Güçlü devletler

Başkent Washington’daki Beyaz Saray (AFP)
Başkent Washington’daki Beyaz Saray (AFP)
TT

Güçlü devletler

Başkent Washington’daki Beyaz Saray (AFP)
Başkent Washington’daki Beyaz Saray (AFP)

Nebil Fehmi- Mısır eski Dışişleri Bakanı
Çok kutuplu bir çağda, ulusal kurumların maddi yetenekleri, sağlamlığı ve bölgesel ve uluslararası etkileşime girme istekleri gözden kaçırılamaz.
Birkaç hafta önce oradaki uzun deneyimlerim ve Trump ile Biden’ın siyasi yönelimleri ve aralarındaki siyasi söylem farklılıklarını takibime dayanarak ABD’ye on mesaj içeren bir makale kaleme aldım. Söz konusu mesajlar, dünyanın en güçlü ülkesinin 21’inci yüzyılda ne yapması gerektiğine dair bir Ortadoğulu Arap’ın vizyonunu ve beklentilerini ifade ediyordu.
ABD’yi sevenler ve nefret edenler arasında, ortalama 10-20 yıl boyunca uluslararası arenada büyük bir nüfuza sahip olmaya devam edeceği konusunda genel bir fikir birliği olduğunu düşünüyorum. Ancak güç merkezlerinin, iki veya tek kutuplu sistem pahasına çoğalmasıyla birlikte uluslararası siyasi denklem şu an daha hızlı bir şekilde olmak üzere sürekli değişim gösteriyor. Bu da bizi, özellikle uluslararası siyasi toplum, önceki dönemlere hâkim olan geleneksel büyük gücü çeken ‘evrensel veya küresel’ benzerleri lehine sorunlara ve çatışmalara ‘uyum sağlama’ eğiliminde olduğundan, çok sayıda seçenek ve alternatif edinmek amacıyla birçok ülke ile ilişkileri sürdürerek geleceği farklı ve derinlemesine planlamaya zorluyor. Burada şu sorunun sorulması gerekiyor; Bir sonraki güç kim olacak ve adımlarımızda kime ve hangi temelde öncelik vermeliyiz?
Orta ve küçük ülkelerin önceliğinin bölgesel hesapları ve özellikle de komşularına verilmesi gerektiğine şiddetle inanıyorum. Çünkü onlara en yakın olanlar ve savaş, barış ve varoluşsal zorluklarda taraf olmaları en muhtemel olanlar da komşularıdır. Çıkarlarımızı güvence altına almak ve tehlikelerle yüzleşmek için Arap dünyasından bahsederken çok ısrar ettiğim şey budur.  Örneğin, Mısır’ın bölgesel önceliği Araplar, Afrika ve Ortadoğu, Cezayir’in önceliği Araplar, Afrika ve Avrupa, Suudi Arabistan’ın önceliği Araplar, Körfez ve Asya olmalı.
Bununla birlikte, küreselleşme çağı bizi değerlendirme ve öncelikler alanını genişletmeye de zorluyor. Bununla tutarlı olarak siyasi analistler arasında öngörülebilir gelecekte en büyük veya en etkili gücü belirlemek için bir yarışa tanık oluyoruz. Zaman zaman askeri güç kriterine temel bir unsur olarak ağırlık verirken bazen de güç ve potansiyel ekonomik zenginliğe odaklanmayı tercih ediyorlar. Bu çalışmalar ve araştırmalar, ABD ve Çin'in dünyanın en güçlü ülkeleri olduğu sonucuna vardı. Askeri ve ekonomik standartlara göre öyle de kalacaklar. Rusya askeri olarak üçüncü sırada yer alırken ekonomik açıdan dokuzuncu sıraya yerleşti.  Önünde ise Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, Brezilya ve İtalya bulunuyor.
 Bu listelerdeki ekonomik kritere göre ilk on ülkeden sekizinin piyasa ekonomisi ülkeleri olması dikkat çekicidir. Askeri kriterlere göre de en güçlü dört devletin askeri çatışmaların yaşandığı ülkeler olması da ilgi uyandırıyor. Buna ek olarak geniş sınırlara sahip ve zaman zaman gerilimler yaşanan Hindistan, askeri ve ekonomik listelerde ilk 10’da yer alan tek gelişmekte olan ülke oldu.
Bu tahminlerin doğruluk düzeyine rağmen birçok araştırma ve kullanılan kriterleri gözden geçirdikten sonra geleceğe bakışımızı ve geleceğin gücü ve kimin üzerine bahis oynadığı hakkındaki kararımızı netleştirirken, bunların önemine ve onları gözden kaçırmama gerekliliğine ilişkin bazı ek kriterleri not etmeyi önemli buldum.
Birinci olarak; iletişim teknolojisi ve uzaktan yönlendirmeye sahip olanların yanısıra askeri yetenek, devletlerin gücünü, özellikle güçlü bir proaktif unsur olarak bilgiyi elde etme veya etkileme alanındaki gelişmiş teknolojik yetenekleri değerlendirmede önemli bir kriter olarak kalacak. Bu, güçlü bir caydırıcılık yaratır ve aynı zamanda silahı kullanan devlet için riskleri ve ulusal kayıpların boyutunu azaltır. Son 30 yılda süper güçler ve diğerlerinin Kuveyt’in kurtuluşuna ve nihayet Suriye'deki İran'ın taktik hedeflerine karşı bu teknolojiye artan ilgisine tanık oldu. Bu teknoloji, Orta Doğu ve Asya'da kitlesel yıkıma yol açan silahların tehlikeleri hakkındaki devam eden tartışmalarda da gündeme geldi. Kuzey Kore'nin bu alandaki yeteneklerini geliştirmesinin ABD'nin müttefiklerinin öfkesini uyandırdığı ve birçok ülkede uzaydan yararlanma programlarının büyümesi, çeşitliliğinin de askeri kurumların vizyonu için geleceğe doğru küresel düzeyde önemli sonuçları olduğu unutulmamalıdır. Her şeye rağmen kara askeri yetenekleri, özellikle karadaki sahaların kontrolü açısından önemini korumaya devam edecektir.
İkincisi, devlet ekonomisi, devletin gücünün değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Belki de Sovyetler Birliği'nin dağılması, askeri ve güvenlik sisteminin muazzamlığına rağmen ekonomik yönden zayıf olması bu devasa askeri yapıyı taşıyamayıp devletin ve kurumlarının çökmesine bir örnek teşkil etti.
Üçüncüsü, askeri ve ekonomik gücün yanı sıra oldukça önemli bir unsur daha var ki bu da devletin ulusal kurumlarının gücü ve sağlamlığı. Çünkü askeri veya ekonomik anlamda kuvvetin mevcudiyeti bir gerçeği dayatır ve hırs, rekabet ve zorluklar yaratır. Ayrıca zor yönetim kararları, kurumların mevcudiyeti ile güçlü ve entegre bir siyasi sistemi gerektirir. Dışarıdan, bazen de içeriden tehdit edilmeyen bir devlet yoktur. Sovyetler Birliği, egemen güvenlik kurumları, birçok kanadını kaybettikten sonra Rusya gibi minyatür ve farklı bir formda geri dönmeden önce küçüldü ve parçalandı. Amerikan kurumları, son başkanlık seçimlerinin sona ermesinden sonra benzersiz bir meydan okumayla karşılaştı. Bu, ABD Savunma Bakanı'nın askeri düzenin seçim çatışmasına karışmayacağını ve kararını sivil kurumlara bırakacağını açıklamasına neden oldu. Bölgemizde Tunus, Libya, Mısır ve Yemen'deki Arap devrimleri farklı deneyimlere, aşamalara ve sonuçlara şahit oldu. Bazı ülkeler kurumlarının parçalanmasıyla çöktü. Askeri kurumlar bazen tarafsız bir rol üstlenip devletin kimliğinin tehdit edildiği durumlarda koruyucu rol üstlenerek devletin varlığını koruyup, ulusal istikrarın yeniden sağlanma hızına katkıda bulundu.
Dördüncü olarak devletin, kurumları ve kamuoyuyla birlikte, nüfuzunu genişletmek, çıkarlarını ve ulusal güvenliğini korumak için ekonomik, askeri ve siyasi gücünü sınırları dışında kullanmaya ne ölçüde hazır olduğu. Bu, gelişimi etkileme, kontrol etme ve teşvik etme veya zorlukları ve güvenlik risklerini ele alma ve belirli politik yönelimleri tanımlama bağlamındaydı. İkinci Dünya Savaşı'nda galip gelen ülkelerin Birleşmiş Milletler (BM) siyasi sistemindeki mevcut uluslararası sistemin kurumlarını ve Breton Woods, Dünya Bankası, Para Fonu veya Dünya Ticaret Örgütü, Atlantik İttifakı ve eski rakibi Varşova Paktı gibi kurumları oluşturduğunu biliyoruz. Aynısı Arap Birliği ve bölgesel düzeydeki Afrika Birliği için de geçerlidir. Bölgesel öncü ülkeler, bölgesel işbirliği yoluyla çıkarlarını korumak ve sürdürmek için kalkınmalarında ana rol oynadılar.
Tüm bunların sonucu, özellikle çok kutuplu bir çağda geleceğe bakıldığında, devletlerin maddi yeteneklerinin, güçlerini değerlendirmede önemli bir rol oynadıkları için göz ardı edilemeyeceğidir. Ancak en büyük dikkati ulusal kurumların gücüne, devletin kararlılığına, kalkınma, siyaset, güvenlik ve istikrar alanlarında bölgesel ve uluslararası etkileşime girmeye hazır olup olmadığına vermek gerekir. Çünkü güçlü ülkenin en güvenilir ve doğru değerlendirmesi; ister uluslararası ister bölgesel düzeyde gelecekte onunla işbirliği yapmanın tercih edilip edilmeyeceğidir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.