El Arabiya: İstanbul'da yayın yapan İhvan'a yakın televizyon kanallarından Mısır karşıtı yayınları durdurmaları istendihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2869426/el-arabiya-i%CC%87stanbulda-yay%C4%B1n-yapan-i%CC%87hvana-yak%C4%B1n-televizyon-kanallar%C4%B1ndan-m%C4%B1s%C4%B1r
El Arabiya: İstanbul'da yayın yapan İhvan'a yakın televizyon kanallarından Mısır karşıtı yayınları durdurmaları istendi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Reuters-Arşiv)
İstanbul/Şarku’l Avsat
TT
TT
El Arabiya: İstanbul'da yayın yapan İhvan'a yakın televizyon kanallarından Mısır karşıtı yayınları durdurmaları istendi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Reuters-Arşiv)
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli El Arabiye televizyonu, Türkiye'nin İstanbul'da yayın yapan Müslüman Kardeşler bağlantılı televizyon kanallarına Mısır'a yönelik eleştirel yayınlarını durdurmaları talimatı verdiğini iddia etti.
El Arabiya'nın internet sitesinde yayımlanan ve "konuyla ilgili bilgi sahibi" kaynaklara dayandırılan haberde Türk makamlarının üç muhalif kanal; El Şark, Vatan ve Mekameleen'e Mısır'a yönelik eleştirel siyasi programları derhal durdurmaları ve sadece siyasi olmayan program ve dizilere yer vermeleri için talimat ilettiği ileri sürüldü. Talimata uymayanlara kapatma gibi cezalar verilebileceği belirtildi.
İstanbul'dan yayın yapan El Şark televizyonu Twitter hesabından yaptığı paylaşımda "Mısır Sokaklarında" dizisinin bu akşamki bölümünün yayınlanmayacağını belirterek izleyicilerinden özür diledi. Bölümün niçin yayınlanmayacağına dair bilgi ise verilmedi.
Televizyonlara içerik uyarısı
Independent Türkçe'nin ulaştığı kaynaklara göre Mısır kanallarından kültürel programların yapılmasının istendiği bu minvalde Sisi karşıtı yayınların yapılmasının istenmediği ve bazı genel yayın yönetmenlerinin de görevi bırakması gerektiği ifade edildi. Independent Türkçe'nin ulaştığı bir diğer bilgiye göre de FETÖ'ye yakın bazı kişilerin Mısırlı yetkililerden ülkede yayın yapmak için izin istediği, Mısır makamlarının bu izni vermediği belirtildi
Independent Türkçe'ye konuşan Mısırlı kaynaklar, iki ülke arasında 'diplomatik temasları yeniden başlatmak' diye bir şey olmadığını belirterek, Mısır ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkinin maslahatgüzar seviyesinde devam ettiğini belirtti
Resmi kaynak, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmenin, egemenlik ilkesine ve Arap ulusal güvenliği gereklerine saygı temelinde olduğunu ifade ederek, ülkeler arasındaki ilişkileri düzenleyen yasal ve diplomatik çerçevelerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
Kaynak, Kahire’nin, Mısır ile normal ilişkiler kurmak isteyen her ülkenin uluslararası hukuk kurallarına ve iyi komşuluk ilkelerine uymasını ve bölge ülkelerinin içişlerine müdahale girişimlerini durdurmasını beklediğini de sözlerine ekledi.
Kaynak ayrıca, iki ülke arasında sorunlar yaşanmış olmasına rağmen halkları arasındaki güçlü bağların önemini vurguladı.
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
John Bolton
Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik Husi tehdidinden kimsenin en ufak bir şüphe duymaması gerekir. Nitekim Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırı, açık bir savaş eylemi ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin ise yaralanmasına yol açan kanlı bir terör saldırısıdır.
Yıllar içinde Husilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’deki sivil hedeflere yönelik şiddetinin dozu artarken, bu saldırıların faillerine karşı uluslararası toplum adeta utanç verici bir sessizliğe büründü.
Husilerin bugüne kadarki en kanlı eylemi olan bu son vahşet, aslında bundan on yıl önce yapılması gereken adımların atılması için tam bir gerekçe sunmakta. Yemen’in karmaşık yakın tarihi, uzun vadeli tek çözümün ülkenin yeniden birleşmesi olduğunu gösteriyor. Bu da tüm rakip grupların meşru tek bir hükümetin otoritesini kabul etmesini ve ardından ülkenin geleceğini barışçıl yollarla belirlemesini gerektiriyor. İstikrarlı bir Yemen olmaksızın, Arap Yarımadası’ndaki barış ve güvenlik defalarca tehdit altında kalmaya devam edecektir.
Kuşkusuz İran’ın sağladığı silahlar, mühimmat, finansman ve istihbarat desteği olmasaydı Husiler, komşu ülkeler bir yana, kendi halkı için bile ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Tahran bugün dahi Husilerin askeri kapasitesini, Körfez’deki Arap ülkelerini kuşatmanın ve onları doğrudan yanı başlarından tehdit etmenin bir aracı olarak görüyor.
Ayrıca, artık net bir şekilde görüldüğü üzere İran, Husileri uluslararası deniz seyrüseferini engellemek ve seyrüsefer serbestisini ihlal etmek için de kullandı. İran’ın ve bünyesindeki Hamas, Hizbullah ile Iraklı silahlı grupların da yer aldığı terör uzantılarının nüfuz alanı oldukça genişti; ancak hepsinin durumu ciddi şekilde geriledi. İran’ın bir diğer müttefiki olan Suriye’deki Esed rejimi düştü, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler alarak zayıflatıldı, İran’ın üst düzey liderliği ile askeri-endüstriyel kompleksi ise büyük bir yıkıma uğradı.
Dolayısıyla Husilerin temsil ettiği askeri ve terörist tehdide nihai bir son vermenin tam zamanı. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan’ın müttefikleri, bu hedefe ulaşılmasına yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Avrupa ülkeleri ve diğer devletler; Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb üzerinden uzanan deniz yolunda hayati çıkarları olduğuna ve bu çıkarların korunması için barış içinde, birleşmiş bir Yemen’in kritik önem taşıdığına ikna edilmelidir.
İlk adım olarak Suudi Arabistan, kendi tutumunu açıkça ortaya koymak adına kapsamlı ve küresel bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Bu doğrultuda Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) toplantıya çağırmalıdır. Tüm Suudi büyükelçileri, görev yaptıkları ülkelerde en azından dışişleri bakanı düzeyinde resmi diplomatik girişimlerde bulunmakla görevlendirilmelidir. Her durumda Suudi diplomatlar, yaşananları olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatmalı; insani kayıpları, maddi hasarı ve Husi saldırılarının diğer tüm sonuçlarını eksiksiz bir biçimde açıklamalıdır.
Suudi Arabistan hükümeti hiç şüphesiz, BM Güvenlik Konseyi’ni Husi saldırısı hakkında bilgilendirmeli ve diğer diplomatik temaslarında sunduğu bilgilerin aynısını Konsey üyelerine de sağlamalıdır. Aynı şekilde Konsey’e hitap ederken, BM Şartı’nın 51. Maddesi’nde düzenlenen ‘bireysel ve toplu meşru müdafaa hakkına’ dayanmalı; Suudi Arabistan’ın Husi tehdidine karşı askeri güç kullanmasının tamamen meşru olacağını kanıtlayan gerekçeleri ortaya koymalıdır. Nitekim 1990 yılında Saddam Hüseyin kuvvetleri ülkeyi işgal edip tüm Arap Yarımadası’nı işgal tehdidi altına soktuğunda Kuveyt de tam olarak bunu yapmıştı.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan bu doğrultuda adım atmaya karar verirse; BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Konsey’in Husilere ve onlara yardım eden herkese karşı harekete geçmesini talep edebilir. Müttefikler, örneğin 1990’da Kuveyt ve dostlarının 660, 661 ve 665 sayılı kararlarla yaptığı gibi, Husi saldırılarını kınayan, Husilere ve destekçilerine yaptırım uygulayan karar tasarıları sunabilirler.
665 sayılı karar yaptırımların uygulanma mekanizmasını sağlamış; Kuveyt ile iş birliği yapan ve ‘bölgede deniz kuvvetleri bulunduran BM üyelerini, temel yaptırım kararının katı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almaya’ çağırmıştı.
Riyad daha da ileri giderek, tıpkı Kuveyt’in yaptığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nden Husi saldırganlığına son vermek adına ‘gerekli tüm yolların kullanılması’ hususunda yetki talep edebilir. Nitekim Konsey, 1990 yılında Kuveyt’e ve onunla iş birliği yapan BM üyesi ülkelere işgalci Irak güçlerini püskürtmek için bu yetkiyi veren 678 sayılı kararı kabul ederek yanıt vermişti.
Şüphesiz mevcut uluslararası konjonktürde benzer bir girişimin başarıya ulaşacağının garantisi yok. Husiler fiilen İran’ın bir vekili konumunda olduğundan Tahran, Moskova ve Pekin’deki müttefiklerinden ‘gerekli tüm yolların kullanılmasına’ izin veren bir karar tasarısını veto etmelerini isteyebilir. Rusya veya Çin’in ‘veto’ hakkını kullanması halinde ise bu durum, her iki ülkenin Ortadoğu’da barış ve güvenlik konusundaki duruşunu ve kimleri gerçek dost olarak gördüğünü açıkça gözler önüne serecektir.
Diplomatik kulvar bir yana, nihai hedef Yemen devletinin meşru tek bir hükümetin otoritesi altında yeniden birleştirilmesi olmaya devam etmektedir. Husilerin askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yemen içinde kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanmasının ön şartı, uluslararası düzeyde ise barış ve güvenliğin temelidir. Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok; Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda yaşananların hafızalardan silinmesine izin vermeden hemen harekete geçmeliyiz.
Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5328570-sava%C5%9F-ve-enflasyon-i%CC%87ran-piyasalar%C4%B1n%C4%B1-darbo%C4%9Faza-s%C3%BCr%C3%BCkl%C3%BCyor-esnaf-ayakta-kalma
Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Baharat ve ot kokularının yayıldığı İran’daki bir çarşıda, 61 yaşındaki esnaf Nasır, ABD-İran savaşının ticari hayatı nasıl değiştirdiğini gözlemliyor. Müşteriler eskiden kuruyemişi kilogramlarla satın alırken, fiyatlardaki sert artışlar birçok kişiyi alışveriş miktarını azaltmaya itti. Bu durum, mağaza ve işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini giderek zorlaştırıyor.
Tahran’ın kuzeyindeki çarşı, geçmişte alışveriş yapanlarla dolup taşarken, bugün dükkânların neredeyse tamamı boş. Dar ve tarihi koridorlarda yalnızca az sayıda müşteri dolaşıyor. Bu manzara, esnafın yüksek sesle mallarını tanıttığı ve alışverişin canlı olduğu bir pazarda yaşanan çarpıcı değişimi gözler önüne seriyor.
Nasır, “Eskiden iki ila beş kilogram arasında kuruyemiş alan müşterilerimiz vardı. Şimdi yalnızca bir kilogram, hatta yarım kilogram almakla yetiniyorlar” diyor.
Fiyat artışlarına değinen Nasır, “Fiyatlar gerçekten yüksek. Bunu hepimiz biliyoruz. Aksini söylemek yalan olur” ifadelerini kullandı.
Esnaf, işletmelerin geleceğe yönelik plan yapabilmesi için yetkililere döviz kurunu istikrara kavuşturma çağrısında bulundu. Nasır, “Hepimiz yolumuzu kaybetmiş durumdayız” diye konuştu.
Yılların birikmiş yaptırım yükü
Yıllardır uygulanan yaptırımlar İran ekonomisini ağır biçimde zorlarken, şubat ayında ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka, ekonomik faaliyetler ve halkın günlük yaşamı üzerindeki baskıyı daha da artırdı.
Resmî verilere göre enflasyonun eylül ayında yıllık bazda yaklaşık yüzde 90’a ulaşmasıyla koşullar daha da ağırlaştı. Döviz kurundaki sert dalgalanmalar temel tüketim mallarının maliyetini yükseltirken, gıda fiyatları bir yıl önceki seviyelerinin iki katını aştı.
Tahran Büyük Çarşısı’nda dükkânlar arasında dolaşan müşteriler (AFP)
Tahran’daki tarihi Tecriş Meydanı Çarşısı’nda halk, kötüleşen ekonomik koşullara uyum sağlamaya çalışıyor. İran bayrakları ve Farsça yazılmış tabelalar arasında dolaşan vatandaşlar, hafta sonu tatili öncesinde şekerlemeleri, mücevherleri, geleneksel kıyafetleri ve et ürünlerini inceliyor.
Ara sokaklardan birinde bir müzisyen gitar çalarken, bir başkası tahta bir kutuya elleriyle vurarak yoldan geçenlerden bahşiş almaya çalışıyor.
İstikrara ihtiyacımız var
Ancak bu görüntülerin ardında, talebin azalması ve işletme maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle ticari faaliyetlerin geleceğine ilişkin kaygılar giderek artıyor.
Çarşıda spor giyim mağazası işleten 36 yaşındaki Ali Nevrûzi, esnafın “hayatta kalmak için son ve umutsuz bir mücadele” verdiğini söyledi. Nevrûzi, üreticilerin iflas ettiğini, çalışanlarını işten çıkardığını ve mağazalarını kapattığını belirterek, bu durumun ticari faaliyetlerin diğer halkalarını da olumsuz etkilediğini ifade etti.
Nevrûzi, rafların boş görünmesini önlemek amacıyla mağazası için artık sınırlı miktarda ürün sipariş ettiğini söyledi. Zayıf talep nedeniyle deposunun da neredeyse tamamen boşaldığını belirtti.
Tahran Büyük Çarşısı çevresinde alışveriş yapan bir İranlı (AP)
“Geleceğe yönelik hiçbir planımız yok. İnsanlar alışveriş yapmayı bıraktığında, bu fiilen işletmenin iflas etmesi anlamına geliyor” diyen Nevrûzi, özellikle kira ve fatura giderlerindeki artışa dikkat çekti. Sözlerini, “Tek ihtiyacımız olan biraz istikrar” diyerek tamamladı.
Şu anda işsiz olan 45 yaşındaki Azade ise artık pazara yalnızca “mağazalara bakmak” için gittiğini söyledi. Bu durum, bazı vatandaşların satın alma gücünün ne ölçüde gerilediğini ortaya koyuyor.
Satın alma gücü geriliyor
Resmî veriler, savaşın yol açtığı baskılar altında İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasının mart sonundan haziran sonuna kadar yıllık bazda yüzde 10,1 daraldığını gösteriyor.
Resmî olmayan döviz piyasasında İran para birimi geçen hafta dolar başına yaklaşık 2,7 milyon riyalden işlem gördü. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre savaş başlamadan önce bu rakam yaklaşık 1,7 milyon riyaldi.
Aylık asgari ücretin dolar karşılığı da bir yıl önce yaklaşık 120 dolar iken, bugün 65 dolar seviyesine geriledi. Bu tablo, yaşam maliyetleri yükselirken halkın satın alma gücünün nasıl aşındığını gösteriyor.
Buna karşılık İran Ekonomi Bakanı, ülkenin yakın zamanda ekonomik çöküş yaşayacağı yönündeki öngörüleri reddetti. Bakan, ülkenin karşıtlarını vatandaşlar arasında endişe yaratmaya ve döviz kurunu daha da yükseltmeye çalışmakla suçladı.
Fiyatlar uçtu, alışveriş miktarları küçüldü
Azade, fiyatlardaki artışın boyutlarını bir örnekle anlattı. Birkaç ay önce 22 sente satın aldığı bir mutfak bezinin fiyatının bugün 1,10 dolara çıktığını belirten Azade, ürünün fiyatının beş katına ulaştığını söyledi.
“Bu, fiyatların yalnızca artmadığını, gerçekten akıl almaz seviyelere fırladığını gösteriyor” dedi.
Azade, bazı meyveleri satın almaktan vazgeçmek zorunda kaldığını, tatil yapmanın maliyetini de artık karşılayamadığını ifade etti.
“Var olmamızın tek anlamı hayatta kalmak olmamalı. Gerçekten yaşamamız gerekiyor, öyle değil mi?” diye sordu.
Tahran’ın kuzeyindeki Tecriş Çarşısı’nda alışveriş yapan İranlılar (AP)
Krizin etkileri yalnızca mağazalar ve gıda pazarlarıyla sınırlı kalmıyor. Hane halkının harcamalarına bağlı hizmet sektörünü ve zanaatları da etkiliyor.
57 yaşındaki oto tamircisi Mücteba Rızai, müşteri sayısının geçmişteki seviyesinin onda birine gerilediğini, buna karşılık ürün fiyatlarının iki ila üç kat arttığını söyledi.
Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rızai, “Müşterilere fiyatları söylerken gerçekten utanıyorum. İnsanlar yalnızca fiyatı sormak için geliyor, sonra da gidiyor” ifadelerini kullandı.
Rızai, İranlıların günlük yaşamının bir parçası olan kıyafet alışverişi yapmak, eğlenmek için dışarı çıkmak ve restoranlarda yemek yemek gibi faaliyetlerin artık birçok kişi için karşılanamaz hâle geldiğini ifade etti.
Satışları düşen mağazalar, değer kaybeden ücretler ve alışverişlerini asgari düzeye indiren aileler, giderek ağırlaşan ekonomik baskılarla karşı karşıya. Yaptırımların, savaşın ve enflasyonun yıprattığı İran piyasasında ekonomik istikrar, acil bir ihtiyaç olmaya devam ediyor.
Hürmüz’de gerilim artıyor… Tahran şartlarında ısrarcıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5328567-h%C3%BCrm%C3%BCz%E2%80%99de-gerilim-art%C4%B1yor%E2%80%A6-tahran-%C5%9Fartlar%C4%B1nda-%C4%B1srarc%C4%B1
Hürmüz’de gerilim artıyor… Tahran şartlarında ısrarcı
USS George Washington uçak gemisi, Ortadoğu’da bölgesel sularda seyrederken (CENTCOM)
Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemiler ile petrol tankerlerine yönelik saldırıların yeniden başlamasıyla gerilim arttı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre boğazdan geçen gemi sayısı iki aydan uzun sürenin en düşük seviyesine geriledi. Bu gelişme, geçen hafta petrol tankerlerine yönelik saldırıların savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaşmasının ardından yaşandı.
ABD ile İran, küresel enerji arzı üzerindeki olası güvenlik ve ekonomik etkilerine ilişkin endişeler sürerken denizlerde karşılıklı baskı adımları atıyor.
Sahadaki gerilim artarken Tahran, Washington ile yürütülecek olası müzakerelerde yedi şartının yerine getirilmesi konusundaki ısrarını sürdürdü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise diplomatik istişarelerin devam etmesinin önemini vurguladı.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan uyarılarını dikkate almayarak İran’a uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışan bir ticari yük gemisinin Umman Körfezi’nde etkisiz hâle getirildiğini açıkladı.
CENTCOM’un X platformu üzerinden yayımladığı açıklamada, ABD’ye ait bir savaş uçağının Panama bayraklı, “Ocean Molika” adlı ve “Arika Sun” olarak da bilinen geminin kıç bölümünü hassas güdümlü mühimmatla hedef aldığı belirtildi. Açıklamada, saldırının geminin tahrik sistemini devre dışı bıraktığı, ancak gemiye ve mürettebatına tamamen zarar verilmediği ifade edildi.
Öte yandan İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), dün Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatla hedef alındığını bildirdi. Geminin kaptanının verdiği bilgiye göre, mühimmat tankerin iskele tarafına isabet etti ve gemide yangın çıktı.
İran Devrim Muhafızları da boğazdan geçişi sırasında deniz mayınına çarpan bir petrol tankerinde patlama meydana geldiğini ve yangın çıktığını duyurdu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة