ABD’nin 2011 tarihli Suriye-İsrail anlaşması taslağı: İran'dan vazgeçilmesi karşılığında Golan Tepeleri’nin geri alınması

Şarku’l Avsat, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın Suriye Özel Temsilcisi’nin arabuluculuğunda yapılan Esed ile Netanyahu arasındaki gizli müzakerelerin ayrıntılarını yayınlıyor

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)
TT

ABD’nin 2011 tarihli Suriye-İsrail anlaşması taslağı: İran'dan vazgeçilmesi karşılığında Golan Tepeleri’nin geri alınması

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)

Suriye ve İsrail, Arap Baharı protestolarının patlak vermesi öncesinde, Şubat 2011’de ABD'nin arabuluculuğuyla bir barış anlaşması imzalamanın eşiğindeydiler. ABD’nin arabulucu yetkilisi, ‘önceki tüm anlaşma metinlerinin çok daha ötesinde olan bir anlaşma taslağı’ hazırladı. Taslakta, Şam'ın Tahran ve Hizbullah ile ‘askeri bağlarını’ koparması ve İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri’nden 4 Haziran 1967 hattına çekilmesi karşılığında İsrail’e yönelik her türlü tehdidi ‘etkisiz hale getirmesi’ yer alıyordu.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki müzakerelere katılan yetkililer, ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Frederic Hof’un hazırladığı anlaşma taslağına ilişkin detayları, Şarku’l Avsat’a bizzat açıkladılar. Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, Muallim’in hukuk danışmanı Riyad Davudi ve ABD'nin son Şam Büyükelçisi Robert Ford’un katılımıyla en az iki müzakere oturumu düzenlenmesi planlanıyordu. Eski ABD Başkanı Barack Obama ve o zamanki yardımcısı Joe Biden (şuan ABD Başkanı), dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın katıldığı bu gizli müzakerelerden haberdardı. Her zaman ‘Golan Tepeleri’nin tamamını geri almaktan bahseden’ ve ‘İran ile stratejik ilişkiye bağlılığını ilan eden’ Şam, söz konusu müzakerelerin içeriği hakkında resmi bir yorumda bulunmaktan kaçındı.

Heyecan verici bir gösteri
ABD’nin eski Dışişleri Bakanı John Kerry, ‘Every Day Is Extra (Her Gün Daha Fazla)’ adlı kitabında,  Suriye Devlet Başkanı Esed’in ABD eski Başkanı Obama'ya İsrail ile barışın sağlanması için bir teklif gönderdiğini ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun teklifi ‘şaşırtıcı’ bulduğunu yazdı. Kerry kitabında, 2009 yılında ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’ne başkanlık ettiği dönemde Şam’ı ziyaret ettiğini ve Esed ile yaptığı görüşmede çeşitli konuları ele aldığını belirtti. Kerry, bu konular arasında, İzak Rabin, Şimon Peres, Ehud Barak, Ehud Olmert ve (1996 ve 1999 arasındaki ilk başbakanlığı döneminde) Binyamin Netanyahu hükümetleri sırasında yapılan, ancak başarısızlıkla sonuçlanan önceki girişimler çerçevesindeki İsrail ile barış anlaşmasının da olduğunu aktardı.
Kerry kitabında şu ifadelere yer verdi:
“Esed, Suriye’nin 1967'de kaybettiği Golan Tepeleri’ni geri alabilmek umuduyla gerçek barış müzakerelerine girmek için ne gerektiğini sordu. Eğer bu konuda ciddilerse haber vermeden bir teklif sunmaları gerektiğini söyledim. Bana teklifin nasıl olması gerektiğini sordu, ben de düşüncelerimi onunla paylaştım. Bunun ardından Esed, üst düzey yardımcılarından birini kendisi adına Obama'ya bir mektup yazması talimatı verdi.”
Görüşmeleri sırasında Esed’in Obama’dan İsrail ile Suriye arasındaki yeni barış müzakerelerini desteklemesini istediğini belirten Kerry, “Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri’ni kendisine geri vermesi karşılığında bir dizi adım atmaya hazırdı” dedi.
Esed ile görüşmesinin ertesi günü İsrail'e uçan Kerry, 10 yıl sonra yeniden iktidara dönen Netanyahu ile bir araya geldiğinde, Esed ile yaptığı görüşmeyle ilgili kendisine bilgi verdi. Kerry’nin kitabında aktardıklarına göre Netanyahu, Esed'in bunca zamandır, daha önce adım atmaya hazır olduğunun çok daha ötesinde bir anlaşmaya ulaşmaya hazır olmasına şaşırdı.
Kerry, ‘Esed teklifini’ Netanyahu'ya sunduktan sonra Washington’a taşıdığını ve Obama yönetiminin Hizbullah'a yapılan bazı silah sevkiyatlarının durdurulması da dahil olmak üzere hem ABD hem de İsrail'e karşı ‘güven artırıcı önlemler’ talep ederek Suriye Devlet Başkanı’nın ciddiyetini test etmeye çalıştığını ifade etti.
Kerry kitabında şunları yazdı:
“Esed’in, kendisine durdurmasını söylediğimiz Hizbullah'a yönelik davranış biçimini eskisi gibi sürdürdüğünü duyduğumu hatırlıyorum. Bu tam bir hayal kırıklığıydı, ama şaşırtıcı değildi.”

İran’ın saldırıları
1991'de Madrid Barış Konferansı'nın ardından barış görüşmelerinin başlamasından sonra Suriye ve İsrail arasında, ‘masanın dört ayağı’ olarak bilinen Rabin müzakerelerinin gerçekleştirildiği girişimler yapıldı. Müzakerelerde geri çekilme, barış ilişkileri, güvenlik düzenlemeleri, Suriye ve İsrail genelkurmay başkanları arasında yapılacak toplantılar, Golan Tepeleri’nden ‘tamamen geri çekilme’ taahhüdü içeren gizli ve açık müzakereler, ‘normal barış ilişkileri’ kurma görüşmeleri için takvim belirlenmesi ve büyükelçiliklerin yanı sıra 4 Haziran 1967 hattındaki sınır kapılarının açılmasının tartışılması gibi konuların ele alınması bekleniyordu.
Kasım 1995’te İsrail Başbakanı Rabin’in suikast sonucu öldürülmesi sonrasında (Şimon) Peres, Suriye ile barış anlaşması yaparak konumu güçlendirmeye çalıştı. Bu nedenle anlaşmaya varmak için iki ülke arasındaki müzakereleri hızlandırdı. Bunun üzerine 1996 yılının başlarında ikili görüşmeler başladı. Fakat görüşmeler, Tel Aviv, Aşkelon ve Kudüs'teki intihar saldırılarının ardından çöktü. İlgili bir kaynağın aktardığı bilgilere göre ö dönem görüşmelere katılan İsrail heyeti, ABD'deki bir müzakere oturumunda Suriye heyetine, ‘müzakereleri engellemeye yönelik saldırıların arkasında İran’ın olduğunu’ bilgisini verdikten sonra Suriye’nin ‘terör saldırılarını kınaması gerektiğini’ dile getirdi. Ancak müzakereler çöktü ve Peres hükümeti, Lübnan’daki ‘Gazap Üzümleri’ adlı operasyonu başlattı.
1996 yılında iktidarı Netanyahu hükümeti devraldıktan sonra eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, 1998 yılında, Amerikalı işadamı Ronald Lauder aracılığıyla Netanyahu ile ‘geniş kapsamlı ve ayrıntılı’ bir anlaşma için müzakerelerde bulundu.
Daha sonra Netanyahu’nun halefi Ehud Barak da müzakerelerin yeniden başlaması için teklifte bulundu. Kendisi ile eski Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara arasında eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın himayesinde İsrail’in Suriye’ye barış ve güvenlik düzenlemeleri karşılığında Haziran ayına kadar Golan Tepeleri’nden çekilmeyi teklif ettiği bir görüşme gerçekleşti. Washington yakınlarındaki Shepherdstown'da, çetrefilli bir dosya olan su sorunun ele alındığı ayrıntılı çalışma oturumları düzenlendi.  İsrailliler, su konusunun ‘kırmızı bir çizgileri olduğunu söylediler. Bunun üzerine Amerikalılar bir barış anlaşması taslağı benzeri bir ‘çalışma raporu’ sundular.
Obama, 2000 yılının başlarındaki müzakere turunun sonunda Amerikalılara, İsrail'e gitmesi ve ardından müzakerelere devam etmek için Shepherdstown'a dönmesini gerektiren ‘karmaşık iç durum’ nedeniyle bir barış anlaşması imzalayamayacağını söyledi. Sağlık sorunları yaşayan (baba)  Esed dönemindeki son girişim, Mart 2000’de, Cenevre'de Clinton ile yaptığı görüşme oldu. Suriye-ABD zirvesi, Clinton’ın daha önce Esed’in reddettiği 4 Haziran hattı ve Taberiye Gölü (Celile Denizi) haritasını sunması sonrası Suriye’nin Taberiye Gölü kıyısına erişimiyle ilgili anlaşmazlık nedeniyle 20 dakika içinde çöktü.
Beşşar Esed, 200’li yılların ortalarına gelindiğinde, uluslararası toplumdan tecrit edilmiş haldeki Suriye’nin devlet başkanlığını devraldı. Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 2005 yılında öldürülmesinin ardından Şam, Tel Aviv'le Washington'ın uyguladığı tecriti kaldırmaya yönelik müzakereler yapma arzusunu dile getirerek, esneklik gösterdi. Türkiye, 2008 yılı sonlarında, o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Esed ve dönemin İsrail Başbakanı Olmert arasında yaptığı arabuluculuk sayesinde doğrudan müzakerelerin ön görüşmelerine sponsor oldu. Ancak İsrail’in aynı yılın sonunda Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar nedeniyle bu girişim de çöktü.
Avrupa ülkelerinin Suriye’ye uyguladığı tecrit sona erdikten sonra ABD’nin tecridi de sona erdi. Robert Ford, ABD’nin Şam büyükelçiliğine atandı. Washington, 2010 yılında, Ankara'nın çabaları, Obama yönetiminin barış sürecini harekete geçirme arzusu ve Suriye-İsrail müzakerelerinin gidişatını test etmek için George Mitchell'in ABD'nin Ortadoğu özel temsilcisi atanması da dahil olmak üzere önceki çabaları üzerine yeni bir girişim inşa etmeye başladı. Bu son girişim gizliydi. Müzakere sürecine dahil olan ülkelerde bu müzakereleri bilenlerin sayısı oldukça sınırlıydı. ABD tarafında Başkan Obama, Yardımcısı Biden, Dışişleri Bakanı Clinton, Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon, ABD'nin Tel Aviv Büyükelçisi Dan Shapiro ve Şam Büyükelçisi Robert Ford müzakerelerden haberdardı. Suriye tarafında, Devlet Başkanı Esed, Dışişleri Bakanı Muallim ve Hukuk Danışmanı Davudi müzakereleri, Muallim, Davudi, Hof ve Ford arasında yapılan görüşmeler sırasında öğrendiler. İsrail'de ise müzakerelerden haberdar olanların sayısı ise, Hof'un dönemin Savunma Bakanı Ehud Barak'ın da katıldığı Netanyahu ile Başbakanlık resmi konutunda yaptığı görüşmelere katılanlarla sınırlıydı.

Esed-Hof
Bu çerçevede yapılan son görüşme 28 Şubat 2011'de, yani Libya ve Mısır'da rejimlerin değişmesine neden olan ve Şam'da gösterileri başladığı Arap Baharı’nın ortasında Esrd ile Hof arasında gerçekleşti. Anlaşmanın taslağını hazırlayan Hof, taslağın, İsrail'in Golan Tepeleri'nden 4 Haziran hattına çekilmesi karşılığında Şam'ın Tahran ve Hizbullah ile ‘askeri bağlarını’ koparmasını öngördüğünü söyledi.
ABD’li eski bir komutan ve ihtilaflı bölgelerin sınırlarını belirleme alanında uzman olan Hof, 1990’lı yılların başlarında 4 Haziran hattını çizen ilk kişiydi. ABD son Şam Büyükelçisi Ford, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Hof Şam’a geldiğinde Esed ile yapacağı görüşmeye, ancak Hof’un Büyükelçilik konutu olan evinde kalması şartıyla kabul ettiğini söyledi. Suriyeli istihbarat servislerinin Hof ile arasında geçen konuşmayı duymaları için onu açık bir hattan aradığını belirten Ford, “Suriyelilerin bizim bir ekip olduğumuzu anlamaları için sizin ve yardımcınızın Büyükelçilik konutunda kalmanız şartıyla görüşmeye katılmayı kabul ediyorum” dediğini ve böyle de olduğunu söyledi. Hof’un kendisine görüşmenin içeriğinden bahsettiğini söyleyen Ford, “Esed'le yapılan görüşmede yaşananların ayrıntılarını ve genel olarak müzakereleri anlatması için bundan sonrasını ona bırakıyorum” ifadelerini kullandı.
İsrail tarafından 2012 yılında yayınlanan raporlara göre Hof’un hazırladığı taslak, İsrail'in Suriye ile İran arasındaki bağların kesilmesine yönelik bir ‘beklentisini’ içeren kapsamlı bir barış anlaşması karşılığında Netanyahu'nun 4 Haziran 1967 sınırlarına çekilme talebine olumlu baktığı ve Şam'a Golan Tepeleri’nin tam kontrolünü vereceği müzakereleri içeriyordu.
Görüşmelerin içeriğini bilen yetkililere göre Hof, ‘Esed'in İran ve Hizbullah ile arasındaki ilişkiyi sona erdirdiği ve dikkatini ABD ve ılımlı Arap ülkeleri ile ittifaklara çevirdiği bir barış anlaşmasının mümkün olduğuna’ ikna olmuştu. Şarku’l Avsat’a konuşan yetkililerden biri, “Bir barış anlaşması taslağı görmedim. Bunlar müzakerenin sonu değil, başlangıcıydı” ifadelerini kullanırken bir başka yetkili, “İki tarafın belirli bir takvim üzerinde anlaşıp anlaşmadıkları veya Golan Tepeleri’ndeki su sorununa bir çözüm bulup bulmadıkları net değildi” şeklinde konuştu. Suriye, İsrail'in 4 Haziran hattının ötesindeki su kaynakları üzerinde hakkı olmadığını söylerken, İsrail, ordusu 4 Haziran hattının gerisinde olsa bile suya erişim sağlayacak lojistik bir askeri varlığının olmasını istediğini söylüyordu.
Su ve Taberiye Gölü kıyısına konusundaki anlaşmazlık, Mart 2000'deki (baba) Esed-Clinton zirvesinin Esed’in göl kıyısına erişim konusunda ısrarı ve Ehud Barak’ın bunu reddetmesi sonucu çökmesine yol açan nedenlerden biriydi. Öte yandan İsrailliler göl kıyısının çevresinde, herhangi bir anlaşma olmadan Suriye'nin buraya erişimini imkansız kılan bir yol inşa ettiler.
Hof’un arabuluculuğunun ‘koşullu ve zorlayıcı’ olduğunu söyleyenler, 1990’ların ortalarında görev yapan ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Warren Christopher’ın ‘Ya olursa?’ başlığı altında liderlik ettiği müzakerelerde Esed’e “Eğer Rabin Golan Tepeleri’nden tamamen çekilme sözü verirse? Barışçıl ilişkilere (normalleşmeye) hazır mısınız?” önerisinde bulunulduğunu belirttiler. İzak Rabin o dönem cebine, Esed'in barış ilişkileri ve güvenlik düzenlemelerini içeren talepleri kabul etmesi halinde Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmeye yönelik hazırlıkları içeren bir taslak koydu. Yetkililerden biri, Netanyahu’nun Hof’un arabuluculuğunda, ‘Suriyelilerin bölgesel yönelimlerini değiştirmelerini ve İran ile bağları kesmelerini öngören bir barış anlaşmasına razı olmaları halinde, Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmeye hazır olduğunu’ ifade etti.
Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'li bir yetkili, tarafların ciddiyetinden şüphe olmadığını söyledi. Yetkili “İsrailliler Suriye yaklaşımında stratejik bir değişiklik, Suriyeliler ise 4 Haziran hattına kadar tüm bölgeleri geri almak istiyordu ve müzakereler bu şarta bağlıydı. Her iki tarafta da büyük bir ilerleme kaydedildi. ABD’nin müzakerelerin ciddiyeti konusunda hiçbir şüphesi yoktu. Diğer tarafın ne kadar ileriye gideceğini öğrenmek konusunda hem Esed hem de Netanyahu ciddi bir tutum içerisindeydi.  Hof'un Esed ile 28 Şubat'ta yaptığı görüşme, Esed'in neler yapabileceğine dair açık bir işaretti” ifadelerini kullandı.
Amerikalılar, anlaşmanın yazılı taslağının ABD’ye ait olduğunu söyleme konusunda oldukça heveslilerdi. Bu onlar için önemliydi. Bunun nedeni, ABD'nin Orta Doğu özel temsilcisi George Mitchell’in Netanyahu ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Ebu Mazen) arasında herhangi bir anlaşma formüle etmemesiydi. Bunun yanı sıra ABD’nin Suriye ve İsrail arasında doğrudan görüşmelerin olmadığı, bunun yerine müzakerenin Hof üzerinden yapıldığına dair bir iddiası vardı.

Güvenin inşası
Suriye protestolarının patlak vermesinin onuncu yıldönümünün arifesindeki son müzakere girişimi büyük önem kazanırken özellikle (Suriye'deki ana aktör) Moskova, Şam ve Tel Aviv arasında ‘güveni inşa etmek’ için esir takası anlaşması, Yermuk Kampı'ndaki mezarlıkta bulunan İsrailli askerlerin kalıntılarının iadesi, 2018'deki Golan Tepeleri ile ilgili görüşmelere yeniden başlamasına garantörlük yapılması ve İran ve milislerinin Suriye'nin güneyinden uzaklaştırılması gibi konulara odaklanan bir arabuluculuğa liderlik ediyor.
Müzakereler, Arap ülkelerinin, Şam ile Tel Aviv arasında kanalları açmaya veya aralarında bir barış anlaşmasına ulaşılması için girişim başlatmaya ve Suriye'nin yeniden inşası için fon sağlamaları ve ekonomik sorunlarını çözmeleri karşılığında İran'dan ‘uzaklaşması’ olasılıklarını test etmek için gizli toplantılar düzenlemeye niyetli olduklarına dair haberlerin ardından bir kez daha önem kazanıyor.
Tel Aviv, özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2019 yılında İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki ‘egemenliğini’ desteklemesi ve İran’ın Suriye'deki askeri noktalarına düzenlediği bombardımanları sürdürmesinin ardından siyasi müzakerelere, Şam ise ‘İsrail’in Golan Tepeleri’nden tamamen geri çekilmesini’ öngörmeyen ve ‘İran ile stratejik ilişkilerini tehlikeye atan’ bir barış anlaşmasına ilgili göstermedi.
ABD’nin Şam Büyükelçisi Ford, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Esed’in karşılığında çok şey almadıkça İsrail'le barış anlaşması imzalaması artık oldukça zor. Çükü şuan İran'ın, milislerinin ve Hizbullah’ın desteğine ihtiyacı var. Aksi takdirde rejimin, Badiye (Suriye Çölü), Humus, Suveyda ve Dera'nın bir bölümünü kontrol etmesine kim yardım edecek? Esed bir barış anlaşması imzalayıp Şam'da bir İsrail büyükelçiliği açsa bile Şam, Batı'dan mali yardım alabilecek mi? Suriye'de işlenen tüm suçların ardından mali akışın olması ve yaptırımların kaldırılması son derece güç. Terör örgütleri olarak listeleme, Lübnan'a müdahale ya da bazı istisnaların yanı sıra Arap ve Avrupa ülkelerinin yardımlarının gelişi ile ilgili ABD’nin bazı yaptırımları kaldırılabilir. ABD’de barış anlaşması imzalansa bile Esed'e sempati duyulmayacaktır. Herhangi bir barış anlaşması karşılığında teklif edilebileceklerin de sınırları vardır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Şam'ın yaklaşımına ilişkin değerlendirmede bulunan bir Arap yetkili, rejimin bir barış anlaşmasının imzalanmasını, Golan Tepeleri’nin tamamını geri alacağına dair açık bir garanti olmaksızın kabul etmesinin ve İran'dan tamamen uzaklaşmasının zor olduğunu söyledi.
Suriye, İsrail, bölge ve ABD’deki durumu yakından takip eden üst düzey bir yetkili, mevcut duruma ilişkin yorumunda, “Bu belki de geçtiğimiz yıllardaki gibi Suriye ile İsrail arasında bir barış anlaşmasına ulaşma çabasının sonuncusuydu. En iyi ihtimalle yeni bir uzlaşı veya anlaşma varılsa da onlarca yıldır okuduğumuz ve müzakere ettiğimizden farklı olacaklardır” dedi.



Netanyahu, bir birlik hükümetinin kurtuluş yolu olabileceğini düşünüyor... Söyleminde değişiklik yapmayı değerlendiriyor

(foto altı) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
(foto altı) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu, bir birlik hükümetinin kurtuluş yolu olabileceğini düşünüyor... Söyleminde değişiklik yapmayı değerlendiriyor

(foto altı) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
(foto altı) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşan seçimlerde kendi kampının seçimleri kazanma ihtimalinin zayıfladığına ilişkin göstergelerin artması üzerine, son çıkış yolu olarak ‘birlik hükümeti’ kurulması fikrine yöneliyor. Bunun öncesinde ise seçimlere kalan birkaç hafta içinde seçim söyleminde muhtemel bir değişikliğe giderek, kendi kampı içinde sorun yaratan başlıklar yerine sağ ve sol arasındaki ayrışmayı yeniden şekillendirecek konulara odaklanması bekleniyor.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi dün, bu yönelimin Netanyahu’nun endişelerinin yalnızca parlamentodaki çoğunluğu kaybetme ihtimaliyle sınırlı kalmamasından, iktidarda kalma imkanını yitirme kaygısına da dönüşmesinin ardından ortaya çıktığını bildirdi. Gazete, Netanyahu’nun rakiplerinin birleşmesinin beklendiğine dikkat çekti.

İsrail seçimlerinde yarışan partiler, toplam 120 sandalyeden oluşan Knesset’te çoğunluğu elde etmeye çalışıyor. Şarku’l Avsat’ın Maariv’den aktardığına göre seçim yarışı kritik aşamaya yaklaşırken, Netanyahu çevresinde onun açısından son derece tehlikeli olabilecek çeşitli senaryolar değerlendiriliyor. Likud’un kaç sandalye kazanacağından bağımsız olarak asıl endişenin sağ bloğun toplam sandalye sayısında olduğu, özellikle de bu sayının 61 sandalyelik çoğunluk eşiğinin altında kalması ihtimalinin kaygı yarattığı belirtiliyor.

Tahminlere göre Netanyahu, mevcut seçimlerde sağ bloğun toplam 59 sandalye kazanmasının kendisini gerçek bir siyasi tehlikeyle karşı karşıya bırakabileceğinin farkında. Bunun nedeni ise böyle bir durumda karşı bloğun, dört yıl boyunca istikrarlı bir hükümet kuramasa ve Arap partileri fiilen bu ittifaka katılmasa dahi hükümet kurmasına imkân verecek bir parlamento çoğunluğu oluşturabilmesi.

VDFGTHY
Birleşik Arap Listesi Partisi lideri Mansur Abbas ve eski üst düzey emniyet müdürü Yoav Segalovitz (AFP)

Gündeme getirilen senaryo, Avigdor Liberman, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett’in partilerinin yanı sıra Değişim Bloğu’nda yer alan diğer partilerin, Arap partilerinin parlamentodaki desteğiyle ittifak kurmasını öngörüyor.

Böyle bir senaryoda Birleşik Arap Listesi, Ortak Liste veya Demokratik Ulusal Birlik’in aynı koalisyona dahil olması gerekmiyor. Bu partilerin hükümete her zaman destek vermek üzere oy kullanması da zorunlu olmayacak. Bunun yerine dışarıdan destek vermeleri, oylamalarda çekimser kalmaları veya karşı bloğun 61 milletvekilinden oluşan çoğunluğu oluşturmasına imkân verecek başka bir parlamenter formülün uygulanması yeterli olacak.

Netanyahu ne yapacak?

Bu senaryo karşısında Netanyahu, öncelikle seçim kampanyasını kamplar arasındaki ayrışmayı, yani sağ ile sol arasındaki karşıtlığı öne çıkaracak şekilde yürütmeyi planlıyor. Bu kapsamda Arap partilerine yönelik tutum, devletin kimliği ve kültürel ve siyasi anlaşmazlıklar gibi konulara odaklanılması bekleniyor.

Netanyahu’nun ekibi, aşırı sağ seçmenleri muhalefete oy vermekten uzaklaştırarak kendi saflarına çekmek amacıyla muhalefeti Arap partileriyle ittifak kurmaya çalışmakla suçlamayı sürdürüyor.

Maariv, tartışmaların ‘Araplarla kim ittifak kuruyor?’, ‘Demokratlarla kim iş birliği yapıyor?’ ve ‘Solun devlete bakışı nedir?’ gibi sorulara yönelmesinin, söylemi sağ blok içinde sorun yaratan askerlik hizmeti meselesi gibi konulardan uzaklaştırdığını belirtti.

Maariv’e göre Netanyahu, askerlik hizmeti meselesinin seçimlerin ana gündem maddesine dönüşmesini istemiyor. Bunun nedeni ise basit: Bu konu, kendi bloğundaki neredeyse tüm unsurlar açısından sorun yaratıyor.

FVBGF
1 Nisan 2024 tarihinde Tel Aviv’in doğusundaki Bnei Brak yakınlarında, ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yasasına karşı düzenledikleri protestolar sırasında polis memurları (EPA)

Maariv, bunun Netanyahu açısından yeni bir durum olduğunu belirtiyor. Netanyahu, önceki seçimlerde bu kadar kapsamlı bir stratejiye başvurmak zorunda değildi. Çünkü 61 sandalyeye ulaşamasa bile karşı kampın çoğunluk oluşturmakta zorlanacağını ve Arap partilerinin bu kampa katılmayacağını biliyordu. Ancak mevcut seçimlerde, tahminlere göre durum değişebilir. Zira Değişim Bloğu’nun Arap partilerinin desteğinden yararlanmaya hazır olduğu belirtiliyor.

Netanyahu’nun en büyük endişelerinden biri de buradan kaynaklanıyor. Bu durum, seçimlerin ardından ‘birlik hükümeti’ seçeneğini açık tutmasına yol açabilecek nedenlerden biri olarak değerlendiriliyor. Sağ bloğun 61 sandalyeye ulaşamadığının ve karşı tarafta Netanyahu’yu iktidardan düşürmeye yetecek bir çoğunluğun bulunduğunun ortaya çıkması halinde, merkezden veya muhalefetten bir partiyi hükümete dahil etme seçeneği, Netanyahu açısından siyasi iktidarını korumanın bir aracı haline gelebilir.

Netanyahu’nun kampında, başbakanın seçimlerin ardından gerçekten geniş tabanlı bir ulusal hükümet kurmaya yönelebileceği yönündeki kanaat de güçleniyor. Bunun, Itamar Ben-Gvir’in koalisyon dışında bırakılması pahasına gerçekleşebileceği belirtiliyor. Netanyahu’nun söylemindeki değişime dikkat çeken çevreler, önceki seçimlerde kullandığı ‘tam teşekküllü sağ hükümet’ ifadesinden bu kez ‘geniş tabanlı ulusal hükümet’ söylemine yönelmesini, merkez partileriyle daha geniş bir manevra alanı oluşturma isteğinin göstergesi olarak değerlendiriyor.

İsrail’de yayımlanan son kamuoyu yoklamaları da Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin önde olduğunu ve Netanyahu’nun kampının hükümet kurmasına imkân verecek çoğunluğa ulaşamadığını ortaya koydu. Kanal 12’nin anketine göre Eisenkot liderliğindeki Yashar, önceki ankete kıyasla iki sandalye kaybetmesine rağmen 23 sandalyeyle ilk sıradaki yerini korudu. Likud ise bir sandalye kaybederek 20 sandalyeye geriledi. Naftali Bennett liderliğindeki Birlikte Partisi ise 13 sandalyede kaldı.

Yair Golan liderliğindeki Demokratlar 10 sandalye alırken, Ortak Liste, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve İsrail Evimiz partilerinin her biri 8 sandalye elde etti.

CSDFGRTHY
Yair Golan (Arşiv)

Ankette Şas Partisi’ne 7, Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Yahudi Gücü’ne 6 sandalye verilirken, Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm ittifakı 5 sandalye aldı.

Birleşik Arap Listesi 4 sandalye kazanırken, Amcha Yisrael ile Yedekler ve Ekonomi listeleri de 4’er sandalye elde etti. Aralarında Beni Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz’ın da bulunduğu bazı listeler ise yüzde 0,5 oy oranında kalan Gantz’ın partisi dahil seçim barajını aşamadı.

Buna göre Netanyahu karşıtı blok 54 sandalye elde ederken, Netanyahu’nun bloğu 50 sandalyede kaldı. İki Arap liste toplam 12 sandalye kazanırken, Hendel-Zelekha listesi 4 sandalyeyle her iki bloğun da dışında kaldı.

Hükümet başkanlığı için kimin daha uygun olduğu yönündeki soruya Eisenkot yüzde 42, Netanyahu ise yüzde 36 oranında destek aldı. Böylece Eisenkot, önceki ankette yüzde 38 oy alan Netanyahu ile arasındaki farkı daha da açtı.

Muhalefet seçmenleri arasında da Eisenkot, hükümet başkanlığı için en uygun aday olarak açık bir üstünlük sağladı. Eisenkot’u yüzde 53’lük kesim tercih ederken, bu oran Bennett için yüzde 31, Liberman için ise yüzde 13 oldu.


Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
TT

Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, El Halil'deki İbrahim Camii'nin Yahudi halkının ilk egemen mülkü olduğunu söyledi. Üstü kapalı alanların açılışı için bulunduğu camide konuşan Smotrich, İbrahim Camii'nin Batı Şeria'daki “İsrail egemenliğinin sonsuza dek sembolü olarak kalacağını” vurguladı.

İsrail'in Kanal 14 televizyonu, İbrahim Camii'ndeki çatı ve kapsamlı restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich'in, daha önce El Halil Anlaşmaları'nı sona erdirme ve bu konudaki yetkileri Filistin belediyesinden alma kararının ardından “tarihi bir adımı tamamladığını” bildirdi.

Smotrich, geçen haziran ayında El Halil'e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı iptal ettiğini açıklamıştı. Bu karar, Filistin Yönetimi ve Filistinliler açısından önemli bir darbe olarak değerlendirilmişti. Karar kapsamında, Eski Şehir'i de içine alan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri El Halil Belediyesi'nden alındı.

El Halil, Batı Şeria'da 1997 yılında özel bir anlaşmayla H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan tek Filistin kentidir. Bu düzenleme, El Halil'deki yeniden konuşlandırmaya ilişkin protokol olarak biliniyor ve 1995 tarihli Oslo II Anlaşması'nın ve 1993'te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğinde bulunuyor.

El Halil Anlaşması uyarınca İsrail güçleri, kentin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan H1 bölgesinden çekildi ve burada güvenlik ile sivil işlerin sorumluluğu Filistin Yönetimi'ne bırakıldı. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20'sini oluşturan H2 bölgesinde güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir bölgesini, İbrahim Camii'ni ve El Halil'deki Yahudi yerleşimini kapsayan H2'de sivil yetkiler ise Filistin Yönetimi'ne devredildi.

dvfgbhy
İbrahim Camii'nin ana girişinden bir bölüm (Şarku'l Avsat)

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihi bir değişikliktir. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Smotrich'in kararını reddetmesine rağmen İsrail, istediği düzenlemeyi fiilen hayata geçirdi.

Smotrich, çarşamba günü camide yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası (İbrahim Camii), İsrail halkının ilk egemen mülküdür. Efendimiz İbrahim'in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin sembolü haline geldi. Bu sabah, ilgili bütün tarafların profesyonel ve yoğun çalışmaları sayesinde üst örtü ve restorasyon projesinde son aşamaya ulaştık” dedi.

Smotrich, “Bu, tarihi bir döngünün kapanmasıdır. Ortak çabalar sayesinde, gelecek Yahudi Yeni Yılı'nda İsrail halkının geniş kitleleri burada uygun ve saygın koşullarda ibadet edebilecek” dedi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik kışkırtıcı söylemler

Smotrich'in adımı, İsrail'de Filistin Yönetimi'ni hedef alan geniş kapsamlı bir kampanyanın yürütüldüğü dönemde atıldı.

Smotrich, bundan bir gün önce Filistin Yönetimi'nin devrilmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklama, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistin Yönetimi'ni topyekûn savaşla tehdit etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimlerinin veya bunlarla bağlantılı unsurların taraf olduğu çatışma ve karışıklıkların yaşanması halinde, orduya yönetimin üst düzey yetkililerine ve kurumlarına karşı kapsamlı bir savaşa hazırlık emri verdiklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İbrani medyasından aktardığına göre Katz'ın planı; “Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkililerine yönelik hedefli suikastlar düzenlenmesi, altyapının imha edilmesi, operasyonların başlatıldığı Filistin kent ve köylerinden halkın tahliye edilmesi ve bölgenin işgal edilmesini” içeriyor.

Netanyahu da daha önce Filistin Yönetimi'ne bağlı unsurların İsrail'e yönelik saldırılara katılması ihtimalini orduyla görüşmüştü.

İsrailli yetkililer zaman zaman Filistin Yönetimi'ni hedef alan açıklamalar yaparak, yönetimin Batı Şeria'daki yerleşimlere 7 Ekim 2023 saldırısına benzer bir saldırı düzenleyebileceğini öne sürüyor. Bu yetkililer, yönetimin silahlarına el konulmasını, güvenlik birimlerinin tamamının veya bir bölümünün dağıtılmasını, hatta Filistin Yönetimi'nin tamamen lağvedilmesini talep ediyor.

cvfbgh
İbrahim Camii'nin içinde Hz. İbrahim'in makamı (Şarku'l Avsat)

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de defalarca Filistin Yönetimi'nin feshedilmesini istedi ve İngiltere'nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarının ardından bu talebini yineledi.

İsrail'deki yerleşimci hareketinin liderleri de yerleşimlere yönelik yaptırımlara karşılık olarak Oslo Anlaşmaları'nın iptal edilmesini, işgal altındaki Batı Şeria'daki A ve B bölgelerinde yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi'nin dağıtılması için çalışılmasını talep etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11'in aktardığına göre, Batı Şeria'daki yerleşimler konseyi başkanı Yisrael Gantz, İsrail'deki ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ile görüşerek Washington'un yaptırımlara karşı atabileceği adımları ele aldı.

İsrail, Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ni siyasi ve ekonomik abluka uygulayarak ve yetki ve rollerini etkileyen yasal düzenlemelerde değişiklikler yaparak hedef alıyor. El Halil'de atılan son adım da bunun örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Polis mensuplarının tutuklanması ve tazminatlar

İsrail ordusu Batı Şeria'nın merkezinde her gün operasyonlar düzenlerken, yerleşimciler de ölümcül saldırılar gerçekleştiriyor. Ordu bu hafta operasyonlarını yoğunlaştırdı ve Batı Şeria'nın kuzey ve orta kesimlerinde silahlı hücreleri etkisiz hale getirdiğini, ayrıca Tubas yakınlarında fırlatma rampası bulunmayan bir roket mermisi tespit edildiğini ve hemen imha edildiğini bildirdi.

İsrail ordusu çarşamba günü, Beytunya yakınlarında C Bölgesi'nde kontrol noktası kurulmasına karıştıkları gerekçesiyle bazı Filistinli polislerin gözaltına alındığını açıkladı. Ordu, polislerin “yetkilerini aşarak hareket ettiğini” savundu.

Filistinli bir polis ekibi daha önce Beytunya yakınlarındaki bir yolda silahlı bir İsrailli yerleşimciyi durdurmuş, kısa süre sonra da bu kişiyi İsrail güçlerine teslim etmişti.

İsrail güvenlik teşkilatı olayı, Filistin güvenlik birimlerinin “ciddi bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi.

Filistinli polislerin gözaltına alınması, İsrail güvenlik güçlerinin Beytüllahim'deki bir hastanenin avlusunda Filistin polis devriyesini durdurduğu ve polisleri aşağılayıcı uygulamalara maruz bıraktığı olayın ardından geldi. Söz konusu adım, “Filistin Yönetimi'nin itibarına darbe” olarak değerlendirildi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik bir başka adımda ise Kudüs Bölge Mahkemesi, daha önce görülmemiş bir kararla, saldırılarda yaralanan İsrailli asker ve polislerin de yalnızca sivillerle sınırlı kalmayacak şekilde “Terör Mağdurlarının Tazmini” yasası kapsamında tazmin edilmesine hükmetti.

“Yedioth Ahronoth” gazetesinin haberine göre mahkeme hâkimi, yasanın güvenlik güçleri mensuplarına uygulanamayacağı yönündeki Filistin Yönetimi'nin itirazını reddeden üç karar verdi. Mahkeme, Filistin Yönetimi'nin yıllar önce Kudüs'te düzenlenen araçlı saldırıda yaralanan bir asker, bıçaklı saldırıda yaralanan bir kadın polis ve silahlı saldırıda yaralanan bir askere toplam olarak yaklaşık 50 milyon şekel tazminat ödemesine hükmetti.


İsrail, Gazze’ye yerleştirdiği casusluk cihazlarını imha ediyor ve güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırıyor

Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
TT

İsrail, Gazze’ye yerleştirdiği casusluk cihazlarını imha ediyor ve güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırıyor

Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)

Geçen 11 Haziran’da İsrail’e ait bir insansız hava aracı, Gazze kentinin güneyindeki Sabra Mahallesi’nde Furvane ailesine ait bir evin çatısına füze bıraktı. Saldırıda, evin çatısında bulunan kimliği belirsiz cisme yaklaşan aile fertlerinden biri hayatını kaybetti.

Saha kaynaklarının “Şarku’l Avsat”a verdiği bilgiye göre hayatını kaybeden kişi, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı “Mühendislik Birimi”nde görev yapan 35 yaşındaki Ebu Furvane’ydi. Furvane, söz konusu cismi kontrol etmek üzere çatıya çıktığı sırada bir insansız hava aracı (İHA) füze fırlattı. Füzenin isabet etmesiyle cisim patladı ve aktivist hayatını kaybetti.

Furvane’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık dört Filistinli grup mensubunun, iki ila üç aylık bir dönem içinde benzer yöntemle öldürüldüğü ortaya çıktı. Görünüşe göre söz konusu kişiler bir şekilde tuzağa çekildi. Ancak bu durumun, grupların ilgili birimleri ile Kassam Tugayları ve Hamas yönetimine bağlı güvenlik kurumlarınca henüz kesin olarak doğrulanmadığı belirtildi.

“Şarku’l Avsat”ın çeşitli saha kaynaklarından derlediği bilgilere göre İsrail son dönemde Gazze Şeridi’nin içine yerleştirdiği casusluk cihazlarını hedef alan saldırılara başvurdu. Kaynaklar, yaklaşık iki hafta önce Hamas’ın üst düzey güvenlik sorumlusu Muin el-Arabid’in İsrail özel kuvvetleri tarafından yakalanmasının ardından bu saldırıların yoğunlaştığını belirtti. Ancak iki olay arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğu doğrulanmadı.

Söz konusu kaynaklara göre son üç gün içinde Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda yıkılmış iki evin çatısındaki casusluk cihazları, intihar saldırısı düzenleyen İHA’lar tarafından imha edildi. Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde bir başka casusluk cihazı keşif uçağı tarafından hedef alınarak patlatıldı. Ayrıca bir hafta önce Tel el-Heva Mahallesi’nde yıkılmış bir binanın çatısındaki küçük cihaza bir İHA tarafından bomba bırakıldı.

Kameralar ve dinleme cihazları

İsrail, gerek son Gazze savaşında gerekse daha önceki dönemlerde görsel ve işitsel casusluk cihazlarını bir silah olarak hep kullandı.

Saha kaynaklarından birine göre İsrail, son günlerde çeşitli bölgelerde küçük “quadkopter” tipi İHA’ların uçuşlarını yoğunlaştırdı. Kaynak, bu araçların bazılarının patlayıcı taşıyan intihar dronları olduğunu ve görevlerinin gözetleme ve casusluk faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını belirtti.

hyju
Gazze savaşı sırasında bulunduğu ve İsrail’e ait casusluk cihazları olduğu öne sürülen cihazlar (Filistinli grupların sosyal medya hesapları)

Bir başka kaynak, savaş sırasında yıkılmış evlerin çevresinde, kamuya açık caddelerde, hastanelerde ve başka noktalarda casusluk cihazlarının tespit edildiğini söyledi. Kaynağa göre cihazların büyük bölümü, kara operasyonları sırasında Şerit’in farklı bölgelerine yerleştirildi.

Kaynaklar bu cihazların, bazı aktivistlerin yüzlerinin tespit edilmesine ve cihazlardan yalnızca birkaç metre uzaktayken öldürülmelerine katkı sağladığını belirtti. Bunlardan bazıları, Gazze kentindeki Nasr Mahallesi’nde kamuya açık yollarda hareket ederken, bölgedeki cihaz henüz fark edilmeden öldürüldü.

Geçen mart ayının sonunda, Filistinli gruplardan bazı aktivistlerin sökmeye çalıştığı bir cihaz Deyr el-Belah’ta patladı. O sırada cihazın kendiliğinden mi yoksa bir İHA’nın müdahalesiyle mi patladığı belirlenemedi.

Saha kaynakları o dönemde bu cihazların kameralar, ses dinleme sistemleri ve çeşitli sensörler içerdiğini bildirmişti. Bazı cihazların tespit edilmeye çalışılması halinde kendini imha ettiği, bazılarının ise operatörlerine fark edildiklerine ilişkin uyarı veya sinyal göndererek imha edilmelerini sağladığı ifade edildi.

Kaynaklar, savaş sırasında veya ateşkesin ardından şimdiye kadar tespit edilen cihazların büyük bölümünün İsrail İHA’larıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Cihazların topladığı bilgilerin bu araçlara, oradan da İsrail güvenlik birimlerinin operasyon merkezlerine aktarıldığı belirtildi. Bazı cihazların ise bilgileri doğrudan uydular üzerinden ya da İsrail’le iş birliği yapan kişilerin sağladığı internet bağlantıları aracılığıyla ilettiği değerlendirildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail ordusunun baskın düzenlediği Şifa Hastanesi kompleksi gibi bazı hastanelerde de casusluk cihazları bulunduğunu belirtti. Bu cihazların bazılarının taşların içine yerleştirildiği, bazılarının ise hastaların kullandığı tıbbi bölümlerdeki mobilyaların içine gizlendiği kaydedildi.

thyny
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda bir evin dün hedef alınması (DPA)

Kaynaklara göre cihazlarda, 800 metreye kadar mesafeden görüntü alabilen yüksek çözünürlüklü küçük kameralar ve 500 metreye kadar mesafedeki sesleri algılayabilen gelişmiş dinleme sistemleri bulunuyordu. Bu sistemler aracılığıyla bazı kişilerin, İsrail güvenlik birimlerinin daha önce tutuklanan aktivistlerden elde ettiği ya da cep telefonu ve diğer iletişim araçları üzerinden topladığı ses örnekleriyle karşılaştırma yapılarak seslerinden teşhis edilmesi mümkün olabiliyordu.

Bu cihazlardan bazıları, özellikle Han Yunus’un Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş kişiler için kurulan kamplarda da bulundu. Kaynaklara göre İsrail’le iş birliği yapan kişiler, bölgedeki hareketliliği izlemek ve yerinden edilenleri dinlemek amacıyla cihazları buraya yerleştirdi. Bazıları kış aylarında çadırların su altında kalmasının ardından fark edilirken, bazıları taş görünümünde kamufle edilmiş ahşap kutuların içine yerleştirilmişti.

Savaş öncesinde de kullanıldı

Son savaştan önce de Filistinli grupların ofislerinde ve aktivistlerin evlerinde küçük kameralar ile dinleme cihazları bulundu. Kaynaklara göre bu cihazlar internet modemlerinin veya elektrik şebekelerinin içine yerleştiriliyor, İsrail ile iş birliği yapan kişiler tarafından ticari mallarla birlikte Gazze’ye sokuluyordu.

Kaynaklar, bu cihazların büyük bölümünün farklı olaylarda işbirlikçilerin yakalanıp sorgulanması ve itiraflarının alınmasının ardından ortaya çıkarıldığını belirtti.

yumku
Çarşamba günü Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı inceleyen Filistinliler (DPA)

Mayıs 2018’de Kassam Tugayları’na bağlı altı mühendis, ele geçirilen bir casusluk cihazını incelerken meydana gelen patlamada hayatını kaybetti. Cihazla ilgili güvenlik incelemeleri, Kassam Tugayları’nın iç iletişim ağına casusluk cihazları yerleştirilmesi gibi ciddi güvenlik açıklarını ortaya çıkardı. Cihazların muhtemelen bir İHA tarafından uzaktan patlatılması sonucu mühendisler olay yerinde hayatını kaybetti. Kassam Tugayları ise o dönemde Gazze’deki “en tehlikeli İsrail casusluk operasyonunu” etkisiz hale getirdiğini açıkladı.

Yaklaşık 45 gün sonra, bir tüccarın İsrail istihbaratının talimatıyla Gazze Şeridi’ne soktuğu “granit taşı” içine gizlenmiş bir casusluk cihazı tespit edildi. Cihazın daha sonra Filistinli gruplardan birinin askeri tesisine götürülmesi planlanıyordu. Cihaz söz konusu tesise yerleştirildikten birkaç gün sonra fark edildi.

Aynı yılın kasım ayında Han Yunus’taki kontrol noktalarından birinde İsrail özel kuvvetlerine ait bir ekip tespit edildi. Daha sonra bu ekibin uzun süredir Gazze Şeridi’nde faaliyet gösterdiği ve evlere, konutlara ve çeşitli diğer noktalara farklı cihazlar yerleştirdiği ortaya çıktı.

Sahadaki gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmeler kapsamında İsrail, ikinci gününde de Gazze Şeridi’nde binaları, evleri, konutları ve bir araziyi hedef alan hava saldırıları düzenledi. Gazze kentindeki iki ayrı saldırıda ve Sarı Hat yakınlarında açılan ateş sonucu bir kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

İsrail savaş uçakları dün öğle saatlerinde Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda bir binadaki iki daireyi yıktı. Ardından Şerit’in merkezindeki Nuseyrat Pazarı’nda bir ticaret merkezinin üstünde bulunan başka bir daireyi bombaladı.

scdfgrthyj
Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde salı günü İsrail saldırısının hedef aldığı bir evde meydana gelen hasarı inceleyen Filistinliler (AFP)

Gazze kentinin güneybatısındaki Şeyh Aclin Mahallesi’nde İsrail, bir motosikleti hedef alan hava saldırısı düzenledi. Saldırıda iki kişi yaralandı; yaralılardan biri daha sonra aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kişinin, Ramallah’a bağlı Silvad beldesinden eski tutuklu Ferah Hamed olduğu belirtildi. Hamed, 2011 yılında yapılan esir takası kapsamında serbest bırakılmış ve o dönemde Gazze’ye sürgün edilmişti.

Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde düzenlenen hava saldırısında iki genç yaralandı; bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Ayrıca Sarı Hat yakınlarındaki Cibaliye ve Han Yunus dahil çeşitli bölgelerde açılan ateş sonucu üç kişi yaralandı.

İsrail savaş uçakları salı günü de Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir evi, Şerit’in merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda başka bir evi ve Gazze kentinin batısındaki Şifa Hastanesi kompleksi yakınlarında üçüncü bir evi yıktı. Ayrıca Şeyh Aclin Mahallesi’ndeki tarım arazisini bombaladı. Bu saldırılardan önce söz konusu bölgelerdeki bazı yerleşim alanlarının ve yerinden edilmiş kişilerin kamplarının boşaltılması istenmişti.

cfvbg
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta dün İsrail hava saldırısının hedef aldığı evden yükselen alevler (AFP)

İsrail ordusu, söz konusu binaların Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait silah depoları olduğunu ileri sürdü. Ordu, bazı unsurların bu silahları Gazze Şeridi’nde nöbet tutmak ve kontrolü pekiştirmek amacıyla kullanmaya yönelik hareketlerinin gözlemlendiğini iddia etti.

İsrail, aynı saatlerde Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mezarlığı çevresindeki bir evin çatısına ve Şati Mülteci Kampı’nda yıkılmış bir evin çatısına hava saldırıları düzenledi. “Şarku’l Avsat”a konuşan kaynaklar, her iki noktadaki casusluk cihazlarının patlatıldığını vurguladı.