Tarihi Savat Gümüşü yok oluyor

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Tarihi Savat Gümüşü yok oluyor

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe

Van’da bir dönem 150 savat gümüş atölyesi bulunan ve çok iyi bilinen bu meslek bu gün yok olmakla karşı karşıya.
Urartu dönemindeki sanat motifleri ile Kürt ve Ermenilere ait sanat motiflerinin işlenildiği savat gümüşü hak ettiği yeri bulamıyor.  Van'a ait olan bu sanatın hak ettiği değeri görmesi için mücadele ediliyor.
Savat ustası Erhan Çelik, bu sanatın tanıtılmamasından şikayetçi. Tanıtım konusunda çok zorlandıklarını vurgulayan Çalik, "Tanıtımı bir türlü başaramadık. Üzülerek söylemek istiyorum ki… Türkiye’de sadece 5 usta kaldı" siteminde bulundu.
Van'da 1915 yılından önce 150 savat işleme atölyesi vardı. 1915 olaylarından sonra Ermeni ustalar Van'ı terk edince savat işçiliği de yok olma aşamasına kadar geldi. Daha sonra Ermeni ustaların Van’a geri dönmesiyle birlikte Savat gümüşü yeniden hayat buldu. Birçok kişi Ermeni ustalardan bu mesleği öğrenerek günümüze kadar getirdi. 

Bugün 3 atölye kaldı
Savat çoğunlukla gümüş̧ işlemeciliğinde kullanılan bir süsleme tekniğidir. Bin 300'lı yıllarda Mezopotamya ve Anadolu'da sayıları binin üzerinde olan savat gümüşçü atölyeleri o dönemde Van'da 150 atölye bulunuyordu. 1915 yılından önce de Van’da 120 atölye vardı. Bu gün ise Van’da 3 savat gümüş atölyesi bulunuyor. Geçmişte Van’da çok yaygın olan bu meslek günümüzde pek bilinmiyor.
Mezopotamya ve Anadolu zenginliğini yansıtan bu sanat ölümle pençeleşiyor.  Bir dönem Van’dan İstanbul, İzmir ve Avrupa ülkelerine bile ihracat yapılırken, bu gün bu sanat Van’da bile ilgi görmüyor.

3 bin yıllık bir geçmişe sahip
3 bin yıllık bir geçmişe sahip olan savat gümüşü, Urartu dönemindeki sanat motifler ile Kürt ve Ermenilere ait sanat motifleri işleniyor. Kürt ve Ermeni kültürünün bir parçası olan bu savat gümüşü her şeye rağmen yaşatılmaya çalışılıyor.  

Her ustanın kendine ait tarzı var
Bölgeye ait olan savatlı gümüş işlemeciliği oldukça zor bir uğraş olarak da biliniyor. Her ustanın kendine göre bir oturtma tarzının yanı sıra, bu tarz aynı zamanda bir imza özelliği taşıyor. Şekiller kâğıt ya da doğrudan gümüş üzerine çiziliyor. Daha sonra gümüş üzerine çelik kalemlerle kılcal kanallar açılıyor.
Bakır, gümüş, kurşun ve kükürtten oluşan karışım (savat) ya toz hâlinde ya da boraks ile sulandırılarak çamur hâline getirilip gümüş üzerindeki boşluklara doldurulur ve ateşe tutularak savatların boşluklara iyice dolması sağlanır. Böylece yapılmak istenen sanat bütünlüğüyle ortaya çıkıyor.
Van’da geleneksel takılar içerisinde savatlı muska, hamayil, gerdanlık, saç tokası, saç bağı, tepelik, bilezik, yüzük ve kemerler vazgeçilmez unsurlar olarak yer almış. Yine o dönemlerde saraylarda, hanlarda ve zenginlerin evlerinde bulunan savat işlemeli gümüş eşyalar ve erkeklerin kullandığı tütün tabakalarının tümü Van’da üretiliyordu. Savatlı gümüş işlemeciliği çok iyi yapıldığından, Van damgalı eşyaların diğer bölgelerde üretilenlere oranla üç kat daha pahalı olduğu da kayıtlara geçmiş.

"Eskiden Van’da 130 atölye vardı"
Urartulardan miras kalan bu sanatı Van’da halen yaşatmaya çalışanlardan biri de savat ustası Erhan Çelik.
2003 yılından bu yana bu sanatı yaşatmak için mücadele ettiklerini belirten Çelik, atölyelerinde 4 kişiyle birlikte 15 kişiye alıp kurs verdiklerini sözlerine ekliyor.
Van’da daha önce130’un üzerinde gümüş işleme atölyesi olduğunu ifade eden Çelik, Türkiye’nin Batı illerinden gelen çırakların burada eğitim aldıktan sonra usta olduklarına dikkat çekiyor.

"Türkiye’de sadece 5 usta kaldı"
Şu an Van’da çalışan 3 atölye olduğuna dikkat çeken Çelik, bu sanatın tanıtılmamasından şikayetçi. Tanıtım konusunda çok zorlandıklarını vurgulayan Çalik, "Tanıtımı bir türlü başaramadık. Üzülerek söylemek istiyorum ki… Türkiye’de sadece 5 usta kaldı" siteminde bulundu.
"Kurşun, kükürt, bakır, gümüşten elde edilen alaşımlar sonucu ortaya çıkan çubuk halinde ya da çamur olarak kullanılan maddedir savat" diyen Çelik, her ustanın kendine has bir kullanış şekli olduğunu, bunu özel kılan bu alaşımları orantılı ya da kıvamında tutturmak olduğunu belirtiyor.

"Türkiye, bu sanata değer vermiyor"
Avrupa ve Amerika dahil birçok ülkenin savatlı gümüşünü Türkiye’den öğrendiğini vurgulayan Çelik, "Ama maalesef Türkiye bu tarihi sanat değer vermiyor. Avrupa Birliği sırf Savatlı gümüş için Türkiye’ye milyon Eurolar gönderiyor. Ama bu para değerlenmeden geri gidiyor. Yurt içi yurt dışı fuarlar bile tanıtım için yeterli olmuyor. Onun dışında bir çalışma yok" diye konuştu.

"Bu sanatın fazla ustası yok"
Savatlı gümüşe genellikle Urartulara ait motifler kullanıldığını belirten Çelik, konuşmasını şöyle sürdür:  "Onun dışında yöreye has ters lale, köprü kale vb. Motifler kullanılır. Özel istek üzerine de motif kullandığımızda oluyor. Savatlı gümüş Urartulara kadar dayanır. Ondan sonra Ermeni ustalar kullanmış. Osmanlı’nın saray süslemesinde, çeşitli biblo takı, saç tokası, baston gibi ürünlerde kullanılıyordu. Her ustanın kendine has tarzı vardır. Ama maalesef bu sanatın fazla usta yok. Yani bun anlamak pek mümkün olmuyor."

"Evimize ekmek götüremiyoruz, çok acı"
Bu sanatın yaşatılması için çok büyük bir çaba sarf ettiklerini söyleyen Çelik, " Bir örnek vermek istiyorum. Kayıtlarda var. Araştırırsanız bulursunuz. İsveç hükümeti gelip bana şu teklifte bulundular: "sanatını burada icra et. En iyi ustaları alıyoruz sizde gelin bütün masraflarınızı fazlasıyla karşılayalım diye." Türkiye’de bize asgari ücret bile ödemeye çekinen büyüklerimiz, Avrupa Türkiye’deki ustaları götürüyor. Haberiniz olsun. Hak edene hak edilen değer verilirse çok iyi ol. Sen gel o kadar emek ver o kadar kursiyer yetiştir. Siyasiler sizin üzerinizden reklam yapsın. Dünyada yaptığınız işi toplamda 40 kişi yapamasın. Siz evinize ekmek götüremeyin. Çok acı" dedi.

Independent Türkçe



Pasifik bölgesinde "lüks otomobil" diplomasisi

Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)
Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)
TT

Pasifik bölgesinde "lüks otomobil" diplomasisi

Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)
Çin, Hongqi markasına ait sedan tipi bir otomobilin anahtarlarını Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya küçük bir törenle verdi (Fiji Hükümeti/Facebook)

Ocak ayında Fiji'nin başkenti Suva'daki hükümet binasında düzenlenen törende siyah bir lüks otomobil Fiji Devlet Başkanı Ratu Naiqama Tawakecolati Lalabalavu'ya hediye edildi. 

Pekin yönetimi, Hongqi marka otomobilin Çin lideri Şi Cinping tarafından askeri törenlerde kullanılan modelini Pasifik bölgesindeki ada ülkesine verdi. 

2024'ten beri görevini sürdüren 72 yaşındaki Fiji lideri, "güzel limuzin" için Çin'e teşekkür ettiğini açıkladı. 

vdvdfe
Fiji liderine verilen Hongqi H9, Suva'daki hükümet binasının önünde tutuluyor (Fiji Hükümeti/Facebook)

Merkezi ABD'nin başkenti Washington'da bulunan düşünce kuruluşu Stimson Merkezi'nin Çin Programı Direktörü Yun Sun, bu olayın Pekin'in "prestij diplomasisine" güzel bir örnek oluşturduğunu söylüyor:

Bunlar maddi olmaktan çok sembolik eylemler. Çin'in liderlerle iyi kişisel ilişkiler geliştirmeyi amaçlayan yardım programının bir parçası.

Guardian, Pasifik bölgesindeki ülkelerin ambülanstan okul otobüslerine pek çok aracı diplomaside kullandığını bildiriyor. 

Coğrafi mesafe nedeniye yeni araçlara uygun fiyatlara ulaşmakta zorlanan bölge ülkelerinin yönetimlerinin bu hediyelere büyük önem verdiği Birleşik Krallık merkezli gazetenin haberinde vurgulanıyor.

Çin dışında Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve ABD gibi ülkelerin araç bağışladığı, Pekin yönetimininse lüks otomobillerle öne çıktığı ifade ediliyor. 

Çin'in altyapı projeleri ve kalkınma yardımlarıyla da Pasifik ülkelerinin gönlünü kazandığına dikkat çekiliyor. 

Pekin'in amaçlarından biri, bu ülkelerin Tayvan yönetimiyle ilişkilerini kesmesi. 7 yıl önce bölgede 6 müttefike sahip olan Tayvan, bunlardan yalnızca üçünü elinde tutabildi. 

Pasifik uzmanı Blake Johnson, Fiji'de de benzer bir durumun yaşandığını hatırlatarak "Bölgedeki hediye törenlerinin çoğunda Tek Çin politikasına destek verildiği ifade ediliyor" dedi.

Diğer yandan Pekin'in artan nüfuzu, başta Avustralya olmak üzere Pasifik'te etkili olan ülkeleri rahatsız ediyor. 

Altta kalmak istemeyen Avustralya da bölgedeki ülkelere otomobil, güvenlik anlaşması ve altyapı desteği veriyor. 

Independent Türkçe, Guardian, RNZ


NASA, Mars'ta yaşama dair en güçlü kanıtlardan birini buldu

10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)
10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)
TT

NASA, Mars'ta yaşama dair en güçlü kanıtlardan birini buldu

10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)
10 yıldan uzun süredir Kızıl Gezegen'de olan Curiosity, Mars'ın geçmişte yaşamı barındıracak koşulları sağlayıp sağlamadığını araştırıyor (NASA)

Bilim insanları NASA'nın Mars'ta bulduğu organik moleküllerin yaşam dışında bir süreçle açıklanamayacağını söylüyor.

Mars keşif aracı Curiosity geçen yıl martta, Gale Krateri'ndeki Cumberland çamurtaşında gezegende bugüne kadar görülen en büyük organik molekülleri saptamıştı.

Uzun zincirli alkanlar diye bilinen bu moleküller Dünya'da yaşam sonucu ortaya çıksa da kimyasal reaksiyonlarla da üretilebiliyorlar.

Ancak Mars'taki 3,7 milyar yıllık bu moleküllerin hangi süreçle meydana geldiğini, tek başına Curiosity'nin verileriyle belirlemek mümkün olmamıştı.

NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Dr. Alexander Pavlov ve ekibi moleküllerin, Kızıl Gezegen'e çarpan göktaşları gibi, biyolojik olmayan yollarla ortaya çıkma ihtimalini değerlendirdi.

Araştırmacılar işe, örneklerin eskiden ne kadar uzun zincirli alkana sahip olduğunu tespit ederek başladı. 

Gale Krateri'nde yapılan önceki incelemeler, çamurtaşının yaklaşık 3,6 milyar yıl boyunca gömülü olduğunu ve 80 milyon yıl önce yüzeye çıktığını göstermişti.

Bu alkanlar yüzeyde maruz kaldıkları kozmik radyasyon nedeniyle yavaş yavaş yok oluyor. Bu nedenle ekip, laboratuvar radyasyon deneylerini, matematiksel modellemeyi ve Curiosity verilerini birleştirerek çamurtaşının 80 milyon yıl önce ne kadar organik madde barındırdığını hesapladı.

Bulguları hakemli dergi Astrobiology'de yayımlanan çalışmaya göre bu dönemdeki organik madde miktarı, yaşam dışında bilinen bir süreçle açıklanamayacak kadar fazla.

Bilim insanları belirli koşullar altında hidrokarbon üretebilen hidrotermal süreçleri de inceledi. Laboratuvar deneyleri uzun zincirli organik moleküllerin hidrotermal yolla oluşabileceğini gösteriyor ancak Cumberland çamurtaşı analizi, bu tür reaksiyonlarda görülen yüksek sıcaklıklara maruz kalmadığına işaret ediyor.

Öte yandan araştırmacılar Mars'ta bir zamanlar yaşam olduğunun henüz kesin bir şekilde söylenemeyeceğini de vurguluyor.

Kızıl Gezegen'in bir zamanlar canlı organizmalara ev sahipliği yaptığına dair çalışmalar giderek artarken en güçlü kanıt NASA'nın Perseverance aracı tarafından bulunmuştu.

Jezero Krateri'nde keşfedilen "leopar desenli" kayalardaki bu izlere, mikropların yol açmış olabileceği düşünülüyor. Eylül 2025'te keşfi duyuran bilim insanları, bulguları "bugüne kadar Mars'ta bulunan en açık yaşam belirtisi" diye tanımlasa da bunun doğrulanması için örneklerin Dünya'ya getirilip incelenmesi gerekiyor.

Yeni çalışmanın da Perseverance'tan sonraki en güçlü kanıtı sunduğu söylenebilir. Ancak araştırmacılar makalenin sonuç bölümünde şöyle yazıyor:

Astrobiyoloji alanındaki yerleşik normlara göre, Dünya dışında yaşamın kesin olarak tespit edilebilmesi için birden fazla kanıta ihtiyaç var.

Independent Türkçe, IFLScience, Sci.News, NASA, Astrobiology, BBC Türkçe


Psikologlar araştırdı: İlk buluşmadan sonra mesajı ne zaman atmalı?

Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)
Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)
TT

Psikologlar araştırdı: İlk buluşmadan sonra mesajı ne zaman atmalı?

Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)
Uzmanlar karşı tarafın mesaj atmadan birkaç gün beklemesinin, sadece bir arkadaş tavsiyesine uymasından kaynaklabileceğini belirtiyor (Unsplash)

Araştırmacılar, ilk buluşma sonrası mesajlaşmada "ideal bekleme süresini" masaya yatırdı.  Bulgular, en iyi sonucun dengeyi yakalamaktan geçtiğini gösteriyor.

Modern flörtte pek çok belirsizliğin merkezinde mesajlaşma var. Geç yanıt verme veya "görüldü atma" gibi davranışlar ilgisizliğin habercisi kabul edilirken, gündelik sohbetlerdeki basit mesajlar bile incelikle hazırlanıyor.

Keyifli geçen bir ilk buluşmadan sonra karşı tarafla ne zaman iletişime geçmenin "doğru" olacağı da uzun zamandır tartışılan bir konu. Bazıları üç gün sonra mesaj atmanın bir kural olduğunu bile söylüyor.

Bu konu, üzerine pek kafa yormayı gerektirmeyen bir mesele gibi görünebilir. Ancak yeni tanışan insanlar birbirleri hakkında fazla bilgiye sahip olmadığından küçük ipuçlarına bel bağlamak zorunda kalabiliyor.

Fazla erken veya geç atılan bir mesajın da ilişkinin daha başlamadan bitmesine yol açacağından korkuluyor.

Almanya'daki Lüneburg Leuphana Üniversitesi'nden araştırmacılar, farklı senaryolar deneyerek bu soruya yanıt aradı.

Hakemli dergi Journal of Social and Personal Relationships'te yayımlanan araştırmada 500'den fazla katılımcıdan, bir İtalyan restoranında hoş bir ilk buluşma geçirdiklerini hayal etmeleri istendi.

Ardından katılımcılara, buluştukları kişinin ayrıldıktan hemen sonra, ertesi sabah veya iki gün sonra kendilerine mesaj attığı söylendi.

Daha sonra o kişiyle bir ilişki kurma isteklerini, hissettikleri uyumu ve onu tekrar görmeye ne kadar hevesli olduklarını 1'den 9'a kadar değişen bir ölçekte bildirdiler; 1 "hiç" ve 9 "çok" anlamına geliyordu.

Ertesi sabah atılan mesaj üç ölçütte de en yüksek puanları getirdi. Bunu, hemen mesaj atılması izledi; iki gün beklemekse en kötü sonucu verdi.

Örneğin ertesi sabah mesaj aldığı söylenen katılımcılar, ilişkiyi sürdürme niyetinde 9 üzerinden ortalama 6,15, hemen mesaj alanlar 5,80 ve iki gün bekleyenler 5,50 puanlık bir istek bildirdi.

Hissedilen uyum ve tekrar görüşme isteğinde de benzer sonuçlar görüldü.

Kadınların ortalama olarak mesajın zamanlamasına daha çok önem verdiği belirlendi. Öte yandan erkekler zamanlamadan daha az etkilense de ertesi gün mesaj almak en iyi sonucu ortaya çıkardı.

Psikologlar çok erken mesaj atmanın kişiyi fazla muhtaç gösterebileceği için ters tepebileceğini söylüyor. Ayrıca karşı tarafta baskı uyandırabilir veya "Bana bu kadar kolay ilgi gösteriyorsa, herkese gösterebilir ve aslında ben özel değilim" gibi düşünceler doğurabilir.

Uzmanlar birkaç gün beklemenin de karşı tarafta şüphe uyandırabileceğini ifade ediyor. 

Bu davranış, bizden hoşlanan insanlardan hoşlanmaya daha meyilli olduğumuz ilkesini devre dışı bırakıyor. İlgi zamanında karşılık bulmadığında, çekicilik kaybolabiliyor.

Bilim insanları güvenilirliğe de dikkat çekiyor. İki gün bekleyenler diğer gruplara göre daha az güven uyandırıyor ve uzun bir ilişki kurmak isteyenler için de güven önemli bir yere sahip.

Bir gün beklemek bir yandan merak ve heyecan yaratırken, diğer yandan ilgiyi söndürmediği için en iyi sonucu veriyor gibi görünüyor. 

Bu yüzden 24 saat içinde mesaj atmak, güzel geçen bir buluşmanın uzun soluklu bir ilişkiye dönüşmesinin ilk anahtarı olabilir.

Independent Türkçe, Psychology Today, Times, Journal of Social and Personal Relationships