İsrail iç savaş boyunca Esed’i desteklemiş

İsrailli Bakan: Esed’in düşürülmemesi, İran'ın lehine kaydedilen stratejik bir hataydı

İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
TT

İsrail iç savaş boyunca Esed’i desteklemiş

İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)

Köklü bir güvenlik geçmişine sahip üst düzey İsrailli bir Bakan, Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin ve ordu liderliğinin Suriye meselesinin iç savaş patlak verdiğinden bu yana ele alınmasında ciddi anlaşmazlıklara tanıklık ettiğini ifade etti. Bazılarının Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’i devirme fırsatını değerlendirmeyi, bir diğerlerinin ise bunu reddederek Esed’in hayatta kalmasını desteklediğini belirtti. Aynı zamanda “İsrail liderliğinde Esed’i destekleyenler, desteklemeyenlere ağır bastı. Bu, İran’ın lehine kaydedilen ciddi bir hatadır. Bugün bu hatanın bedelini ağır ödüyoruz” ifadelerini kullandı.
İsrailli Bakan, bir kısmının dün medyaya sızdırıldığı kısıtlı diyaloğunda, Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte Esad rejiminin devrilmesi konusunda İsrail askeri, güvenlik ve siyasi liderliklerinde şiddetli tartışmaların kaydedildiğini açıkladı. Bazı liderlerin bu savaşı Esed rejiminin devrilmesi yönünde hazır bir fırsat olarak değerlendirdiğini söyleyen Bakan, bu yöndeki oldukça güçlü muhalefetin Suriye savaşına müdahalede bulunmamayı savunduğunu belirtti. Aynı zamanda, İsrail’in desteği olmadan söz konusu fırsatın gerçekleştirilemeyeceğini de ekledi.
Lübnan tecrübesi yüzünden Esed desteklendi
Özgür Suriye Ordusu’na ve İsrail ile temasa geçme girişiminde bulunan muhalefetteki bazı unsurlara da değinen Bakan, bunlardan bazılarının Tel Aviv ziyaretinde bulunduğunu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ni 20 veya 30 otuz yıl süreyle kiralayarak burayı bir ‘barış bölgesi’ haline getirme temelinde İsrail ile barışa hazır olduklarına dair açıklamalar yaptıklarını, aynı zamanda İsrail'den lojistik ve silah desteği talep ettiklerini söyledi. Bu tartışmaların DEAŞ’ın yenilgilerinin başladığı 2014-2015 yılında Esed'in artık devrilmeyeceğine karar verildiği zamana kadar birkaç yıl sürdüğünü söyleyen Bakan, şöyle ekledi:
“İsrail hükümeti Cihatçı/İslamcı olmayan Suriyeli direnişçilere yardım etme kararı almış, nasıl yapılacağını çok iyi bildiği gizli kanalları aracılığıyla kendi başına hareket etmiş olsaydı, rejimin çaresiz ve tereddütlü göründüğü Suriye gerçeğinden yararlansaydı, Esed rejimi düşer, yerini ABD ve ılımlı Arap ülkeleri tarafından desteklenen başka bir rejim alırdı. İşte o zaman Golan'dan çekilmeden bir barış anlaşması imzalamak mümkün olabilirdi. Bugün, özellikle de radikal Şii ekseni karşısında Lübnan ve Suriye cephesindeki mevcut durumdan bin kat daha iyi bir güvenlik durumunda olurduk. İran ahtapotunun merkez kolunu, pratik ve lojistikteki oksijen tüpünü ve kollarını kesmiş olurduk. Hiç kimse, Esed'in yerine iktidara gelecek siyasi örgüt ve kuruluşlardan oluşan taraf veya koalisyonun İran'dan daha az düşman ve tehlikeli olacağını garanti edemez. O dönemde Suriye'de beliren radikal alternatifin tehdit teşkil etme açısından İranlı ayetullahlardan aşağı kalır yanı yoktu. Daha sonra ise İsrail’in Lübnan'da başarısız deneyimi oldu. Nitekim Savunma Bakanı Ariel Şaron ve İsrail Genelkurmay Başkanı Rafael Eitan, Lübnan'ın ve Beyrut'un bir kısmının işgali ardından 1982’de, Ketaib’in lideri Beşir Cemayel’i orada başkan olarak görevlendirme ve sonrasında bir barış anlaşması imzalamayı denedi. Bu plan başarısız oldu, Cemayel ise bir suikasta kurban gitti. Buna paralel olarak, İsrail işgaline karşı bir direniş kolu olarak kurulan Hizbullah, Lübnan'ın kontrolünü ele geçirdi.”
Esed’i devirmeyi reddeden tarafın üstün geldiğini söyleyen İsrailli Bakan, zira bu tarafın yanında duran Başbakan Netanyahu’nun çoğu general tarafından hazırlanan gizli stratejik raporu benimsediğini bildirdi. Nitekim söz konusu raporda İsrail’in Suriye'deki rejimi devirmek için askeri bir operasyon veya savaş başlatmayacağı, Suriye iç savaşındaki dengeyi bozmak için müdahale etmeyeceğinin yazdığını belirtti. İsrail hükümetinin ulusal güvenliği için hayati öneme sahip kırmızı çizgiler koyma ve İsrail'in Suriye veya Lübnan'da bir savaşa sürüklenmeden gerekli hücum operasyonlarını yürütme yönünde tüm stratejik, askeri, istihbarat ve siyasi enerjisiyle çalışma kararı verdiğini de ekledi.
Diğer yandan Yediot Ahronot gazetesine göre, İsrail'in son 10 yılda bazı değişikliklerin kaydedildiği kırmızı çizgilerinde son olarak şu ifadeler geçiyor:
“İsrail egemenliğine ve vatandaşları güvenliğine yönelik herhangi bir hedef alma; saldırganları, aynı zamanda onlara koruma veya çalışma sağlayanları caydırma yönünde acı verici bir yanıtla karşı karşıya kalacaktır. Suriye'nin geleneksel olmayan (kimyasal) silahların kullanımını ve bu tür silahların Lübnan'a transferini önleme, belirli silahların İran'dan Suriye ve Lübnan'a naklini yasaklama veya zorla kesintiye uğratma, aynı zamanda belirli silahların Suriye ordusu ve askeri sanayiden Lübnan’a transferini önleme yönünde çalışılacak.”
Söz konusu strateji, Lübnan'da İran'ın yardımıyla Hizbullah'ın kurulduğu gibi Suriye'de de İsrail karşıtı bir İran cephesinin kurulmasını önlemeye dayanıyor. Aynı zamanda İsrail’e düşman İran'ın Şii kolları ve radikal Sünnilerin terörist ordularının aniden sınır ve sınır ötesi terörizmine olanak sağlayacak şekilde İsrail sınırı yakınlarında konumlandırılmasıyla mücadele edileceği de belirtiliyor. İran'dan başlayarak Irak ve Suriye üzerinden Lübnan'a kadar uzanan, İran veya kollarının projelerine, lojistik ve operasyonel hizmetlerine hizmet eden bir kara koridorunun kurulmasını önlemek de söz konusu strateji kapsamında yer alıyor.
Gazete, İsrail'in dört farklı hedefe ulaşmak için özellikle Golan Tepeleri yakınlarındaki Suriye topraklarında rejime karşı çıkan bazı güçlerin desteğiyle Suriye'ye sınırlı yönde müdahale etme kararı aldığını da ekliyor. Bu hedeflerden ilki, bu topraklarda insani bir felaketin önüne geçilmesi sayılıyor. Böylece, Suriyeli ve Filistinli mültecilerin Ürdün, Lübnan ve Türkiye'de olduğu gibi İsrail'den sığınma talep etmek için Golan sınırlarına, belki de Lübnan'a akışını önlemek amaçlanıyor. İkinci hedefin terör örgütleri ve İran güçlerinin sınırların yakınında konuşlanmasını önleme yönünde İsrail sınırına yakın bölgelerdeki köy ve kasabaların savunulması, Suriye'de faaliyet gösteren düşmanları ile İsrail arasında bir tampon bölge oluşturmak için yerel milislerin az da olsa silahlandırılması olduğu biliniyor. Üçüncü hedefin ise Suriye'de İsrail'e karşı başka bir İran cephesinin kurulmasının engellenmesi, DEAŞ, El Kaide, Hizbullah gibi cihatçı örgütlerin ve İran’ın desteklediği milislerin sınırları terörize etme girişimlerini bozguna uğratarak bu konuda uyarı verilmesi olduğu belirtiliyor. Diğer yandan Suriye halkından gruplarla iyi niyetli, pozitif, duygusal, ideolojik ve politik ilişkiler kurmanın gelecekte Suriye'de kurulacak rejim ile sivil ilişki ve iş birliğinde zemin oluşturacağı söyleniyor.
İsrail ile Rusya’nın ‘bir tarafın diğerini hedef almadığı’ yönünde Suriye'deki iş birliğine atıfta bulunan gazete, Suriye'deki Rus varlığının İsrail'in orada faaliyet gösterme özgürlüğünü kısıtlayarak İsrail’i daha ihtiyatlı hale getirdiğini öne sürdü. Suriye iç savaşını kendi ürettiği füze ve mühimmatları denediği bir sahaya çeviren Rusya’nın ‘Suriye ordusuna modern silah sağladığını, bunların bir kısmının Hizbullah için Lübnan'a sızdırıldığını’ da ekledi. Gazetede aynı zamanda “İsrail ve hassas tesisleri ile Suriye'deki Rus kuvvetleri arasındaki coğrafi yakınlık, Rusların İsrail hakkında istihbarat toplamasına olanak sağlıyor. Böylece belki de İsrail'e karşı saldırı amaçlı siber operasyonları daha kolay gerçekleştiriyorlar” ifadeleri kullanıldı.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.