Macron: Yeni bir tür küresel savaşla karşı karşıyayız

Macron Perşembe akşamı Elysee'de düzenlediği basın toplantısındayken (AFP)
Macron Perşembe akşamı Elysee'de düzenlediği basın toplantısındayken (AFP)
TT

Macron: Yeni bir tür küresel savaşla karşı karşıyayız

Macron Perşembe akşamı Elysee'de düzenlediği basın toplantısındayken (AFP)
Macron Perşembe akşamı Elysee'de düzenlediği basın toplantısındayken (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Yeni bir tür küresel savaşla karşı karşıyayız” ifadeleriyle şu andan dünya çapında yaşanan ‘aşı savaşlarına’ dair vizyonunu özetledi. Macron, ‘savaş’ kelimesini ilk kez kullanmıyor. Geçtiğimiz yılının Mart ayında ülkenin karantinaya alınmasının ilk yıl dönümünde yaptığı konuşmada da bu ifadeyi kullanmıştı. Fransa’nın ‘yeni bir düşmana karşı savaşta’ olduğunu dile getirdi.
Macron, ‘küresel savaş’ hakkındaki bu ifadeleri, koronavirüs (Kovid-19) salgınında mücadeleyi ele alan Avrupalı liderler toplantısının sona ermesinden önceki bir basın toplantısında sarf etti. Fransız Cumhurbaşkanı, söz konusu toplantıda ayrıca başta İngiliz- İsveç şirketi ‘AstraZeneca’ liderliğindeki büyük şirketlerin taahhütlerini yerine getirmelerinin gecikmesine ilişkin şikayetler ışığında Avrupa vatandaşlarına gerekli aşıların sağlanması ile ilgili konulara da değindi.
İşin gerçeği, Macron, oklarını iki büyük ülke olan Rusya ve Çin'e yönlendirerek, onları aşı tedarikini, siyasi baskı uygulamak ve aşıları alan ülkelerin politikalarını etkilemek için kullanmakla suçluyor. Avrupa İlaç Ajansı, 5 Mart'ta başvuruda bulunmasına rağmen, Rus menşeili ‘Sputnik V’ aşısının kullanımını henüz onaylamadı. Avrupa Birliği ülkeleri, Rusya'nın sunduğu teklifler konusunda birleşik bir pozisyon sürdürmeye çalışıyor. Ancak dört ülke; Macaristan, Slovakya, Çekya ve Avusturya, Avrupa mutabakatını terk edip Rus aşısını kullanmaya başladı. Öte yandan Almanya da büyük olasılıkla onlara eklenme hazırlığında görünüyor.
Macron buradan hareketle, Ruslar ve Çinlilerin ‘istikrarı sarsma’ ve aşıların tedarikinin politikaları etkilemek için kullanma girişimlerine işaret ediyor.  Moskova ve Pekin'in aksine Macron, Avrupa kıtasının ‘özgür dünyada aşı stratejisine sahip ve aşı ihraç edebilecek tek bölge’ olduğunu vurguluyor. Rusya ve Çin’e işaret ederek bunun şantaj ile değil, daha çok ‘insani taahhüt’ gereği olarak yapılması gerektiğini söyledi.
Macron’un işaret ettiği şey, dün Moskova’nın ‘Sputnik V’ olarak bilenen aşısını, bir dayanışma ve sağlık yardımı olarak değil saldırgan diplomasi bağlamında bir propaganda aracı olarak kullandığını Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian tarafından tekrarlandı. Russian Direct Investment Fund’a göre Rus aşısının Avrupa, Afrika, Asya ve Latin Amerika'da dağılmış 54 ülkeye girdiği ve 1,4 milyar kişiye ulaştığı bir sır değil.
Bu gerçek, Çin'deki aşı buluşları ile birleştiğinde, bu ülkelerden herhangi birine tek bir doz alamadıkları için şimdiye kadar tek bir doz veremeyen Batılı ülkeler için büyük zorluklar ortaya çıkarıyor.
Geçtiğimiz Pazar günü, Avrupa Komisyonu İç Pazar Sorumlusu Thierry Breton, Birliğin Rus aşısına ‘ihtiyaç duymadığını’ iddia etti. Bu açıklamadan önce Avrupalılar üretici firma olan Pigmalia’nın faaliyetlerinde şeffaflık konusunda sorunlar olduğunu iddia etmişti. AB, aşı üretiminin hızlanmasına yol açan bilimsel ve klinik verileri incelemek için 10 Nisan'da Moskova'ya bir uzman heyeti göndermeyi planlıyor. Ancak The Lancet isimli tıp dergisinde Rus aşısıyla ilgili olumlu veriler yayınlanmasıyla birlikte durum değişti. Ancak bu, vatandaşların aşılanmasını hızlandırmak ve sözde ‘sürü bağışıklığı’ veya ‘kesin bağışıklığa’ hızlı bir şekilde ulaşma konusuna kafa yoran Avrupalılar için yeterli değildi.
Virüs krizinin patlak vermesinden bu yana, Macron birden fazla vesileyle tıbbi ve farmakolojik alanda bugün de aşılamada Avrupa'nın dışarıya ‘bağımlılığını’ kınadı. Fransa Cumhurbaşkanı, Avrupalıları ‘sağlık alanında öncü olmaya ve Avrupa topraklarında aşı ve ilaç üretmeye’ çağırdı. Maske, solunum cihazı yoksunluğu ve vakaların tespitindeki eksiklikler Macron’un dünya çapındaki tek özgür kıta olarak nitelediği Avrupa’nın salgınla mücadele de yetersiz olduğunu ispatladı.
Ancak ülkesi, dün Almanya'nın yüksek riskli bir bölge olarak gördüğü her türden yaygın mutasyona uğramış salgın hastalıklardan mustarip olan Cumhurbaşkanı, Avrupa'nın ‘yazın sonunda en fazla miktarda aşı üretebilecek güç olacağına ve vatandaşlarını koruyacak konumda olacağı’ inancını dile getirdi. Hatta aşıların NATO ülkeleri ve aşıya ihtiyacı olan herkese ihracatının sağlanacağına dair umutlu olduğunu ifade etti.
Fransız Cumhurbaşkanı, Avrupalıların ‘özellikle mutasyona uğramış virüsle yüzleşmek için ikinci nesil aşılar üretmeye çalıştıklarını ve tüm zorluklara en hızlı şekilde cevap verebileceklerini’ ileri sürerek daha da ileri gitti.
Macron’un sözlerindeki ironi, İngiltere ile İsveç arasında ortaklaşa üretilen AstraZeneca dışında şu anda Avrupa Birliği'ne üye devletlerin hiçbiri tarafından üretilmiş bir aşı olmamasında. AB, ABD menşeili ‘Pfizer’, ‘Moderna’ ve ‘Johnson & Johnson’ aşılarının sorun yaşamazken, asıl sorunu ‘AstraZeneca’ konusunda yaşıyor. aşı üretiminde dünya çapında ana şirketlerden biri olan Fransız şirketi Sanofi rekabeti kaybederken Macron, Avrupa fabrikalarında başlıca aşıların üretimi üzerine iddiaya giriyor.
Macron’un bu suçlamaları Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından reddedildi. Dimitry Peskov, ne Moskova ne de Pekin’in ‘herhangi bir türde bir savaş açmadığını’ ifade etti. 
Öte yandan Fransa'daki epidemiyolojik durum kötüleşmeye devam ediyor. Günlük rakamlar, mutasyona uğramış virüsün yayılmasını durdurabilecek katı bir karantina uygulamayı bugüne kadar reddeden yetkililer için giderek daha fazla endişe kaynağı oluyor. Sağlık yetkilileri önümüzdeki ayın ortasına kadar 10 milyon insanı aşılayabilmeyi istiyor. Dün itibariyle, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan 6,9 milyon kişi ilk doz aşı vurulmuş oldu.



İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
TT

İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)

İran genelinde geçen ay patlak veren protestolara yönelik güvenlik güçlerinin müdahalesinde hayatını kaybedenlerin sayısının en az 7 bin 2’ye yükseldiği bildirildi. Aktivistler, ölü sayısının artmaya devam ettiğini ve gerçek bilançonun daha da ağır olabileceğini belirtti.

Gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısının kademeli olarak yükselmesi, İran’ın hem iç cephede hem de uluslararası alanda karşı karşıya bulunduğu baskıyı derinleştiriyor. Tahran, nükleer dosya kapsamında ABD ile yürütülen müzakereleri sürdürmeye çalışsa da ikinci tur temasların ne zaman ve hangi çerçevede yapılacağı belirsizliğini koruyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ise ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmede, İran’a yönelik taleplerin daha da sıkılaştırılması gerektiğini savunduğu aktarıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, görüşmede bağlayıcı bir karar alınmadığını belirterek, İran’la müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi. Olası bir anlaşmanın tercihleri olacağını İsrail Başbakanı’na ilettiğini kaydeden Trump, diplomatik sürecin sonuç vermesi halinde bunun Washington açısından öncelikli seçenek olacağını ifade etti.

Öte yandan İran içinde, rejimin muhalefeti kapsamlı biçimde bastırmasına yönelik öfke dinmiş değil. Önümüzdeki günlerde, hayatını kaybedenlerin ailelerinin geleneksel 40. gün yas törenlerini düzenlemesiyle gerilimin yeniden artabileceği belirtiliyor.

Aktivistlerin açıkladığı bilanço yükseliyor

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), son rakamı açıklayan kuruluş oldu. Kurumun, İran’daki önceki protesto dalgalarında ölü sayısını tespit etmede isabetli olduğu ve ülke içindeki aktivist ağı aracılığıyla bilgileri doğruladığı biliniyor. İletişim kanallarının kesintiye uğraması nedeniyle verilerin çapraz kontrolünün zaman aldığı, bu nedenle bilançonun kademeli olarak güncellendiği ifade edildi.

İran hükümeti ise 21 Ocak’ta yaptığı açıklamada, protestolarda 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. İran’daki yönetimin geçmişte yaşanan toplumsal olaylarda can kayıplarını eksik bildirdiği ya da hiç açıklamadığı biliniyor.

Associated Press (AP), İran’da internet erişiminin ve uluslararası telefon bağlantılarının kesintiye uğratılması nedeniyle ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.

Can kaybındaki artış, İran’ın nükleer programı konusunda ABD ile yürüttüğü müzakereler sürerken yaşanıyor.

İran dosyasında diplomasi trafiği

Üst düzey İranlı güvenlik yetkilisi Ali Laricani, çarşamba günü Katar’da Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile bir araya geldi. Katar, haziran ayında ABD’nin İran’daki nükleer tesisleri bombalamasının ardından İran’ın hedef aldığı büyük bir ABD askerî üssüne ev sahipliği yapıyor. Söz konusu saldırı, İran ile İsrail arasında 12 gün süren savaşın ardından gerçekleşmişti.

Laricani’nin ayrıca Katar’da Filistinli Hamas yetkilileriyle, salı günü ise Umman’da Tahran destekli Yemenli Husilerle görüştüğü bildirildi.

Laricani, Katar merkezli El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Umman’da ABD’den herhangi bir somut teklif almadıklarını ancak “mesaj alışverişi” yapıldığını kabul etti.

İran ile Arap Körfezi’nde dev bir doğal gaz sahasını paylaşan Katar, geçmişte de Tahran ile yürütülen müzakerelerde önemli bir arabulucu rolü üstlenmişti. Katar resmi haber ajansı, Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’nin Trump ile “bölgedeki mevcut durum ve gerilimi azaltmaya, bölgesel güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik uluslararası çabalar” hakkında görüştüğünü aktardı.

ABD, İran’a baskıyı artırmak amacıyla uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ü, savaş gemilerini ve savaş uçaklarını Orta Doğu’ya sevk etti. Washington yönetimi, gerektiğinde İran’a yönelik askerî seçenekleri masada tutuyor.

ABD güçleri, Lincoln’e fazla yaklaştığını belirttikleri bir insansız hava aracını düşürdüklerini ve İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’nda durdurmaya çalıştığı ABD bayraklı bir gemiye müdahale ettiklerini açıkladı.

Trump, Axios haber sitesine verdiği demeçte, bölgeye ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini belirterek, “Oraya doğru ilerleyen bir armadamız var ve bir başkası da yolda olabilir” dedi.

Nobel Ödüllü Muhammedi için endişe

Norveç Nobel Komitesi, 2023 Nobel Barış Ödülü sahibi Nergis Muhammedi’nin gözaltına alınışı sırasında şiddete maruz kaldığı, fiziksel istismara uğradığı ve hayati risk taşıyan kötü muameleye tabi tutulduğuna dair güvenilir bilgiler aldıklarını belirterek derin endişe duyduklarını açıkladı.

Komite, Muhammedi’nin aralık ayında gözaltına alınırken darp edildiğine ve gözaltı sürecinde kötü muamelenin sürdüğüne dair bilgi aldıklarını belirterek derhal ve koşulsuz serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, “Kendisine yeterli ve sürekli tıbbi takip imkânı sağlanmamakta, ağır sorgu ve baskılara maruz bırakılmaktadır. Birkaç kez bayıldığı, tehlikeli derecede yüksek tansiyon sorunu yaşadığı ve şüpheli meme tümörleri için gerekli kontrollerden mahrum bırakıldığı bildirilmektedir” denildi.

İran yargısı, 53 yaşındaki Muhammedi’yi yedi yılı aşkın ek hapis cezasına çarptırdı. Destekçileri, Aralık 2024’te sağlık gerekçesiyle geçici izinle serbest bırakılmasının ardından yeniden tutuklanma riski bulunduğu yönünde aylardır uyarıda bulunuyordu.


Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
TT

Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)

Çin bugün yaptığı açıklamada, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu duyurdu. Bu açıklama, İsrail güvenlik kabinesinin işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü artıracak tedbirleri onaylamasından kısa bir süre sonra geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, düzenlediği basın toplantısında, “Çin, işgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri kurulmasına daima karşı çıkmıştır ve Filistin topraklarının ilhak edilmesine veya üzerinde herhangi bir ihlale yönelik tüm girişimlere karşıdır” dedi.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail’in yeni tedbirlerinin “işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü daha da pekiştireceğini ve bu toprakların İsrail’e entegrasyonunu hızlandıracağını, dolayısıyla yasa dışı ilhakı güçlendireceğini” söyledi.

Volker Türk, bu önlemlerin, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları, zorla göç ettirme operasyonları, evlerin yıkılması, topraklara el konulması, hareket kısıtlamaları ve diğer ihlaller bağlamında gerçekleştiğini belirtti. Bu ihlaller, BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından belgelenmiş durumda.

İsrail, 1967’den bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs hariç, Batı Şeria’da uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor. Bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli bulunuyor.

Volker Türk dün yaptığı açıklamada, İsrail’in Batı Şeria’daki kontrolünü sıkılaştırarak yerleşimleri genişletme planlarının, toprakların yasa dışı ilhakını kalıcı hale getirme yönünde bir adım teşkil ettiğini belirtti.


‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
TT

‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)

Jeffrey Epstein dosyaları, Başkan Donald Trump yönetimini sarsarak, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’i de kapsayabilecek skandallarla ilgili raporlara karşı hükümeti savunma pozisyonuna itti. Epstein, çocuk istismarı suçundan hüküm giymiş bir milyarder olup 2019’da cezaevinde ölmüştü.

Geçtiğimiz salı günü Senato Bütçe Komitesi’nde temsilcilerle yüzleşen Lutnick, 2012’de ailesiyle yaptığı bir ziyaret sırasında Epstein ile görüştüğünü itiraf etti. Bu açıklama, daha önce yaptığı ve Epstein’in 2008’de ilk kez mahkûm edilmesinin ardından 2005’teki görüşmenin ardından iletişimi kestiğini belirten ifadeleriyle çelişiyor. Demokrat Senatör Chris Van Hollen, Lutnick’e, “Buradaki mesele, Jeffrey Epstein ile ilgili herhangi bir suç işlemiş olmanız değil; esas sorun, Kongre’ye, Amerikan halkına ve Epstein’in kurbanlarına, aranızdaki ilişkinin doğasını tamamen yanıltıcı biçimde sunmanız” dedi.

dfvfv
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 10 Şubat 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AP)

Lutnick’in istifası yönündeki çağrılar artarken, Beyaz Saray bakanı desteklemeye devam etti. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Bakan Lutnick Trump ekibinin vazgeçilmez bir üyesi olarak kalıyor ve Başkan onu tamamen destekliyor” dedi. Bu tutum, birçok kişiyi şaşırttı; özellikle Cumhuriyetçi temsilci Thomas Massie, Lutnick’in görevde kalmasına şaşkınlığını dile getirdi. Massie, skandal nedeniyle İngiltere’de bazı yetkililerin istifa ettiğine dikkat çekerek, “İstifa etmesi gerekiyor. İngiltere’de üç kişi görevlerinden ayrıldı. Bunların arasında ABD’deki İngiliz büyükelçisi ve Lutnick’in yalanlarından çok daha az bir şey yüzünden unvanını kaybeden bir prens de var” ifadelerini kullandı.

Süregelen yankılar

Cumhuriyetçiler, Epstein dosyasının yol açtığı etkilerden rahatsızlık duyuyor; bu durum partide bölünmelere de neden oldu. Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verebilirlik Komitesi Başkanı James Comer, Lutnick’in komite önünde ifade vermesi için çağrılabileceğini açıkladı. Comer, “Hayatta kalan kurbanlara adaletin sağlanmasına yardımcı olabilecek bilgisi olan herkesle konuşmak istiyoruz” dedi.

sdcfvgthy
Epstein belgelerinden alıntılar, 10 Şubat 2026 (EPA)

Adalet Bakanlığı’na, Epstein dosyasındaki diğer belgeleri açıklaması ve mağdurlar dışında isimleri saklamaması yönündeki çağrılar artarken, Cumhuriyetçi Senato lideri tüm belgelerin tamamen kamuoyuna açılmasını talep etti. Şeffaflığın önemine vurgu yapan lider, “Epstein dosyasında isimleri geçen veya dosya kapsamında ortaya çıkabilecek kişiler, konuyla ilgili soruları yanıtlamak zorunda olacak. Amerikan halkı da bu yanıtların yeterli olup olmadığına karar verecek” dedi.

xsc xsc
ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, 15 Ekim 2025 tarihinde Beyaz Saray'da Başkan Donald Trump ile birlikte (Reuters)

Beyaz Saray’daki açıklamalar, Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgelerin açıklanmasından sorumlu olarak zor bir konuma soktu. Bondi dün Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi’nde ifade verirken, arkasında Epstein’in bazı mağdurları oturuyordu. Bondi, mağdurlara hitaben, “O canavarın eylemleri nedeniyle herhangi bir mağdurun yaşadığı duruma karşı derin üzüntü duyuyorum. Eğer hakkınızda size zarar veren veya kötü muamelede bulunan kişilerle ilgili kolluk kuvvetleriyle paylaşmak istediğiniz bilgiler varsa, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) sizi dinlemeye hazır” dedi. Bakan, “Her türlü suç isnadı ciddi şekilde ele alınacak ve soruşturulacak. Adalet Bakanlığı, suçluları yasal çerçevede en üst seviyede hesap vermeye zorlamaya kararlıdır” diyerek taahhütte bulundu.

Adalet Bakanlığı, Kongre tarafından onaylanan yasaya uyarak tüm Epstein belgelerini açıkladığını savunsa da yasaların mimarları Ro Khanna ve Thomas Massie, bakanlığın halen 6 milyon belgenin 2,5 milyonunu elinde tuttuğunu belirtiyor ve yasaya bağlı kalarak bunların da açıklanmasını talep ediyor.