Moskova ve Şam, Fırat’ın doğusundaki ‘Kürt yönetime’ karşı üslubunu sertleştiriyor

Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)
Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)
TT

Moskova ve Şam, Fırat’ın doğusundaki ‘Kürt yönetime’ karşı üslubunu sertleştiriyor

Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)
Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)

Moskova ve Şam, dün yayınladıkları ortak açıklamada, ‘Kürt yönetimin’ Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke yakınlarında bulunan El-Hol Kampı’nda durumun kötüleşmesiyle başa çıkma konusundaki yetersizliğini kınadı. İki taraf, DEAŞ’ın bölgedeki etkinliğinin yeniden başlamasıyla birlikte “durumun daha da kötüleşmesi ihtimaline” karşı uyardı. İki ülkenin savunma bakanlıklarına bağlı Ortak Koordinasyon Merkezi’nden yapılan açıklamada, “bölgede durumu kontrol altına alacak Kürt yetkililerin olmayışından” büyük bir endişe duyulduğu vurgulandı.
Rusya Savunma Bakanlığı’na bağlı Ulusal Savunma İdare Merkezi Başkanı Mihail Mezentsev ve Suriye Yerel İdare Bakanı Hüseyin Mahluf, yaptıkları ortak açıklamada, DEAŞ örgütünün nüfuzunun artmasıyla eşzamanlı olarak El-Hol Kampı’nı fiilen kontrol eden bir Kürt yönetiminin olmadığına işaret etti. Kamptaki mevcut koşulların oldukça güç bir noktaya ulaştığına dikkat çekilen açıklamada, kampta aşırılıkçı eğilimlerin artması sebebiyle çocuklar başta olmak üzere kamp sakinlerinin ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları ifade edildi.
Moskova, kamp sakinlerinin DEAŞ savaşçılarının ailelerinden oluştuğunu vurguladı. Rusya ve Suriye tarafları, açıklamalarında, El-Hol Kampı ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki diğer kamplarda vatandaşları bulunan ülkelerin, vatandaşlarının iadesi sürecini organize etmek için çabalarını aktifleştirmeleri gerektiğini kaydetti.
ABD ve müttefiklerinin Suriye’nin içerisindeki durumu istikrasız bırakmayı sürdürdükleri belirtilen açıklamada, “Yasadışı yaptırımlar Suriye Arap Cumhuriyeti'ni boğmaya devam ediyor” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ABD ve müttefiklerine “Dikkatleri Suriye’ye yönelik yaptırımların ve egemenliğinin ihlallerinin sonuçlarından başka yöne çekmek için siyasi ve mali araçları uluslararası örgütlere baskı uygulama” suçlaması yöneltildi. Açıklamada ayrıca ABD’ye “Suriye'deki durum üzerinde istikrarı bozucu bir etki yapmayı bırakması ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler ilkelerine sıkı bir şekilde bağlı kalması” çağrısı yapıldı.

Moskova ve Şam arasında yeni üslup
Bu açıklama, Suriye’deki kötü durumdan Washington’un sorumlu tutulması açısından daha önceki açıklamalardan farklı olmamakla birlikte, Kürt yönetime karşı kullanılan sert üslup ve yönetimin bölgedeki kontrolünü kaybetmesi konusundaki uyarı, Moskova ve Şam’ın ortak açıklamalarında yeni bir üslup olarak öne çıkıyor. Nitekim iki taraf geçtiğimiz süreçte Kürt Özerk Yönetim ile Şam arasında iletişim kanallarının açılmasını teşvik etmek ve mutabakata varılması için çalışıyordu.
Bu açıklama aynı zamanda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önceki gün tamamladığı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Suudi Arabistan ve Katar turunun ardından geldi. Zira bu tur, Suriye dosyasında Rusya, Türkiye ve Katar’ı içeren yeni bir üçlü koordinasyon mekanizmasının kurulmasıyla sonuçlandı. Söz konusu 3 ülke, yayınladıkları ortak açıklamada, Suriye’nin toprak birliğine ve egemenliğine bağlı kalınması ve ayrılıkçı eğilimleri reddetmenin gerekliliğini vurguladı.
Bir Rus diplomat, dün Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları kaydetti:
“Lavrov’un (BAE, Suudi Arabistan ve Katar) turunun sonuçları, Moskova’da büyük bir memnuniyet oluşturdu. Rus diplomatlarda oluşan temel izlenim, Körfez ülkelerinin artık Rusya’nın hamlelerini daha iyi anladığı yönünde. Körfez ülkelerinde, bölgeye barış ve güvenlik gelmesi için Suriye krizine son vermek ve askıda bekleyen meseleleri çözmek adına Moskova ile daha çok koordinasyon kurmanın gerektiği yönünde artık daha geniş bir kanaat oluştu. Lavrov, üç Arap ülkesinin başkentindeki görüşmeleri sırasında, Rusya’nın, askıda bekleyen meselelerde çözüme varmak amacıyla İran ile diyalog mekanizmalarının geliştirilmesinin gerekliliği konusunda yaptığı çağrılarla ilgili anlayışa değindi. Rusya’nın rahatlığının sebebi, Suriye, Libya, Yemen ve Lübnan’daki sorunların çözüm mekanizmaları ve yollarıyla ilgili Rusya ve Arap ülkelerinin pozisyonları arasında neredeyse bir çeşit uyum olmasıdır. Rus tarafı (Lavrov), Arap ülkelerinin Suriye halkının sıkıntılarına son verilmesi ve insani yardımları artırmak için verilen çabalar ile siyasi sürecin ilerletilmesi arasında ilişki kurulmaması konusundaki ısrarlarına değindi ve ayrıca tüm tarafların, Suriye halkının tüm bileşenlerinin beklentilerini karşılayan nihai bir çözüme varılmasının gerekliliğini ifade eden 2254 sayılı karara dayanan siyasi çözüme bağlı olduğunu vurguladı. (Türkiye-Katar-Rusya yeni ortak mekanizması hakkında) Rusya, özellikle insani düzeydeki boğucu sorunların çözümüne ivme kazandırmak için çabalama kriterini esas alan üçlü, dörtlü veya beşli mekanizmaların kurulmasını destekliyor. Bu grubun (Türkiye-Katar-Rusya) çabaları daha sonraları 2254 sayılı karar uyarınca Suriye halkının tüm çıkarlarını gözeten siyasi geçiş sürecine başlamaya doğru yönelecek.”
Rus diplomat, üçlü mekanizma ilan edilmeden önce geniş çaplı istişarelerin olduğunu, Doha’nın Suriye’deki çözümden sorumlu temsilcilik makamı oluşturduğunu, bu makama atanan temsilcinin üçlü çabaları ilerletmek için daha önce Moskova ve Ankara’yı ziyaret ettiğini belirtti. Diplomat ayrıca, Lavrov’un bu çabalar kapsamında Arap taraflarının görüşlerini almak için Doha’ya doğru hareket etmeden önce ziyaretlerde bulunarak görüşmeler gerçekleştirmesinin ‘doğal olduğunu’ ifade etti.

Hmeymim Üssü’ne yeni sevkiyat
Öte yandan, Rus Hmeymim Üssü, yerin altındaki boşlukları ve kurak bölgeleri tespit edebilen bir radar sistemi teslim aldığını duyurdu. Rus güçlerine bağlı Askeri Mühendislik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Pavel Ryotsky, OKO-3 model yeni radar sisteminin Hmeymim Üssü’ne taşındığını belirterek, radarın “terör eylemleri gerçekleştirmek için yerin altında açılan tünellerin tespitinde kullanılabileceğini” söyledi. Ryotsky, “OKO-3 radar sistemi, sadece zeminde değil, aynı zamanda beton gibi diğer ortamlarda da oyulmuş yerleri aramak için tasarlanmıştır. Aynı zamanda jeolojik kazılar gibi sivil amaçlar için de kullanılabilir” dedi.
Ryotsky, radarın askeri amaçlarla kullanımı ile ilgili “Teröristler Suriye savaşının başından beri Suriye ordusu birliklerini ve güvenlik birimlerini hedef almak amacıyla aktif bir şekilde yerin altında tünel kazıyor ve bomba tuzaklıyorlar” dedi.
Tahminlere göre, OKO-3 radarı 50 metre derinlikteki tünelleri ve boşlukları tespit edebiliyor. Ryotsky, askeri kargo uçağının Hmeymim Üssü’ne taşıdığı mühendislik ekipmanı ve malzemeler arasında aynı zamanda askeri mühendislerin el yapımı patlayıcıların infilak etmesi sonucu dağılan şarapnelden korunmasında kullanılacak yeni tip OVR-2-02 koruyucu giysilerin de bulunduğunu söyledi.

 


Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
TT

Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)

Mısır, siyasi çözüm sürecini hızlandırmak ve yıllardır bölünmüş olan devlet kurumlarını birleştirmek amacıyla, başta son dönemde Libya'nın doğusundaki liderler olmak üzere Libya krizinin taraflarıyla yürüttüğü siyasi ve güvenlik temaslarını sürdürüyor.

Bu adımların en yenisi, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad'ın dün Mısır’ın Akdeniz’e bakan kıyısında bulunan El Alameyn şehrinde Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile gerçekleştirdiği görüşme oldu. Bu görüşme, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile bir araya gelmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti.

Mısır basınına göre Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşmede, ‘istikrara zemin hazırlamak ile cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılabilmesi için yürütme erkinin birleştirilmesi yoluyla Libya'daki siyasi süreci ilerletme çabaları’ ele alındı. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı, Tümgeneral Reşad’ın son dönemdeki girişimler etrafında oluşan mevcut siyasi ivmeyi değerlendirmenin, Libya'da istikrara ve safların birleşmesine yönelik bir fırsat olarak önemini vurguladığını aktardı.

Görüşmenin ardından Saddam Hafter dün resmi Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Toplantı sırasında, ülkemizde istikrarın sağlanmasına ve güvenliğin pekiştirilmesine katkıda bulunacak şekilde, eşzamanlı cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına giden yolda Libya kurumlarının birleştirilmesi gerektiğine dair ortak vizyonumuzu teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşme, Cumhurbaşkanı Sisi'nin geçtiğimiz çarşamba günü El Alameyn'de LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ve Libya İmar Fonu Başkanı Bilkasım Hafter'in de katılımıyla Halife Hafter ile gerçekleştirdiği toplantıdan üç gün sonra yapıldı. Cumhurbaşkanı Sisi görüşme sırasında, başta Libya'nın bütünlüğünün korunması ve kurumlarının birleştirilmesi olmak üzere, bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ve seçimlerin yapılması için uygun zemin hazırlayacak olan Mısır'ın krize yönelik tutumunun değişmez ilkelerini bir kez daha vurguladı.

Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Tümgeneral Reşad ile Saddam Hafter arasındaki görüşmenin ‘aynı anda hem siyasi hem de güvenlik boyutları taşıdığını’ belirterek, istihbarat teşkilatlarının rollerinin ‘artık yalnızca güvenlik dosyalarıyla sınırlı kalmadığını, bölgesel meselelerde siyasi ve diplomatik temasların yönetilmesini de kapsayacak şekilde genişlediğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Abdeli, görüşmenin ‘Mısır'ın farklı Libyalı taraflara açılmaya ve siyasi bir çözüme ulaşmayı amaçlayan temasları yoğunlaştırmaya yönelik artan ilgisini’ yansıttığını belirterek, Kahire'nin Libya'da istikrarın yeniden sağlanmasını ve ülkenin bütünlüğünün korunmasını doğrudan kendi ulusal güvenliğiyle bağlantılı gördüğüne işaret etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati de yakın zamanda televizyon ekranlarında yaptığı açıklamalarda, ülkesinin Libya'nın bölünmesine yol açacak herhangi bir senaryoyu kesin bir dille reddettiğini vurgulayarak “Libya'nın bütünlüğü, tıpkı Sudan'ın bütünlüğü gibi Mısır'ın ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meseledir" ifadelerini kullanmıştı. Abdulati ayrıca, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılmasını ‘Libya'da sürdürülebilir istikrarı sağlamanın nihai güvenlik supabı’ olarak değerlendirmişti.

Mısır'ın bu adımları; başta Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun sunduğu ‘yol haritası’ ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos’un öncülüğünde yürütülen, Libya'daki kurumları ve yürütme erkini birleştirmeyi hedefleyen inisiyatif olmak üzere, siyasi çıkmazı aşmayı amaçlayan uluslararası ve bölgesel girişimlerin ivme kazandığı bir dönemde geliyor.

fvgbhtyjukı
ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos (AFP)

ABD girişimine dair sızdırılan bilgilere göre öneriler, Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümet kurulmasına paralel olarak Saddam Hafter'e Başkanlık Konseyi'nde bir rol verilmesini içeriyor. Bu girişim Libya'nın doğusundaki cepheden olumlu tepki alırken, Dibeybe cephesinden ise buna yönelik henüz kamuoyuna açık ve nihai bir açıklama gelmedi.

Bu adımlar, Libya'ya ilişkin bölgesel temasların tırmanışa geçtiği bir döneme denk geldi. Nitekim Libya dosyası, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yakın zamandaki El Alameyn ziyareti sırasında Libya'nın bütünlüğünü koruma ve bölünmüşlüğü sona erdirecek siyasi bir süreci ilerletme gerekliliğine dair bir Mısır-Türkiye yakınlaşmasını yansıtıyor gibi görünen bir bağlamda ele aldığı konular arasındaydı. Söz konusu ziyaret, Fidan'ın Trablus ve Bingazi'yi kapsayan ve krizle ilgili çeşitli taraflarla bir araya geldiği turun ardından gerçekleşti.

Öte yandan Rusya da, Saddam Hafter'in Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme aracılığıyla Libya dosyasıyla bağlantılı temaslar sürecine dahil oldu. Libya tarafının aktardığına göre Putin bu görüşmede; kurumları birleştirmeye, istikrarı güçlendirmeye ve Libya'nın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalara olan desteğini vurguladı.

Abdeli Mısır, ABD, Türkiye ve Rusya'nın hamlelerinin eşzamanlı olarak gerçekleşmesinin ‘üzerine inşa edilebilecek bir siyasi pencerenin ve umut ışığının varlığına işaret edebileceğini’ değerlendiriyor. Ancak bu girişimlerin başarısının, Libyalı tarafların geçiş süreçlerini yeniden üretmek (tekrarlamak) yerine fiilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine götürecek bir yolu kabul etmeye ve karşılıklı tavizler vermeye ne ölçüde hazır olduklarına bağlı kalacağı uyarısında bulunuyor.

bghnjmkl
Sisi, çarşamba günü Mısır’ın El Alamein kentinde Hafter’i kabul ederken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Sisi ve Tümgeneral Reşad'ın Hafter ve oğluyla gerçekleştirdiği bu görüşme Mısır Cumhurbaşkanı'nın Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Dibeybe'yi kabul etmesinden üç haftadan daha kısa bir süre sonra gerçekleşti. Bu durum, Kahire'nin devlet kurumlarının birleştirilmesini ve yürütmedeki bölünmüşlüğün sona erdirilmesini kapsayan siyasi bir çözümü teşvik etmesine paralel olarak, Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da temaslarını sürdürdüğünün bir göstergesi niteliğini taşıyor.

Libya, 2014 yılından bu yana iki hükümet arasında bir bölünmüşlük yaşıyor. Ülke, Trablus'ta bulunan Dibeybe başkanlığındaki UBH ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen, Hafter'in desteğiyle ülkenin doğusundaki geniş bölgeler ile güneyinin bazı kısımlarını yöneten Usame Hammad başkanlığındaki paralel hükümet olmak üzere iki ayrı hükümet tarafından yönetiliyor. Bu durum, ertelenen ulusal seçimlerin uzayan geçiş sürecini sona erdirmek için hâlâ en acil çıkış yolunu temsil ettiği bir dönemde devam ediyor.


Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl

Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
TT

Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl

Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)

Refik Hariri'nin suikastından altı gün önce, Abdülhalim Haddam anılarında, Beyrut'taki evinde dönemin Lübnan Başbakanı ile kaygıların hâkim olduğu bir öğle yemeğinde buluştuğunu ve ona tek bir tavsiyeyi tekrarladığını anlatıyor: Lübnan'ı derhal terk et.

Şarku’l Avsat’ın Mecelle (Al Majalla) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak olan anılara göre hikâye, bu buluşmadan haftalar önce başladı.

Ocak 2005'te, Suriye Devlet Başkanlığı Sarayı'nda iktidardaki Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısı sırasında gündem örgütsel konularla sınırlıyken, Beşar Esad yönetim kurulu üyelerine şöyle dedi: “Suriye'ye karşı Amerikan-Fransız komplosu var ve Refik Hariri bunun içinde.”

Haddam, bu tehlikeli açıklama karşısında kendisi gibi toplantıya katılanların da şaşkına döndüğünü belirtiyor. Haddam, iki gün sonra eski Lübnan Savunma Bakanı Muhsin Dellul aracılığıyla Hariri'ye sözlü bir mesaj göndererek durumunun karmaşık olduğunu ve derhal Lübnan'ı terk etmesi gerektiğini iletti.

sfergthyj
Kitabın kapağı

Haddam, 8 Şubat 2005'te Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'nde bazı tıbbi kontroller yaptırmak üzere Beyrut'a gitti. Ardından Hariri'nin öğle yemeği davetini kabul etti. Hariri'nin endişeli olduğunu belirten Haddam, Dellul'un ilettiği mesajı sorduğunu, kendisinin de durumu açıklayarak Hariri'ye derhal ülkeden ayrılmasını tavsiye ettiğini aktarıyor.

Hariri ise “Seçimlerim var... İnsanları nasıl bırakıp gidebilirim?” diye yanıtladı. Haddam da “Senin hayatın insanlardan daha önemli, ailen de seçimlerden daha önemli” karşılığını verdi.

Anılarda, bu öğle yemeğine ilişkin dikkat çekici iki ayrıntı daha aktarılıyor.

Bunlardan ilki, Hariri'nin Mahir Esad'ın rolüne ilişkin sorusu. Hariri, eş-Şark gazetesinin sahibi Avni el-Kaaki'nin kendisine Mahir Esad'ın kendisiyle ilişki kurmaya önem verdiğini, aralarındaki mevcut sorunları çözmeye hazır olduğunu ve onu “Suriye'nin sadık bir dostu” olarak gördüğünü söylediğini aktardı.

Haddam'ın buna yanıtı ise şöyle oldu: “Dikkatli olmalı ve Lübnan'dan ayrılmalısın.”

İkinci ayrıntı ise Hariri'nin güvenliğine ilişkin sorusuna verdiği yanıt oldu. Hariri, “50 kişilik koruma ekibim vardı. Onları geri çektiler ve yalnızca altı kişi bıraktılar” dedi.

fghyju
Abdülhalim Haddam, 16 Şubat 2005'te Hariri'nin cenaze törenine katılırken (AFP)

Altı gün sonra, 14 Şubat'ta Haddam Şam'da Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısındaydı. Bir arkadaşının ofisinde televizyonda Beyrut'ta İngiliz Bankası yakınlarında meydana gelen büyük bir patlamaya ilişkin son dakika haberini gördü. Ardından patlamanın Hariri'nin konvoyunu hedef aldığı ve Hariri'nin korumaları ile çok sayıda vatandaşla birlikte hayatını kaybettiği duyuruldu.

Haddam, Beyrut'a giderek taziyelerini sunmak istediğini yönetime bildirdiğini, ancak Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla kendisine “Gitmek istiyorsan şahsi sıfatınla git” yanıtının verildiğini anlatıyor.

Haddam, eşi ve iki oğluyla birlikte Beyrut'a gitti. Buna karşılık Suriye yönetimi cenaze törenini ve taziye meclisini boykot etme kararı aldı. Suriye'nin resmi gazeteleri de olayı “Beyrut'ta büyük patlama” başlığıyla duyurdu. Hariri'nin adı ilk sayfalarda öne çıkarılmazken, haberlerin içinde yalnızca “kurbanlar arasında” olduğu belirtildi.

Haddam'a göre bu ayrıntı, suçlamaların Beşar Esad'a yönelmesine daha da katkıda bulundu.

Anılar, öğle yemeğinden dört ay önce yaşanan bir başka gelişmeye de ışık tutuyor: Velid Canbolat'ın müttefiki milletvekili ve eski Bakan Mervan Hamade'nin Ekim 2004'ün başında uğradığı suikast girişimi.

cfvju
Abdülhalim Haddam, suikast girişiminin ardından Mervan Hamade'nin kaldırıldığı hastanenin önünde Velid Canbolat ile birlikte, 2004'ün başları (AFP)

Haddam, bu saldırıyı “Lübnan'da Cumhurbaşkanı Emil Lahud'a karşı çıkan tüm muhaliflere gönderilmiş bir uyarı” olarak nitelendiriyor.

Haddam, saldırının ertesi günü Suriye'nin Lübnan'daki askeri istihbaratının başındaki Tuğgeneral Rüstem Gazali'yi arayarak Hamade'yi ziyaret etmek üzere Beyrut'a geleceğini bildirdiğini anlatıyor. Ardından Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'ne giden Haddam'ı, yaralı Hamade ameliyathanedeyken Canbolat, parti yöneticileri ve Cibran Tüeyni karşıladı.

Haddam ayrıca Devlet Başkanı ile doğrudan iletişiminin Ekim 2004'ün sonlarından itibaren fiilen kesildiğini, iletişimin Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla veya yazılı mesajlarla yürütülmeye başlandığını belirtiyor.

Bu tanıklığın önemi, kamuoyunca belgelenmiş olaylar zincirindeki konumundan kaynaklanıyor: Lahud'un görev süresinin uzatılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1559 sayılı kararı, Haddam'ın Velid Canbolat ile birlikte hastanede ziyaret ettiğini anlattığı Mervan Hamade suikast girişimi, ardından Hariri'ye yönelik siyasi ve medya kampanyası ve nihayet suikast.

vfgbhnjk
Abdülhalim Haddam, Haziran 2005'teki bir toplantı sırasında Beşar Esad'ın yanında (AFP)

Anılar yeni bir hüküm ortaya koymuyor. Ancak olayların merkezinden yeni bir halka ve tamamlanmış bir geri sayım sunuyor: yönetim içindeki suçlama, ardından uyarı mesajı, son öğle yemeği ve 14 Şubat'taki patlama.

Son öğle yemeğinin ayrıntıları ve öncesinde gönderilen mesajlar, kitabın “Refik Hariri Suikastı” başlıklı bölümünde eksiksiz biçimde yer alıyor.


İsrail, Lübnan’ı coğrafi olarak kontrol altına almaya çalışıyor

Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden görüldüğü üzere, bir İsrail tankı Vadi el-Seluki bölgesinde ilerliyor, 21 Ağustos 2026, (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden görüldüğü üzere, bir İsrail tankı Vadi el-Seluki bölgesinde ilerliyor, 21 Ağustos 2026, (EPA)
TT

İsrail, Lübnan’ı coğrafi olarak kontrol altına almaya çalışıyor

Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden görüldüğü üzere, bir İsrail tankı Vadi el-Seluki bölgesinde ilerliyor, 21 Ağustos 2026, (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden görüldüğü üzere, bir İsrail tankı Vadi el-Seluki bölgesinde ilerliyor, 21 Ağustos 2026, (EPA)

Güney Lübnan’da İsrail’in yıkım operasyonları giderek artan bir hızla sürüyor. Evleri, mahalleleri, ormanlık alanları ve çeşitli coğrafi noktaları hedef alan operasyonların, askeri Uzman Hasan Cuni’ye göre “coğrafyayı şekillendirme” ve gelecekte tehdit oluşturabilecek ya da görüş alanını kısıtlayabilecek bina ve engelleri ortadan kaldırma amacı taşıdığı değerlendiriliyor. 

Cuni, yıkımın aynı zamanda “Hizbullah’ın toplumsal çevresini cezalandırma” ve yaşam koşullarını ortadan kaldırarak bölge sakinlerinin yıllar boyunca geri dönmesini zorlaştırma amacı taşıdığını da belirtiyor.

İsrail savaş uçakları dün sabah, Ali Tahir Tepeleri ile Nebatiye el-Fevka’daki Deyr Mahallesi’nin yanı sıra Debşe bölgesi, Deyr Seryan çevresi ve Mansuriye arazilerini iki ayrı hava saldırısıyla hedef aldı. Bölgedeki saldırı ve yıkım faaliyetlerinin son günlerde yoğunlaştığı bildiriliyor. 

Güvenlik koşulları, yeni eğitim-öğretim yılının yaklaşmasıyla birlikte Güney Lübnan halkını zor kararlarla karşı karşıya bırakıyor. Çok sayıda aile, savaşın yeniden başlaması veya eğitimin tekrar uzaktan sürdürülmesi ihtimaline karşı çocuklarını okullara kaydettirme konusunda tereddüt yaşıyor.