Çin, Rusya ve İran, nükleer anlaşmayı canlandıracak ‘yol haritasını’ görüştü

Washington, Avrupa ülkeleri aracılığıyla Tahran ile temas kurarken Moskova, Biden'ın uzlaşmacı bir çözüm bulacağı konusunda ‘iyimser’ bir yaklaşım sergiliyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı
TT

Çin, Rusya ve İran, nükleer anlaşmayı canlandıracak ‘yol haritasını’ görüştü

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı

Rusya, Çin ve İran, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için bir ‘yol haritası’ ve ‘takvim’ üzerinde fikir alışverişinde bulundular. Bu gelişme, ABD ve Avrupa ülkesi üç ​​müttefikinin nükleer anlaşma ile ilgili olarak yaptıkları ve anlaşmayı canlandırmak için İran’dan bir öneri beklediklerini söyledikleri açıklamaların ardından gerçekleşti.
ABD ve İran, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya yeniden uymaya başlamak için adım atmayı durdurmuş olsalar da Batılı yetkililer, Tahran'ın artık anlaşmayı yeniden canlandırmak için daha kapsamlı bir ‘yol haritasını’ masaya yatırmak isteyebileceğine inanıyorlar. Yetkililer, Washington’ın da bunu istediğinin altını çizdiler.
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, son bölgesel gezisine ilişkin dün yaptığı açıklamada, ülkesinin Rusya ve İran ile ‘nükleer anlaşmayı yeniden canlandıracak yol haritasını ve takvimi’ görüşmek üzere Moskova’ya yetkililer gönderdiğini söyledi. Wang, Pekin'in ‘İran nükleer anlaşması sorununu çözme sürecine aktif olarak katılmaya devam edeceğini’ vurguladı.
Bakan Wang, Çin'in resmi haber ajansı Xinhua Haber Ajansı tarafından aktarılan açıklamasının bir başka bölümünde ise şunları söyledi:
“İran nükleer anlaşması ya da diğer adıyla Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) eşzamanlı ve karşılıklı adımlarla uyulmaya düzenli bir şekilde devam edilmeli.”
Reuters, Batılı üç yetkilinin, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ve İran’ın, anlaşmanın Avrupalı ​​tarafları olan İngiltere, Fransa ve Almanya aracılığıyla dolaylı yoldan temas kurduklarını belirterek, İran'ın artık anlaşmaya dönmek için daha kapsamlı bir planı tartışmak istediğine inandıklarını söylediklerini aktardı.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in, ülkesinin anlaşmayı canlandırmak için ‘uygun diplomatik kanallar’ aracılığıyla ‘yapıcı’ bir eylem planı sunmayı planladığını açıklamasının üzerinden iki hafta geçtikten sonra ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken geçtiğimiz hafta, Brüksel'de yaptığı bir açıklamada, Avrupalı ​​mevkidaşlarıyla İran’dan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için bir öneri yapılmasını beklemeye karar verdiklerini söyledi.
Öte yandan İran ile yapılan nükleer anlaşma, salı akşamı Fransa Cumhurbaşkanları Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Almanya Başbakanı Angela Merkel arasında video konferans aracılığıyla gerçekleşen görüşmede ele alınan konulardan biriydi.
Elysee Sarayı’ndan (Fransa Cumhurbaşkanlığı) yapılan açıklamada, üç lider arasında ‘nükleer anlaşma müzakerelerini başlatma çabalarının birleştirilmesi ve İran’ın nükleer yükümlülüklerine yeniden uyması için mümkün olan en kısa sürede anlaşmaya geri dönmesi’ konusunda fikir birliğine varıldığı belirtildi.
Moskova'da ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Biden yönetiminden İran nükleer anlaşmasına varma fırsatı konusunda ‘umut verici sinyaller’ gönderdiğini söyledi. Lavrov, Moskova'nın nükleer anlaşmanın ‘herhangi bir değişiklik olmaksızın’ yeniden başlatılmasını desteklediğini belirtti.
Russia Today’in (RT) haberine göre Lavrov, başkent Moskova’da düzenlenen Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Ortadoğu Konferansı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Şuan Biden yönetiminden nükleer anlaşmadaki çıkmazın ortadan kaldırılması ve KOEP ile ilgili kaygıların ele alınmaya başlanması konusunda uzlaşmacı bir çözüm bulunmasına yönelik umut verici sinyaller geliyor. Biz de bunu aktif olarak destekliyoruz.”
Öte yandan Reuters’a konuşan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen ABD’li bir yetkili, “Onların  (İranlıların), başlangıçta bir takım öncü adımlar atılmasıyla ilgilendiğini duyduk. Bu nedenle biz de bazı öncü adımları masaya yatırdık. Kamuoyu ve başka yollardan duyduğumuz bilgilere göre (İranlılar) şimdi öncü adımlarla ilgilenmiyor (tartışmıyor) da daha ziyade anlaşmaya geri dönmek için bir yol haritası üzerine çalışıyor gibi görünüyorlar. Eğer İran, bir yol haritasından bahsetmek istiyorsa biz de bunu konuşmaktan mutluluk duyarız” ifadelerini kullandı.
Ancak bunun İran’ın tutumu olup olmadığı henüz netlik kazanmadı.  Çünkü İran'ın nükleer politikasıyla ilgili son sözü söyleyecek olan İran Dini Lideri Ali Hamaney, 21 Mart'taki bir açıklamasında, “Tahran nükleer anlaşmaya dönmeden önce ABD’liler tüm yaptırımları kaldırmalı. Eğer yaptırımların düzgün şekilde kaldırıldığını görürsek, biz de sorunsuz bir şekilde nükleer anlaşma çerçevesindeki taahhütlerimizi uygulamaya döneriz. Çok sabırlıyız ve acelemiz yok” demişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü e-posta yoluyla Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, diplomatik görüşmelerle’ ilgili detaylara dair yorum yapılmayacağı belirtildi. Ancak açıklama Washington'ın tüm tarafların 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya dönme arzusunu açıkça ortaya koyarken P5 + 1 ülkeleriyle (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) görüşmeye açık olduğu kaydedildi. Açıklamada ayrıca atılacak bir dizi öncü ve karşılıklı adımda dahil olmak üzere başka yerlerde bunu başarmanın en iyi yoluyla ilgili çabaların olacağı ifade edildi.
Sözcü, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'ın Avrupalı ​​mevkidaşlarıyla artık herkes tarafından bilinen çabalarına işaret ederek, “Avrupalı ​​ortaklarımız aracılığıyla yapılan dolaylı görüşmeler de dahil olmak üzere, bunu gerçekleştirmeye yönelik seçenekleri tartıştık” ifadelerini kullanırken Washington’ın her zaman yaptığı; İran'ın anlaşmadaki yükümlülüklerine geri dönmesi gerektiği ve topun artık onun sahasında olduğu şeklindeki açıklamayı bir kez daha yineledi.
İran’ın Çin ile stratejik öneme sahip bir ekonomi anlaşması imzalamasındaki zamanlama, iki ülkenin, Biden yönetimine ‘göreceli güç’ konumundan müzakere masasına oturmaya zorlamak, rollerini tanımlamak ve birçok bölgesel ve uluslararası dosyada paylarını saklı tutmak için baskı yapmak istediğini ortaya koydu.  ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü aynı e-postada, Biden yönetiminin ‘İran-Çin imzaladığı anlaşmaya ilişkin haberleri gördüğünü ve anlaşmanın ayrıntılarıyla ilgili incelemelerin devam ettiğini’ söyledi.
Ancak ABD’li bazı çevreler, Washington'ın bu anlaşmayla ilgilenmediğini, çünkü anlaşmanın hükümlerinin birçoğunun belirsiz olması nedeniyle uygulanabilirliği konusunda büyük şüpheler uyandırdığını söylediler. Özellikle önceki ABD Başkan Donald Trump yönetimi tarafından uygulanan ve Biden yönetimi tarafından sürdürülen yaptırımların, anlaşma çerçevesindeki projelerin çoğunu tehlikeye atabileceğini vurguladılar.
Bunun yanı sıra Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD'nin Çin ile İran arasında yapılan stratejik anlaşmayla ‘iki ülke arasında yapılan bir anlaşma olduğu için değil, İran'a uygulanan yaptırımlara uyulmasını ve bunlara saygı duyulmasını sağlamak açısından’ ilgileneceğini vurguladı.
Başkan Biden’ın yardımcıları başlangıçta, İran’ın nükleer anlaşmaya uymaya devam etmesi durumunda ABD’nin de aynısını yapacağını söylediler. Bu da Washington'ın önce Tahran'ın nükleer anlaşmaya uymasını istediği şeklinde anlaşıldı. Ancak daha sonra sorunun ilk adımı kimin atacağı olmadığını açıkça ortaya koydular.
Biden yönetimi, tıpkı İran gibi acelesi olmadığını göstermeye çalışırken İranlı yetkililerin, Nisan ayında da anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik bir ilerleme olmazsa Mayıs ayında, 18 Haziran yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri için yoğun siyasi manevralara başlayacakları gerçeğiyle karşı karşıya kaldı.
Batılı bir diplomat açıklamasında, “(İranlılar) yaklaşık bir ay sonra seçim sürecine girecekler. Ama bu bizim için dünyanın sonu değil, biz teklifler sunuyoruz, onlar da tekliflerde bulunuyorlar. Bu yavaş bir süreç ama bunda yanlış bir şey yok, acelemiz de yok” şeklinde konuştu.
Bir diğer gelişmede ise Tahran, ABD'de yayın yapan Politico gazetesinin, ‘Washington'ın bu hafta, ABD yaptırımlarının hafifletilmesi karşılığında İran'dan gelişmiş santrifüjlerle çalışmayı ve uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştirmeyi bırakmasının istendiği yeni bir teklif sunmayı planladığı’ şeklindeki haberini reddetti.
Şuan ABD’nin İran ile dolaylı da olsa gerçekten iletişim kurmak isteyip istemediği veya Hamaney’in cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasına kadar beklemeyi tercih edip etmediği belirsizliğini koruyor.
Eurasia Group analistlerinden Henry Rome konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Hamaney’in acele etmemesinde bir dereceye kadar kararsızlık olduğunu düşünüyorum” dedi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.