Mary Anning: İlk kadın paleontoloğun yaşamı ve keşifleri

Görselde Mary Anning, sadık köpeği Tray'le fosil avına çıkmışken resmediliyor ( Londra Ulusal Tarih Müzesi)
Görselde Mary Anning, sadık köpeği Tray'le fosil avına çıkmışken resmediliyor ( Londra Ulusal Tarih Müzesi)
TT

Mary Anning: İlk kadın paleontoloğun yaşamı ve keşifleri

Görselde Mary Anning, sadık köpeği Tray'le fosil avına çıkmışken resmediliyor ( Londra Ulusal Tarih Müzesi)
Görselde Mary Anning, sadık köpeği Tray'le fosil avına çıkmışken resmediliyor ( Londra Ulusal Tarih Müzesi)

Mary Anning 174 yıl önce bugün hayatını kaybetti. O, keşifleriyle modern paleontolojinin önünü açan kendi kendini yetiştirmiş bir fosil avcısıydı. Yakın zamana kadar cinsiyeti ve sosyal konumu nedeniyle çalışmaları göz ardı edilmiş olsa da Anning belgelenmiş bulgularıyla insan yaşamının tarihiyle ilgili eşsiz bilgiler sundu.

İlk yıllar
Mary Anning 1799’da İngiltere’nin Lyme Regis isimli bir sahil kasabasında doğdu. Bütçe dostu bir tatil yeri diye tanınan kasabanın sahil şeridinde olması, bilimsel açıdan da önem arz ediyor.
Hakai Dergisi’nin aktardığına göre, bu sahil şeridi yaklaşık 200 milyon yıl önce Jura Devri’nde yaşamla dolup taşan sıcak bir denizle örtülüydü. Bu deniz nihayetinde geri çekildi ancak tabanında yumuşak birikim kayaçları kaldı ve burada gömülü canlıların kalıntıları da zamanla taşlaştı. Buradaki falezleri döven her dalga ve azgın fırtına sürüyle fosili gün yüzüne çıkardı.
Anning’in ebeveynleri Richard ve Molly Anning, Lyme Regis’e taşındıklarında muhtemelen bunların hiçbirinden haberdar değildi. Mary Anning’in biyografisini yazan Shelley Emling’e göre, bir marangoz olan Richard bu kasabayı deniz havası almak isteyen varlıklı turistleri çekme potansiyeli nedeniyle tercih etmişti. Ancak kısa süre içinde hayatını deniz kıyısından topladıklarıyla kazanmaya ve hatıra eşya arayan turistlere küçük fosiller satmaya başladı. O zamanlar 6 yaşındaki Anning sıklıkla babasının yanındaydı ve fosillerin bulunması, çıkarılması ve temizlenmesine yardım etmeye başladı.
Richard 5 Kasım 1810’da öldü. Ölümü Molly’i iki çocuklu ve üçüncüye hamile, yardıma muhtaç bir anne olarak bıraktı. Ailenin Angalikan Klisesi’ne bağlı olmaması da işleri daha da kötüleştiriyordu. Dine yaklaşımları komşuları arasındaki konumunu iyileştirmiyordu.
Babasının ölümünün ardından Anning’i sahillere dönmeye iten şeyin ne olduğu bilinmiyor. Belki fosiller ilgisini çekiyordu ya da belki sadece babasıyla birlikte fosil peşinde koştukları günleri özlüyordu. Britanya’da paleontoloji tarihi çalışan Hugh Torrens’in de aralarında yer aldığı bazı tarihçiler, Richard’ın ölümünden sonra Anning’in annesinin fosil işine devam ettiğini öne sürüyor.
Fosillere dönüşünn sebebi ne olursa olsun, babasının ölümünden birkaç ay sonra Mary Anning, büyük bir ammonit fosilini gün yüzüne çıkarmıştı. Turistlerden biri, onu yarım krona satın almıştı. Bu, babasının fosil satarak aldığı ödemelerin hepsinden daha fazlaydı. Anning fosil avlayarak ailesi için para kazanabileceğini bir kez fark edince sahile düzenli gitmeye başladı.

İlk keşifler
Bir yıldan kısa süre sonra Anning, abisinin de yardımıyla bilim insanlarını hayrete düşüren bir fosil keşfetti. 5,2 metre uzunluğundaki fosil 60 omura sahipti ve kazılarak gün yüzüne çıkarılması aylar sürmüştü. Anning kazıyı sürdürürken, kasabada bir canavar keşfettiğine dair dedikodular yayılmıştı. Bu “canavar”, kısmen bir balığa, kısmen de bir timsaha benziyordu. Böyle bir şey en azından Londra’daki bilim çevrelerinde daha önce hiç görülmemişti. Fosile “balık-kertenkele” anlamına gelen ihtiyozor ismi verildi. İhtiyozor fosilleri aslında daha önce de bulunmuştu ancak Anning’in örneği ilk tam iskeletti ve bilimsel camiada çalkantılar yarattı.

1814’de basılan bilimsel bir dergide fosili ilk kez tanımlayan Britanyalı cerrah Sör Everard Home onu şöyle niteliyordu:
"Diğer balıklarla kıyaslarsak, bütünüyle bir balık olarak değerlendirmem mümkün değil. Sıradan yapılardan çok fazla sapma barındıran ve Yeni Güney Galler’de rastlanan hayvanlarla benzediği söylenebilir."
Ve Edward Home, Anning’den bahsetmek yerine fosilin bulunduğu uçurumu içine alan mülkün sahibinin ismini not düştü.
Anning kendi fosil keşfininin akademide yarattığı heyecana dahil olamamıştı. Ancak ihtiyozor fosiliyle sıradışı bir şey bulduğunun farkındaydı ve onu zengin bir koleksiyoncuya 23 pound karşılığında sattı. Emling’e göre, bu o zamanlar ailesini 6 ay boyunca geçindirmeye yetecek bir paraydı. Koleksiyoncu da numuneyi özel bir müzeye bağışladı. Fosil sonrasında önce British Museum’a ve ardından bugün sergilendiği Londra Doğa Tarihi Müzesi’ne verildi.
Anning gençlik yılları boyunca fosil avını sürdürdü. 1815’le 1819 arasında birden fazla bütün ihtiyozor iskeleti buldu. Bunların çoğu ya yerel müzelere kondu ya da akademik dersler için kişiden kişiye verildi. İhtiyozor anatomisine veya kökenine dair konuşmalar yapan erkekler, kendilerini çok ün kazandıran bu fosilleri keşfeden, topraktan çıkaran ve temizleyen kadının ismini anmamıştı.
Ancak Anning’in bir sonraki büyük keşfi ihtiyozordan bile daha büyük tartışma yaratto. Londra Doğa Tarihi Müzesi’nin yayımladığı biyografiye göre Anning, 1823’te 4 uzuvlu bir deniz sürüngeni olan Plesiosaurus’un bütün haldeki iskeletini keşfetti. Bundan birkaç yıl sonra, yani 1828’de de dinozorlar çağında yaşamış kanatlı bir sürüngen olan Teruzor’a ait ilk fosili buldu. Yaşamı boyunca çok sayıda yok olmuş balık türünü ve aynı zamanda bir sürü farklı deniz canlısını gün yüzüne çıkarmaya devam etti. Anning aynı zamanda İngiliz paleontolog William Buckland’la birlikte  fosilleşmiş dışkı çalışmalarına da öncülük etti.

Yalnızca erkeklerden oluşan bilimsel camia Anning’in başarılarını kabul etmekte ağırkanlı davrandı. Anning’in yaşam süresi içinde en büyük yazılı övgülerden biri yine bir kadından gelmişti. Bu kişi 1824’te Anning’i ziyaret eden ve Londra’da yaşayan zengin Leydi Harriet Silvester’dı.

Bilim dünyası nihayet Anning’i tanıdı
Bunun nedeni Anning’in sadece cinsiyeti değil aynı zamanda örgün eğitimden yoksun kalmasıydı. Ağır kırsal aksanı ve maddi durumu, akademinin onu görmezden gelmesini kolaylaştırdı. Dahası, o zamanlar müzelere fosil bağışlayan varlıklı kişilerin bilgilerinin kayıt altına alınması daha yaygın bir uygulamaydı. Fosil avcıları genel anlamda da bilimsel camiadaki kişilerin umursadığı kişiler değildi.
Anning fosil avcısı olarak kısmi bir tanınırlık kazandı ancak eldeki veriler, Anning’in bilimsel bilgisinin, fosilleri bulup kazmaktan öteye gittiğine işaret ediyor. Paleontoloji tarihine ilişkin çalışmaları da bulunan zoolog Christopher McGowan’a göre, Anning ödünç almayı başarabildiği kadar bilimsel yazını okuyor ve sıklıkla bir nüshasının kendisinde kalması için eliyle yazarak kopyalıyordu. McGowan bir makaleyle ilgili şunu yazmıştı:
"Yazılarını, orijinalinden ayırt etmekte zorlanıyorum."
Anning 1847’de 47 yaşındayken meme kanseri nedeniyle öldü. The Quarterly Journal of the Geological Society of London (Londra Jeoloji Topluluğunun Üç Aylık Bilimsel Dergisi) Anning’in vefat ilanını yayımlamıştı. Ve bu, derginin topluluğun üyesi olmayan birini ilk kez onurlandırışıydı. Topluluk yine de 1904’e kadar kadınları kabul etmemeyi sürdürdü.
Erkek bilim insanlarının ona atıf yapmaması nedeniyle Anning bir süreliğine neredeyse tamamen unutulmuştu. Ancak modern gelişmeler ışığında ismi yeniden duyulmaya başladı. Lyme Regis Müzesi, Mary Anning’in fosil dükkanının bulunduğu alana bir ek bina inşa ettirdi. 2017’de açılan müze kompleksine Anning’in ismi verildi. Son 15 yılda Anning’in iki biyografisi daha okurlarla buluştu. Aynı zamanda Anning’in hayatına dayanan birkaç kurmaca eser de ortaya çıktı.
2020’de Kate Winslet ve Saoirse Ronan’ın rol aldığı uzun metraj biyografik bir filmin gösterime girmesiyle birlikte başarıları daha fazla kişinin gündemine girdi. Film Anning ve başka bir genç kadın, jeolog Charlotte Murchison arasındaki spekülatif aşk hikayesine odaklanıyor. Hikayenin spekülatif diye nitelenmesi, Anning hiç evlenmemiş olsa da kadınlara ilgi duyduğuna yönelik herhangi bir kanıt bulunmamasından kaynaklanıyor.

Anning’in itibarı sonunda, yavaş ama kararlı biçimde geri veriliyor. BBC’nin haberine göre 2015’te paleontolog Dean Lomax, Birleşik Krallık’taki bir müzenin koleksiyonunda alçı kalıbı yanlış alınmış bir ihtiyozor fosilini yeniden keşfetti. Hakemli bilim dergisi Journal of Vertebrate Paleontology’de yayımlanan makalede bunun Jura Sahili’nden çıkarıldığı ama daha önce bilinmeyen bir türe ait olduğu ifade edildi. Yeni türe Mary Anning’e atfen Ichthyosaurus anningae ismi verildi.
 
Independent Türkçe/LiveScience



Microsoft, Suudi Arabistan’da Azure bulut bölgesini 2026 sonunda faaliyete alacağını duyurdu

2026 yılının dördüncü çeyreğinde Suudi Arabistan’da Azure bölgesinin kullanıma sunulması, geliştirme aşamasından fiili uygulamaya geçişi temsil ediyor. (Microsoft)
2026 yılının dördüncü çeyreğinde Suudi Arabistan’da Azure bölgesinin kullanıma sunulması, geliştirme aşamasından fiili uygulamaya geçişi temsil ediyor. (Microsoft)
TT

Microsoft, Suudi Arabistan’da Azure bulut bölgesini 2026 sonunda faaliyete alacağını duyurdu

2026 yılının dördüncü çeyreğinde Suudi Arabistan’da Azure bölgesinin kullanıma sunulması, geliştirme aşamasından fiili uygulamaya geçişi temsil ediyor. (Microsoft)
2026 yılının dördüncü çeyreğinde Suudi Arabistan’da Azure bölgesinin kullanıma sunulması, geliştirme aşamasından fiili uygulamaya geçişi temsil ediyor. (Microsoft)

Microsoft, Suudi Arabistan’daki Azure veri merkezi bölgesinin, 2026’nın dördüncü çeyreğinden itibaren müşterilere bulut bilişim yüklerini çalıştırma imkânı sunacağını açıkladı. Bu adım, ülkenin hızla ilerleyen dijital dönüşüm sürecinde önemli bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor.

Yeni bölge, kamu ve özel sektördeki kuruluşların uygulamalarını, bulut hizmetlerini ve yapay zekâ çözümlerini yerel olarak çalıştırmalarına olanak tanıyacak. Bölge, verilerin yerel olarak tutulması, düzenleyici uyumluluk gereksinimlerinin güçlendirilmesi, güvenlik seviyelerinin artırılması ve dijital uygulamalar ile hizmetlerin yanıt sürelerinin kısaltılması gibi avantajlar sunacak. Azure bölgesi, her biri enerji, soğutma ve ağ altyapısı bakımından bağımsız üç erişilebilirlik alanına sahip olacak. Bu yapı, yüksek güvenilirlik ve iş sürekliliğini desteklemeyi hedefliyor.

İnşaat aşamasından işletmeye kadar

Microsoft’un duyurusu, yıllarca süren hazırlık ve koordinasyon sürecinin ardından Suudi Arabistan’daki Azure veri merkezi bölgesinin inşaat ve hazırlık aşamasından geniş çaplı operasyonel kullanıma geçişini simgeliyor. Şirket daha önce, Ortadoğu’daki dijital ekonomiyi desteklemeye yönelik bölgesel yatırımları kapsamında Suudi Arabistan’da yerel bir bulut bölgesi oluşturma planlarını açıklamıştı.

Bu adım, Suudi Arabistan’ın dijital altyapıyı güçlendirme stratejisinin bir parçası olarak, Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda, dijital dönüşüm ve bilgi temelli ekonomi önceliklerini destekliyor. Yeni bulut bölgesinin, enerji, sağlık, kamu hizmetleri ve finans gibi kritik sektörlerde bulut bilişim ve yapay zekâ uygulamalarının güvenli bir yerel ortamda benimsenmesini hızlandırması bekleniyor.

scdfrgt
Yeni bulut bölgesi, yerel veri depolama imkânı sağlayacak; güvenliği, mevzuata uygunluğu ve tepki süresini iyileştirecek. (Reuters)

Konuyla ilgili açıklama yapan Suudi Arabistan İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Mühendis Abdullah es-Savaha, yerel bulut bölgesinin, ülkede ileri düzey bir dijital altyapı oluşturulduğunu, yenilikçiliği desteklediğini ve rekabetçiliği artırdığını gösterdiğini belirtti. Bakan, bu adımın ileri teknolojiye dayalı bir ekonomiye geçişi destekleyen temel bir unsur olduğunu vurguladı.

Microsoft Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Şirket Başkanı Brad Smith ise Suudi Arabistan’daki bulut altyapısına yapılan yatırımın, şirketin ülkedeki dijital dönüşümü uzun vadeli olarak destekleme taahhüdünü yansıttığını ifade etti. Smith, yerel veri egemenliği ve yönetim gereksinimlerine uygun bulut hizmetleri sunmanın önemine dikkat çekti.

Suudi Arabistan bulut bölgesi, dünya genelinde onlarca bölgeden oluşan Azure ağına eklenerek, ülkedeki kurumların küresel ölçekte entegre bir bulut ekosistemine erişimini sağlıyor. Ayrıca gerektiğinde verilerin yerel olarak işlenip depolanmasına imkân tanıyor.

Yerel inovasyonu hızlandırmak

Suudi Arabistan’daki yeni bulut bölgesinin, hem start-up’lar hem de büyük şirketler için yeniliği hızlandırması bekleniyor. Bölge, kuruluşların yapay zekâ tabanlı uygulamalar, veri analitiği ve ileri dijital hizmetler geliştirmesine güvenilir bir ortamda olanak tanıyacak. Bu gelişme, yerel bulut kapasitesinin, düzenleyici gereklilikleri karşılamak ve iş esnekliğini artırmak açısından giderek artan önemini de ortaya koyuyor.

xsdfrgt
Bu adım, dijital dönüşümün olgun bir aşamasına işaret ediyor ve Suudi Arabistan’ın bölgesel dijital merkez olarak konumunu güçlendirmenin yolunu açıyor. (Shutterstock)

Duyuru teknik açıdan önemli bir adım olmasının yanı sıra, dijital dönüşüm sürecinde olgunluk aşamasına geçildiğinin göstergesi olarak da değerlendiriliyor. Artık yatırımlar, yalnızca altyapı oluşturmaya odaklanmak yerine, dijital hizmetlerin geniş çaplı kullanımı için müşterilere güç sağlama yönüne kayıyor. 2026 sonunda beklenen operasyonel açılışla birlikte, Suudi Arabistan bulut kapasitesini genişleterek bölgesel bir dijital merkez olma hedefini destekleyecek.

Konuyla ilgili açıklama yapan Microsoft Arabistan Başkanı Turki Badhris, Suudi Arabistan’daki bölgenin 2026 dördüncü çeyreğinden itibaren bulut iş yüklerini çalıştırmaya hazır olmasının, kurumlara dijital yolculuklarını ve yapay zekâ odaklı planlamalarını daha net ve güvenle yürütme imkânı sunduğunu belirtti. Badhris, Microsoft’un hükümet kurumları, şirketler ve iş ortaklarıyla yakın iş birliği içinde çalışarak veri güncellemeleri, yönetişim güçlendirme ve yetenek geliştirme gibi adımlarla müşterilerin deneyimden operasyonel çalışmaya güvenle geçiş yapmalarını desteklediğini ifade etti. Badhris, bu başarının, şirketin Suudi Arabistan’daki kamu ve özel sektörde sürdürülebilir ve ölçeklenebilir bir dijital etki yaratma taahhüdünü yansıttığını vurguladı.

Geniş stratejik ortaklık

Microsoft’un Suudi Arabistan’daki bulut bölgesi duyurusu, şirketin ülkenin dijital dönüşümünde stratejik bir ortak olarak rolünü de güçlendiriyor. Suudi Arabistan, yapay zekâ uygulamalarını güvenli, sorumlu ve geniş ölçekte hayata geçirmek için kurumları erken aşamada hazırlamayı hedefleyerek, küresel ölçekte bu alanda öncü bir konum elde etmeyi amaçlıyor.

Bu çerçevede Suudi şirketler, yapay zekâ deneylerini gerçek üretim ortamına taşıyarak yerel bulut altyapısının sağladığı güvenilir ortamdan yararlanmaya başladı.

Enerji ve su alanında faaliyet gösteren ACWA Power, operasyonlarını geliştirmek için Azure AI hizmetleri ve Microsoft Intelligent Data Platform’u kullanıyor. Şirket, özellikle sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine odaklanarak ileri analizler, öngörücü bakım ve yapay zekâ destekli optimizasyon uygulamalarıyla su işleme süreçlerini iyileştiriyor; bu sayede günlük olarak on binlerce yüzme havuzuna eşdeğer su tasarrufu sağlanıyor. Ayrıca yapay zekâ teknolojilerinin uygulanması, enerji ve su hizmetlerinde neredeyse kesintisiz operasyon seviyelerinin korunmasına katkıda bulunuyor. Şirket, şimdi yapay zekâ üretkenliği alanında kullanım senaryolarını genişleterek sözleşme analizi ve teklif hazırlama gibi süreçlerde Microsoft 365 Copilot’u daha kapsamlı bir şekilde devreye almaya hazırlanıyor.

ty
Yerel bulut altyapısı, enerji, sağlık ve kamu hizmetleri gibi hayati sektörleri destekliyor. (Getty Images)

Qiddiya Investment Company, Microsoft 365 Copilot kullanımını yaygınlaştırarak ekiplerin e-posta özetleme, içerik üretme, veri analizi ve panolarla doğal dil üzerinden etkileşim kurmasını sağlıyor. Outlook, Word, Excel, PowerPoint ve Power BI uygulamaları üzerinden gerçekleştirilen bu süreçler, Qiddiya’nın yüzlerce varlık ve yükleniciyi izleyerek fatura durumu, inşaat aşamaları, riskler ve gecikmeler hakkında anlık bilgi almasını mümkün kılıyor. Proje verilerinde terabaytlarca bilgiyi saniyeler içinde sorgulayabilme kapasitesi, 700’den fazla yüklenici ve on binlerce çalışan içeren ekosistemde karar alma süreçlerini hızlandırıyor. Şirket, erken aşama denemelerden geniş çaplı yaygınlaştırmaya geçerken, eğitim programları ve standartlaştırma adımlarıyla araçların günlük iş akışına entegrasyonunu güçlendiriyor ve projenin kapsamını genişletmeye devam ediyor.


Apple'dan ucuz iPhone ve yenilenmiş Siri planı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Apple'dan ucuz iPhone ve yenilenmiş Siri planı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Nispeten daha ucuz yeni bir iPhone ve mevcut sürümün sorunlarını gideren bir Siri'nin yakında piyasaya sürüleceği bildirildi.

Şirket, geçen yıl piyasaya sürülen ve daha düşük fiyatlı bir Apple telefon modeli sunmak için eski donanımı kullanan iPhone 16e'nin ardından iPhone 17e'yi piyasaya sürmeyi planlıyor.

Bloomberg'e göre yeni model daha iyi bir işlemci (tam fiyatlı iPhone 17'yle aynı) ve Apple'ın kendi hücresel ve Wi-Fi çiplerini içerecek. Ayrıca daha ucuz modellerde ilk kez kablosuz MagSafe şarj özelliği de sunulacak.

Aynı habere göre 599 dolarlık fiyat değişmeyecek.

Aynı dönemde Apple, 2024 yazında Dünya Geliştiriciler Konferansı'nda ilk kez tanıtılan Siri özelliklerini güncelleyecek bir yazılım güncellemesi yayımlamayı planlıyor. Bu özellikler arasında soruları yanıtlamak için telefondaki başka yerlerden veri alan "kişisel bağlam" kullanma yeteneği ve Siri'nin ekranda olup bitenleri görüp kontrol etmesini sağlayacak bir özellik yer alacak.

Apple, bu özellikleri Apple Intelligence teklifinin bir parçası olarak büyük bir pazarlama ve gösterişle tanıtmıştı. Ancak daha sonra bunları telefona entegre etmekte zorlandı ve bu da aşırı vaatlerde bulunduğu veya yapay zekada geride kaldığı eleştirilerine yol açtı.

Daha sonra yapay zeka bölümünde bir dizi değişiklik yaşadı ve bu bölümden sorumlu yöneticisini kaybetti. Ayrıca asistanı geliştirmek amacıyla Google'la büyük bir iş birliği duyurdu ancak bu çalışmanın sonuçlarının ne zaman ortaya çıkacağı belirsiz.

Independent Türkçe


Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space