Şarku’l Avsat’a konuşan İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby: Marib'e yönelik kanlı ve trajik saldırı durmalı

Stockholm Anlaşması, Hudeyde’yi insani bir felaketten kurtardı.

İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)
İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby: Marib'e yönelik kanlı ve trajik saldırı durmalı

İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)
İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)

İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby ile yapılan bu röportajın geçtiğimiz hafta gerçekleştirilmesi planlanıyordu, ama Umman'ın başkenti Maskat'a yaptığı ziyaret nedeniyle görüşme bu haftaya erteledi. Semneby’nin Riyad’a dönmesinin ardından gerçekleşen röportaj’da İsveçli diplomat, Yemen'deki çatışmanın, ‘ülke genelinde ilan edilecek bir ateşkesle başlayacak olan kapsamlı bir siyasi süreçle çözülmesi gerektiğini’ vurguladı.
Semneby, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Yemenli taraflar arasında yapılan Stockholm Anlaşması’nın, Hudeyde şehrini o dönemde yaşabilecek olası bir insani felaketten kurtardığını söyledi. İsveçli diplomat, Husilerin Marib’e yönelik ‘kanlı ve trajik’ olarak nitelendirdiği saldırıyı durdurmaları için benzer bir anlaşma yapılması çağrısında bulundu.
İsveç’in Husilere nasıl baktığı ve onların aşırılık yanlısı bir örgüt mü, silahlı bir grup mu yoksa siyasi bir yapı mı olarak gördüğü şeklindeki bir soruyu yanıtlamaktan kaçınan İsveç'in Yemen Özel Elçisi, “Husileri veya savaşan herhangi bir tarafı herhangi bir kategoride sınıflandırmak istemiyorum. Nasıl görünecekleri ve neyi temsil edecekleri onlara kalmış” yanıtını verdi. Semneby röportaj sırasında, İran'ın Yemen'deki rolünün artmasından, Sana'daki Afrikalı göçmenlere yönelik katliamdan ve Yemen halkına yardım etmek için yapılan insani çabalardan bahsetti.
İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby ile yapılan röportajın tam metni:

- Husiler kısa bir süre önce, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan barış girişimini duyurmasından sadece birkaç gün sonra insansız hava araçları (İHA) ile başta Necran ve Cizan üniversiteleri ile Cizan bölgesindeki bir petrol tesisi başta olmak üzere Suudi Arabistan’daki sivil noktaları hedef alan saldırılar düzenledi. Bu eylem hakkında ne düşünüyorsunuz?
-  Sivillere yönelik saldırılar hiçbir zaman kabul edilemez. Birleşmiş Milletler (BM), İsveç ve diğer ülkeler bunun kabul edilemez olduğunu birçok kez açıkça ortaya koydular. Neyse ki Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar, önemli kayıplara neden olmadı. Fakat bu saldırılar, büyük şehirleri ve Suudi Arabistan dışındaki önemli altyapı alanlarını hedef aldıkları için son derece tehlikeli ve pervasızca gerçekleşmeye devam ediyor. Dolayısıyla saldırılar, bölgenin istikrarını da tehlikeye atmaktadır.

- Husiler ile irtibat kuruyor musunuz? Eğer irtibat kurarsanız onlara hangi mesaj veya mesajları iletirsiniz?
Evet, Husiler ile 2018'deki Stockholm görüşmelerinin öncesinden beri iyi bir iletişimimiz var. Onlarla düzenli olarak görüşmeye devam ediyoruz. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve diğer bir takım engeller, bizi bundan alıkoymadığı zamanlarda onlarla görüşüyoruz. Yapılan görüşmelerin içeriği hakkında herhangi bir detay vermeden savaşan taraflara aynı mesajları verdiğimizi söyleyebilirim.
Yemen’in sorunları, ülke genelinde ilan edilecek bir ateşkesle başlayan, kapsamlı bir siyasi süreçle çözülmelidir. Ateşkes, insanların çektiği sıkıntıları ve acıları hafifletmek için atılacak en önemli adımdır. Çatışmaları azaltmak için taraflar arasında atılacak karşılıklı adımlarla ortaya koyulacak asgari düzeyde bir güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Husilerin bunu en açık şekilde Marib çevre yapabilir. Nihayetinde Husiler de dahil olmak üzere Yemenliler, gücü adil ve eşit bir şekilde paylaşmadıkça ve Yemen'in komşularıyla dengeli ve karşılıklı çıkarlara dayalı bir ilişki kurmasının yolunu bulmadıkça asla refaha kavuşamayacaklar.

- İsveç, iki yıl önce, Yemen’de savaşan taraflar arasındaki barış görüşmelerine ev sahipliği yaptı ama Yemen halkı henüz bu görüşmeler sonuçlarına ulaşamadı. Sizce bunun sebebi nedir?
Barış görüşmelerinin ve Stockholm Anlaşması’nın hiçbir sonuç vermediği ifadesine katılmıyorum.  Anlaşma, Hudeyde’de insani bir felaketi önledi. Çatışmanın başlangıcından bu yana iki taraf arasındaki ilk önemli anlaşmaydı. Aynı zamanda çatışmak dışında bir alternatifin olduğunu da gösterdi. BM, bu anlaşma sayesinde Hudeyde’de çalışma imkanlarına yönelik ciddi kısıtlamalara rağmen istikrar sağlanmasında etkili bir barış gücü konuşlandırdı. Aynı zamanda Stockholm'de kısmi bir mahkum takası gerçekleşti. Ancak Stockholm'de üzerinde mutabık kalınan kararlardan biri olan gücün yeniden dağılımı kararının uygulanmadığı doğrudur. Çünkü sahadaki taraflar arasında güven oluşmadı. Fakat Hudeyde anlaşması, bugün benzer trajik bir durumla karşı karşıya olduğumuz Marib için hala bir örnek oluşturabilir. Nasıl Yemen hükümeti ve (Suudi Arabistan liderliğindeki) koalisyon güçleri, 2018 yılında Hudeyde’yi yönelik saldırıyı durdurmaya karar verdiğinde insani bir felaketten kaçındıysak, Marib'e yönelik trajik kanlı saldırı da aynı şekilde durdurulmalıdır. Temel çıkış noktası, önce hayat kurtarmak, sonra askeri mantıktan siyasi mantığa geçmektir.

- BM uzmanları, İran'ın Husilere silah ve askeri danışmanlık sağladığını doğruluyorlar. Ayrıca Sana'ya meşru olarak kabul edilmeyen bir büyükelçi atadı. İran'ın Yemen'deki rolüne nasıl bakıyorsunuz?
İran’ın Yemen'de bir nüfuzu vardı ve bu nüfus çatışma süresince daha da arttı. Ancak Husilerin İran'a tamamen güvenmek istediklerini sanmıyorum. Ama yine de İran'dan gelecek yardımı memnuniyetle karşılayacakları ortadadır. Nihayetinde Husiler dahil tüm Yemen halkının, başta Suudi Arabistan olmak üzere yakın komşuları ile barış içinde yaşamaları ve onların desteğini almaları refah ve güvenlik açısından önemli olacaktır. Yemen, İran için bir fırsat kapısıdır. Ama bu, ülkedeki riskleri artırmak ve gerginliği tırmandırmak bakımından olan fırsat değildir. İran’a göre bunun hayati bir öneme sahip olmadığı da bir gerçek. İran'ın Husiler üzerinde nüfuz sahibi olduğuna şüphe yok. Eğer bu nüfuzu yapıcı bir şekilde kullanırsa, barışa olan bağlılığını ve BM’nin siyasi çözüme yönelik çabalarını desteklediğini gösterir. Bu aynı zamanda dünya güçleri arasında İran'a güvenilmesine katkıda bulunacaktır. İran için büyük önem taşıyan diğer müzakereler için de yararlı olacaktır.

- Geçtiğimiz günlerde Sana’da Husilerin kontrolündeki bir gözaltı merkezinde çeşitli Afrika ülkelerinden yaklaşık 450 göçmen yanarak can verdi. İşlenen bu suçla ilgili haberleri nasıl karşıladınız?
Göçmen gözaltı merkezindeki yangın haberi, son haftalarda Yemen'den gelen en korkunç haberlerden biriydi. Göçmenler halihazırda ülkedeki en savunmasız insanlar arasındaydı. Aslında aynı zamanda evlerini terk etmeye ve savaşın yıktığı Yemen'de tehlikeli bir yolculuğa çıkmaya karar verdikleri için birçok çatışmanın kurbanıdırlar. Gözaltı merkezlerindeki koşullardan Sana'daki yetkililerin sorumlu olduğu açıktır. Kaza araştırılmalı. Göçmenlere yardım ve koruma sağlanmalıdır.

- İsveç’in, Yemen ile ilgili önümüzdeki süreçte başlaması muhtemel müzakerelere ev sahipliği yapmak için herhangi bir hazırlığı var mı?
- Tüm dünyada devam eden pandemi süreci, yüz yüze toplantıların yapılmasını gerçekten zorlaştırıyor. Şuan Yemen konulu müzakerelere ev sahipliği yapmak gibi bir planımız yok, ama yine de mümkün olduğunda katkıda bulunmaya hazırız. Aynı zamanda Yemen'deki, bölgedeki ve dünyadaki tüm kilit aktörlerle yakın iletişimi sürdürmeye kararlıyız.

- Yemen, bugün dünyanın en kötü insani felaketini yaşıyor. İsveç, Yemen halkına insani düzeyde yardım etmek için ne tür çabalarda bulunuyor?
- İsveç, Birleşmiş Milletler ve İsviçre ile ortaklaşa yapılan ve Yemen için insani yardım taahhütlerinde bulunulan dört ayrı konferansa ev sahipliği yaptı. Bunların en sonuncusu bu yılın Mart ayı başlarında gerçekleşti. Taahhüt edilen toplam yardım miktarı, (yaklaşık 1,7 milyar dolar) geçtiğimiz yıla kıyasla daha fazlaydı. Ancak yine de bu rakam BM'nin Yemen için ihtiyaç duyduğu 9,3 milyar doların çok gerisinde kalıyor. Bu, Yemen'de kıtlığın önüne geçilmesi için belirlenen hedefin çok altında bir miktar. Bu yüzden bağışçıların daha fazla fon sağlamaları için çabalarımızı sürdürüyoruz. Suudi Arabistan 430 milyon dolarla en büyük bağışçı oldu. İsveç de aynı şekilde büyük bir bağışçı. Ayrıca Yemen'de bulunan birçok BM insani yardım kuruluşunun temel bütçesine en büyük katkı sağlayanlardan biri olarak Yemen'e dolaylı yollardan yardım sağlıyoruz. İsveç, savaş sırasında özellikle risk altında olan kadınlara yönelik insani yardım programlarını desteklemeye özel önem veriyor.

- Husilerin Yemen'i yönetmenin kendilerine verilen ilahi bir görevi olduğunu düşündükleri biliniyor. İsveç, Husileri aşırılık yanlısı bir örgüt mü, silahlı bir grup mu yoksa siyasi bir yapı mı olarak görüyor?
- Ne Husileri ne de savaşan herhangi bir tarafı, herhangi bir kategoride sınıflandırmak istemiyorum. Ne istediklerini ve neyi savunduklarını göstermek, rakiplerinin onlarla müzakerelere girmeleri, nihayetinde bir anlaşmaya varmaları ve ortak olmaları için onlara yeterli güveni sağlamaları kendilerine kalmıştır. Bu, zor olsa da imkansız değil.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.