Ülke dışında yaşayan Libyalılar dönmek için güvence talep ediyorlar

Libya BAşbakanı Abdulhamit Dibeybe. (Reuters)
Libya BAşbakanı Abdulhamit Dibeybe. (Reuters)
TT

Ülke dışında yaşayan Libyalılar dönmek için güvence talep ediyorlar

Libya BAşbakanı Abdulhamit Dibeybe. (Reuters)
Libya BAşbakanı Abdulhamit Dibeybe. (Reuters)

Arap ülkelerinde yaşayan Libyalıların büyük bir kısmı, ülkelerine geri dönüşlerinin milislerin dağılmasına ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasına bağlı olduğu görüşünde. Gurbetçiler, geri dönüşün devletin güç tekelini etkinleştirmek ve yargı kararlarını uygulamak için Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik hükümeti ile mümkün olabileceğini bildirdiler.  
Uzun yıllardır Tunus’ta yaşayan Genel Ulusal Kongre üyesi Cuma Atika el-Mukim, Libyalıların göçlerinin nedenlerini tespit etmenin tekrar anavatanlarına dönmeye teşvik etmenin en iyi yolu olabileceğini söyledi. Mukim, güvenliğin sağlanmasının, Libya’nın son on yılda tanık olduğu kaostan etkilenen ülkeyi terk etmiş geniş bir kesimi rahatlatacağına dikkat çekti.
Cuma Atika el-Mukim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bu durum, tabii ki hükümetin yakıt kıtlığı, likidite eksikliği ve elektrik kesintileri gibi günlük hayatın zorluklarından mustarip olunması nedeniyle ortaya çıkan zorlu hizmet ve yaşam koşullarını iyileştirme adımları nedeniyle zaman alabilir.”
Yetkili, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ayrılmasının bazı vatandaşları ülkelerine geri döndürebilecek bir etken olduğunu ise kabul etmedi. Mukim sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu mesele, hem Trablus’taki UMH tarafından hem de Libya’nın doğusundaki geçici hükümet tarafından sağlanamayan güvenli ve istikrarlı ortamla ilgilidir. Mevcut zorlukların üstesinden gelmeyi başarmada ve ülke içindeki ve dışındaki yerinden edilme sorunlarını çözme taahhütlerini yerine getirmede sorumluluk şu an Dibeybe hükümetinde.”
Diğer yandan Başkanlık Konseyi’nin eski medya danışmanı olan Libyalı yayıncı Fethi bin İsa, ülkeye kalıcı olarak dönme kararının ‘devletin güç üzerindeki tekeli ve yargı kararlarını uygulama kabiliyetine’ dayandığını söyledi. 6 yıldır Kahire’de yaşayan Bin İsa, herkesin yeni otoritenin iyi olduğunu düşündüğünü belirtirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Güçlü olmadığını biliyoruz. Emirlerine uyan herhangi bir silahlı kuvvet de yok. Milislere şu ana kadar dokunulmadı. Halen de silahlarını ve nüfuzlarını koruyorlar. Siyasi arenada meydana gelen değişikliklere göre bağlılıklarını değiştirebiliyorlar.”
Libyalı yayıncı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamayı şöyle sürdürdü:
“Bu atmosferde yargı kararlarının uygulanmasını sağlamak zordur. Durum, olduğu gibi devam edebilir. Yani haklarında beraat kararı çıkanlar hapiste tutulurken genel olarak hüküm giymiş suçlularla karşılaşabiliriz. Ben ve hukukun üstünlüğüne ve yargının adaletine inananlar, ikametlerimiz tekrar Libya’ya alma riskini göze alamayacağız. Mesele yalnızca yıllık seyahatler ve bazı münasebetlerle sınırlı olacak.”
Yıllardır Kahire’de yaşayan gazeteci Afaf el-Fercani ise 2011 yılında ülkeyi terk eden, Muammer el-Kaddafi’nin çok sayıdaki yandaşına dikkat çekti. Fercani, Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“Lİbya Ulusal Ordusu’nun (LUO) doğu bölgesini özgürleştirme başarısından sonra gurbetçilerin çoğu ülkeye geri döndü. Ama yurt dışında halen yüz bine yakın vatandaş var ve bunlar, anavatanlarına dönmek istiyorlar. Fakat milis liderleri tarafından el koyulan mallarını da geri almak istiyorlar. Ayrıca fikir özgürlüğünü, muhalefeti ve siyasi katılımı güvence altına alan bir ortam talep ediyorlar. Ordu, siyasetçiler ve medyanın da dahil olduğu eski rejimin birinci sıradaki liderlerinin, yoldaşlarının beraat etmelerine rağmen devam eden tutuklulukları nedeniyle geri dönüş korkuları derinleşiyor. Bazı milisler, belirli hapishaneleri kontrol ediyorlar. Bu milisler, kendilerine karşı çıkan herkesi gözaltına alıyorlar.”
Fercani bu milislerin, aynı hükümete, yani UMH’ye mensup olmalarına rağmen görüş ayrılıkları nedeniyle geçen ekim ayında Libya Medya Kuruluşu Başkanı Muhammed Baiyu’yu kaçırdığını belirtti.  “Bu, mevcut koşullar ışığında adil seçim yapılmasından bahsetmenin gerçekçi olmadığı anlamına geliyor” dedi.
Devlet Yüksek Konseyi üyesi Saad bin Şerde ise milislerin ‘genel olarak göçmenlerin ülkeye geri dönüşünü önleyen’ büyük engellerden olmadığını savundu.
Bin Şerde, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ulusal Birlik Hükümeti’nin sorumluluğu üstlenmesiyle tavırlar değişti. Bu durum, Trablus’ta bulunan milislere saldırmaya ve kınamaya alışmış birçok siyasetçiyi ve gazeteciyi, Trablus’a gitmeye ve orada toplantılar yapmaya itti. Kaddafi rejimi mensuplarına gelince; eski rejimin çabaları sayesinde aralarında önde gelen liderlerin de bulunduğu yüzde 90’ının Libya’ya döndüğü ve sahip olduklarını fiilen geri kazandıkları söylenebilir. Kendilerine liderlik pozisyonları verildi. Ve sadece Libya’daki yaşamsal sorunlardan ve çatışmalardan uzakta lüks içinde yaşamayı tercih edenler dışarıda kaldı. Kan dökülmesine karıştıkları için hesap sorulmasından korkanlardan bazıları ülkeye dönmedi.”
Bin Şerde, Dibeybe hükümetinin güvenliği kontrol etme veya hizmetleri iyileştirme açısından sağlayacağı herhangi bir başarının, özellikle de kıdemli çalışanlar, yetkililer ve bazı milis liderleri olmak üzere bazılarını geri dönmeye ikna etmeye yeterli olacağı ihtimalini ise düşük olarak değerlendirdi. Yetkili, yeni ikamet yerlerinde ülkeden yağmaladıkları parayla yaptıkları yatırımlarının karşılığını alma arzularının geri dönüşlerini engelleyeceğini vugruladı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.