Silahlı hareketler Sudan’daki sivil ve askeri uzlaşıyı tehdit ediyor

Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)
Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)
TT

Silahlı hareketler Sudan’daki sivil ve askeri uzlaşıyı tehdit ediyor

Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)
Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketler, Hartum’daki sivil alanlarda konuşlandı (Hasan Hammad- Independent Arabia)

Mena Abdulfettah
Sudan’da bulunan silahlı hareketlerin liderlerinin, barış anlaşması imzalayarak, Kasım ayında ülkeye geri dönmesinin ardından Sudanlı siyasiler, Hartum’da kalmalarını destekleyenlerle kendi bölgelerine dönmelerini isteyenler arasında bölündü.
Bu reddedici tavır, ülkenin herkesi kapsayabileceği esasına dayalı olarak bu hareketlerin liderlerinden öfkeli tepkilerle karşılaştı. Hareketleri silahsızlandırmak ve ardından düzenli güçlere entegre etmek olmak üzere iki yön arayışında olan geçiş hükümeti ise durum karşısında sessiz. Ancak yönü, bu silahlı grupların siyasallaşmasına doğru kaymış durumda.

Sessizliğin bedeli
Bugün Sudan’ın tanık olduğu kriz, siyasi pozisyonları sınırlamak üzere sivil ve askeri bileşenler tarafından henüz uzlaşı sağlanmayan devletin yapısal krizinin bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu krizlerin büyük bir kısmını, eski rejimden miras kalan ekonomik ve güvenlik krizleri oluşturuyor.
Sudan hükümeti, Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’de onlarca yıldır süren savaşı sona erdirmek amacıyla 3 Ekim 2020 tarihinde silahlı isyancı hareketlerle Cuba Barış Anlaşması imzaladı. Anlaşma imzalanırken bölgesel ve uluslararası müzakerecilerin ve imzacıların algısı anlaşmanın, ardında binlerce mağdur, yaklaşık 3 milyon mülteci ve yerinden edilmiş bırakan savaş ve çatışma dönemini sona erdireceği yönündeydi. Ancak şiddet sayfası tamamen çevrilmedi ve anlaşma, farklı etnik gruplar arasında şiddete neden oldu. Silahlı hareketlerin Hartum’a geri dönüşü, siyasetle karışık başka bir sosyal şiddet dalgası yarattı. Bu yeni dalga ise anlaşmada belirtildiği üzere bu hareketleri silahsızlandırmak veya üyelerini orduya yeniden entegre etmek için bir ön düzenleme yapma konusunda, devletin sessizliği ortasında yaşandı. Devlet, adımın daha önce benzeri görülmemiş olması ve buna ayak uydurmak için hiçbir güvenlik düzenlemesi yapılmaması nedeniyle sessizdi. Bu bağlamda başkent, geçiş hükümetinin ‘kendilerine verilen bu yetkilerin, mekanizmaların ve donanımın bir dizi hedefe ulaşmak için kullanılmasıyla’ ilgili olarak sessiz kalmasının bedelini ödemek zorunda kaldı.

Geri dönüşü yasallaştırma
Geçiş hükümetinin ilan ettiği şey, sivil alanlarda bulunmalarına izin verilen bu güçlerin taktiksel olarak güçlendirilmeleri hususunda yaptıklarıyla uyuşmuyordu. Bu sadece savaşlardaki askeri taktiklerin iyi bilinen ve olağan doğasını göz ardı etmekle ilgili değildi. Aksine bu silahlı hareketlerin mevcudiyeti gerekliyse hareketi yasallaştırmak için sınırlar koymaksızın, liderlerini ve mensuplarını hoşnut etmeye yönelik bir girişimdi. Elde edilmek istenen ise savaş dışı bir alanda aldatıcı bir zaferdi. Ayrıca geçiş hükümetinin ve özellikle de bu güçlerin Hartum’da kalmasını destekleyen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) sorunu da siyasi ve askeri güç dengesinde meydana getirilmek istenen değişim veya darbenin boyutu ile ilgiliydi. Sivil ya da askeri olsun mevcut kurumların, eski rejimin soyundan olduğuna dair yaygın bir görüş de mevcuttu.

Geniş bir yoğunluk
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana Sudan arenası, bölgelere dağılmış geniş bir silah yoğunluğuna tanık oldu. Buna bağlı olarak bu güçler, önceden bilinen alanlar dışındaki mevzilerde yoğunlaştı. Ordu ve polis ise kendilerini hassas bir pozisyonda buldu. Öyle ki bu güçlerin varlığını açıkça reddetmediler, ama aynı zamanda bunun neye yol açtığını ve ilerleyen günlerde neler olabileceğini de görmezden gelemezdiler. Ordunun yeniden yapılandırılmasıyla, ‘bu güçleri dışlayarak, durumu daha da hassas bir noktaya ulaştıracakları’ konusunda mesele daha da karmaşık bir hale geldi.
Barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketlere bağlı kuvvetlerin Hartum’a geri dönüşü, (Cuba Anlaşması’nın nihai şeklinin imzalanmasından önceki müzakere konularının sonuncusu olarak) güvenlik düzenlemeleri protokolüne aykırı bir durumdur. Öyle ki Darfur süreciyle ilgili olan metin, bölgedeki güvenliği sağlamak ve sivilleri korumak için ‘Darfur’da Barışı Sürdürmek İçin Ulusal Kuvvetler’ adı altında hükümet güçleri ile silahlı hareketler arasında ortak güçler oluşturulmasını şart koşuyor. Metin, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 90 gün içerisinde başlayan aşamalı bir süreçte, kapsamlı bir ateşkes sağlanmasını, saldırgan eylemlerin sonlandırılmasını, insani yardımın ulaştırılmasını ve silahlı kuvvetlerin entegre edilip terhis edilmesini içeriyor. Ancak Halk Hareketi- Kuzey örgütüne gelince anlaşma, Nubia Dağları ve Mavi Nil bölgelerinde barışı sağlamak için ortak ulusal güçlerin oluşturulmasını şart koşuyor.

Hareketlerin siyasallaşması
Bazı siyasi bloklar, bu güçlerin hayatta kalmasını desteklemenin kendi çıkarlarına olduğunu düşünüyor. Öyle ki bu durum, düzenli güçlerin nüfuzunu azaltmaya ve siyasi süreci kendi çıkarları için yeniden yapılandırmaya giden bu hareketlere karşı açıklıklarını gösteriyor. Aynı şekilde farklı etnik kökenlere dayalı ekonomik, politik ve sosyal marjinalleştirme de dahil olmak üzere, tarihsel zulümlere dayalı bir tür şantaj da uygulanıyor. Bunun da ötesinde bazıları geçiş döneminin uzatılması çağrısı yaparken, hareketlerin liderleri de barış anlaşmasının demokratik bir sistem kurmaya yönelik yükümlülüklerinden kaçıyor. Gerçekçi olarak bu durum ve orduyla ittifakları, onlara siyasi ve askeri ayrıcalıklar garanti ediyor. Geçiş hükümeti, onlarla askeri elbise çerçevesi dışında ve siyasi sürece göre ilgilenmeye çalıştığında onların ordunun örgütlere bağlılıklarını açığa çıkardı. Bu bağlamda hükümet, hareketler meselesinin çözümünden geri adım atmanın, kendisine kısa vadede siyasi bir zafer kazandıracağına inanıyor olabilir. Ancak bu hareketler üslerini Hartum’da yoğunlaştıracak ve ağır bir sivil bedel ödemeden kışlalarına da dönemeyebilirler. Bu durum, bu hareketlere bağlı olan bazı unsurların belirttiği gibi, başkentteki ve sivil bölgelerdeki varlıklarının etnik kökenleri nedeniyle reddedilmesiyle sonuçlanabilir.

Olası gelişmeler
Silahlı hareketlerin Hartum’da belirsiz veya bilinmeyen bir süre boyunca kalması, muhtemelen Sudan’daki siyasi ve toplumsal durumu etkileyebilecek gelişmelere yol açacak. Bu bağlamda ilk olarak bu kriz, geçiş hükümetinin ‘bu hareketleri destekleme politikası konusunda’ uluslararası toplumdan büyük bir baskı görmesine neden olabilir. Bu hareketlerin sokakları kontrol etmesi sonucunda güvensizlik tezahürleriyle sarsılan Sudan toplumu ile ilgili olarak, polisin ‘çatışmaları ve yeni gelenlere düşman olduğu suçlamalarını’ önlemek üzere bazı olayları görmezden gelmesine yol açabilir. İkinci olarak bu hareketler, isteklerini karşılama sürecini hızlandırmak için Hartum’daki varlıklarından faydalanabilirler. Bu durum ise özellikle de geçiş hükümetine ‘ilk önce kendi çıkarlarını gerçekleştirme’ baskısı olmak üzere güç paylaşımı krizinin boyutunun artmasına katkıda bulunabilir. Aynı şekilde bu hareketlerin, kaybedecek bir şeyleri bulunmuyor. Üçüncü olarak hükümetin bu hareketlerin sorunlarını çözme ciddiyeti tartışılıyor. Bu da hareketleri, ait oldukları bölgelere geri döndürmek yerine Hartum ve büyük şehirlerdeki kalışlarını uzatacak alternatifler bulmaya itiyor. Bu durumda hükümet ise güvenlik düzenlemelerini bu hareketlerin anayasal ve yasal statüsüne göre yeniden tesis etmek zorunda kalıyor.

Uzlaşının sonu
Mevcut krizin, sivil ve askeri unsurlar arasındaki resmi anlaşmanın sonunun başlangıcı olabileceği göz ardı edilemez. Öyle ki Sudan’daki askeri ve demokratik hükümetlerin birbirini takip eden tepkilerinin neden olduğu art arda krizler, Sudan devletinin etkili bir yönetim sistemine sahip olmadığını, her geçen gün krizlerle mücadele yeteneğini kaybettiğini kanıtladı. Siyasi, ekonomik ve toplumsal güvenliğin gereklerini yerine getirmek için sağlam bir zemin oluşturma konusundaki rolünü görmezden gelmek zor. Bu durum, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejiminin, uzlaşmazlığıyla ateşlediği savaşları ve neden olduğu krizleri kontrol altına alma başarısızlığına benziyor. Beşir, son zamanlarında da durumu düzeltememiş ve bu, hareketlerin güçlenmesine ve güneyin ayrılmasına yol açmıştı. Aynı şekilde geçiş hükümeti de bu gereklilikleri yerine getirmekte başarısız.
Aynı şekilde sivil bir devlet kurma eşiğinde geçiş döneminin kazanımlarına doğru uzanan dikenli yolda uzun bir zaman geçti. Sudan sistemini devrim ilkelerine göre oluşturmaya yönelik etkili adımlar mevcut değil. Ordunun ve hareketlerin yapılandırılmasına dayanan seçimlere, güvenlik ve askeri koşullara, ayrıca büyük ulusal projelere dayanan ekonomik incelemelere yönelik siyasi denetlemeler hususunda adımlar da bulunmuyor. Bu durum, normal ve bağımsız bir devlet kurmanın gerçekçi bir açıklamasıdır. Önümüzde gördüklerimiz, devrimin yansımalarının bir açıklamasıdır. Kurulma aşamasında olan bir devlet üzerine yapılan bahis, etkileri ve kayıpları ne olursa olsun, güç ve zenginlik için siyasi ve askeri güçlerin hareketlerine ve rekabetine bağlı kalacaktır. Bu konudaki son söz, görev süresinin bitiminden önce, silahlı hareketlerin ve onlara yakın siyasi blokların şantajına maruz kalmaması için geçiş hükümetine aittir.

 


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.