Silahlı hareketler Sudan’daki sivil ve askeri uzlaşıyı tehdit ediyor

Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)
Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)
TT

Silahlı hareketler Sudan’daki sivil ve askeri uzlaşıyı tehdit ediyor

Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)
Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)

Mena Abdulfettah
Sudan’da bulunan silahlı hareketlerin liderlerinin, barış anlaşması imzalayarak, Kasım ayında ülkeye geri dönmesinin ardından Sudanlı siyasiler, Hartum’da kalmalarını destekleyenlerle kendi bölgelerine dönmelerini isteyenler arasında bölündü.
Bu reddedici tavır, ülkenin herkesi kapsayabileceği esasına dayalı olarak bu hareketlerin liderlerinden öfkeli tepkilerle karşılaştı. Hareketleri silahsızlandırmak ve ardından düzenli güçlere entegre etmek olmak üzere iki yön arayışında olan geçiş hükümeti ise durum karşısında sessiz. Ancak yönü, bu silahlı grupların siyasallaşmasına doğru kaymış durumda.

Sessizliğin bedeli
Bugün Sudan’ın tanık olduğu kriz, siyasi pozisyonları sınırlamak üzere sivil ve askeri bileşenler tarafından henüz uzlaşı sağlanmayan devletin yapısal krizinin bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu krizlerin büyük bir kısmını, eski rejimden miras kalan ekonomik ve güvenlik krizleri oluşturuyor.
Sudan hükümeti, Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’de onlarca yıldır süren savaşı sona erdirmek amacıyla 3 Ekim 2020 tarihinde silahlı isyancı hareketlerle Cuba Barış Anlaşması imzaladı. Anlaşma imzalanırken bölgesel ve uluslararası müzakerecilerin ve imzacıların algısı anlaşmanın, ardında binlerce mağdur, yaklaşık 3 milyon mülteci ve yerinden edilmiş bırakan savaş ve çatışma dönemini sona erdireceği yönündeydi. Ancak şiddet sayfası tamamen çevrilmedi ve anlaşma, farklı etnik gruplar arasında şiddete neden oldu. Silahlı hareketlerin Hartum’a geri dönüşü, siyasetle karışık başka bir sosyal şiddet dalgası yarattı. Bu yeni dalga ise anlaşmada belirtildiği üzere bu hareketleri silahsızlandırmak veya üyelerini orduya yeniden entegre etmek için bir ön düzenleme yapma konusunda, devletin sessizliği ortasında yaşandı. Devlet, adımın daha önce benzeri görülmemiş olması ve buna ayak uydurmak için hiçbir güvenlik düzenlemesi yapılmaması nedeniyle sessizdi. Bu bağlamda başkent, geçiş hükümetinin ‘kendilerine verilen bu yetkilerin, mekanizmaların ve donanımın bir dizi hedefe ulaşmak için kullanılmasıyla’ ilgili olarak sessiz kalmasının bedelini ödemek zorunda kaldı.

Geri dönüşü yasallaştırma
Geçiş hükümetinin ilan ettiği şey, sivil alanlarda bulunmalarına izin verilen bu güçlerin taktiksel olarak güçlendirilmeleri hususunda yaptıklarıyla uyuşmuyordu. Bu sadece savaşlardaki askeri taktiklerin iyi bilinen ve olağan doğasını göz ardı etmekle ilgili değildi. Aksine bu silahlı hareketlerin mevcudiyeti gerekliyse hareketi yasallaştırmak için sınırlar koymaksızın, liderlerini ve mensuplarını hoşnut etmeye yönelik bir girişimdi. Elde edilmek istenen ise savaş dışı bir alanda aldatıcı bir zaferdi. Ayrıca geçiş hükümetinin ve özellikle de bu güçlerin Hartum’da kalmasını destekleyen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) sorunu da siyasi ve askeri güç dengesinde meydana getirilmek istenen değişim veya darbenin boyutu ile ilgiliydi. Sivil ya da askeri olsun mevcut kurumların, eski rejimin soyundan olduğuna dair yaygın bir görüş de mevcuttu.

Geniş bir yoğunluk
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana Sudan arenası, bölgelere dağılmış geniş bir silah yoğunluğuna tanık oldu. Buna bağlı olarak bu güçler, önceden bilinen alanlar dışındaki mevzilerde yoğunlaştı. Ordu ve polis ise kendilerini hassas bir pozisyonda buldu. Öyle ki bu güçlerin varlığını açıkça reddetmediler, ama aynı zamanda bunun neye yol açtığını ve ilerleyen günlerde neler olabileceğini de görmezden gelemezdiler. Ordunun yeniden yapılandırılmasıyla, ‘bu güçleri dışlayarak, durumu daha da hassas bir noktaya ulaştıracakları’ konusunda mesele daha da karmaşık bir hale geldi.
Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketlere bağlı kuvvetlerin Hartum’a geri dönüşü, (Cuba Anlaşması’nın nihai şeklinin imzalanmasından önceki müzakere konularının sonuncusu olarak) güvenlik düzenlemeleri protokolüne aykırı bir durumdur. Öyle ki Darfur süreciyle ilgili olan metin, bölgedeki güvenliği sağlamak ve sivilleri korumak için ‘Darfur’da Barışı Sürdürmek İçin Ulusal Kuvvetler’ adı altında hükümet güçleri ile silahlı hareketler arasında ortak güçler oluşturulmasını şart koşuyor. Metin, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 90 gün içerisinde başlayan aşamalı bir süreçte, kapsamlı bir ateşkes sağlanmasını, saldırgan eylemlerin sonlandırılmasını, insani yardımın ulaştırılmasını ve silahlı kuvvetlerin entegre edilip terhis edilmesini içeriyor. Ancak Halk Hareketi- Kuzey örgütüne gelince anlaşma, Nubia Dağları ve Mavi Nil bölgelerinde barışı sağlamak için ortak ulusal güçlerin oluşturulmasını şart koşuyor.

Hareketlerin siyasallaşması
Bazı siyasi bloklar, bu güçlerin hayatta kalmasını desteklemenin kendi çıkarlarına olduğunu düşünüyor. Öyle ki bu durum, düzenli güçlerin nüfuzunu azaltmaya ve siyasi süreci kendi çıkarları için yeniden yapılandırmaya giden bu hareketlere karşı açıklıklarını gösteriyor. Aynı şekilde farklı etnik kökenlere dayalı ekonomik, politik ve sosyal marjinalleştirme de dahil olmak üzere, tarihsel zulümlere dayalı bir tür şantaj da uygulanıyor. Bunun da ötesinde bazıları geçiş döneminin uzatılması çağrısı yaparken, hareketlerin liderleri de barış anlaşmasının demokratik bir sistem kurmaya yönelik yükümlülüklerinden kaçıyor. Gerçekçi olarak bu durum ve orduyla ittifakları, onlara siyasi ve askeri ayrıcalıklar garanti ediyor. Geçiş hükümeti, onlarla askeri elbise çerçevesi dışında ve siyasi sürece göre ilgilenmeye çalıştığında onların ordunun örgütlere bağlılıklarını açığa çıkardı. Bu bağlamda hükümet, hareketler meselesinin çözümünden geri adım atmanın, kendisine kısa vadede siyasi bir zafer kazandıracağına inanıyor olabilir. Ancak bu hareketler üslerini Hartum’da yoğunlaştıracak ve ağır bir sivil bedel ödemeden kışlalarına da dönemeyebilirler. Bu durum, bu hareketlere bağlı olan bazı unsurların belirttiği gibi, başkentteki ve sivil bölgelerdeki varlıklarının etnik kökenleri nedeniyle reddedilmesiyle sonuçlanabilir.

Olası gelişmeler
Silahlı hareketlerin Hartum’da belirsiz veya bilinmeyen bir süre boyunca kalması, muhtemelen Sudan’daki siyasi ve toplumsal durumu etkileyebilecek gelişmelere yol açacak. Bu bağlamda ilk olarak bu kriz, geçiş hükümetinin ‘bu hareketleri destekleme politikası konusunda’ uluslararası toplumdan büyük bir baskı görmesine neden olabilir. Bu hareketlerin sokakları kontrol etmesi sonucunda güvensizlik tezahürleriyle sarsılan Sudan toplumu ile ilgili olarak, polisin ‘çatışmaları ve yeni gelenlere düşman olduğu suçlamalarını’ önlemek üzere bazı olayları görmezden gelmesine yol açabilir. İkinci olarak bu hareketler, isteklerini karşılama sürecini hızlandırmak için Hartum’daki varlıklarından faydalanabilirler. Bu durum ise özellikle de geçiş hükümetine ‘ilk önce kendi çıkarlarını gerçekleştirme’ baskısı olmak üzere güç paylaşımı krizinin boyutunun artmasına katkıda bulunabilir. Aynı şekilde bu hareketlerin, kaybedecek bir şeyleri bulunmuyor. Üçüncü olarak hükümetin bu hareketlerin sorunlarını çözme ciddiyeti tartışılıyor. Bu da hareketleri, ait oldukları bölgelere geri döndürmek yerine Hartum ve büyük şehirlerdeki kalışlarını uzatacak alternatifler bulmaya itiyor. Bu durumda hükümet ise güvenlik düzenlemelerini bu hareketlerin anayasal ve yasal statüsüne göre yeniden tesis etmek zorunda kalıyor.

Uzlaşının sonu
Mevcut krizin, sivil ve askeri unsurlar arasındaki resmi anlaşmanın sonunun başlangıcı olabileceği göz ardı edilemez. Öyle ki Sudan’daki askeri ve demokratik hükümetlerin birbirini takip eden tepkilerinin neden olduğu art arda krizler, Sudan devletinin etkili bir yönetim sistemine sahip olmadığını, her geçen gün krizlerle mücadele yeteneğini kaybettiğini kanıtladı. Siyasi, ekonomik ve toplumsal güvenliğin gereklerini yerine getirmek için sağlam bir zemin oluşturma konusundaki rolünü görmezden gelmek zor. Bu durum, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejiminin, uzlaşmazlığıyla ateşlediği savaşları ve neden olduğu krizleri kontrol altına alma başarısızlığına benziyor. Beşir, son zamanlarında da durumu düzeltememiş ve bu, hareketlerin güçlenmesine ve güneyin ayrılmasına yol açmıştı. Aynı şekilde geçiş hükümeti de bu gereklilikleri yerine getirmekte başarısız.
Aynı şekilde sivil bir devlet kurma eşiğinde geçiş döneminin kazanımlarına doğru uzanan dikenli yolda uzun bir zaman geçti. Sudan sistemini devrim ilkelerine göre oluşturmaya yönelik etkili adımlar mevcut değil. Ordunun ve hareketlerin yapılandırılmasına dayanan seçimlere, güvenlik ve askeri koşullara, ayrıca büyük ulusal projelere dayanan ekonomik incelemelere yönelik siyasi denetlemeler hususunda adımlar da bulunmuyor. Bu durum, normal ve bağımsız bir devlet kurmanın gerçekçi bir açıklamasıdır. Önümüzde gördüklerimiz, devrimin yansımalarının bir açıklamasıdır. Kurulma aşamasında olan bir devlet üzerine yapılan bahis, etkileri ve kayıpları ne olursa olsun, güç ve zenginlik için siyasi ve askeri güçlerin hareketlerine ve rekabetine bağlı kalacaktır. Bu konudaki son söz, görev süresinin bitiminden önce, silahlı hareketlerin ve onlara yakın siyasi blokların şantajına maruz kalmaması için geçiş hükümetine aittir.

 


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.