ABD’nin 2011 tarihli Suriye-İsrail anlaşması taslağı: İran'dan vazgeçilmesi karşılığında Golan Tepeleri’nin geri alınması

Şarku’l Avsat, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın Suriye Özel Temsilcisi’nin arabuluculuğunda yapılan Esed ile Netanyahu arasındaki gizli müzakerelerin ayrıntılarını yayınlıyor

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)
TT

ABD’nin 2011 tarihli Suriye-İsrail anlaşması taslağı: İran'dan vazgeçilmesi karşılığında Golan Tepeleri’nin geri alınması

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in, 8 Kasım 2010'da John Kerry ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı iken yaptığı görüşmeden bir kare (AP)

Suriye ve İsrail, Arap Baharı protestolarının patlak vermesi öncesinde, Şubat 2011’de ABD'nin arabuluculuğuyla bir barış anlaşması imzalamanın eşiğindeydiler. ABD’nin arabulucu yetkilisi, ‘önceki tüm anlaşma metinlerinin çok daha ötesinde olan bir anlaşma taslağı’ hazırladı. Taslakta, Şam'ın Tahran ve Hizbullah ile ‘askeri bağlarını’ koparması ve İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri’nden 4 Haziran 1967 hattına çekilmesi karşılığında İsrail’e yönelik her türlü tehdidi ‘etkisiz hale getirmesi’ yer alıyordu.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki müzakerelere katılan yetkililer, ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Frederic Hof’un hazırladığı anlaşma taslağına ilişkin detayları, Şarku’l Avsat’a bizzat açıkladılar. Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, Muallim’in hukuk danışmanı Riyad Davudi ve ABD'nin son Şam Büyükelçisi Robert Ford’un katılımıyla en az iki müzakere oturumu düzenlenmesi planlanıyordu. Eski ABD Başkanı Barack Obama ve o zamanki yardımcısı Joe Biden (şuan ABD Başkanı), dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın katıldığı bu gizli müzakerelerden haberdardı. Her zaman ‘Golan Tepeleri’nin tamamını geri almaktan bahseden’ ve ‘İran ile stratejik ilişkiye bağlılığını ilan eden’ Şam, söz konusu müzakerelerin içeriği hakkında resmi bir yorumda bulunmaktan kaçındı.

Heyecan verici bir gösteri
ABD’nin eski Dışişleri Bakanı John Kerry, ‘Every Day Is Extra (Her Gün Daha Fazla)’ adlı kitabında,  Suriye Devlet Başkanı Esed’in ABD eski Başkanı Obama'ya İsrail ile barışın sağlanması için bir teklif gönderdiğini ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun teklifi ‘şaşırtıcı’ bulduğunu yazdı. Kerry kitabında, 2009 yılında ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’ne başkanlık ettiği dönemde Şam’ı ziyaret ettiğini ve Esed ile yaptığı görüşmede çeşitli konuları ele aldığını belirtti. Kerry, bu konular arasında, İzak Rabin, Şimon Peres, Ehud Barak, Ehud Olmert ve (1996 ve 1999 arasındaki ilk başbakanlığı döneminde) Binyamin Netanyahu hükümetleri sırasında yapılan, ancak başarısızlıkla sonuçlanan önceki girişimler çerçevesindeki İsrail ile barış anlaşmasının da olduğunu aktardı.
Kerry kitabında şu ifadelere yer verdi:
“Esed, Suriye’nin 1967'de kaybettiği Golan Tepeleri’ni geri alabilmek umuduyla gerçek barış müzakerelerine girmek için ne gerektiğini sordu. Eğer bu konuda ciddilerse haber vermeden bir teklif sunmaları gerektiğini söyledim. Bana teklifin nasıl olması gerektiğini sordu, ben de düşüncelerimi onunla paylaştım. Bunun ardından Esed, üst düzey yardımcılarından birini kendisi adına Obama'ya bir mektup yazması talimatı verdi.”
Görüşmeleri sırasında Esed’in Obama’dan İsrail ile Suriye arasındaki yeni barış müzakerelerini desteklemesini istediğini belirten Kerry, “Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri’ni kendisine geri vermesi karşılığında bir dizi adım atmaya hazırdı” dedi.
Esed ile görüşmesinin ertesi günü İsrail'e uçan Kerry, 10 yıl sonra yeniden iktidara dönen Netanyahu ile bir araya geldiğinde, Esed ile yaptığı görüşmeyle ilgili kendisine bilgi verdi. Kerry’nin kitabında aktardıklarına göre Netanyahu, Esed'in bunca zamandır, daha önce adım atmaya hazır olduğunun çok daha ötesinde bir anlaşmaya ulaşmaya hazır olmasına şaşırdı.
Kerry, ‘Esed teklifini’ Netanyahu'ya sunduktan sonra Washington’a taşıdığını ve Obama yönetiminin Hizbullah'a yapılan bazı silah sevkiyatlarının durdurulması da dahil olmak üzere hem ABD hem de İsrail'e karşı ‘güven artırıcı önlemler’ talep ederek Suriye Devlet Başkanı’nın ciddiyetini test etmeye çalıştığını ifade etti.
Kerry kitabında şunları yazdı:
“Esed’in, kendisine durdurmasını söylediğimiz Hizbullah'a yönelik davranış biçimini eskisi gibi sürdürdüğünü duyduğumu hatırlıyorum. Bu tam bir hayal kırıklığıydı, ama şaşırtıcı değildi.”

İran’ın saldırıları
1991'de Madrid Barış Konferansı'nın ardından barış görüşmelerinin başlamasından sonra Suriye ve İsrail arasında, ‘masanın dört ayağı’ olarak bilinen Rabin müzakerelerinin gerçekleştirildiği girişimler yapıldı. Müzakerelerde geri çekilme, barış ilişkileri, güvenlik düzenlemeleri, Suriye ve İsrail genelkurmay başkanları arasında yapılacak toplantılar, Golan Tepeleri’nden ‘tamamen geri çekilme’ taahhüdü içeren gizli ve açık müzakereler, ‘normal barış ilişkileri’ kurma görüşmeleri için takvim belirlenmesi ve büyükelçiliklerin yanı sıra 4 Haziran 1967 hattındaki sınır kapılarının açılmasının tartışılması gibi konuların ele alınması bekleniyordu.
Kasım 1995’te İsrail Başbakanı Rabin’in suikast sonucu öldürülmesi sonrasında (Şimon) Peres, Suriye ile barış anlaşması yaparak konumu güçlendirmeye çalıştı. Bu nedenle anlaşmaya varmak için iki ülke arasındaki müzakereleri hızlandırdı. Bunun üzerine 1996 yılının başlarında ikili görüşmeler başladı. Fakat görüşmeler, Tel Aviv, Aşkelon ve Kudüs'teki intihar saldırılarının ardından çöktü. İlgili bir kaynağın aktardığı bilgilere göre ö dönem görüşmelere katılan İsrail heyeti, ABD'deki bir müzakere oturumunda Suriye heyetine, ‘müzakereleri engellemeye yönelik saldırıların arkasında İran’ın olduğunu’ bilgisini verdikten sonra Suriye’nin ‘terör saldırılarını kınaması gerektiğini’ dile getirdi. Ancak müzakereler çöktü ve Peres hükümeti, Lübnan’daki ‘Gazap Üzümleri’ adlı operasyonu başlattı.
1996 yılında iktidarı Netanyahu hükümeti devraldıktan sonra eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, 1998 yılında, Amerikalı işadamı Ronald Lauder aracılığıyla Netanyahu ile ‘geniş kapsamlı ve ayrıntılı’ bir anlaşma için müzakerelerde bulundu.
Daha sonra Netanyahu’nun halefi Ehud Barak da müzakerelerin yeniden başlaması için teklifte bulundu. Kendisi ile eski Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara arasında eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın himayesinde İsrail’in Suriye’ye barış ve güvenlik düzenlemeleri karşılığında Haziran ayına kadar Golan Tepeleri’nden çekilmeyi teklif ettiği bir görüşme gerçekleşti. Washington yakınlarındaki Shepherdstown'da, çetrefilli bir dosya olan su sorunun ele alındığı ayrıntılı çalışma oturumları düzenlendi.  İsrailliler, su konusunun ‘kırmızı bir çizgileri olduğunu söylediler. Bunun üzerine Amerikalılar bir barış anlaşması taslağı benzeri bir ‘çalışma raporu’ sundular.
Obama, 2000 yılının başlarındaki müzakere turunun sonunda Amerikalılara, İsrail'e gitmesi ve ardından müzakerelere devam etmek için Shepherdstown'a dönmesini gerektiren ‘karmaşık iç durum’ nedeniyle bir barış anlaşması imzalayamayacağını söyledi. Sağlık sorunları yaşayan (baba)  Esed dönemindeki son girişim, Mart 2000’de, Cenevre'de Clinton ile yaptığı görüşme oldu. Suriye-ABD zirvesi, Clinton’ın daha önce Esed’in reddettiği 4 Haziran hattı ve Taberiye Gölü (Celile Denizi) haritasını sunması sonrası Suriye’nin Taberiye Gölü kıyısına erişimiyle ilgili anlaşmazlık nedeniyle 20 dakika içinde çöktü.
Beşşar Esed, 200’li yılların ortalarına gelindiğinde, uluslararası toplumdan tecrit edilmiş haldeki Suriye’nin devlet başkanlığını devraldı. Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 2005 yılında öldürülmesinin ardından Şam, Tel Aviv'le Washington'ın uyguladığı tecriti kaldırmaya yönelik müzakereler yapma arzusunu dile getirerek, esneklik gösterdi. Türkiye, 2008 yılı sonlarında, o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Esed ve dönemin İsrail Başbakanı Olmert arasında yaptığı arabuluculuk sayesinde doğrudan müzakerelerin ön görüşmelerine sponsor oldu. Ancak İsrail’in aynı yılın sonunda Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar nedeniyle bu girişim de çöktü.
Avrupa ülkelerinin Suriye’ye uyguladığı tecrit sona erdikten sonra ABD’nin tecridi de sona erdi. Robert Ford, ABD’nin Şam büyükelçiliğine atandı. Washington, 2010 yılında, Ankara'nın çabaları, Obama yönetiminin barış sürecini harekete geçirme arzusu ve Suriye-İsrail müzakerelerinin gidişatını test etmek için George Mitchell'in ABD'nin Ortadoğu özel temsilcisi atanması da dahil olmak üzere önceki çabaları üzerine yeni bir girişim inşa etmeye başladı. Bu son girişim gizliydi. Müzakere sürecine dahil olan ülkelerde bu müzakereleri bilenlerin sayısı oldukça sınırlıydı. ABD tarafında Başkan Obama, Yardımcısı Biden, Dışişleri Bakanı Clinton, Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon, ABD'nin Tel Aviv Büyükelçisi Dan Shapiro ve Şam Büyükelçisi Robert Ford müzakerelerden haberdardı. Suriye tarafında, Devlet Başkanı Esed, Dışişleri Bakanı Muallim ve Hukuk Danışmanı Davudi müzakereleri, Muallim, Davudi, Hof ve Ford arasında yapılan görüşmeler sırasında öğrendiler. İsrail'de ise müzakerelerden haberdar olanların sayısı ise, Hof'un dönemin Savunma Bakanı Ehud Barak'ın da katıldığı Netanyahu ile Başbakanlık resmi konutunda yaptığı görüşmelere katılanlarla sınırlıydı.

Esed-Hof
Bu çerçevede yapılan son görüşme 28 Şubat 2011'de, yani Libya ve Mısır'da rejimlerin değişmesine neden olan ve Şam'da gösterileri başladığı Arap Baharı’nın ortasında Esrd ile Hof arasında gerçekleşti. Anlaşmanın taslağını hazırlayan Hof, taslağın, İsrail'in Golan Tepeleri'nden 4 Haziran hattına çekilmesi karşılığında Şam'ın Tahran ve Hizbullah ile ‘askeri bağlarını’ koparmasını öngördüğünü söyledi.
ABD’li eski bir komutan ve ihtilaflı bölgelerin sınırlarını belirleme alanında uzman olan Hof, 1990’lı yılların başlarında 4 Haziran hattını çizen ilk kişiydi. ABD son Şam Büyükelçisi Ford, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Hof Şam’a geldiğinde Esed ile yapacağı görüşmeye, ancak Hof’un Büyükelçilik konutu olan evinde kalması şartıyla kabul ettiğini söyledi. Suriyeli istihbarat servislerinin Hof ile arasında geçen konuşmayı duymaları için onu açık bir hattan aradığını belirten Ford, “Suriyelilerin bizim bir ekip olduğumuzu anlamaları için sizin ve yardımcınızın Büyükelçilik konutunda kalmanız şartıyla görüşmeye katılmayı kabul ediyorum” dediğini ve böyle de olduğunu söyledi. Hof’un kendisine görüşmenin içeriğinden bahsettiğini söyleyen Ford, “Esed'le yapılan görüşmede yaşananların ayrıntılarını ve genel olarak müzakereleri anlatması için bundan sonrasını ona bırakıyorum” ifadelerini kullandı.
İsrail tarafından 2012 yılında yayınlanan raporlara göre Hof’un hazırladığı taslak, İsrail'in Suriye ile İran arasındaki bağların kesilmesine yönelik bir ‘beklentisini’ içeren kapsamlı bir barış anlaşması karşılığında Netanyahu'nun 4 Haziran 1967 sınırlarına çekilme talebine olumlu baktığı ve Şam'a Golan Tepeleri’nin tam kontrolünü vereceği müzakereleri içeriyordu.
Görüşmelerin içeriğini bilen yetkililere göre Hof, ‘Esed'in İran ve Hizbullah ile arasındaki ilişkiyi sona erdirdiği ve dikkatini ABD ve ılımlı Arap ülkeleri ile ittifaklara çevirdiği bir barış anlaşmasının mümkün olduğuna’ ikna olmuştu. Şarku’l Avsat’a konuşan yetkililerden biri, “Bir barış anlaşması taslağı görmedim. Bunlar müzakerenin sonu değil, başlangıcıydı” ifadelerini kullanırken bir başka yetkili, “İki tarafın belirli bir takvim üzerinde anlaşıp anlaşmadıkları veya Golan Tepeleri’ndeki su sorununa bir çözüm bulup bulmadıkları net değildi” şeklinde konuştu. Suriye, İsrail'in 4 Haziran hattının ötesindeki su kaynakları üzerinde hakkı olmadığını söylerken, İsrail, ordusu 4 Haziran hattının gerisinde olsa bile suya erişim sağlayacak lojistik bir askeri varlığının olmasını istediğini söylüyordu.
Su ve Taberiye Gölü kıyısına konusundaki anlaşmazlık, Mart 2000'deki (baba) Esed-Clinton zirvesinin Esed’in göl kıyısına erişim konusunda ısrarı ve Ehud Barak’ın bunu reddetmesi sonucu çökmesine yol açan nedenlerden biriydi. Öte yandan İsrailliler göl kıyısının çevresinde, herhangi bir anlaşma olmadan Suriye'nin buraya erişimini imkansız kılan bir yol inşa ettiler.
Hof’un arabuluculuğunun ‘koşullu ve zorlayıcı’ olduğunu söyleyenler, 1990’ların ortalarında görev yapan ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Warren Christopher’ın ‘Ya olursa?’ başlığı altında liderlik ettiği müzakerelerde Esed’e “Eğer Rabin Golan Tepeleri’nden tamamen çekilme sözü verirse? Barışçıl ilişkilere (normalleşmeye) hazır mısınız?” önerisinde bulunulduğunu belirttiler. İzak Rabin o dönem cebine, Esed'in barış ilişkileri ve güvenlik düzenlemelerini içeren talepleri kabul etmesi halinde Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmeye yönelik hazırlıkları içeren bir taslak koydu. Yetkililerden biri, Netanyahu’nun Hof’un arabuluculuğunda, ‘Suriyelilerin bölgesel yönelimlerini değiştirmelerini ve İran ile bağları kesmelerini öngören bir barış anlaşmasına razı olmaları halinde, Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmeye hazır olduğunu’ ifade etti.
Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'li bir yetkili, tarafların ciddiyetinden şüphe olmadığını söyledi. Yetkili “İsrailliler Suriye yaklaşımında stratejik bir değişiklik, Suriyeliler ise 4 Haziran hattına kadar tüm bölgeleri geri almak istiyordu ve müzakereler bu şarta bağlıydı. Her iki tarafta da büyük bir ilerleme kaydedildi. ABD’nin müzakerelerin ciddiyeti konusunda hiçbir şüphesi yoktu. Diğer tarafın ne kadar ileriye gideceğini öğrenmek konusunda hem Esed hem de Netanyahu ciddi bir tutum içerisindeydi.  Hof'un Esed ile 28 Şubat'ta yaptığı görüşme, Esed'in neler yapabileceğine dair açık bir işaretti” ifadelerini kullandı.
Amerikalılar, anlaşmanın yazılı taslağının ABD’ye ait olduğunu söyleme konusunda oldukça heveslilerdi. Bu onlar için önemliydi. Bunun nedeni, ABD'nin Orta Doğu özel temsilcisi George Mitchell’in Netanyahu ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Ebu Mazen) arasında herhangi bir anlaşma formüle etmemesiydi. Bunun yanı sıra ABD’nin Suriye ve İsrail arasında doğrudan görüşmelerin olmadığı, bunun yerine müzakerenin Hof üzerinden yapıldığına dair bir iddiası vardı.

Güvenin inşası
Suriye protestolarının patlak vermesinin onuncu yıldönümünün arifesindeki son müzakere girişimi büyük önem kazanırken özellikle (Suriye'deki ana aktör) Moskova, Şam ve Tel Aviv arasında ‘güveni inşa etmek’ için esir takası anlaşması, Yermuk Kampı'ndaki mezarlıkta bulunan İsrailli askerlerin kalıntılarının iadesi, 2018'deki Golan Tepeleri ile ilgili görüşmelere yeniden başlamasına garantörlük yapılması ve İran ve milislerinin Suriye'nin güneyinden uzaklaştırılması gibi konulara odaklanan bir arabuluculuğa liderlik ediyor.
Müzakereler, Arap ülkelerinin, Şam ile Tel Aviv arasında kanalları açmaya veya aralarında bir barış anlaşmasına ulaşılması için girişim başlatmaya ve Suriye'nin yeniden inşası için fon sağlamaları ve ekonomik sorunlarını çözmeleri karşılığında İran'dan ‘uzaklaşması’ olasılıklarını test etmek için gizli toplantılar düzenlemeye niyetli olduklarına dair haberlerin ardından bir kez daha önem kazanıyor.
Tel Aviv, özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2019 yılında İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki ‘egemenliğini’ desteklemesi ve İran’ın Suriye'deki askeri noktalarına düzenlediği bombardımanları sürdürmesinin ardından siyasi müzakerelere, Şam ise ‘İsrail’in Golan Tepeleri’nden tamamen geri çekilmesini’ öngörmeyen ve ‘İran ile stratejik ilişkilerini tehlikeye atan’ bir barış anlaşmasına ilgili göstermedi.
ABD’nin Şam Büyükelçisi Ford, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Esed’in karşılığında çok şey almadıkça İsrail'le barış anlaşması imzalaması artık oldukça zor. Çükü şuan İran'ın, milislerinin ve Hizbullah’ın desteğine ihtiyacı var. Aksi takdirde rejimin, Badiye (Suriye Çölü), Humus, Suveyda ve Dera'nın bir bölümünü kontrol etmesine kim yardım edecek? Esed bir barış anlaşması imzalayıp Şam'da bir İsrail büyükelçiliği açsa bile Şam, Batı'dan mali yardım alabilecek mi? Suriye'de işlenen tüm suçların ardından mali akışın olması ve yaptırımların kaldırılması son derece güç. Terör örgütleri olarak listeleme, Lübnan'a müdahale ya da bazı istisnaların yanı sıra Arap ve Avrupa ülkelerinin yardımlarının gelişi ile ilgili ABD’nin bazı yaptırımları kaldırılabilir. ABD’de barış anlaşması imzalansa bile Esed'e sempati duyulmayacaktır. Herhangi bir barış anlaşması karşılığında teklif edilebileceklerin de sınırları vardır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Şam'ın yaklaşımına ilişkin değerlendirmede bulunan bir Arap yetkili, rejimin bir barış anlaşmasının imzalanmasını, Golan Tepeleri’nin tamamını geri alacağına dair açık bir garanti olmaksızın kabul etmesinin ve İran'dan tamamen uzaklaşmasının zor olduğunu söyledi.
Suriye, İsrail, bölge ve ABD’deki durumu yakından takip eden üst düzey bir yetkili, mevcut duruma ilişkin yorumunda, “Bu belki de geçtiğimiz yıllardaki gibi Suriye ile İsrail arasında bir barış anlaşmasına ulaşma çabasının sonuncusuydu. En iyi ihtimalle yeni bir uzlaşı veya anlaşma varılsa da onlarca yıldır okuduğumuz ve müzakere ettiğimizden farklı olacaklardır” dedi.



Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

TT

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

İsrail dün Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı sivil geçişlerine yeniden açtı. Bu adımın, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden ayrılmasına ve İsrail’in yürüttüğü savaştan kaçarak bölge dışına çıkanların geri dönmesine imkân tanıyacağı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş ve çıkış yapan Filistinlilerin güvenlik kontrolünden geçirilmesini talep ediyor.

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesle kırılgan bir şekilde durmuştu. Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması, Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik daha geniş kapsamlı planının ilk aşamasında yer alan önemli şartlardan biri olarak görülüyor.

cdfgt
Filistinli hastalar, Han Yunus'taki Kızılay Hastanesi'nin avlusunda tekerlekli sandalyelerinde oturarak, yurtdışında tedavi görmek üzere Refah Sınır Kapısı’ndan tahliye edilmeyi bekliyor. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, İsrailli bir güvenlik yetkilisi, “Avrupa Birliği (AB) adına sınır desteği sağlamak üzere AB Refah Sınır Yardım Misyonu (EUBAM) ekiplerinin gelmesinin ardından, Refah Sınır Kapısı, giriş ve çıkışlar için halkın kullanımına açılmıştır” dedi. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN’ın bildirdiğine göre, Gazze Şeridi’nden 150 kişinin ayrılması bekleniyor; bunların 50’si hasta. Karşılık olarak, 50 kişinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verilecek.

Yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi'ne girişi yasaklandı

Genel olarak Filistinliler, 7 Ekim 2023’teki saldırının ardından patlak veren İsrail’in Gazze operasyonlarının ilk dokuz ayında Refah Sınır Kapısı üzerinden Mısır’a geçebiliyordu.

cdfgrt
İnsani yardım malzemesi taşıyan kamyonlar dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a ulaştı. (DPA)

Filistinli yetkililer, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 100 bin Filistinlinin Gazze Şeridi’nden ayrıldığını, bunların çoğunun ilk dokuz ay içinde çıkış yaptığını belirtiyor.

Uluslararası sesler

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına yönelik uluslararası sesler gelmeye devam etti; açıklamalar arasında adımı memnuniyetle karşılayanlar ve daha fazla yardımın Gazze Şeridi’ne ulaştırılması talebinde bulunanlar oldu.

AB Komisyonu’nun Akdeniz’den Sorumlu Üyesi Dubravka Suica dün, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ardından Gazze Şeridi’ne daha fazla insani yardımın girişine izin verilmesi çağrısında bulundu.

sfr
Mısır ambulansları Refah Sınır Kapısı önünde bekliyor. (Reuters)

Suica, X platformundaki paylaşımında, “Yaklaşık iki yıl aradan sonra, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı, sivil geçişleri için yeniden açıldı. Bu adım, uzun süredir beklenen bir barış planı aşamasını temsil ediyor ve birçok kişi için bir nebze rahatlama ve umut getirecek” ifadelerini kullandı.

Suica, “Şimdi daha fazla yardımın girişine izin verilmesi şart; halk hâlâ acı çekiyor ve kayıpların sayısı kabul edilemeyecek kadar yüksek” dedi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper da dün, Gazze Şeridi’ndeki ana sınır kapısı Refah’ın yeniden açılmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Cooper, kapının Filistinlilerin her iki yönde yaya olarak geçişine imkân tanıdığını belirtirken, daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Cooper, X platformundaki paylaşımında, “Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasını, insanların her iki yönde yaya olarak geçiş yapabilmesi açısından memnuniyetle karşılıyorum. Bu, bazı ciddi şekilde yardıma muhtaç kişilerin Mısır’da tıbbi hizmet almasına olanak tanıyor. Ancak hâlâ yapılması gereken çok şey var. Yardımlar akmalı, temel ihtiyaç malzemelerine uygulanan kısıtlamalar hafifletilmeli ve yardım çalışanlarının görev yapmasına izin verilmeli” ifadelerini kullandı.

İsrail, güçlerinin bölgeyi işgal etmesinin ardından Refah Sınır Kapısı’nı kapatmış, ayrıca Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Philadelphia Koridoru’nu da kapalı tutmuştu.

Bu adım, yaralı ve hastalıklı Filistinlilerin bölgeden çıkarak tedavi görmesine imkân tanıyan hayati bir geçidi işlevsiz hale getirmişti. Geçen yıl, birkaç bin kişinin üçüncü ülkelerde tedavi görmesine izin verilirken, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre hâlâ binlerce kişi yurt dışında sağlık hizmetine ihtiyaç duyuyor.

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına rağmen, İsrail yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişine izin vermeyi hâlâ reddediyor. Gazeteciler, savaşın başından bu yana bölgeye girişleri yasaklanan ve savaşın yol açtığı geniş yıkımla karşı karşıya kalan Gazze Şeridi’ndeki durumu aktaramıyor.

Gazze Şeridi’nde yaklaşık iki milyon Filistinli, yıkılmış şehirlerinin enkazı arasında geçici çadırlarda ve hasarlı evlerde yaşamını sürdürüyor.

İsrail Yüksek Mahkemesi, yabancı gazetecilerin İsrail üzerinden Gazze Şeridi’ne girişine izin verilmesi talebiyle Yabancı Gazeteciler Derneği tarafından açılan davayı inceliyor. Hükümetin avukatları, gazetecilerin girişinin İsrail askerleri için risk oluşturabileceğini öne sürerek, olası tehlikelere dikkat çekiyor.

Dernek ise bu iddiaları reddediyor ve halkın bağımsız, hayati bir bilgi kaynağından mahrum bırakıldığını vurguluyor. Dernek ayrıca, savaşın başından itibaren birçok BM ve yardım görevlisinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verildiğine işaret ediyor.

Trump’ın Gazze planı, ikinci aşamasına girerken, yönetimin Filistinli teknokratlardan oluşan bir komiteye devredilmesini, Hamas’ın silah bırakmasını ve İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini öngörüyor; ardından yeniden imar çalışmaları yapılması planlanıyor.

İsrail, Hamas’ın silah bırakma olasılığı konusunda şüphelerini koruyor ve bazı yetkililer, ordunun yeniden savaşa hazırlık yaptığını belirtiyor. Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, ekim ayında yapılan ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 500’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini, İsrail tarafında ise 4 askerin öldüğünü aktardı.

Geçtiğimiz cumartesi günü, İsrail ateşkesten bu yana gerçekleştirdiği en şiddetli hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda en az 30 kişi hayatını kaybederken, İsrail bunu, Hamas’ın cuma günü ateşkesi ihlal etmesine karşı bir yanıt olarak nitelendirdi.


ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.