Moskova ve Şam, Fırat’ın doğusundaki ‘Kürt yönetime’ karşı üslubunu sertleştiriyor

Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)
Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)
TT

Moskova ve Şam, Fırat’ın doğusundaki ‘Kürt yönetime’ karşı üslubunu sertleştiriyor

Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)
Şam’ın Doğu Guta bölgesine bağlı Duma’daki yıkım (Reuters)

Moskova ve Şam, dün yayınladıkları ortak açıklamada, ‘Kürt yönetimin’ Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke yakınlarında bulunan El-Hol Kampı’nda durumun kötüleşmesiyle başa çıkma konusundaki yetersizliğini kınadı. İki taraf, DEAŞ’ın bölgedeki etkinliğinin yeniden başlamasıyla birlikte “durumun daha da kötüleşmesi ihtimaline” karşı uyardı. İki ülkenin savunma bakanlıklarına bağlı Ortak Koordinasyon Merkezi’nden yapılan açıklamada, “bölgede durumu kontrol altına alacak Kürt yetkililerin olmayışından” büyük bir endişe duyulduğu vurgulandı.
Rusya Savunma Bakanlığı’na bağlı Ulusal Savunma İdare Merkezi Başkanı Mihail Mezentsev ve Suriye Yerel İdare Bakanı Hüseyin Mahluf, yaptıkları ortak açıklamada, DEAŞ örgütünün nüfuzunun artmasıyla eşzamanlı olarak El-Hol Kampı’nı fiilen kontrol eden bir Kürt yönetiminin olmadığına işaret etti. Kamptaki mevcut koşulların oldukça güç bir noktaya ulaştığına dikkat çekilen açıklamada, kampta aşırılıkçı eğilimlerin artması sebebiyle çocuklar başta olmak üzere kamp sakinlerinin ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları ifade edildi.
Moskova, kamp sakinlerinin DEAŞ savaşçılarının ailelerinden oluştuğunu vurguladı. Rusya ve Suriye tarafları, açıklamalarında, El-Hol Kampı ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki diğer kamplarda vatandaşları bulunan ülkelerin, vatandaşlarının iadesi sürecini organize etmek için çabalarını aktifleştirmeleri gerektiğini kaydetti.
ABD ve müttefiklerinin Suriye’nin içerisindeki durumu istikrasız bırakmayı sürdürdükleri belirtilen açıklamada, “Yasadışı yaptırımlar Suriye Arap Cumhuriyeti'ni boğmaya devam ediyor” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ABD ve müttefiklerine “Dikkatleri Suriye’ye yönelik yaptırımların ve egemenliğinin ihlallerinin sonuçlarından başka yöne çekmek için siyasi ve mali araçları uluslararası örgütlere baskı uygulama” suçlaması yöneltildi. Açıklamada ayrıca ABD’ye “Suriye'deki durum üzerinde istikrarı bozucu bir etki yapmayı bırakması ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler ilkelerine sıkı bir şekilde bağlı kalması” çağrısı yapıldı.

Moskova ve Şam arasında yeni üslup
Bu açıklama, Suriye’deki kötü durumdan Washington’un sorumlu tutulması açısından daha önceki açıklamalardan farklı olmamakla birlikte, Kürt yönetime karşı kullanılan sert üslup ve yönetimin bölgedeki kontrolünü kaybetmesi konusundaki uyarı, Moskova ve Şam’ın ortak açıklamalarında yeni bir üslup olarak öne çıkıyor. Nitekim iki taraf geçtiğimiz süreçte Kürt Özerk Yönetim ile Şam arasında iletişim kanallarının açılmasını teşvik etmek ve mutabakata varılması için çalışıyordu.
Bu açıklama aynı zamanda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önceki gün tamamladığı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Suudi Arabistan ve Katar turunun ardından geldi. Zira bu tur, Suriye dosyasında Rusya, Türkiye ve Katar’ı içeren yeni bir üçlü koordinasyon mekanizmasının kurulmasıyla sonuçlandı. Söz konusu 3 ülke, yayınladıkları ortak açıklamada, Suriye’nin toprak birliğine ve egemenliğine bağlı kalınması ve ayrılıkçı eğilimleri reddetmenin gerekliliğini vurguladı.
Bir Rus diplomat, dün Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları kaydetti:
“Lavrov’un (BAE, Suudi Arabistan ve Katar) turunun sonuçları, Moskova’da büyük bir memnuniyet oluşturdu. Rus diplomatlarda oluşan temel izlenim, Körfez ülkelerinin artık Rusya’nın hamlelerini daha iyi anladığı yönünde. Körfez ülkelerinde, bölgeye barış ve güvenlik gelmesi için Suriye krizine son vermek ve askıda bekleyen meseleleri çözmek adına Moskova ile daha çok koordinasyon kurmanın gerektiği yönünde artık daha geniş bir kanaat oluştu. Lavrov, üç Arap ülkesinin başkentindeki görüşmeleri sırasında, Rusya’nın, askıda bekleyen meselelerde çözüme varmak amacıyla İran ile diyalog mekanizmalarının geliştirilmesinin gerekliliği konusunda yaptığı çağrılarla ilgili anlayışa değindi. Rusya’nın rahatlığının sebebi, Suriye, Libya, Yemen ve Lübnan’daki sorunların çözüm mekanizmaları ve yollarıyla ilgili Rusya ve Arap ülkelerinin pozisyonları arasında neredeyse bir çeşit uyum olmasıdır. Rus tarafı (Lavrov), Arap ülkelerinin Suriye halkının sıkıntılarına son verilmesi ve insani yardımları artırmak için verilen çabalar ile siyasi sürecin ilerletilmesi arasında ilişki kurulmaması konusundaki ısrarlarına değindi ve ayrıca tüm tarafların, Suriye halkının tüm bileşenlerinin beklentilerini karşılayan nihai bir çözüme varılmasının gerekliliğini ifade eden 2254 sayılı karara dayanan siyasi çözüme bağlı olduğunu vurguladı. (Türkiye-Katar-Rusya yeni ortak mekanizması hakkında) Rusya, özellikle insani düzeydeki boğucu sorunların çözümüne ivme kazandırmak için çabalama kriterini esas alan üçlü, dörtlü veya beşli mekanizmaların kurulmasını destekliyor. Bu grubun (Türkiye-Katar-Rusya) çabaları daha sonraları 2254 sayılı karar uyarınca Suriye halkının tüm çıkarlarını gözeten siyasi geçiş sürecine başlamaya doğru yönelecek.”
Rus diplomat, üçlü mekanizma ilan edilmeden önce geniş çaplı istişarelerin olduğunu, Doha’nın Suriye’deki çözümden sorumlu temsilcilik makamı oluşturduğunu, bu makama atanan temsilcinin üçlü çabaları ilerletmek için daha önce Moskova ve Ankara’yı ziyaret ettiğini belirtti. Diplomat ayrıca, Lavrov’un bu çabalar kapsamında Arap taraflarının görüşlerini almak için Doha’ya doğru hareket etmeden önce ziyaretlerde bulunarak görüşmeler gerçekleştirmesinin ‘doğal olduğunu’ ifade etti.

Hmeymim Üssü’ne yeni sevkiyat
Öte yandan, Rus Hmeymim Üssü, yerin altındaki boşlukları ve kurak bölgeleri tespit edebilen bir radar sistemi teslim aldığını duyurdu. Rus güçlerine bağlı Askeri Mühendislik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Pavel Ryotsky, OKO-3 model yeni radar sisteminin Hmeymim Üssü’ne taşındığını belirterek, radarın “terör eylemleri gerçekleştirmek için yerin altında açılan tünellerin tespitinde kullanılabileceğini” söyledi. Ryotsky, “OKO-3 radar sistemi, sadece zeminde değil, aynı zamanda beton gibi diğer ortamlarda da oyulmuş yerleri aramak için tasarlanmıştır. Aynı zamanda jeolojik kazılar gibi sivil amaçlar için de kullanılabilir” dedi.
Ryotsky, radarın askeri amaçlarla kullanımı ile ilgili “Teröristler Suriye savaşının başından beri Suriye ordusu birliklerini ve güvenlik birimlerini hedef almak amacıyla aktif bir şekilde yerin altında tünel kazıyor ve bomba tuzaklıyorlar” dedi.
Tahminlere göre, OKO-3 radarı 50 metre derinlikteki tünelleri ve boşlukları tespit edebiliyor. Ryotsky, askeri kargo uçağının Hmeymim Üssü’ne taşıdığı mühendislik ekipmanı ve malzemeler arasında aynı zamanda askeri mühendislerin el yapımı patlayıcıların infilak etmesi sonucu dağılan şarapnelden korunmasında kullanılacak yeni tip OVR-2-02 koruyucu giysilerin de bulunduğunu söyledi.

 


Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.