Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Mesajların alınıp-verildiği bir saha değiliz ve hiç kimsenin tarafında yer almayacağız’

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi
TT

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Mesajların alınıp-verildiği bir saha değiliz ve hiç kimsenin tarafında yer almayacağız’

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi

Bağdat, önümüzdeki Cuma günü, Irak'ın kurumlarının ve egemen kararının yanı sıra bölgedeki ve dünyadaki rolünü yeniden canlandırma girişimine ışık tutacak ‘birlikte yaşama ve hoşgörü’ ziyareti çerçevesinde Papa Francis'i ağırlamaya hazırlanırken Irak’ın gündemi bugünlerde oldukça yoğun. Bu yoğun gündemin ana başlıklarından biri, bazılarının Irak’taki füzeli saldırılarla verilen ‘sıcak’ mesajların ilk nedeni olarak gördüğü, İran ile yeni ABD yönetimi arasındaki ilişkinin neler getireceğidir. Bu gündem maddesinin, erken genel seçimlerde temsil edilen ve bir takım boyutları yani, partilerin ve grupların boyutlarını ve onlarla birlikte devletin varlığının ve meşru kurumlarının boyutunu belirleyecek olan önemli bir iç meseleyi de etkileyebileceği açıktır. Şarku'l Avsat'ın Irak Başbakanı Kazimi ile yaptığı röportajın Bağdat’ta gerçekleşmesi gerekiyordu. Ancak röportaj koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle uzaktan yapılabildi.
İşte Şarku’l Avsat’ın Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi ile gerçekleştirdiği röportaj;

Irak, Papa Francis’in bir kez gerçekleştireceği bir ziyarete hazırlanıyor. Bu ziyaretle ilgili düşünceleriniz neler?
Temsil ettikleri ve çağrışımları ile bu ziyaret, tüm bileşenleri ile halkımız için hangi dine veya mezhebe mensup olduklarına ve alt kimliklerine bakılmaksızın kucaklayıcı bir ulus olarak tüm Iraklılar arasında hoşgörü, milli ortaklık ve vatandaşlık bağları yaklaşımı konusunda bir anlayışı ve Papa Hazretleri'nin desteğini temsil etmektedir. Ziyaret, daha derin anlamda, Papa’nın tarih boyunca medeniyetlerin ve insanlığın mirası, ilahi dinlerin beşiği, bilimsel ve kültürel değerler, keşifler ve çeşitli alanlardaki ilerleme, gelişme ve keşiflerin hareketini zenginleştiren bir kol olarak kutsadığı Irak'ın konumunu vurgulamak için atılan bir adımdır.

Papa'nın Şii din adamı Ayetullah Ali es-Sistani ile görüşmesi planlanıyor. Bu, birlikte yaşama ilkesinin bir kez daha burgulanması için bir mesaj mı ve görüşme sonrası bu konuda bir bildiri yayınlayacak mı?
Irak’taki çeşitli oluşumların bir arada yaşama ilkesinin bir kez daha vurgulanmasına ihtiyaç yok. Ziyaret, herkese yansıyan talihsiz bazı olumsuzluklara rağmen, Hıristiyanlar, Müslümanlar, dinler ve diğer mezhepler arasında bir arada yaşama ilkesinin sürdüğünün ve bunun tarihi bir gerçeklik olduğunun kanıtıdır. Ziyaret, bunun sonuçlarını vurgulamak ve bu konuda olumlu olan durumu genelleştirmeyi amaçlıyor. Irak'ta Şiilerin en büyük dini merci Ali es-Sistani’nin ofisinden bir yetkili daha önce, Bağdat'taki papalık temsilciliğinin Papa'nın Sistani ile yapacağı görüşme sırasında herhangi bir bildirinin imzalanmasından bahsetmediğini belirten bir açıklama yapmıştı.

DEAŞ saldırıları ve yasadışı silahlar ziyarete yönelik bir güvenlik sorunu teşkil ediyor mu ve büyük siyasi bloklar ziyaretle ilgili ortak bir tutum sergileyecek mi?
Güvenlik açısından temel bir sorun yok. Hükümet ve güvenlik kurumları, Papa’nın güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri aldı. Dahası, Papa gittiği her yerde Iraklılar tarafından korunacaktır. Çünkü Irak halkı onu ve insani duruşunu çok takdir etmektedir. Henüz ziyaret gerçekleşmeden yarattığı yankılar ve uygun bir şekilde karşılamak için devam eden hazırlıklar, herkesin ziyareti memnuniyetle karşıladığına dair açık bir göstergedir.

Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde Irak’ı, İran ve ABD arasındaki bir askeri çatışmadan kurtarmayı başardığınız söyleniyor. Bize bu konuda bazı ayrıntılardan bahsedebilir misiniz?
Bu konuda görevim, konumum ve Irak'ı ve Iraklıları koruma sorumluluğum gereği yapmam gerekenler dışında hiçbir şey yapmadım.
Ülkemizin başkalarının çatışma sahası haline getirilmesine veya Irak'ın başkalarına karşı yapılan saldırıların çıkış ​​noktası olmasına karşı olduğumuzu defalarca kez büyük bir titizlikle vurguladık. Bu teyit ettiğimiz daimi bir politikadır. Bu politikayı yaklaşım ve yönelimlerimizde pratik olarak uygulamaya çalıştık.
Aynı zamanda, herkesle olan olumlu ve dengeli ilişkilerimizi, bölge genelinde tansiyonu düşüren ve gerilimleri azaltan bir yönde kullandık.
Irak'ın egemen kararı yalnızca Iraklılarındır. Irak'ın rolü ve ağırlığı konusunda bölgesel ve uluslararası bir anlayış ve halkının iç işlerine karışılmaması arzusu vardır. Herkese, bir hesaplaşma alanı olmadığımızı, güçlü ve uyumlu bir Irak’ın bölgede ve dünyada güvenlik, barış ve iş birliğinin pekiştirilmesi için olumlu bir faktör olacağını söyledik.
Bu bağlamda, Irak’ın zayıflatılması, uluslararası ve bölgesel denklemlerden çıkarılması veya üstlendiği rolün sınırlandırılmasının herkes için feci sonuçlar doğurduğunu da belirtmeliyim. Dünya, DEAŞ'ı büyük bir uluslararası tehdit olarak görse de, bu tehlikeyle karşı karşıya kalan ve bu terör örgütünü kardeşlerinin, komşularının ve dostlarının yardımıyla mağlup eden sahadaki Iraklılar oldu.
İstihbarat servisimiz ve silahlı kuvvetlerimiz, tüm kurumlarıyla son zamanlarda DEAŞ'ın hücrelerini, liderlerini ve gizli saklanma yerlerini tespit ederek bunların izlenmesini, kuşatılmasını ve etkisiz hale getirilmesini başardı. DEAŞ'ın üst düzey liderlerinin izini sürerken, yakalarken veya etkisiz hale getirirken ayrıntılardan haberdar olduğunuzu düşünüyorum.
Tüm bunların sonucunda, Irak'ın istikrarının bölge ve dünya için bir zorunluluk olduğu vurgulanırken biz de bunu teyit ve tesis etmek istiyoruz.

(Bağdat’taki) Yeşil Bölge’yi ve (Irak’ta) Amerikalıların bulunduğu yerleri hedef alan füze saldırılarının, Kasım Süleymani suikastına misilleme olduğunu veya (İran’a uygulanan) yaptırımların derhal kaldırılarak müzakerelere başlanması için Washington'a baskı yapmak üzere düzenlendiğini düşünüyor musunuz?
Bölgedeki ilişkiler ve karşılıklı menfaatler açısından en iyi yolun meseleleri normale döndürmek olduğuna inanıyoruz. Herkesin taleplerini ve çıkarlarını dikkate alan dengeli çözümler bulmak için diplomatik istişarelerde bulunmanın ve müzakere masasına oturmanın yolu budur. Güç mantığını kullanmak ve diğer bilek bükme yöntemlerini ima etmek ise, kısa ve uzun vadede kaybedilen bir kumardır. Bu, kimsenin çıkarına hizmet etmemekle birlikte bölge halklarının çıkarlarıyla çatışmaktadır. Bölgedeki istikrarsızlık ve gerginlik durumunu artırmaktadır.
Güvenlik birimlerimiz, çeşitli füze saldırılarıyla kartları yeniden karmaya çalışan yasadışı çetelerin peşine düştü. Olaylara karışan şüphelilerden tutuklanan ve mahkemeye çıkarılacak olanlar var. Bizim yolumuz, Irak devletinin ve onun yasalarına, anlaşmalarına, kararlarına, barış ve savaş kararına saygı yoludur. Bu devletin kararıdır. Ne bireyler ne de gruplar tarafından alınan bir karar değildir. Devletin kararının herhangi bir şekilde ihlali durumunda yasalar devreye girecektir. Yargı, olayların sorumlularını yargılayacaktır.
Bazıları, bireylerin veya grupların devlet adına karar verebileceğine inanıyor. Bunlar, peşine düşeceğimiz ve kötü niyetlerini ifşa edeceğimiz bir grup suçludur. Aslında, devlete, onun sistemine, yasalarına ve egemenliğine karşı olan bu zorbaların bazıları, bir takım koşulların yarattığı yanılsamalara kapılanlardır. Ancak artık bu koşullar değişti ve Irak halkının kurban edildiği pazarlıklara daha fazla izin vermeyeceğiz. Rotamızı halkımızın özlemlerine göre çiziyoruz. Halkımızın iradesiyle çatışan diğer seçenekler yenilgiye uğrayacaktır.
Irak topraklarının siyasi mesajlar alınıp-verilmesi için kullanılmasına yalnızca diplomatik kanallar ve siyasi yöntemler aracılığıyla izin verilir. Bugün halkımıza karşı olan sorumluluğumuza ve bölgedeki sükûneti sürdürmedeki rolümüze dayanarak yaptığımız da budur. Füze saldırıları ve terör eylemleri ile gönderilen mesajlara ise asla izin vermeyeceğiz. Hiçbir ülke, halkımızın güvenliği ve istikrarı pahasına topraklarımız üzerinden başkalarına mesaj gönderme hakkına sahip değildir. Irak, iç işlerine herhangi bir müdahaleyi reddeden bir hükümet, halk ve siyasi güçtür.

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde nasıl bir gidişat var? İran halen, ABD ordusunun Irak'tan tamamen çekilmesi konusunda ısrarcı mı? ABD kuvvetlerinin yerini NATO alacak mı? DEAŞ’ın yeni tezahürleriyle mücadelede ABD’nin askeri rolüne ihtiyaç duyuluyor mu?
Washington ile ilişkilerimiz, yasama otoritesi tarafından onaylanan anlaşmalar ve sözleşmeler çerçevesinde sürmektedir. Bizi birleştiren anlaşmalara, ulusal egemenliğimizden ve Irak'ın mahremiyetinden ödün vermeden ve çıkarlarını sürdürme çerçevesinden sapmadan uyuyoruz. Bu, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, Amerikan askerlerinin veya (ABD liderliğindeki) DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun varlığının tartışıldığı çerçevenin dışına çıkmadığı her fırsatta vurgulanmıştır.
Irak'ın DEAŞ terör örgütüne karşı verdiği savaşta uluslararası güçlerin yardımına ihtiyacı vardı. Bu da bizi ABD ile birlikte bu örgüte karşı verilen mücadele sonrası çeşitli güvenlik düzenlemeleri yapmak için stratejik bir diyalog başlatmaya itti. Bu stratejik diyalog ise genel olarak eğitim ve lojistik destekle ilgiliydi ve hem DEAŞ hem de teröre karşı ortak eylemde bulunulması ve ülkedeki terörün sona erdirilmesi için gerekliydi.
Kimlikleri ve dayanakları ne olursa olsun yabancı güçlerin ülkedeki varlığıyla ilgili karar, Irak ve hükümetine aittir. Başka herhangi bir karar veya taleple hiçbir ilgisi yoktur. Sonuçta bu bir egemenlik meselesi ve ulusal bir karardır.

Suudi Arabistan ile ilişkilerde çeşitli düzeylerdeki gelişmeyi nasıl görüyorsunuz?  Yakın bir tarihte Riyad'ı ziyaret edecek misiniz?
Arap kardeşlerimizle, komşularımızla ve dünyanın çeşitli ülkeleriyle en iyi ilişkileri kurmak istiyoruz. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden, ticaret ve yatırım alışverişi açısından karşılıklı iş birliği ve diğer hayati alanlardaki somut adımların artışından memnunuz. İki ülkenin yetkilileri arasındaki sürekli karşılıklı ziyaretler gerçekleşiyor. Kardeşim Veliaht Prens Muhammed bin Selman bin Abdulaziz ile çevrimiçi olarak Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi'nin toplantısını gerçekleştirdik ve sürekli iletişim halindeyiz. Karşılıklı ziyaretlere Kovid-19 salgını ve iki tarafın yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler dışında bir engel bulunmamaktadır.

Irak, Mısır ve Ürdün'ü kapsayan bir eksenin doğma ihtimalinden bahsedenler var. Bu gerçekten masada mı? Bahsettiğiniz yeni meşrik (doğu) nedir?
Halklarımızın ve ülkelerimizin yararına ortak bir çalışma ortamının teşvik edilmesine katkıda bulunacak olanlar dışında, önyargılar, tecrit veya seçenekler sunan eksenler veya gruplamalara girmeye çalışmıyoruz. Ortak çalışma ortamını destekleyecek eksenler ve gruplamalar, bir Arap ülkesi veya bölgedeki bir ülke ile örnek teşkil edecek ilişkilerin temellerini atmak için faydalı olabilir. Bu bağlamda, kardeş ülkeler Mısır ve Ürdün ile ilişkilerimizi güçlendirmek için çalışıyoruz.
Yeni meşrik ifadesinin temeli, bölge ülkelerinin ortak çıkarlarının, şüpheler ve yanılsamalar üzerindeki önceliğidir. Bu bölgede, yalnızca ortak bir güvenlik inşa etmeye değil, aynı zamanda hepimizin insani ve kültürel yeteneklerimizi, ortaklıklarımızı ve doğal zenginliğimizi, bir çatışma ve kriz üreticisi olmak yerine dünyada verimli bir iş birliği sistemine çevirmemizi sağlayan derin bir ortak çalışma söz konusu.  Bütün bunları katılımcıların üzerine inşa ederek ve kavramlarımızı güncelleyerek yapıyoruz. Terörizm tüm bölgenin başlıca düşmanıdır. Şüphe, iletişim eksikliği, çalışmaların kurumsal olmayan algılar üzerine inşa edilmesi ve katılımcıların ihmal edilmesi bölgede tedavi edilmesi gereken hastalıklar arasındadır.
Geleceğe yol almak, herkesin geçmişe takılıp kalmak yerine geleceğin araçlarını kullanmasını gerektirir. Bölge, tüm krizlerine ve kesişme noktalarına rağmen bu seçeneğe hazırdır.

Aktivistlerin öldürülmesine, füze saldırılarına ve kaçak silahlara rağmen devleti yeniden kurma projesinin ilerlediğini düşünüyor musunuz? Erken seçimlerden gerçek sonuçlar çıkmasını bekliyor musunuz?
Hükümetin kurulduğu ilk günden bu yana Irak’ın tüm bileşenleri, değerleri, yasaları, savunucularıyla ‘devlet’ ve devletin tarihi bir zorunluluk olarak güçlendirilmesi gerektiğine inananlar ile tüm itirazları, engelleri ve devleti parçalamak, itibarını zedelemek veya halkını koruma ve hizmet etme yeteneklerini baltalamak, istikrar, refah ve koruma sağlamak için çeşitli düzeylerde kasıtlı girişimleriyle ‘devlet dışı’ güçler arasında sert bir gerilim yaşadığını ifade ettik.
Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana Irak'ın, devletin ve kurumlarının yeniden inşasını tamamlayarak halkımızın özlemlerine cevap vermeye hazır olmadığı zor ve karmaşık koşullarda yaşadığı herkes tarafından bilinmektedir. Tekfir terörü ve Baas rejiminin kalıntıları, talihsiz mezhep çatışmaları, güvenlik ortamının olmayışı, yolsuzluk olayları, reforma ve pozitif değişime karşı direniş gösterilmesi, ulusal birliğin sağlanması, siyasi hayatın yeniden canlanması ve ulus devlet sistemini anayasal bağlamlara uygun olarak yeniden inşa edilmesi yolundaki ilerlemeyi engelleyen bir rol oynadı. Görüldüğü üzere, söz konusu faktörlerden bazıları halen aynı engelleyici rollerini sürdürüyorlar. Diğer faktörlerin yanı sıra mali ve idari yolsuzluk, acilen çözülmesi gereken engelleyici bir faktördür. Dolayısıyla, devleti yeniden kurma projesi, diğer tüm ekonomik, sosyal ve askeri faktörlerle birlikte öncelikle bir siyasi kalıcılık ve karşılıklı bağımlılık sürecidir. Devleti yeniden kurma misyonunu ilerletmek, inşasını tamamlamak ve özgür ve eşit vatandaşlık ilkesi temelinde onu tüm Iraklıların devleti haline getirecek her girişimi ilerletmek için toplum temelli uzlaşmacı bir ortam ve siyasi bir irade gerekiyor.
Bu nedenle, devleti yeniden kurma projesi, ayrıntılı veya kısmi bir boyuta bağlı değil, daha çok ister inşa süreçleri düzeyinde isterse pratik unsurlar ve bu unsurların başarılı bir ilerleme kaydetmeleri için herhangi bir seçim veya siyasi eylemin gerçek sonuçlarından şüphelenmenin mümkün olup olmadığını garanti eden temeller düzeyinde olsun birleşik ve uyumlu bir bütünlüğe bağlı olan birikimli bir süreç olarak görülmelidir.
Erken seçimler, halkın tüm kesimleri tarafından açıkça ifade edilen bir taleptir. Hükümet ve Iraklı tüm güçler, ister haklı buldukları için ister halk protestoları doğrultusunda olsun, bu talebi desteklediler. Adil ve şeffaf seçimler, hükümetin, maalesef halk ve devleti temsil eden kurumlar arasında kaybolan güvenin yeniden tesisini tamamlama görevimizin özünü oluşturmaktadır.

Irak hükümeti Tahran ile Washington ve İran’ın Dini Lideri ile Sistani arasında zor bir yerde gibi görünüyor. Irak, vesayetten bağımsız normal bir devlet olabilir mi?
Irak, vesayetten bağımsız bir devlet olmaya mahkumdur. Halklar her zaman yabancı vesayeti reddetmiştir. Irak’ın bugün uluslararası veya bölgesel vesayet altında yaşayan bir ülke olduğu söylenemez. Fakat önceki dönemlerdeki hırslar, maceralar, siyasi koşullar ve son yıllarda Irak halkına karşı işlenmiş ciddi hatalar Irak’ın bölgesel ve uluslararası psikolojik veya silahlı şiddet için bir sahaya dönüşmesine katkıda bulundu. Bugün devlet dengesini yeniden sağlamaya çalışıyor. Bu dengeyi herkes için yararlı hale getirme konusunda da başarılı oluyor. Komşuluk ve uluslararası toplumla olumlu ilişkilere değer verilmesi, diyalog ve ulusal sorumluluk ruhu, devleti yeniden kurmanın ve ülkenin başkalarının çatışma sahasına dönüşmesini reddetmenin anahtarıdır.
Tüm bu zorluklara ve karmaşıklığa rağmen halkımıza, kendi milli iradeleriyle ve hiçbir vesayet kabul etmeden hizmet ediyoruz.

Silahlı gruplar, aktivistlere yönelik suikastların faillerinin ve ‘yolsuzluk balinalarının’ ciddi cezalar almalarını engeller mi?
Suikastların faillerini takip etmek ve tutuklamak için adımlar attık. Son zamanlarda Basra'daki en büyük suikast timini devirdik. Onlarca tutuklu ve suikast şüphelisi oldukları için arananlar var. Dediğimiz gibi, devlet kurumları ve soruşturmaları bağlamında, hepsi birbiriyle bağlantılı olan suikast, adam kaçırma, gasp ve uyuşturucu kaçakçılığı çetelerine karşı amansız bir mücadele vermek için uygun zamanın gelmesini tercih ediyoruz.
Yapılan tüm itirazlara, edilen tüm tehditlere ve spekülasyonlara rağmen yolsuzluğa karşı cesurca bir mücadele başladı. Yolsuzluk ve istisna suçlarla mücadele için bir komisyon oluşturduk. Birçok yolsuzluk eylemini ortaya çıkarmayı başardık. Yolsuzluğa karşı açılan davalar ve adı yolsuzluğa karışmasına rağmen daha önce kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği kişiler hakkında verilen hükümler var.
Hükümetimizin programını gerçekleştirmek için anayasal mekanizmaları benimseyerek, kanunlara dayanarak, yolsuzlukla, suç çeteleri ve yasadışı silahlarla mücadele operasyonlarını siyasallaştırmaktan uzaklaşarak çizdiğimiz bir yolu takip ediyoruz. Medya ve siyaset arenasındaki abartı veya iddialardan uzak objektif bir bakış açısıyla bakıldığında hükümetin kısa süre içinde yolsuzluk ve vatandaşların DEAŞ kalıntıları, tekfir terörü, suç çeteleri ve ayrılıkçı gruplar tarafından maruz kaldıkları ihlallerle mücadelede zorluk çekmeden elde ettiği başarılar ortaya çıkacaktır.

Başbakanlıkta ikinci bir dönem istiyor musunuz? Neden istihbarat birimi başkanlığından ayrılmadınız? Güvenlik ve istihbarat birimleri, size yönelik herhangi bir suikast girişimini ortaya çıkardı mı?
Belirlenmiş ve tanımlanmış bir geçiş programını tamamlamak için seçildim.  Bu hassas durumda, bana verilen ulusal görevleri ve sorumluluğu yerine getirmede başarılı olmayı umuyorum. Bu görevin, önümüzdeki seçimlerin sonuçlarına ve dengelerine neler katacağını açıklamak istemiyorum. Konumum, silahlı kuvvetleri denetlememe izin veriyor ve bu, güvenlik sisteminin önemli bir parçasında devam eden sorumluluğumu değiştirmiyor. Benim için önemli olan, terörist hücrelerin ve içimizde gizlenen güçlerin ortaya çıkarılmasında güvenlik birimlerimizin sürekli tetikte olmasını sağlamak ve ülkenin ve halkın güvenliğini hedef alan hamleleri savuşturmaktır.
Ekonomi, sağlık, güvenlik ve siyasi alanlardaki mevcut istisnai durumda ülkemize ve halkımıza hizmet etmek için üstlendiğim sorumluluk bana kişisel tercihlerle meşgul olma fırsatı vermiyor. Amacım vatanı güvenli bir yere dönüştürmek ve Irak'ın halkımızın güvenliği, birliği ve nesillerinin geleceği için yeniden tehlikeli bir yer olmasına izin vermemektir. Tüm dikkatim ve görevim, halkımızı ve devleti korumaya, kutsamaya ve sınırları bugün veya gelecekte insanlara zarar verilmesine müsaade etmeyecek şekilde netleştirmeye odaklıdır.

Bugün Bağdat ile Erbil arasındaki ilişkilerin, olması gerektiği gibi olduğunu düşünüyor musunuz?
Soru, ilişkinin gerçekliği ile anayasa temelinde devleti yeniden kurarak ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) vatandaşlarımızın taleplerini karşılayarak ilişkiyi ulusal ortaklık düzeyine yükseltmeye yönelik ortak arzumuz arasında bir karşılaştırma yapmak içinse o zaman olması gerektiği gibi olduğu söylenemez. Erbil ile Bağdat heyetleri arasında devam eden diyalogun görevi, ülkenin her yerinde Iraklılar için istediğimiz ve bölgedeki kardeşlerimizle ortak ilişkilerde arzuladığımız memnuniyeti elde etmektir. Federal hükümet, önerilen çalışma çizelgeleri ve projeleri aracılığıyla, bölgeyle ilişkilerimizi şekillendiren sorunları sona erdirmeyi amaçlamıştır. En nihayetinde karar, ister bütçeyle ilgili olsun ister başka bir konuda olsun, Irak Meclisi’nin neyi onaylayacağına bağlıdır.
Anayasa çerçevesinde kendi yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimize inanıyoruz. IKBY ile ilişkilerdeki herhangi bir karmaşıklığın ortadan kaldırılması, siyasi hayatın iyileşmesinde, istikrarın pekiştirilmesinde ve hem terörizmi hem de Irak'ı hedef alan güçleri mağlup etmekte önemli bir faktördür.

Suriye'deki mevcut durumu ve Irak'ın istikrarı açısından sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye’nin iyiliği bizim iyiliğimiz olduğunu düşünüyorduk ve halen de böyle düşünüyoruz. Suriye’ye ve halkına zarar veren, bize de ve halkımızın çıkarlarına da zarar verir. Çünkü istesek de istemesek de Suriye'de olup bitenlerin çevresine ve özellikle Irak'a yansıdığını görüyoruz.
Kardeş ülkemizin karşı karşıya olduğu duruma uygun çözümler bulmaya çalışırken, bunu Suriye ve halkını desteklememizi ve dayanışma içinde olmamızı gerektiren bir mesele olarak görüyoruz. Kardeş ülke Suriye ile sınırlarımızda kendisine mesken bulan DEAŞ terör örgütü, ülkelerimize ve halklarımıza karşı tehdit oluşturuyor. Aramızdaki ilişkiler açısından ilgimizi çeken de budur. DEAŞ’ı yenmek ve yok etmek için ortak çaba sarf etmek bizim için önemlidir.

Bağdat ile Beyrut arasındaki mevcut ilişkileri nasıl niteliyorsunuz?
Lübnan’daki kardeşlerimizle ilişkilerimiz iyi ve umut vericidir. Onlarla iletişim kuruyor ve karşı karşıya oldukları krizin üstesinden gelmek için gösterilen çabaları destekliyoruz. Ekonomik krizin Lübnanlıların omzuna yüklediği yükün ağırlığını hafifletecek her şeyi güvence altına almak ve kardeşlik elini uzatmak için şartlarımız izin verdiği ölçüde uluslararası toplumla ortak çalışıyoruz.

Türkiye’nin Irak topraklarında askeri operasyonlarına devam etmesinden endişe duyuyorsunuz?
Hangi yönden gelirse gelsin egemenliğimizi ve çıkarlarımızı etkileyen her adımdan endişeliyiz. Ancak komşumuz Türkiye ile olan olumlu bağlarımızın ve ilişkilerimizin her düzeyde gelişmesini ve güçlenmesini engelleyen her türlü sorunu çözmek için verimli bir iş birliği, endişemizi giderebilir. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ortak ilişkilerimizi etkileyebilecek herhangi bir endişeyi gidermekle ilgilenmesi arzumuzu saklamıyoruz. Şahsen buna ilgili olduğunu hissettim. Bu da benim için güven verici bir faktördür.

Başından beri size karşı destekleyici bir duruş sergileyen Cumhurbaşkanı Berhem Salih ile ilişkilerinizi nasıl niteliyorsunuz?
Cumhurbaşkanı Salih ile insani düzeyde yakın bir ilişkim var. Çünkü krizlere bakışımız ve bunları çözmenin yolları açısından pek çok ortak noktamız bulunuyor. Bu seçkin ilişki, maalesef geçmişte hüküm süren çatışmalar yerine üst düzey yetkililer arasındaki iş birliği görüntüsünün halka yansıtılmasına yardımcı oldu. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı, faaliyetlerini birlikte ve somut bir iş birliği içinde yürütüyorlar. Bu da görevlerimizi yerine getirmek için bir dayanışma ortamı yaratıyor.



Taiz’de kritik cephe: Husiler güney hattını tehdit ediyor

Taiz kentinin batısında Yemen hükümet güçlerine bağlı askerler (AFP)
Taiz kentinin batısında Yemen hükümet güçlerine bağlı askerler (AFP)
TT

Taiz’de kritik cephe: Husiler güney hattını tehdit ediyor

Taiz kentinin batısında Yemen hükümet güçlerine bağlı askerler (AFP)
Taiz kentinin batısında Yemen hükümet güçlerine bağlı askerler (AFP)

İran destekli Husiler, Taiz kentinin güneybatı kırsalındaki ağırlığını artırarak kenti güney kırsalına bağlayan ana yolların kontrolünü ele geçirmeye ve Lahic vilayeti ile Aden'e uzanan bağlantı hatlarını kesmeye çalışıyor. Hükümet güçleri ise Halk Direnişi güçlerinin desteğiyle bu ilerlemeyi durdurmak amacıyla şiddetli çatışmalara girerken, eş zamanlı olarak Husilerin takviye birliklerini ve askeri kapasitesini hedef alan hava saldırıları düzenleniyor.

Bu cephe, Husilerin Taiz'in güneyindeki yeni bölgelere doğru güçlerini sevk etmeyi sürdürmesi nedeniyle özel önem taşıyor. Pazar günü Husilerin, Taiz'in güneyindeki Şemayetin ilçesinin merkezi Et-Turbe kentini kuzeydeki Taiz kentine bağlayan yolu keserek Sâfiye ve Berkani bölgelerinin kontrolünü ele geçirdiği bildirildi. Bu gelişme, Taiz'in Lahic ve Aden'in de bulunduğu hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelerle bağlantısının kesilmesi anlamına geliyor.

Bununla birlikte cephede şiddetli çatışmalar sürüyor. Husilerin bu hatta baskısını sürdürmekte kararlı olduğuna ilişkin işaretler bulunurken, sahadaki kaynaklar saldırıların devam etmesinin tehlikesine dikkat çekerek bölgede konuşlu hükümet güçlerine acilen takviye gönderilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

df
Taiz kentinin batısındaki Cebel Han bölgesinde Yemen hükümet güçlerine ait askeri araç (AFP)

Güneybatı kırsalındaki çatışmalar sürerken hükümet güçleri ve Halk Direnişi, Taiz'in çeşitli cephelerinde de sahada kazanımlar elde etmişti. Güçler, vilayetin güneyindeki Şemayetin ilçesinde Husilerle yaşanan şiddetli çatışmaların ardından Makârime ve Zukira bölgelerinin kontrolünü ele geçirmişti. Ancak Husiler daha sonra bu bölgelerin kontrolünü yeniden sağladı.

Güneydoğu cephesinde ise hükümet güçleri, Samî ilçesinden direnişçilerin desteğiyle Samî Kalesi'ni ele geçirdi. Güçler, Samî Kalesi Dağı'nın kontrolünü sağlamlaştırmasının ardından stratejik El-Caşa Dağı'na doğru ilerledi.

Kaynaklar, bu operasyonların Husiler saflarında ağır can ve mal kaybına yol açtığını, onlarca Husinin öldüğünü veya yaralandığını ve grubun bazı mensuplarının çatışma bölgelerindeki mevzilerinden kaçtığını belirtti. Aynı kaynaklara göre Cebel Habşi ve El-Kedha cephelerinde de çatışmalar devam etti.

Taiz kentinin batısındaki Cebel Han ve Hazaran cephesinde de şiddetli çatışmalar yaşandı. Taiz Askeri Ekseni tarafından yapılan açıklamaya göre çatışmalar, saldırıya geçen güçlerin yenilgiye uğratılması ve hükümet güçlerinin Cebel Han'daki mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını yöneten komutanın öldürülmesiyle sonuçlandı.

Bir günde 257 operasyon

Kara çatışmalarına eş zamanlı olarak hükümet güçleri, Husilerin mevzileri ve hareketlerine karşı çeşitli cephelerde operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, güçlerin Husilere ait mevzi, hareket ve askeri kapasiteyi hedef alan 257 hassas operasyon düzenlediğini açıkladı. Operasyonlarda savaş uçakları, insansız hava araçları, topçu birlikleri, füzeler ve roketatarların kullanıldığını belirtti.

dfvghyj
Husilerin Taiz'e ilerleyişi binlerce ailenin bölgeden kaçmasına yol açtı (Facebook)

Nezili, operasyonların Sana, Hacce vilayetindeki Midi, Saada'daki Bakım, Cevf, Marib, Beyda ve Lahic cephelerinin yanı sıra Taiz cephelerini de kapsadığını söyledi. Operasyonların ağırlık merkezinin Taiz cepheleri olduğunu belirten Nezili, komuta ve kontrol merkezlerinin, toplanma ve yığınak alanlarının, muharebe ihtiyatlarının yanı sıra silah ve mühimmat depoları ile askeri ikmal hatları ve araçlarının hedef alındığını kaydetti.

Nezili'ye göre ilk saha değerlendirmeleri, operasyonlarda en az 700 Husinin etkisiz hale getirildiğini ve 170 savaş aracı ile askeri aracın imha edildiğini gösteriyor. Nezili, bunun Husilerin savaş kapasitesini doğrudan etkilediğini ve grubun sivillere, evlerine ve köylerine yönelik saldırılarını sürdürme kabiliyetini sınırladığını ifade etti.

Yemen Silahlı Kuvvetleri daha önce de Tur el-Baha cephesi ile Taiz ekseninde Husilerin askeri takviye birliklerine yönelik 97 hassas operasyon düzenlediğini açıklamıştı.

Nezili, operasyonların savaş uçakları, insansız hava araçları, topçu birlikleri, füzeler ve keskin nişancılar kullanılarak gerçekleştirildiğini ve operasyonlarda 260 Husinin etkisiz hale getirildiğini, 44 askeri araç ile nakliye ve ikmal aracının imha edildiğini veya kullanılamaz hale getirildiğini söyledi.

Hava kuvvetleri de Sana ve Saada'daki Husilere ait hedeflere yönelik saldırılar düzenlediğini açıklarken, Silahlı Kuvvetler daha önce Sana'daki Husilere ait askeri hedeflere saldırı düzenlendiğini bildirmişti.

Bu rakamlar, Yemen Silahlı Kuvvetleri tarafından art arda yayımlanan açıklamalara göre Husilerin bir hafta içinde verdiği toplam kaybın yaklaşık 6 bin ölü ve yaralıya ulaştığını gösteriyor.

Seferberlik ve alarm hali

Taiz'deki sahadaki gelişmeler, hükümet ve Silahlı Kuvvetlerin askeri seferberlik ve hazırlık seviyesini daha üst bir aşamaya taşımasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin talimatları doğrultusunda genel seferberlik ve toplumsal alarm sürecini başlattı.

Karar, Savunma Bakanı Korgeneral Tahir el-Akili'nin Aden'de başkanlık ettiği genişletilmiş toplantıda duyuruldu. Genelkurmay Başkanı ve Ortak Operasyonlar Komutanı Korgeneral Sağir bin Aziz ise Marib'den video konferans yoluyla toplantıya katıldı. Savunma Bakanı yardımcıları, Genelkurmay Başkan Yardımcısı ile askeri kurum ve dairelerin başkanları da toplantıda hazır bulundu.

dfvgth
Taiz’in güney kırsalında Husi saldırılarından kaçanlara ait olduğu belirtilen sosyal medyada paylaşılan görüntü (Facebook)

Akili, bakanlığın genel seferberlik ve alarm kararının uygulanması için gerekli pratik adımları attığını belirtti. İnsan gücü ve yedek kapasitesinin seferber edilmesi, kabul merkezlerinin düzenlenmesi ve ilgili kurumların kendilerine verilen görevleri uygulamaya başlaması için talimat verildiğini söyledi.

Yemen Savunma Bakanı, Silahlı Kuvvetlerin ülkeyi ve egemenliğini savunma, Husileri püskürtme ve devlet kurumlarının kontrolünü yeniden sağlama görevini yerine getireceğini vurguladı. Akili ayrıca askeri disiplinin sağlanması, mevcut kapasitenin seferber edilmesi ve çabaların bütünleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Genelkurmay Başkanı Aziz ise genel seferberlik ilanının, en yüksek hazırlık seviyelerine düzenli biçimde geçilmesini, çabaların ve kaynakların birleştirilmesini, Silahlı Kuvvetlerin etkinliğinin artırılmasını ve görevlerini yerine getirme kapasitesinin güçlendirilmesini gerektiren ulusal bir karar olduğunu söyledi.

Bin Aziz, insan gücü, araç ve ihtiyaçların tamamının tespit edilmesi, personel çağrısı ve takviye çalışmalarının organize edilmesi, disiplin ve hazırlık seviyesinin yükseltilmesi, eğitim ve kapasite geliştirme çalışmalarının güçlendirilmesi ve bütünleşik bir askeri ve toplumsal kapasitenin oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine Genelkurmay Başkanı, Taiz'deki askeri ve saha komutanlarıyla da telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Bu isimler arasında Yüksek Askeri Komite üyesi ve Taiz Cephesi Komutanı Tümgeneral Yusuf eş-Şiraci, Taiz Askeri Ekseni Komutanı Tümgeneral Halid Fadıl, eksen kurmay başkanı Tümgeneral Abdülaziz el-Mecidi ve Taiz Direnişi Komutanı Reşid Şemsan yer aldı.

Bin Aziz, vilayetin çeşitli cephelerindeki operasyonların seyri ve sahadaki durum hakkında komutanlardan brifing aldı. Taiz halkının tutumunu ve Silahlı Kuvvetlere verdikleri desteği öven bin Aziz, bölge halkının çatışmalara katılmak için gösterdiği girişimlere de dikkat çekti.

Bin Aziz, Silahlı Kuvvetlerin çeşitli cephe ve sektörlerde Taiz'de savaşan güçlerin yanında olduğunu belirterek, savaşçıların sahip olduğu etkinlik ve muharebe kapasitesini övdü. Ayrıca savaş uçakları ve insansız hava araçlarının performansına övgüde bulundu.


Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi Husilere karşı kapsamlı askeri harekâtın başladığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi Husilere karşı kapsamlı askeri harekâtın başladığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, pazar günü ülkenin geri kalan topraklarının geri alınması ve devlet otoritesi ile kurumlarının ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesi amacıyla askeri operasyonların başladığını duyurdu. Açıklama, hazırlık ve seferberlik aşamasından açık askeri operasyon aşamasına resmen geçildiği anlamına geliyor.

Alimi, Yemen halkına hitaben yaptığı konuşmada, operasyonların başlatılması kararının gerekli hazırlık ve tedbirlerin tamamlanmasının ardından ve Ulusal Savunma Konseyi'nin kararları doğrultusunda alındığını belirtti. Silahlı kuvvetler, güvenlik güçleri ve tüm askeri birliklere onaylanan planlar doğrultusunda görevlerini yerine getirmeleri talimatı verdiğini söyleyen Alimi, hedefin “ülkeyi terörist milislerin pençesinden kurtarmak” olduğunu ifade etti.

Başkanlık Konseyi Başkanı, kararın alınmasını gerilimi düşürme yönündeki fırsatların tükenmesiyle gerekçelendirdi. Devletin barış için yeterli zaman ve fırsat tanıdığını belirten Alimi, Husilerin ise buna daha fazla askeri yığınak, tırmanış, saldırı ve tehditlerle karşılık verdiğini söyledi. Alimi, Husilerin sivilleri, ulusal tesisleri, komşu ülkeleri ve uluslararası ulaşım güzergâhlarını tehdit ettiğini kaydetti.

Alimi, ilan edilen savaşın Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara veya herhangi bir mezhep ya da kabileye karşı olmadığını vurgulayarak bunun “vatandaşları için devletin ve kurumlarını yeniden tesis etme mücadelesi” olduğunu belirtti. Mücadelenin amacının Yemenlilerin iradesine ve siyasi geleceklerine silah zoruyla el konulmasına son vermek olduğunu söyledi.

fvfef
Yemen Silahlı Kuvvetlerine ait bir savaş uçağı

Alimi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara doğrudan mesaj göndererek askeri mevzilerden, toplanma alanlarından ve ikmal güzergâhlarından uzak durmaları çağrısında bulundu. Çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine engel olmalarını isteyen Alimi, silah bırakarak Husiler safında savaşmayı bırakacak kişilerin güvenli şekilde dönmelerine ve ilan edilen aftan yararlanmalarına yönelik devlet taahhüdünü yineledi.

Yemen hükümet güçleri ve direniş güçlerine de mesaj veren Alimi, görevin sadece toprakları geri almak değil, devleti bu topraklara yeniden getirmek olduğunu söyledi. Sivillerin ve mülklerin korunması ve hukuka uyulması çağrısında bulunan Alimi, intikam veya misillemeye ve masumlara yönelik saldırılara izin verilmeyeceğini vurguladı.

Hükümete talimatlar

Sivil alanda ise Alimi, hükümete askeri operasyonlarla eş zamanlı yürütülecek bir çalışma programı hazırlaması talimatı verdi. Buna göre devlet kurumları, hükümet güçlerinin kontrolüne geçen bölgelerde sorumluluklarını aşamalı olarak üstlenecek.

Alimi'nin açıkladığı öncelikler arasında devlet çalışanlarının maaşlarının yeniden ödenmesi ve geçmiş dönemden kalan alacakların geriye dönük olarak karşılanması, acil toparlanma ve yeniden imar programının başlatılması, zarar gören yollar, elektrik ve su altyapısı ile tesislerin onarılması, yerinden edilenlerin geri dönüşü için koşulların hazırlanması ve ekonomik faaliyetlerin yeniden canlandırılması yer aldı.

Alimi, operasyonların başarısının geri alınan şehirlerin sayısıyla değil, güvenliğine yeniden kavuşan vatandaşların, evlerine dönen ailelerin ve cinayet, baskı ve halkın iradesine el koyma uygulamalarına yeniden dönülmesini önleyen adımların sayısıyla ölçüleceğini söyledi.

Başkanlık Konseyi ve hükümetin, Suudi Arabistan'ın himayesinde yürütülen Güney-Güney diyaloğunun ortaya koyacağı sonuçlara bağlılığını da yineleyen Alimi, bunun Güney meselesine adil ve kapsamlı bir çözüm sağlayacağını belirtti.

Alimi ayrıca kardeş ülkeler, dostlar ve uluslararası topluma Yemen'e, silahlı kuvvetlerine ve ulusal kurumlarına destek verme çağrısında bulundu. İnsani ve ekonomik çabaların yanı sıra toparlanma ve yeniden imar programlarının desteklenmesini istedi.

vfdbgnhjmk
Yemen hükümet güçleri Taiz’de şiddetli çatışmalara giriyor

Alimi, konuşmasının sonunda devletin askeri, güvenlik ve sivil kurumlarının tam teyakkuz durumuna geçtiğini ve görevin tamamlanmasına kadar bu durumun sürdürüleceğini açıkladı. Yeni aşamanın devletin toprakları ve kurumları üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmeyi ve silahların hukukun otoritesi altında olması gereken doğal konumuna dönmesini hedeflediğini vurguladı.


Koalisyon: Bölgesel ve uluslararası güvenliği korumak için Yemen ordusuna desteğimizi sürdürüyoruz

Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Koalisyon: Bölgesel ve uluslararası güvenliği korumak için Yemen ordusuna desteğimizi sürdürüyoruz

Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon güçleri komutanlığı, Yemen Silahlı Kuvvetlerine tam operasyonel destek sağlamayı sürdüreceğini ve darbenin sona erdirilmesi, devletin ve ulusal kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve Yemen’in geleceğinin inşa edilmesi amacıyla meşru hükümet ile Yemen halkının yanında olmaya devam edeceğini açıkladı. Komutanlık ayrıca Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve ulusal kaynaklarını korumak için gerekli tüm önlemleri alma konusunda asli hakkının bulunduğunu vurguladı.

Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, pazar günü yaptığı açıklamada, Husilerin Yemen halkına yönelik devam eden terör saldırıları ve tekrarlanan uygulamalarının ülke genelinde ağır ihlallere yol açtığını belirtti.

Maliki, Husi milislerinin Yemen halkına yönelik iç kuşatma uyguladığını, vatandaşları kent ve köylerinden zorla göç ettirdiğini, halkı aç bıraktığını, kaynaklarını yağmalayarak sözde savaş çabalarına aktardığını ve kabilelerin şeyhleri ile mensuplarına hakaret ettiğini söyledi. Maliki ayrıca Husilerin Yemen toplumunun tüm kesimleri arasındaki sosyal dokuyu parçaladığını, kadınları korkuttuğunu ve suç teşkil eden projeleri doğrultusunda çocukları silah altına aldığını belirtti.

Maliki, söz konusu uygulamaların Yemenlilere uzun yıllardır büyük acılar ve felaketler yaşatan açık ihlaller olduğunu ifade etti.

Husi milislerinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına da değinen Maliki, örgütün kutsal şehir Mekke-i Mükerreme ile Hz. Muhammed’in şehri Medine’yi hedef almaya çalıştığını belirtti. Maliki, Riyad, Abha, Hamis Muşayt, Cizan, Necran, Taif ve Yanbu kentlerindeki siviller ile sivil yerleşimlere yönelik kasıtlı ve sistematik saldırıların yanı sıra Suudi Arabistan’a ait gemilerin Kızıldeniz’in güneyi ve Babülmendep Boğazı’nda hedef alınmaya çalışıldığını kaydetti.

Bu saldırıların, Husi milislerinin düşmanca eylemlerini caydırmak ve Suudi Arabistan’ın güvenliği ile egemenliğini korumak amacıyla gerekli önlemlerin sürdürülmesini zorunlu kıldığını belirten Maliki, bunun aynı zamanda bölgesel ve uluslararası güvenliğin korunması açısından da gerekli olduğunu vurguladı.

Tümgeneral Maliki, Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunma, güvenliğini koruma ve Husi milislerini caydırmak ve ağır ihlallerine son vermek için gerekli tüm operasyonel önlemleri alma konusunda asli hakkının bulunduğunu yineledi.

Maliki, bu tutumun Suudi Arabistan’ın İki Kutsal Mescid’e, vatandaşlarına, ulusal kaynaklarına ve ülkesinde yaşayanlara karşı taşıdığı ulusal sorumluluk doğrultusunda şekillendiğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın Yemen ve Yemen halkının yanında olmaya, devletin ve kurumlarının yeniden tesis edilmesine ve Husi milislerinin ortadan kaldırılmasına kadar desteğini sürdüreceğini belirten Maliki, Husilerin Kızıldeniz’in güneyi ile Babülmendep Boğazı’nda deniz ulaşımının serbestisini tehdit etmesine de son verilmesi gerektiğini söyledi.

Maliki, söz konusu tehdidin bölgesel ve uluslararası güvenliği zayıflattığını, deniz taşımacılığı ve uluslararası ticaretin serbestisini tehdit ettiğini ve küresel ekonominin can damarını oluşturan ticaret yollarını hedef aldığını belirtti. Bu tehdidin aynı zamanda bölgesel ve uluslararası güvenliğin yanı sıra tüm ülkelerin ulusal çıkarlarını da riske attığını vurguladı.