İran için Sincar'ın stratejik önemi

Fotoğraf (Reuters)
Fotoğraf (Reuters)
TT

İran için Sincar'ın stratejik önemi

Fotoğraf (Reuters)
Fotoğraf (Reuters)

Adem Yılmaz İran Araştırmacısı @pirmikaili
Suriye'de karşı cephelerde yer alarak askeri ihtilaf yaşayan ve Dağlık Karabağ savaşıyla birlikte nüfuz mücadelesine giren İran-Türkiye rekabetinde yeni gerginlik sahası Irak'ın Sincar şehri. Bu kente yönelik operasyon ihtimali konuşulan Türkiye'ye en sert tepki İran'dan geldi.
Peki, bölgedeki vekil aktörleri üzerinden askeri operasyona karşı rahatsızlığını ifade eden İran için Sincar ne anlam ifade ediyor?

Ankara'nın olası Sincar operasyonu
Musul'un kuzeybatısındaki Ezidilerce kutsal sayılan Sincar şehri, Irak ve Suriye arasındaki lojistik geçişlerin sağlandığı stratejik bölgenin kalbinde yer alıyor.
2014'te DEAŞ işgaliyle binlerce Ezidi'nin terk etmek zorunda kaldığı şehir, DEAŞ sonrası PKK'nın hâkim olduğu bir merkez haline geldi.
Son dönemde ise Türk güvenlik güçlerinin Irak'ın kuzeyindeki artan askeri hareketliliği ile birlikte konuşulur oldu. 
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın ocak ayında Bağdat ve Erbil'e gerçekleştirdiği ziyaretler sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sınır ötesi askeri operasyonların şifresi olan "Bir gece ansızın gelebiliriz" ifadesini Sincar'ı kastederek kullanmasıyla birlikte bu bölgeye yönelik operasyon ihtimali Türk kamuoyunun ana gündem maddelerinden birisini oluşturdu.
10 Şubat tarihinde Irak'ın kuzeyindeki Gara bölgesinde PKK hedeflerine yönelik harekât sonrası Sincar'a operasyon ihtimaline yönelik algı daha da güçlendi.

İran destekli Haşdi Şabi'den Ankara'ya ültimatom
Türkiye'nin Sincar bölgesine yönelik artan operasyon ihtimaline yönelik Bağdat yönetiminden ciddi bir tepki gelmezken İran destekli Haşdi Şabi unsurlarının Ankara'ya yönelik sert mesajları öne çıkıyor.
Bunlardan en önemlisi Fetih Koalisyonu lideri ve Bedir Güçleri Genel Sekreteri Hadi Amiri'nin yapmış olduğu açıklamaydı.
Sincar bölgesine operasyon düzenleneceğine dair istihbarat bilgileri edindiklerini belirten Amiri, "Türkiye düşmanca eylemlerini durdurmalı, Türkiye'nin Irak topraklarından çekilmesini tamamlamasını bekledik, işgalini artırmasını değil" ifadelerini kullandı.
Asaib Ehli Hak lideri Kays al Hazali ise, Türkiye, Sincar'a yönelik operasyon planına silahla karşı çıkacaklarını söyleyerek, "İlerde Türk varlığı, Amerikan varlığından daha büyük bir sorun haline gelecek" şeklinde konuştu.
Haşdi Şabi bünyesinde bulunan bir diğer grup Nuceba Hareketi tarafından paylaşılan bildiride Türk güçlerinin Sincar'a yönelik olası müdahalesine karşılık verileceği vurgulandı.
Ashab el Kehf isimli yeni duyulan Şii milis grubu ise Telegram kanalından yapılan paylaşımda Türk askeri üssünü hedef aldıklarını iddia eden bir video yayımladı. Videoda sergilenen grad füzeleri İran yapımı Arash serisiydi.

İran'ın Akdeniz'e uzanan koridorda kilit durağı: Sincar
Irak'taki Şii milis güçlerin verdiği sert tepki Tahran'ın duymuş olduğu rahatsızlıktan bağımsız okunamaz. Sincar ve çevresi İran'ın Irak ve Suriye'deki askeri politikaları için hayati bir önem arz ediyor.
Dahası Sincar, Tahran'ın Akdeniz'e yönelik karayolu projesinde Kaim-Ebu Kemal hattına alternatif bir güzergâhın merkezinde yer alıyor.
İngiliz The Guardian sitesinde Ekim 2016 yılında çıkan Martin Chulov imzalı bir makalede, İran'ın Akdeniz'e uzanan nüfuz alanını korumak için çok arzuladığı bir karayolu projesi olduğu iddia edilmişti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü rehberliğinde Tahran, Bağdat ve Şam'daki üst düzey hükümet ve güvenlik yetkilileri tarafından koordine edilen bu koridor İran'dan Bağdat'ın yaklaşık 60 mil kuzeyindeki Diyala eyaletine; buradan da kuzeye yönelip Sincar üzerinden Rabia sınır kapısına ulaşıp Suriye'ye geçiyor.
Suriye'de Kamışlı ve Kobani üzerinden devam eden karayolu Halep kuzeyinden geçerek Lazkiye limanında son buluyor.
İran halihazırda Rabia sınır kapısının daha güneyindeki Kaim sınır kapısını kontrol ediyor. Fakat iki tarafı da DEAŞ hücrelerinin etkin olduğu çöl bölgesine açılan bu sınır kapısı güvenlik riskleri taşıyor.
Dahası bu bölge düzenli olarak İsrail hava saldırılarının da hedefi olmakta. Sincar'ın merkezinde olduğu kuzeydeki bu koridor ise İran'ın Akdeniz'e uzanacak lojistik ağları içerisinde İsrail hava saldırıları tehdidine en uzak ulaşım güzergâhı.
Bu koridorla birlikte hem DEAŞ tehlikesi hem de İsrail hava saldırısı riski nispeten azalabilir.

Türkiye'nin güney sınırına çizilen hat: Sincar 
İran için hesaba katılan diğer bir faktör ise Türkiye. İran, 2016 yılından bu yana Türkiye sınırına yakın bölgelerde elde ettiği kazanımları korumak istiyor.
İran, adeta Sincar'ın kilit öneme sahip olduğu bu koridorla birlikte Türkiye'nin tüm güney sınırına bir hat çekiyor.
Ayrıca Irak ve Suriye'nin en büyük ikinci kentleri olan aynı zamanda Sünni Arap nüfusun yoğun yaşadığı Musul ve Halep'i güvence altında tutmayı amaçlıyor.  
İran destekli Haşdi Şabi milislerinin Sincar eksenindeki uygulamaları da bu projenin varlığını doğrular nitelikte.
Sincar'da DEAŞ saldırılarında harabeye dönen Ezidilere ait onlarca tapınak bulunmasına rağmen ilk olarak bir Şii tapınağın İran bağlantılı gruplarca restore edilmesi ve bu mekânın Irak'ın en güney noktası Basra'dan bile ziyaretçi akınına uğraması İran'ın bölgedeki kimlik inşasına verdiği önemi gösteriyor.
Diğer taraftan çok sayıda eski PKK üyesi Ezidi'nin Haşdi Şabi'ye katılması da İran'ın kalıcı olmak için bu bölgeyi dönüştürmeyi hedeflediğine işaret ediyor.
Bu bağlamda stratejik menfaatlerin çakıştığı Sincar'a yönelik olası bir askeri harekât Ankara ve Tahran ilişkilerinin yeni sınama tahtası olacaktır.
Olası operasyon her ne kadar Türk iç kamuoyunda PKK karşıtı bir harekât olarak lanse edilse de Sincar, Ankara'nın tarihsel etki alanı olarak gördüğü Musul ve Kerkük'e erişim için de kilit bir noktada.
Böyle bir senaryo bölgede en çok İran'ı rahatsız edecektir. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif'in 21 Şubat tarihinde yapmış olduğu açıklamada, "Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki askeri varlığını reddediyoruz ve yanlış buluyoruz" ifadesi Sincar konusundaki rahatsızlığın dışa vurumu mahiyetinde.
Aynı şekilde İran'ın Bağdat Büyükelçisi İrec Mescidi de Rudaw'a verdiği röportajda, "Türkiye'nin Sincar ile hiçbir ilişkisi yoktur. Türk Silahlı Kuvvetleri de Irak topraklarına karşı tehdit unsuru olmamalı ve işgal etmemelidir, Türkiye'nin uluslararası sınırlara çekilmesi gerekiyor" ifadeleriyle Ankara'nın Sincar operasyonuna tepki göstermişti. 
Sonuç olarak Tahran açısından Sincar şehri bölgesel kazanımların korunması ve Türkiye'nin tarihsel etki alanı olarak gördüğü Kerkük ve Musul'a inmesini engellemek için kontrol edilmesi gereken bir stratejik bir cephe.
Ankara açısından ise bölgesel tehdit olarak görülen PKK ve Şii milislere aynı anda darbe vurulacak ve Musul ve Kerkük eksenine açılacak kapı konumunda stratejik bir şehir.
Askeri harekâtın başlaması halinde Ortadoğu'nun imparatorluk bakiyesi iki ülkesi olan İran ve Türkiye'nin stratejik menfaatlerinin çakıştığı yeni durak Suriye ve Dağlık Karabağ'dan sonra Sincar olabilir. 

Independent Türkçe



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.