Lübnan'da ekmeğin fiyatı bir yılda ikiye katlandı

Lübnan’da gıda güvenliğinin tehdit altında olduğu ve ülkenin çöküşün eşiğine geldiği uyarıları yapıldı.

Beyrut'taki bir fırın (EPA)
Beyrut'taki bir fırın (EPA)
TT

Lübnan'da ekmeğin fiyatı bir yılda ikiye katlandı

Beyrut'taki bir fırın (EPA)
Beyrut'taki bir fırın (EPA)

Lübnan'daki ekonomik krizin etkileri ve Lübnan lirasındaki değer kaybı başlıca gıda ve tüketim mallarını etkilemeye devam ediyor. Ülkede bir yıldan kısa bir süre içinde ekmeğin fiyatı iki kat, yani 500 lira arttı.
Lübnan’da ekmek fiyatları geçen haziran ayından bu yana üçüncü kez zamlandı. Lübnan Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı’ndan önceki akşam yapılan açıklamada, ekonomik kriz öncesi bin 500 liradan satılan bir poşet ekmeğin fiyatının 3 bin Lübnan lirasına çıktığı duyuruldu.
Bakanlık, yeni ekmek fiyatının dünya buğday borsası ve akaryakıt fiyatlarına göre belirlendiğini ve hükümet kurulamadığı için dolar karşısında Lübnan lirasının değer kaybettiğini belirtti. Böylece ekmek üretimindeki ham maddelerin fiyatlarında artış yaşandığını bildirdi. Açıklamada, gıda güvenliğinin zarar görmemesi ve ekmek üretiminin durmaması için 960 gramlık bir poşet ekmeğin 3 bin Lübnan lirasından satılacağı, 445 gramlık bir poşet ekmeğin ise 2 bin liraya çıktığı ifade edildi. Lübnan’da geçen şubatta ekmeğin fiyatı 2 bin liradan 2 bin 500 liraya yükselmişti. 
Enerji ve Su Bakanlığı da dün yaptığı açıklamada, bir teneke benzinin fiyatının 400 lira arttığını duyurdu. Böylece 20 litrelik 95 oktan benzinin fiyatı 39 bin 300 lira, 98 oktan benzinin fiyatı ise 40 bin 400 lira oldu.
Ülkede başta et olmak üzere diğer gıda kalemlerinde de artış yaşandı. Dünya Bankası verilerine göre mart ayı başlarında büyükbaş hayvan eti fiyatı bir yıl içinde yüzde 110, tavuk fiyatı ise yüzde 65 oranında arttı.
Çeşitli gıda ve tüketim ürünlerini etkileyen bu artışlar, Lübnan'da yerel para biriminin dolar karşısında değerinin düştüğünü yansıtan ciddi bir ekonomik krize ışık tutuyor. Lübnan lirasının dolar karşısındaki resmi döviz kuru halen bin 507 lira ile sabitlenirken, geçen hafta karaborsada dolar 15 bin lira eşiğine ulaştı. Yani  bu hafta yaklaşık 11 bin liraya gerilemeden önce resmi kurun 10 katı kadar yükseldi. Birleşmiş Milletler'e (BM) göre bu durum Lübnan nüfusunun yarısından fazlasını etkileyen yoksulluk oranında artışa yol açtı. Lübnan'da yıllık enflasyon oranı resmi istatistiklere göre yıl sonunda yüzde 145,8'e ulaştı.
Ülkedeki ekonomik durum, dün Lübnan İşçi Sendikaları Birliği’nin merkezinde yapılan toplantının da gündemindeydi. Lübnan Ticaret, Ekonomi ve Tarım Odası Başkanı Muhammed Şukeyr başkanlığındaki ekonomik kurumlar ve Bişara el-Esmer başkanlığındaki İşçi Sendikaları Birliği’nin bir araya geldiği geniş çaplı toplantıda, üretici güçler ortak tepki gösterdiler.
Esmer yaptığı açıklamada şu uyarılarda bulundu:
"Gıda güvenliği tehdit altında. Sağlık güvenliğinin gidişatı da meçhul. Liranın döviz kuru ise siyasiler ve ekonomistlerin birbiriyle çatıştığı bir bilinmezliğe dönüştü. Ücretler buharlaştı, garantör organlar varlığıyla tehdit ediliyor. Uzun süredir devam eden ekonomik nedeniyle orduyu ve iç güvenlik güçlerini etkiliyor. Bu nedenle güvenlik neredeyse kaybedildi" uyarısında bulundu.
Şukeyr de Lübnan krizini "felaket ve bela" olarak nitelendirdiği açıklamasında şunları söyledi:
"Uluslararası Para Fonu, 2019'da yaklaşık 56 milyar dolar olan Lübnan milli gelirinin 2020'de yaklaşık 18 milyar dolar azaldığını duyurdu. Bu da Lübnan'ın bir yılda ekonomi ve gelir hacminin üçte birini kaybettiği anlamına geliyor. Aynı şekilde ülke kurumlarını, işçilerini ve yaşam standardını da kaybetti. Bu durum ekonomik, sosyal ve yaşam standartları açısından önceki duruma dönmenin uzun yıllar gerektirdiği anlamına geliyor.”
Lübnanlıların çektiği acıların ürkünç boyutuna rağmen bu trajedinin halen ‘emekleme aşamasında’ olduğunu belirten Şukeyr, halkın yiyecek, sağlık, yaşam ve hizmetler açısından arayış içerisine girdiğini vurguladı. Hayatın her alanının çöküşün eşiğinde olduğu konusunda uyardı.



İsrail gazeteleri, Lübnan ile yapılan anlaşmada göz ardı edilen 4 temel noktaya değindi

Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)
Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)
TT

İsrail gazeteleri, Lübnan ile yapılan anlaşmada göz ardı edilen 4 temel noktaya değindi

Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)
Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu kez de İsraillileri ‘Lübnan ile varılan anlaşmayla elde edilen tarihi başarı’ olarak tanımladığı konuda ikna etmeyi başaramadı. Oysa 24 saatten kısa bir süre içinde art arda iki kez kamuoyu önüne çıkarak bu başarıyla övünmüş ve avantajlarını sıralamıştı.

İlk kez böyle bir anlaşmanın imzalamasının hemen ardından olağan dışı bir biçimde açıklama yapan Netanyahu, ardından dün cumartesi akşamı düzenlediği basın toplantısında yeniden konuyu ele aldı. Çatışmaya son verilerek kapsamlı bir barış anlaşmasına doğru ilerlemeyi mümkün kılacak bir anlaşma ilan etti. Eş zamanlı olarak birçok siyasetçi ve güvenlik yetkilisinin de aktardığına göre ‘yaklaşık üç yıllık savaş boyunca ulaşamadığı zafer sarhoşluğunu’ yaşadı. Netanyahu, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde kalmaya devam ettiğini, iki tampon bölgeden birinin ordu tarafından ihtiyaç duyulmadığını ve küçük bir bölümünün güvenlik kuşağının içinde yer aldığını, ikinci bölgenin ise güvenlik kuşağının dışında kaldığını belirtti.

Anlaşmanın İran ve Hizbullah'ı Lübnan'daki her türlü karar sürecinin dışında bıraktığı yönündeki vurgusunun ise İsraillileri ikna etmediği görüldü. Kimilerince bu açıklama dün yayımlanan birden fazla haberin Lübnan'daki gerçek tablonun değişmediğini, sahadaki askerler ile kuzey bölgelerinin sakinleri üzerindeki tehlikenin sürdüğünü ve bunun yalnızca ‘İran'ın Lübnan savaşına son verilmesini şart koştuğu İsviçre müzakerelerinin hayata geçirilmesinden ibaret’ olduğunu ortaya koymasının ardından yeni bir yanıltmaca girişimi olarak değerlendirildi.

Netanyahu, anlaşmanın İsrail'e kendi şartlarını koruma konusunda meşruiyet kazandırdığını ileri sürdüğü basın toplantısında zafer tablosu oluşturmaya çalıştı. Ancak güvenlik yetkilileri, siyasetçiler ve uzmanların uyarılarla ve İsrail'in Lübnan'dan maruz kalması beklenen yeni tehlike ve zorluklara ilişkin değerlendirmelerle yanıt vermesiyle bu çabasının hızla sonuçsuz kaldığı görüldü. Tartışmalar özellikle, “Mutabakatlar çerçevesinde ABD ve Lübnan, İsrail'in güvenliğimiz için gerekli olduğu sürece Lübnan içindeki güvenlik kuşağını koruma hakkını tanıdı. Hizbullah ve diğer terör örgütleri silahsızlandırılana ve Lübnan cephesinden İsrail'e yönelik her türlü tehdit bertaraf edilene kadar bu kuşağı elde tutmayı sürdüreceğiz” açıklaması üzerineydi.

Netanyahu, şunları söyledi:

“Şunu bilmenizi istiyorum: Bu, İran ve Hizbullah için büyük bir darbe; İran bize Güney Lübnan'dan çekilmemizi dayatmaya çalışıyordu. Bu talepleri sürekli duydunuz, anlaşmaya duydukları hayal kırıklığını ve yönelttikleri eleştirileri de duydunuz. Hem İran'ın hem de Hizbullah'ın. Ben hayati çıkarlarımız konusunda kararlı bir tutum sergiledim ve bize çekilmeyi zorla dayatmalarına karşı çıktım. Lübnan, İsrail ve ABD İran'a ‘Bu sizin işiniz değil. Burada yeriniz yok. Sizin ne katılımınız ne de rolünüz var. Ne sizin ne Hizbullah'ın ne de herhangi bir terör örgütünün’ diyor.”

Şarku’l Avsat’ın İsrail gazetesi Maariv’den aktardığı habere göre Netanyahu'nun güvenlik kuşağında kalmanın meşruiyeti konusundaki söylemi siyasi bir pazarlama çabasından ve kendisi için bir zafer kurgusundan ibaret. Çünkü o ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah silahsızlandırılmadığı sürece bu çerçeve mutabakatının sürtüşmeyi yönetmek için başka bir mekanizmaya dönüşebileceğinin farkında.

Haberde “Washington'da İsrail ile Lübnan arasında imzalanan çerçeve anlaşma ilk bakışta küçümsenmeyecek bir siyasi kazanım izlenimi veriyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio kameralar önünde gülümseyebilirdi. Binyamin Netanyahu cumartesi akşamı basın toplantısı düzenleyerek belgeyi bir başarı olarak sunabilirdi. Lübnan hükümeti de teslim olmadığını, aksine egemenliğini yeniden kazanmak için bir yol elde ettiğini söyleyebilirdi. Ne var ki her tarafın kendine pay çıkarmak için üzerine atladığı kutlama söylemi ve siyasi kazanımların ardında, Taif'ten Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararı ve 2024 ateşkesine kadar her turda yeniden karşımıza ‘Kim tam olarak sabah kalkıp Güney Lübnan'ın bir Şii köyüne girip Hizbullah'ın silahını almakla görevli?’ şeklindeki o eski soru ortaya çıkıyor” değerlendirmesi yapıldı.

Bu soru dün, birçok İsrailli kaynağın gündemine taşındı. Söz konusu kaynaklar, Lübnan'daki durumun güçlüğünü ve karmaşıklığını bir kez daha vurgularken bu anlaşmanın Lübnan hükümetine ve ordusuna yaklaşık kırk yıldır hayata geçiremedikleri bir görevi yüklediğini ve şimdi bilinmez bir nedenle aynı kurumların defalarca başarısız oldukları yerde başarılı olmaları beklendiği görüşünü paylaştı.

İsrail'de bu uçurumun ne denli derin olduğu iyi biliniyor. Her ne kadar her zaman yüksek sesle dile getirilmese de. Lübnan ordusu konuşlanabilir, kontrol noktaları kurabilir, ara sıra bir silah deposuna el koyabilir ve belki de Amerikan yönetimine gönderilecek periyodik raporlarda iyi bir görünüm sergileyebilir. Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması ise bambaşka bir mesele.

Netanyahu ve Katz arasında İsrail ordusunun güvenlik kuşağında varlığını sürdürmesi, Lübnan'ın geniş bölgelerinin işgal altında kalması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının mümkün olmaması karşısında bölge sakinlerinin geri dönüşünün engellenmesinin bu cepheyi süregelen bir güvenlik krizine mahkûm ettiği konusunda görüş birliği hakim. İsrail ancak Hizbullah çözüldüğünde buradan çekilecektir, Hizbullah ise İsrail bölgede bulunduğu sürece silahlarını teslim etmeyecek. Bu iki tutum arasında kalan boşluk, her tarafa sonraki aşamaya geçişi rahatça öteleyebilecek bir alan sunuyor. Cephenin yeniden çatışmalara sürüklemesi tehlikesi ise bu tabloda devam ediyor.

“İkinci Gazze”

Müzakerelerin perde arkasından ve Lübnan cephesindeki tablodan haberdar olan siyasi bir kaynak, Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada Lübnan'ın bu anlaşmanın ardından ulaşacağı noktanın ülkeyi İkinci Gazze’ye dönüştüreceği görüşünü dile getirdi.

Bu kaynağa göre "Zaman zaman Trump'ın Gazze için hazırladığı 20 maddelik planın diline benzeyen anlaşma formülü, Güney Lübnan'ın Gazze 2'ye dönüşmesinin zeminini hazırlıyor. İsrail'in çekilmesi, Lübnan ordusunun bölgede fiili kontrolü sağlamasına ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına bağlı; oysa bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bu durum İsrail'in bölgede süresiz kalmasına olanak tanıyor."

İsminin açıklanmasını istemeyen siyasi kaynak, Başbakan Netanyahu’nun güvenlik kuşağını koruma vaatlerinin ‘öngörülebilir gelecekte’ hayata geçirileceğini öngörüyor. Kaynak, “İsrail'in Gazze'deki varlığının genişlemesi ve bölgeye yönelik saldırıların sürmesiyle paralel biçimde Lübnan'daki saldırıların da devam etmesi bekleniyor. Ancak Gazze'den farklı olarak şu an için saldırıların tek taraflı sürdüğü bu durumun aksine, İsrail ordusu askerleri Lübnan'da kalıcı bir hedef olmayı sürdürecek” uyarısında bulundu.

Raporun kapsam dışı bıraktıklarındaki tehlike

Lübnan'ın Gazze 2'ye dönüşme ihtimalinden kaygı duyanlar varken tehlikeyi daha da geniş bir perspektiften değerlendirenler de var. Bu kesimlere göre sorun anlaşmada olmayan unsurlarda yatıyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlanan başka bir haber, bu boşlukları dört madde altında şöyle sıraladı:

- Anlaşmanın tamamlanması ya da en azından somut ilerleme kaydedilmesi için herhangi bir zaman çizelgesinin bulunmaması. Anlaşma tamamen koşullara bağlı olup hiçbir son tarih içermiyor.

- Anlaşmanın "ateşkes" ifadesine ya da Trump'ın İsrail'e dayattığı ateşkese herhangi bir atfa yer vermemesi; bunun uygulanıp uygulanmadığını, hangi koşullar altında yürürlüğe girdiğini ya da ateşkesin denetim mekanizmasını da belirsiz bırakıyor.

- Üçüncü boşluk ise haberde Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın açıklamasıyla bağlantılı biçimde ele alındı. Katz anlaşmayı "İsrail devleti için tarihsel bir olay ve önemli siyasi-güvenlik başarısı; on yıllar sonra ilk kez kuzey sınırında ve Lübnan'da daha güvenli yeni bir gerçekliğin inşasına katkı sağlayabilecek bir adım" olarak nitelendirmişti. Haberde, Katz'ın nisan ayında yaptığı “İsrail ordusu, yeni güvenlik bölgesi içinde yer alan Lübnan'ın Kantara bölgesinde büyük bir patlamayla yeraltı terör altyapısını imha etti. Lübnan hükümeti ve ordusu, Güney Lübnan'ı Hizbullah teröristlerinden ve silahlarından arındırma taahhüdünü yerine getirdi; işte sonuçlar bu” açıklaması hatırlatıldı.

Haberde bu bağlamda “Katz neden Lübnan hükümetinin bu sefer başaracağına inanıyor?” sorusu soruldu.

- Haberin uyardığı dördüncü unsur ise Hizbullah'ın anlaşmanın tarafı olmadığı ve örgütün sert muhalefetini açıkça ilan ettiği gerçeği.

Bu son unsur başlı başına anlaşmanın uygulanabilirliğini büyük bir soru işaretiyle karşı karşıya bırakıyor. Hatta İsrailliler bile anlaşmanın sonuç verip vermeyeceğine ve son İsrail askerinin çekilmesini de kapsayan kapsamlı bir Lübnan anlaşmasına doğru sonraki aşamalara geçilip geçilemeyeceğine dair bahse girecek noktadalar.


Sudan'ın El-Ubeyd kentine askeri yığınak... El-Faşir senaryosu endişesi büyüyor

Sudan'ın Kuzey Kordofan eyaletindeki El-Ubeyd kentinde yerinden edilmiş Sudanlı aileler (Arşiv - Reuters)
Sudan'ın Kuzey Kordofan eyaletindeki El-Ubeyd kentinde yerinden edilmiş Sudanlı aileler (Arşiv - Reuters)
TT

Sudan'ın El-Ubeyd kentine askeri yığınak... El-Faşir senaryosu endişesi büyüyor

Sudan'ın Kuzey Kordofan eyaletindeki El-Ubeyd kentinde yerinden edilmiş Sudanlı aileler (Arşiv - Reuters)
Sudan'ın Kuzey Kordofan eyaletindeki El-Ubeyd kentinde yerinden edilmiş Sudanlı aileler (Arşiv - Reuters)

Sudan'ın Kuzey Kordofan eyaletindeki El-Ubeyd kentinde insansız hava aracı (İHA) saldırılarının elektrik, yakıt ve su tesislerini devre dışı bırakmasının ardından, İksam Muhammed her gün kavurucu güneş altında kilometrelerce yürüyerek uzak bir kuyudan bulanık su taşımak zorunda kalıyor.

Son haftalarda Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), El-Ubeyd'e yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırarak sivil altyapıyı, elektrik ve yakıt tesislerini ile kentten dışarıya uzanan ana kara yollarını hedef aldı. Aynı zamanda bölgeye yapılan askeri takviyeler, geçen yılın sonlarında Kuzey Darfur'daki El-Faşir'e düzenlenen saldırı öncesindeki hazırlıkları yeniden gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler uzmanları, El-Faşir saldırısının soykırım belirtileri taşıdığını açıklamıştı.

Kentin dışındaki Rahmaniye Kampı'nda yedi çocuğuyla yaşayan İksam Muhammed, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Uzun mesafeler yürüyor, zaten içmeye elverişli olmayan suyu başımızda taşıyoruz." dedi.

Su istasyonlarının hasar görmesi nedeniyle şehir şebekesinin devre dışı kalmasının ardından AFP'ye konuşan bölge sakinleri, artık kuyulara, su tankerlerine ve sınırlı sayıdaki dağıtım noktalarına bağımlı hale geldiklerini belirtti.

35 yaşındaki İksam Muhammed, "Hiçbir yardım alamıyoruz. Suya ve gıda malzemelerine ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 500 bin nüfuslu El-Ubeyd, çevre bölgelerdeki çatışmalar nedeniyle yaklaşık 100 bin yerinden edilmiş kişiye de ev sahipliği yapıyor. Kent, batıda HDK'nın kontrolündeki Darfur bölgesi ile ordunun kontrolündeki Sudan'ın orta ve doğu kesimlerini birbirine bağlayan stratejik ulaşım güzergâhı üzerinde bulunuyor.

Geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, HDK'nın El-Ubeyd çevresine büyük çaplı askeri takviye yapmasından duyduğu endişeyi dile getirerek, yakın zamanda kitlesel katliamlar yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi (ACLED) araştırmacısı Nihad et-Tayyib, son bir ay içinde HDK birliklerinin El-Ubeyd'in yaklaşık 60 kilometre doğusunda, güneyinde ve batısında hareket ettiğinin tespit edildiğini söyledi.

Analistler, El-Ubeyd'in ele geçirilmesinin HDK'nın Batı Sudan üzerindeki hâkimiyetini güçlendireceğini ve başkente doğru ilerleyişinin önünü açabileceğini değerlendiriyor.

Kentte Sudan ordusuna bağlı bir piyade tümeni, bir hava üssü, ana petrol boru hattı ve Sudan'ın stratejik ihracat ürünlerinden biri olan Arap zamkı için önemli bir ticaret pazarı bulunuyor.

Sudan uzmanı araştırmacı Halud Hayr'a göre El-Ubeyd'in kontrolü, iktidar, toprak ve para anlamına geliyor.

Her şey kriz içinde

Savaş, yolların kapanması ve hareketliliğin kısıtlanması nedeniyle kente ulaşmak ve gelişmeleri bağımsız kaynaklardan doğrulamak büyük ölçüde zorlaştı.

AFP muhabirinin Rahmaniye Kampı'nda çektiği nadir görüntülerde, saatlerce kuyunun başında bekledikten sonra plastik su bidonlarını başlarının üzerinde taşıyarak kavurucu güneş altında ağır adımlarla yürüyen yorgun kadınlar görülüyor.

Kampta yaklaşık 200 aile, sazlardan, yırtık kumaşlardan ve plastik levhalardan yapılmış derme çatma barınaklarda yaşıyor. Çocuklar kulübelerin oluşturduğu dar gölgeliklerde vakit geçirirken, bazıları bitkinlik nedeniyle oyun oynayamayacak durumda, bazıları ise sessizce annelerinin peşinden yürüyor.

70 yaşındaki Vesile Muhammed, sazdan yapılmış çadırında AFP'ye, "Hiçbir şeyimiz yok. Ne su var ne yiyecek ne de yatacak döşek" dedi.

Son haftalarda yolların kapanması ve altyapının tahrip edilmesi nedeniyle kampa ulaşan insani yardım ve gıda sevkiyatları önemli ölçüde azaldı.

Bir yardım gönüllüsü, "İhtiyaçlar mevcut yardımları çok aşıyor." diyerek kamp sakinlerinin özellikle sağlık hizmeti ve gıdaya ihtiyaç duyduğunu belirtti.

El-Ubeyd genelinde İHA seslerinin sürekli duyulduğunu söyleyen ve güvenlik gerekçesiyle takma isim kullanan Adem Hüseyin, "Kimse ne olacağını bilmiyor" dedi.

Yakınına bir İHA'nın düştüğünü ancak can kaybı yaşanmadığını anlatan Hüseyin, "El-Ubeyd'de her şey kriz içinde. Siviller ve altyapı sürekli hedef alınıyor" ifadelerini kullandı.

Halud Hayr ise kent sakinlerinin fiilen "kuşatma altında" olduğunu belirterek, su fiyatlarının iki katına çıktığını, gıda fiyatlarının yüzde 300'e kadar arttığını ve ulaşım maliyetlerinin de ciddi biçimde yükseldiğini söyledi.

Hayr, "Pek çok kişi ayrılmadı çünkü ya bunu karşılayacak paraları yok ya da nereye gideceklerini bilmiyorlar" dedi.

Tam kuşatma uyarısı

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM) yetkilisi Muhammed Rifat, kentin kapsamlı bir kuşatmaya doğru ilerlediği uyarısında bulunarak, sivillerin "çok yakında güvenli şekilde çıkış ya da geri dönüş imkânını kaybedeceğini" söyledi.

AFP'ye konuşan Rifat, güvenlik koşullarının kötüleşmesi ve erişim zorlukları nedeniyle yardım kuruluşlarının kentteki faaliyetlerini askıya aldığını, mevcut insani ihtiyaçların önceden depolanan yardımların çok üzerine çıktığını belirtti.

Rifat, acil yardım ulaştırılamaması halinde El-Ubeyd'deki durumun "birkaç hafta içinde", sivillerin 18 ay süren kuşatma sırasında hayatta kalabilmek için hayvan yemi tüketmek zorunda kaldığı El-Faşir'deki tabloya benzeyebileceğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler tahminlerine göre El-Faşir'in düşmesinin ilk üç gününde 6 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Batılı ülkeler de El-Ubeyd'in düşmesi halinde benzer katliamların yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Bir hükümet kaynağı, ordunun geçen hafta HDK'nın ilerleyişini yavaşlatmaya çalıştığını ve hareket halindeki birliklerine ait askeri teçhizatın bir bölümünü imha ettiğini söyledi.

Buna karşılık HDK'ya yakın bir kaynak, orduyu sivilleri "canlı kalkan" olarak kullanmakla suçlayarak, sivillerin tahliye edilmesi gerektiğini savundu.

El-Ubeyd'in demografik yapısının, şiddetin etnik boyut kazandığı El-Faşir'den farklı olduğuna dikkat çeken Nihad et-Tayyib ise buna rağmen kentteki sivillerin yağma, cinsel şiddet ve orduyu desteklediği düşünülen kişilere yönelik saldırılarla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.


Irak Başbakanı Zeydi: Irak'ta kamu kaynaklarını geri kazanmak için yolsuzlukla mücadeleyi sürdüreceğiz

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)
TT

Irak Başbakanı Zeydi: Irak'ta kamu kaynaklarını geri kazanmak için yolsuzlukla mücadeleyi sürdüreceğiz

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi (AFP)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, hükümetin kamu kaynaklarını geri kazanmak amacıyla yolsuzlukla mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı.

Irak hükümetinden yapılan açıklamaya göre Zeydi, pazar gecesi gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından bugün yayımlanan değerlendirmesinde, "Yolsuzluğa karşı başlatılan operasyon ilk aşamadır. Hükümet, kamu mallarını geri kazanmak için yolsuzlukla mücadeleyi sürdürecek. Halkın çıkarlarını korumakla yükümlüyüz ve bu sorumluluk konusunda hiçbir taviz verilmeyecektir" ifadelerini kullandı.

Ülkedeki mevcut durumun artık görmezden gelinemeyeceğini belirten Zeydi, Irak halkının içinde bulunduğu koşullara duydukları hassasiyetin, kamu kaynaklarını koruyan güçlü mekanizmaların bulunduğunu halka güvenceyle ifade etmelerini gerektirdiğini söyledi. Bu kaynakların en verimli şekilde kullanılacağını kaydetti.

Irak'ın savaşlar, kaos ve terörle mücadele dönemlerinden geçtiğini hatırlatan Zeydi, bugün hükümetin farklı bir yol izlediğini belirterek, devletin gücünü pekiştirmeye yönelik uygulamaların hayata geçirildiğini, silah ve güç kullanımının yalnızca devletin tekelinde olması hedefi doğrultusunda çalışıldığını ve kamu kaynaklarını yağmalamak amacıyla devlet kurumlarına sızan yolsuzluk unsurlarına izin verilmeyeceğini ifade etti.

Başbakan Zeydi, gelecek yılın bütçesinin performans esaslı bütçeleme anlayışıyla hazırlanması çalışmalarının sürdürülmesi çağrısında bulunarak, elektrik sektörüne daha fazla kaynak ayrılacağını söyledi. Bu yıl içinde 2 bin megavatlık yeni elektrik kapasitesi için sözleşme yapılmasının planlandığını belirten Zeydi, böylece gelecek yıl ulusal elektrik şebekesinin durumunun önemli ölçüde iyileşeceğini dile getirdi.

Hükümet açıklamasına göre Zeydi, denetim kurumlarına da hükümetin veya bakanlıkların çalışmalarına ilişkin her türlü ihbar ve göstergenin değerlendirilmesi, yolsuzluk ya da görev ihmali vakalarının ortaya çıkarılması talimatını verdi.

Irak güvenlik güçleri, dün (pazar) mali yolsuzluk soruşturmaları kapsamında 47 kişi hakkında gözaltı operasyonu başlatmıştı. Operasyon kapsamında önde gelen parti yöneticileri, Irak Parlamentosu milletvekilleri ve üst düzey devlet yetkilileri de bulunurken, operasyonun halen sürdüğü bildirildi.