Uluslararası sistem nereye gidiyor?

Çin'in başta limanlar olmak üzere altyapı alanındaki faaliyetleri, ABD için endişe kaynağı oldu

Çin, dünyaya siyasi olarak liderlik etmeyi hedeflemediğini iddia ediyor (Getty)
Çin, dünyaya siyasi olarak liderlik etmeyi hedeflemediğini iddia ediyor (Getty)
TT

Uluslararası sistem nereye gidiyor?

Çin, dünyaya siyasi olarak liderlik etmeyi hedeflemediğini iddia ediyor (Getty)
Çin, dünyaya siyasi olarak liderlik etmeyi hedeflemediğini iddia ediyor (Getty)

Nebil Fehmi (Eski Mısır Dışişleri Bakanı)
Modern uluslararası sistemin temelinde değişiklik oldu mu? Eğer olduysa uluslararası sistem nereye gidiyor? Bu iki soru, tüm ülkelerin çıkarları ve ulusal güvenlikleri ile doğrudan ilişkilidir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin özellikleri, bu savaşın galipleri tarafından belirlendi. Dolayısıyla bu özellikler, onların öncelikleri ve rekabetleri etrafında dönüyordu. Avrupa, biri Sovyetler Birliği önderliğinde doğu, diğeri ise ABD'nin, sayesinde kıtalara ve denizlere uzandığı NATO liderliğinde batı olmak üzere ideolojik açıdan iki kutup arasında bölünmüş eski müttefikleri arasındaki doğrudan bir çatışma sahası olması nedeniyle ilk odak noktası haline geldi.
Uluslararası sistem gelişti ve Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Varşova Paktı'nın çöküşüyle ​​bağımsızlığını kazanan bir dizi gelişmekte olan ülke ile etkileşime girdi. ABD’nin tek kutuplu dünyası ve küreselleşme çağı bağlamında yeni fırsatlar, zorluklar ve Asya ile Avrupa'nın birleştiği, Çin'in tarihi açıdan doğal bir çayırı olarak gördüğü, geniş topraklara sahip Avrasya dahil olmak üzere çeşitli sahalar hakkında çok daha fazla konuşma yapıldı.
Rusya'nın hala önemli ve etkili bir ülke olduğu tartışılamaz bile. Ama artık ABD ve hatta gelecekte Çin’le kıyaslanabilecek büyüklükte bir ülke olmadığı da belirtilmeli. ABD’nin çok kutuplu bir dünyanın kendisine uluslararası sisteme kendi görüşlerini empoze etmeye devam etmesine izin veren benzersiz ve ayrıcalıklı bir konum vermediğini anlayana kadar, daha uzun yıllar güçlü ve etkili bir süper güç olarak kalacağı aşikardır.
Asya ekonomisi, önce Japonya'da ardından diğer bazı Asya ülkelerinde inanılmaz bir yükselişe ve Çin'in şaşırtıcı ekonomik başlangıcına tanık oldu. Asya, şuan dünya orta sınıfının yüzde 65'inden fazlasına ev sahipliği yapıyor. Büyük pazarları, kapasitelerini dahi aşan bir mali fazlalığa ve büyük yatırım imkanlarına sahiptir. Bu da, uluslararası düzeyde her zamankinden daha yüksek oranlarda faaliyet göstermesini ve etkileşimde bulunmasını sağladı. Asya, dış finansman arayan ülkeler için cazip bir yer haline geldi.
Asya'daki yatırım projesi arayışları, bazı ülkelerin yabancı yatırımlar çekme çabalarıyla aynı döneme denk gelirken ABD Başkanı Joe Biden’ın İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile görüşmesinde, demokratik devletlerin Çin'in başlattığı Kuşak ve Yol Projesi'ne karşılık benzeri bir girişimde bulunmasını önermesi oldukça dikkat çekicidir.
Uluslararası ve bölgesel dengelerdeki gelişmeler, dünyanın Asya'yı bir sonraki uluslararası ekonomik odak noktası olarak görmesine neden oldu. ABD’nin eski başkanlarından Başkanı Barack Obama, Asya'ya geçişten bahsederken, Donald Trump, Hindistan’a açılmanın yanı sıra Kuzey Kore ve Çin ile doğrudan müzakerelere girdi. Çinli ve ABD’li üst düzey yetkililer arasında Alaska’da gerçekleşen fırtınalı diplomatik toplantı ise yeni ABD yönetiminin Çin'e olan büyük ilgisinin ilk belirtisi oldu. Aynı şekilde Avrupa Birliği (AB), Çin ile üye ülkeler arasındaki ilişkileri düzenlemek için Çin Diyalog Forumu'nu yeniden canlandırmayı kabul etti.
Öte yandan Çin, dünyaya siyasi olarak liderlik etmeyi amaçlamadığını ve bölgesel bir hegemonya kurma peşinde olmadığını vurgularken Çin’in söylemlerinde ve adımlarında, güven artırmaya ve çeşitli uluslararası sorumluluklar üstlenmeye hazır olduğunu yansıtan gözle görülür bir değişim var.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, yükselen piyasa ekonomisi olarak isimlendirilen ülkelerindeki büyük şirketlerin önünde uluslararası ekonomik sistemin reformuna liderlik etmekten bahsederken kıtalararası dev bir girişim olan Kuşak ve Yol projesini başlattı. Son yıllarda, Çin’in alışılmadık, çatışmacı diplomatik uygulamalarına tanık olduk. Çinli üst düzey yetkililer, Trump ve Biden yönetimlerindeki mevkidaşlarıyla adeta diplomatik boks maçları yaptılar. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, sadece bir hafta önce Ortadoğu ile ilgili beş maddelik bir girişim duyurdu. İsrail ile Filistin arasında barışı tesis etmek için İsrailli ve Filistinli yetkililerin Pekin’de bir araya gelmesini içeren girişim yanı sıra Çin, İran ile stratejik bir iş birliği anlaşması imzaladı.
Ortadoğu’daki bazı ülkeler şu sıralar, sadece Çin'in çıkarı için ABD, Avrupa ve Rusya'dan uzaklaşmak için değil, aynı zamanda sürekli yenilenen siyasi ve ekonomik gerçekleri de hesaba katmak amacıyla durumlarını gözden geçirmek, politikalarını ve önlerindeki birden fazla seçeneği değerlendirmekle meşguller. Aynı durum İsrail ve Türkiye gibi ABD’ye yakın ülkeler için dahi geçerlidir.
İsrail, geçtiğimiz yüzyılın son yarısından bu yana attığı adımları endişeyle izleyen ABD’li askeri yetkililerin aşırı hassasiyetine rağmen, Çin ile askeri alandaki iş birliğini geliştirmeye çalışıyor. Bu konudaki endişelerin nedenlerinin en ünlüsü, İsrail'in 1990 yılında ABD teknolojisi ile üretilen Falcon Radar Sistemi’ni Pekin'e satma girişimleriydi.  Tel Aviv’in 2000 yılında, uydu sinyalleri aracılığıyla uzaktan kumanda ile yönetilen HARPY insansız hava araçlarını geliştirmek için Çin ile iş birliği yapmaya çalışmasıyla aynı endişe yeniden ortaya çıktı. Aynı şekilde İsrail ve Çin arasında terörizmle mücadele alanındaki iş birliğinde büyük bir sıçramaya ve başta altyapı, kaynaklar ve teknoloji alanları olmak üzere karşılıklı ticari faaliyetlerde ve yatırımlarda önemli bir artışa tanık olduk. Çin'in, başta limanlar olmak üzere altyapı alanındaki faaliyetleri, ABD için endişe kaynağı oldu.
Diğer yandan NATO üyesi olan Türkiye, tutumlarını, dengelerini ve uluslararası başlangıç ​​noktasını sürekli olarak gözden geçirmektedir. Ankara'nın NATO’dan çekilmemesine, Batı ülkelerinin en büyük düşmanı Rusya'ya yaklaşmasına ve ondan ölümcül silahlar satın almasına rağmen, durumdan hiçte hoşnut olmayan Batı ve Avrupa ülkelerinden yavaş yavaş uzaklaşmasının önemi hakkında sık sık gündeme gelen konuşmalar yapılıyor.
Türkiye’nin sol eğilimli eski Başbakanı Bülent Ecevit'in, 1970’li yılların ortalarında Batı'ya, özellikle Avrupa'ya fazla bağımlı olmama fikrini öne sürmesi oldukça dikkat çekicidir. Türkiye, 2003 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle son yirmi yılda Güney Kafkasya, Balkanlar, Akdeniz ve Avrasya bölgesine odaklandı ve Sovyetler Birliği'nin çöküşünün yarattığı siyasi boşluğun sağladığı fırsatı değerlendirdi. Azerbaycan üzerinden Hazar Denizi'ne doğrudan bir kara koridoru oluşturan Türkiye, Arap dünyasının doğusunda Suriye ve Irak'ta askeri varlığını artmış, Kuzey Afrika'da ise Libya, Somali ve Sahra'nın güneyine kadar ilerledi. Böylece, uluslararası siyasi fırsatlardan yararlandı. Son on yılda Arap ülkelerindeki siyasi krizler çerçevesinde bölgesel olarak genişledi.
Çin’in başta İran olmak üzere Ortadoğu’dan gelen enerjiye bağımlılığı arttı. Çin ile İran arasında İran'a uygulanan yaptırımlara rağmen bu alandaki faaliyetler devam ediyor. Bu da, hem İran’ın yaklaşımına hem de iki ülkenin önümüzdeki yıllardaki beklentileri ile uyumlu bir durum. İki ülke arasında imzalanan anlaşmaya göre Çin’in İran yatırımların değeri 400 milyar doları buluyor.
New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haass, modern uluslararası sistemin artık yeterince verimli olmadığını belirterek, uluslararası sistemi gelişmeler ve zorluklarla nasıl başa çıkılacağı konusunda yönlendirmek için aralarında istişarelerde bulunacak bazı nüfuz sahibi ülkelerden oluşan çok sınırlı bir grubun oluşturulmasını önerdi. Ancak önerilen grubun, Latin Amerika, Afrika ve Arap dünyasından hiçbir ülkeyi içermemesi dikkat çekiciydi.
Makaleye bir soruyla başladık ve belki de bitiş paragrafına ek bir soruyla yön vermem daha uygun olur. Peki, Arap ülkeleri tüm bu gelişmelerin neresinde?
Arap ülkelerinin birçoğu bazıları Batı ülkelerine, bazıları ise (tarihsel olarak Sovyetler Birliği'nden sonra) Rusya’ya olmak üzere yabancı taraflara bağlıdır. Kısa vadede çıkarlarımızı korumak için mevcut stratejik ilişkileri sürdürmeliyiz ve politikalarımızı güç dengesindeki değişiklikler ışığında değerlendirmeliyiz. Eğer gerçekten yakın gelecekte bir rol üstlenmeyi istiyorsak, uluslararası odak noktasını doğuya doğru hareket ettirmeliyiz.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.

 


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.


Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş

) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
TT

Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş

) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)

Yeni yayımlanan bir FBI röportajı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein hakkında hiçbir şey bilmediği yönündeki açıklamasını sorgulattı. Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Epstein’la olan ilişkisi konusunda Kongre üyelerinin sorularıyla karşı karşıya kaldı.

Bugünkü gelişmeler, Epstein skandalının Trump yönetimi için hâlâ ciddi bir siyasi yük oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, Adalet Bakanlığı’nın haftalar önce hem Cumhuriyetçi hem Demokrat partilerin önerisiyle, Epstein’la ilgili milyonlarca belgeyi yayımlamasının ardından ortaya çıktı.

Belgeler, Epstein’ın siyaset, finans, iş dünyası ve akademi çevrelerindeki üst düzey kişilerle ilişkilerine dair yeni ayrıntıların açığa çıkmasıyla yurtdışında da krizlere yol açtı.

FBI dosyalarında yer alan 2019 tarihli Palm Beach, Florida Polis Şefi röportajı özetine göre, Epstein’a yönelik ilk cinsel suç suçlamaları ortaya çıktığında, Temmuz 2006’da Trump’ın polis şefini aradığı kaydedildi.

Polis şefi Michael Reiter, Trump’ın kendisine “Onu yakaladığın için şükürler olsun… Herkes onun ne yaptığını biliyor” dediğini aktardı.

Belgeye göre Trump, Reiter’e New York halkının Epstein’ın yaptıklarını bildiğini söylemiş ve Epstein’ın ortağı Ghislaine Maxwell’in ‘kötü niyetli bir kişi’ olduğunu ifade etmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, söz konusu telefon görüşmesiyle ilgili olarak, “Başkanın 20 yıl önce kolluk kuvvetlerini aradığını gösteren herhangi bir delilimiz yok” açıklamasını yaptı.

Trump, yıllarca Epstein ile arkadaş oldu, ancak ilk tutuklamasından önce aralarında anlaşmazlık yaşandığını söyledi. Başkan, Epstein’ın suçlarından haberdar olmadığını defalarca yineledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump’ın Epstein ile ilişkisini sonlandırma konusunda ‘dürüst ve şeffaf’ olduğunu belirtti.

Leavitt, “2006’da böyle bir telefon görüşmesi olmuş da olabilir, olmamış da… Bu sorunun yanıtını bilmiyorum” dedi.

Epstein, 2019’da New York’taki bir cezaevinde, yargılanmayı beklerken ölü bulundu. Ölümü resmi olarak intihar olarak kaydedilmiş olsa da yıllar boyunca bazı komplo teorilerini tetikledi. Bu teoriler arasında, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyası sırasında destekçileri arasında yaydığı bazı iddialar da yer aldı.


Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP
TT

Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP

İbrahim Hamidi

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın en hassas hükümleri, sessizce ve herhangi bir açıklama yapılmadan uygulanıyor. Bu hükümler, Türk makamları tarafından aranan yabancı uyruklu PKK üyeleri ve liderlerinin Suriye topraklarından çıkarılmasını öngörüyor.

Bu kişilerin büyük bir kısmı son günlerde, Suriye-Irak-Türkiye sınır bölgesinde yıllardır üzerinde çalıştıkları tünellerden çıktı. Bunların arasında Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin de vardı. Hüseyin, 1969'da Haseke’nin el-Malikiye ilçesinde doğdu. Şam Üniversitesi'nde tıp okudu ve ‘doktor’ unvanı aldı. PKK'nın askeri kanadının en önde gelen liderlerinden biriydi ve SDG'nin belkemiği olan Kürt Halkı Koruma Birlikleri'nin (YPG) kurulmasında rol oynadı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında müzakereler yapıldı. Bu müzakerelerin şartlarından biri PKK liderlerinin Suriye'den ayrılmasıydı. Bu aynı zamanda Ankara'nın Şam'a ilettiği Türkiye’nin bir talebiydi. Bir yandan Türk hükümeti ile Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki barış süreci, diğer yandan Şam ile SDG arasındaki müzakereler arasında bağlantı kuruldu.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmada ‘Kürdistan’ meselesine değinilmemiş olsa da 18 Ocak'ta imzalanan belgenin maddelerinden birinde “SDG, komşuluk ilişkilerinde egemenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerini uzaklaştırmayı taahhüt eder” ifadesi yer aldı.

Son zamanlarda birçok lider ve yetkili, Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması ve kararlarını Kandil Dağları'ndan ziyade Suriye'ye göre alması gerektiğini iletti.

Mesud Barzani'nin liderliğinde yürütülen arabuluculuk çabaları sırasında Şara, Abdi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Türkiye ile yapılan toplantı ve görüşmelerde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti Abdi'ye PKK liderlerinin sınır dışı edilmesi ve onunla ilişkilerin kesilmesi konusunu gündeme getirdi. Onunla bağlantılı iki grup olan silahlı kanat ve ‘Devrim Gençliği’ konusu da gündeme getirildi. Bu örgütlere binlerce kişi üyeydi, bunların arasında yaklaşık bin kadar Suriyeli olmayan kişi de vardı.

30 Ocak'ta açıklanan Şara ve Abdi arasındaki anlaşmada benzer bir madde yer almıyordu. Ancak sekizinci madde, Kara Limanları İdaresi'nden bir ekibin Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesini, sivil çalışanların güvenliğini sağlamasını, sınır kapılarının sınır dışından silah ve yabancıların getirilmesi için kullanılmasının önlemesini ve sınır kapılarını derhal faaliyete geçirmeyi öngörüyordu. Bu madde, yabancıların ve PKK'nın resmi kanallardan veya kaçakçılık yoluyla girişini önlemek olarak yorumlandı.

dfd
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam'da özerk yönetim kurumlarını Suriye devletine entegre etmek için bir anlaşma imzaladıktan sonra, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

Suriye hükümeti ve SDG pazartesi günü, 30 Ocak anlaşmasını uygulamaya başladı ve SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan Nureddin İsa'yı Haseke valisi ve Cia Kobani'yi savunma bakan yardımcısı olarak atadı. Şam ayrıca Haseke'de yardımcısı SDG tarafından atanacak olan bir güvenlik müdürü atadı. Bunun yanında Şam, Rumeylan ve Suveydiye'deki petrol sahalarını ve Kamışlı Havalimanı'nı kontrol altına alırken, SDG'ye bağlı polis gücü Asayiş’in Haseke ve Kamışlı'da ‘ortak yönetim’ altında başlayacak operasyonlarını denetlemek amacıyla bazı güçlerini konuşlandırdı. SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan bir içişleri bakan yardımcısının Asayiş’i iç güvenlik güçlerine entegre etmek üzere atanması için istişareler ise halen devam ediyor.

PKK’nın bazı liderleri, 6 Ocak'ta Halep’teki çatışmalar başladıktan sonra Suriye hükümet güçleriyle savaşmak için SDG'ye katılmakla tehdit etmiş ve operasyonlarında bölgedeki geniş tünelleri kullanmaya çalışarak Arap-Kürt çatışması başlatma tehdidinde bulunmuştu.

Suriye ordusu, 16 Ocak 2026'da Halep’teki ‘askeri operasyonları yönetmek’ üzere Bahoz Erdal’ın Kandil'den Tabka'ya geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bahoz Erdal’ın Halep'teki Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki çatışmalardaki rolüne ve bu amaçla Kandil'den geldiğine işaret etti.

drfrd
Kürt siyasi lider Mesud Barzani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Erbil'de bir araya geldi, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ancak, ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer ülkelerin de katılımıyla sonuçlandırılan anlaşma, önceliklerin değişmesine yol açtı, çatışmaları önledi, bir uzlaşma ve ateşkes taahhüdü için baskı yaptı ve bazı bölgelerin ‘Kürt özelliklerini’ dikkate alırken bölge üzerinde devlet egemenliğini dayatan anlaşmanın şartlarını uyguladı.

6-18 Ocak tarihleri arasında çatışmaların sürdüğü sırada, Erbil'de yapılan müzakerelerde birçok lider ve yetkili, son günlerde Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması gerektiği ve kararlarının Kandil Dağları'na değil Suriye'ye dayalı olması gerektiğini iletti.

Bu kişilerden biri, “PKK'nın Suriye meselesinden çıkarılması gerektiğine dair birçok rapor var ve işler bu yönde ilerliyor gibi görünüyor” açıklamasında bulundu. Başka bir yetkili ise bunun, ‘Barzani'nin siyasi, sivil ve lojistik etkisinin kuzeydoğu Suriye'de artması ve Türkler, Şara, Abdi ve Amerikalılarla olan iyi ilişkilerinden yararlanması nedeniyle dengelerin Barzani'nin lehine değişeceği’ anlamına geldiğini söyler ve ‘Bazı SDG ve PKK liderleri halkın eleştirisine maruz kalırken, Mesud'un bayrakları, fotoğrafları ve sivil dernekleri, onun artan etkisinin bir ifadesi olarak dalgalandırılıyor’ değerlendirmesinde bulundu.

30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Dört aşamalı anlaşmanın kamuya açık adımlarının uygulanmaya başlanmasıyla paralel olarak, PKK liderleri birkaç gün önce bölgeyi terk etmeye başladı ve partinin kalesi olan Kandil Dağları'na doğru yola çıktı. Batılı bir yetkiliye göre karar nihai ve PKK üyeleri ile liderlerinin ayrılmasıyla uygulanmaya başladı. Yaklaşık bin kişinin Suriye topraklarını terk etmesi bekleniyor. Aynı yetkili, Batı'dan birkaç ülkenin, PKK'nın bölgede Irak ve Türkiye sınırlarını geçen devasa tünellerin yerine büyük yatırım projeleri kurmayı vaat ettiğini de belirtti.

PKK'nın bölgedeki yayılması, Öcalan'ın Suriye'ye geldikten sonra 1980'lerin ortalarına kadar uzanıyor. Öcalan, Suriye'de gruplar oluşturarak Türkiye'ye sınırdan veya Irak üzerinden sızmaya çalıştı ve Suriye istihbaratı ile Suriye ordusunun gözetiminde Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ndeki Filistin kamplarında destekçilerini örgütleyip eğitti.

Şam, 1990'ların başında onunla Ankara arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı ve 1992'de merhum Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam onunla ilk kez görüştü, ardından dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hükümetiyle siyasi çözümler bulması için onu ikna etmek üzere birkaç kez daha görüşme gerçekleştirdi.

sdfvdfv
Hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye'nin Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'ndaki İmralı Cezaevi'nde diğer parti üyeleriyle birlikte otururken, 9 Temmuz 2025

Öcalan ile Ankara arasındaki arabuluculuk çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Şam, Öcalan'ı barındırmaya devam ederek Ankara'nın iade veya sınır dışı etme taleplerini reddetti. Türkiye, 1998 yılında Suriye sınırında ordusunu seferber etti ve Öcalan'ın iadesini talep ederek uyarıda bulundu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek'in arabuluculuğuyla Şam ve Ankara arasında bir güvenlik anlaşması imzalandı. Anlaşma, teröre ve PKK'ya karşı iş birliği ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki belirli bir bölgede PKK üyelerini takip etme hakkı (Ankara şu anda anlaşmayı yenilemek ve güncellemek istiyor) ve Öcalan'ı Şam'dan sınır dışı etme hakkını içeriyordu. Ekim 1998'de Hafız Esed, Öcalan'ı sınır dışı etmeye karar verdi. Öcalan, Avrupa'ya, Rusya'ya ve ardından Afrika'ya kaçtıktan sonra 1999'un başlarında Türk istihbaratı tarafından yakalandı ve hapse atıldı. Öcalan, halen hapiste bulunuyor.

Beşşar Esed'in iktidara gelmesinin ardından Şam ile Ankara arasında yakınlaşma yaşanmasının ardından, Suriye yetkilileri onlarca PKK liderini Türkiye'ye teslim etti. Bahoz Erdal, YPG’nin başına getirildi ve ardından PKK Yürütme Konseyi'ne atandı. Türkiye, onu kendisine karşı düzenlenen operasyonlardan sorumlu olmakla suçladı ve en çok aranan kişiler listesine aldı.

Şam 2011 devriminden sonra ilişkiler yeniden gerginleşince, PKK’ya kapılarını ardına kadar açtı. Kandil Dağları'ndaki Bahoz Erdal, PKK’nın Suriye sorumlusu haline geldi ve YPG'nin örgütlenmesinde, ardından SDG'nin kurulmasında ve 2015'ten sonra ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’la iş birliği içinde DEAŞ'la mücadelede rol oynadı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre SDG zamanla, Arap aşiretleriyle iş birliği yaparak, Suriye'nin stratejik kaynaklarının çoğunu barındıran Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelerin (Suriye topraklarının üçte biri) kontrolünü ele geçirdi.

Şara-Abdi anlaşmasının geriye kalan hükümleri

Tüm bunların yanında 30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ve son olarak Irak ile olan Semelka Sınır Kapısı ve Türkiye ile olan Nusaybin Sınır Kapısı ile Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünün Suriye yönetimine devri ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi.

SDG'nin Suriye ordusuna entegre edilmesi konusu en karmaşık sorun olmaya devam ediyor. Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet, entegrasyon için pratik adımlar atmaya başlamak üzere Haseke'yi ziyaret etti.

Şam ile SDG arasında 4 Ocak'ta imzalanan anlaşma taslağına göre SDG'nin üç tümen ve iki tugayını muhafaza etmesi, bunlardan birinin terörle mücadele, diğerinin ise kadınlar için olması kararlaştırıldı. Ancak 30 Ocak tarihli anlaşmada, SDG'nin ‘El-Cezire Tugayı’ adlı bir tümeni, Haseke’de (Haseke, Kamışlı ve Malikiye-Derik'te) üç tugayı ve Ayn el-Arab'da (Kobani) bir tugayı muhafaza edeceği belirtildi. Batılı bir diplomat yaptığı değerlendirmede, “30 Ocak anlaşmasında SDG, 4 Ocak taslak anlaşmasındakinden daha az, ancak üyelerinin entegrasyonunu öngören 18 Ocak anlaşmasındakinden daha fazla elde etti” ifadelerini kullandı. Bunu, baskı gruplarının, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Senatör Lindsey Graham'ın Başkan Trump üzerindeki etkilerine bağladı.

dfvgthy
Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmanın metni (Al Majalla)

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi. Bir yetkili, "Öneri, Savunma Bakanlığı'nın yönetmeliklerine göre, her birinde bin ila bin 300 savaşçı bulunan üç tugay oluşturulmasıdır. Böylece güvenlik kontrolünden geçebilecekler ve her tugay, Kadın Koruma Birimlerinden bir tabur içerebilecek ve her tugay, Ayn el-Arab/Kobani tugayının yanı sıra Haseke çevresinde kararlaştırılan bir askeri konumda konuşlandırılabilecek” şeklinde konuştu. Yetkili, (Arap aşiretlerinden silahlı unsurların ayrılmasından sonra) yaklaşık 25-30 bin savaşçı olduğunu ve orduya katılmayanların sivil işlerde çalışacağını ya da önceki mesleklerine geri döneceklerini ifade etti.

Son günlerdeki görüşmeler ve müzakereler, SDG içinde iki eğilim olduğunu ortaya koydu.

Bu eğilimlerden ilkine yakın olanlar, Suriye hükümeti ile diyalog kurarak ve savunma, içişleri, dışişleri ve diğer bakanlıklarda görevler alarak entegrasyon ve askeri eylemden siyasi eyleme geçiş yapılmasını istiyor. Böylece Kürtlerin anayasal statüsünü ve haklarını iyileştirerek katılımlarını sağlamak ve IKBY deneyiminin tekrarlanmaması için çoğulcu bir Suriye için çalışmak istiyorlar. Çünkü iki ülkedeki koşullar tamamen farklı. Şara’nın başkanlık kararnamesine ve SDG'nin rakibi olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de dahil olmak üzere Kürt yetkililerle iletişim kanalları açma kararına güveniyorlar.

İkinci eğilimde olanlar ise 30 Ocak anlaşmasının uygulanması sırasında zaman kazanmak istiyor ve dış dengelerin Suriye-Irak-Türkiye köşesinde bir ‘Kürt bölgesi’ kurulması ve IKBY’nin ‘Suriye versiyonu’ oluşturulması lehine değişmesini bekliyor.