellemek olduğunu belirtti.

Çıkar çatışması

Öte yandan uluslararası hukuk ve diplomatik ilişkiler profesörü Yusuf bin Osman, Libya'da yaşanan jeopolitik dönüşümlerin, krizin artık iktidar mücadelesi veya devlet inşası süreçlerindeki tıkanıklıkla sınırlı olan iç boyutla açıklanamayacağını, aksine büyük güçlerin stratejik çıkar hesapları ve nüfuz alanlarını yeniden şekillendirme düşüncesiyle hareket ettiği daha geniş bir uluslararası tablonun parçası haline geldiğini vurguladı.

ABD ile Rusya arasında Libya sahnesinde artan rekabetin, Libya dosyasının yerel bir krizden, hayati konumlar ve güç dengeleri üzerindeki uluslararası rekabet alanlarından birine dönüştüğünü yansıttığına işaret eden Bin Osman, bu rekabetin bazı boyutlarıyla, Washington ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş döneminin, tarafların doğrudan çatışma yerine genellikle bölgesel vekil sahalar üzerinden mücadeleyi yürüttüğü mantığının izlerini taşıdığını kaydetti.

Mevcut çatışmanın artık kapitalizm ile komünizm arasındaki ideolojik boyuta dayanmadığını ifade eden Bin Osman, aksine enerji, stratejik konumlar ve bölgesel ile uluslararası dengeleri etkileme kapasitesiyle ilişkili çok daha pragmatik değerlendirmelerin bu süreci yönlendirdiğini söyledi.

Bin Osman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarihsel bir bakış açısıyla, Rusya'nın Libya ve Akdeniz bölgesine olan ilgisi mevcut dönemin ürünü değildir. Akdeniz'in güneyine erişim sağlamak ve Avrupa'ya yakın bölgeler ile Afrika'nın derinliklerindeki varlığı güçlendirmek, Sovyet döneminden bu yana Moskova için stratejik bir hedef teşkil etmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından Rus nüfuzunun gerilemesinin ardından Moskova, son yıllarda bölgesel krizlerin geride bıraktığı siyasi ve güvenlik boşluklarından yararlanarak stratejik bölgelere geri dönmek suretiyle uluslararası bir güç olarak konumunu yeniden kazanmaya çalıştı."

Öte yandan ABD, Libya'yı Akdeniz, Kuzey Afrika ve Sahil bölgesindeki güvenlik denkleminin önemli bir parçası olarak görüyor. Bin Osman'a göre ABD’nin bu sebeple artan hareketliliği, Washington'ın Libya sahnesindeki varlığını yeniden güçlendirme isteğinden bağımsız değerlendirilemez. Bu istek, ister kurumların birleştirilmesi ve bölünmenin sona erdirilmesi süreçlerini destekleme yoluyla, isterse başında Rusya'nın geldiği rakip güçlerin genişlemesini sınırlama yoluyla olsun her durumda da geçerli. Bin Osman, ABD'nin genişlemesinin Moskova'yı Libya'daki konumunu koruma amacıyla araçlarını gözden geçirmeye itebileceğini, ancak bunun mutlaka bir tırmanışla değil, stratejisini yeni dönüşümlere uyarlayarak gerçekleşebileceğini değerlendirdi.

İttifakların Yeniden Düzenlenmesi

Diplomatik düzeyde Rusya'nın, Libya denklemi içinde belirli bir tarafla sınırlı kalmamak amacıyla siyasi varlığını yoğunlaştırmaya ve farklı Libyalı taraflarla iletişim kanallarını genişletmeye yönelebileceğini açıklayan Bin Osman'a göre siyasi düzeyde ise Rusya, ittifaklar ağını yeniden düzenleyerek ve gelecekteki herhangi bir çözüm sürecinde kendisine rol garanti edecek daha esnek ilişkiler kurmaya çalışabilir.

Bin Osman, Moskova'nın Libya'daki ittifaklar ağını yeniden düzenlemesinin, Çin ile ilişkisi veya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) içinde bazı ülkelerle tutumların yakınlaşması gibi uluslararası düzeyde bilinen geleneksel ittifakları kastetmediğini belirtti. Bin Osman'a göre burada Rusya'nın sahadaki varlığını sürdürmek için dayandığı bölgesel ve yerel nüfuz ağı kastediliyor.

drgthrh
Rusya, belirli bir tarafla sınırlı kalmamak için Libya’daki çeşitli taraflarla iletişim kanallarını genişletme yönünde adım atabilir (AFP)

Bin Osman, özellikle Libya özelinde Moskova'nın, siyasi aktörler, resmi kurumlar ve etkili yerel liderleri kapsayacak şekilde doğu ve batıdaki farklı Libyalı güç merkezlerine daha fazla açılarak iletişim çemberini genişletebileceğini ve nüfuzunu tek bir eksene hapsetmeyebileceğini belirtti. Bu yönelim, Rusya'nın gelecekteki herhangi bir siyasi çözüm sürecinde taraf olarak varlığını garanti altına almasını amaçlıyor. Zira Bin Osman'a göre önümüzdeki dönem, yalnızca önceki nüfuz araçlarına dayanmaya izin vermeyebilir ve ilişkiler kurmada daha fazla esneklik gerektirebilir.

Güvenlik boyutunda ise Moskova, etki araçlarından biri olarak nüfuz kartlarını elinde tutmaya devam edebilir. Ancak Bin Osman'a göre Rusya, Libya'daki nüfuzun geleceğinin yalnızca güçle değil, devlet inşası süreçlerini ve kurumların yeniden yapılandırılmasını etkileme kapasitesiyle belirleneceğinin farkında olarak, bu kartları güvenlik gücü ile diplomatik hareketi bir araya getiren daha geniş bir yaklaşım içinde bütünleştirmeye çalışabilir.

Bölgesel düzeyde ise Bin Osman, Rusya'nın Mısır ve Kuzey Afrika ile Ortadoğu'da Libya dosyasında doğrudan etkiye sahip diğer bazı bölgesel aktörlerle koordinasyonunu güçlendireceğini, bunun yanı sıra Afrika Sahel bölgesindeki uzantılarını da koruyacağını değerlendirdi. Zira Libya, Moskova açısından Akdeniz ile Afrika'nın derinlikleri arasında stratejik bir bağlantı noktası haline gelmiş durumda.

Bin Osman, Rusya'nın karşı karşıya bulunduğu en büyük zorluğun çift yönlü baskılarla mücadele etmesi olduğunu açıklıyor. Bir yandan, özellikle Mali ve diğer bazı Sahil ülkelerindeki artan Rus varlığının hassasiyeti göz önüne alındığında, Batı ve ABD'nin Rusya'nın Afrika Sahil bölgesindeki nüfuzunu sınırlama girişimi bulunuyor. Diğer yandan ise Libya'daki yeni ABD hareketliliği, Akdeniz ve Avrupa'ya yakın stratejik bir noktaya baskı uyguluyor.

Bin Osman, Moskova'nın kendisini çok daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulacağını belirtiyor. Bu denklemin başında, güneyde Afrika Sahil bölgesindeki kazanımlarını korurken, aynı zamanda kuzeyde Libya'daki konumunu kaybetmemek geliyor. Bu durum Rusya'yı, mutlaka yeni müttefikler arayışına girmekle sınırlı kalmadan, ilişkilerini çeşitlendirerek siyasi, diplomatik ve güvenlik alanlarındaki manevra alanını genişletmeye itebilir. Bin Osman, Rusya'nın sahneden çekilme durumunda olmadığını, aksine Afrika Sahil bölgesinden Akdeniz'e uzanan nüfuz koridorunu korumaya çalıştığı bir yeniden konumlanma sürecinde bulunduğunu vurguladı. Bu süreçte ABD ise bu alanı daraltmaya ve güç dengelerini kendi konumlanması ile müttefikleri lehine yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Bin Osman, Libya'nın, her iki tarafın da stratejik hedeflerine ulaşmak için siyasi, diplomatik ve güvenlik araçlarını kullanma kapasitesini sınayan bir test alanına dönüşebileceğinin de altını çizdi.