Husilerden tutuklu dosyasına ilişkin adım

Sana'daki bir caminin yakınında toplanan silahlı Husiler. (EPA)
Sana'daki bir caminin yakınında toplanan silahlı Husiler. (EPA)
TT

Husilerden tutuklu dosyasına ilişkin adım

Sana'daki bir caminin yakınında toplanan silahlı Husiler. (EPA)
Sana'daki bir caminin yakınında toplanan silahlı Husiler. (EPA)

Husiler, esir ve tutuklu dosyasında yeniden adım atarak Ramazan Ayı vesilesiyle meşru hükümetle bir takas anlaşması yapmak istediklerini bildirdiler. Meşru hükümet ise ‘tümüne karşılık tümü’ ilkesi doğrultusunda değişim sürecinde başarı elde etmeye hazır olunduğunu duyurdu.
Husilere bağlı Yüksek Devrim Komitesi Başkanı Muhammed Ali el-Husi, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Ramazan Ayı’nın gelişiyle Husi grubunun tam bir mahkum takası için hazır olduğunu, herhangi bir gecikmeden meşru hükümet ve Arap Koalisyonu’nu sorumlu tutacaklarını söyledi.
Husi, takas sürecinde meşru hükümet liderlerine yakın herhangi bir listeyi veya kişiyi seçmeyi ise kabul etmedi. Gözlemciler, bu nedenle grubun Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi’nin kardeşi Nasır Mansur, eski Savunma Bakanı Mahmud Subeyhi, ordu komutanlarından Faysal Receb ve Islah Partisi yöneticilerinden Muhammed Kahtan’ın serbest bırakılmasına ilişkin 2216 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararının uygulanmasından kaçınmaya çalıştığı görüşünde.
Yemen Hükümeti Esir Takası Müzakere Sorumlusu Hadi Heyc de Twitter hesabından yaptığı açıklamada, hükümetin mübarek Ramazan Ayı vesilesiyle “tümüne karşılık tümü” ilkesiyle bir anlaşma yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Açıklamaları ‘siyaseti ve medyayı tüketici sözler’ olarak nitelendiren Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani, salı günü yaptığı resmi açıklamada şunları söyledi:
“Husi milisler bu açıklamalar ile ulusal ordudaki tutsakların ailelerini, bu kişileri geri almak için çaba harcadığı yönünde kandırmayı hedefliyorlar. Ancak gerçek şu ki, bu yönde hiçbir çaba sarf etmiyorlar. Çeşitli diyalog turlarında, belirli ailelere ve bölgelere mensup isimler üzerinde müzakere etmekte ısrar ediyorlar.”
Bakan İryani, Stockholm Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanması için Ürdün'de düzenlenen son müzakere turunda görüşmeleri aksatmak için imkansız koşullar sunan Husilerin mahkumları Marib’e zorla geri götüreceği yönünde açık tehditte bulunduğunu vurguladı. Her iki taraftan da 301 mahkum ve kaçırılanların serbest bırakılmasını kapsayan söz konusu müzakere turunda listenin diğerlerini de içerecek şekilde genişletilme olasılığı bulunuyordu. Yemen hükümeti ise geçtiğimiz şubat ayında grubu Amman’da düzenlenen Esir ve Tutuklular Komisyonu beşinci toplantısını başarısızlığa uğratmakla suçlamıştı. Nitekim bu yöndeki çabalar uluslararası hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştı.
Bakan’ın ifade ettiğine göre son müzakere turunda söz konusu 4 kişi meselesini en baştan tartışmayı, bu isimlerin akıbetlerini açıklamayı ve aileleriyle temaslarına izin vermeyi kabul etmeyen grup altı yıldır yasa dışı gözaltı merkezlerinde zorla tutulan siyasetçi, gazeteci, akademisyen, insan hakları savunucuları ve aktivistlerin takas listesine dahil edilmesini de kabul etmedi.
Nitekim Bakan İryani, uluslararası toplumu ve BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’i bu insani yardım dosyasına öncelik vermeye, Stockhol Anlaşması’ndaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri, tüm tutukluları ‘tümüne karşılık tümü’ temelinde serbest bırakmaları için Husi milislerine baskı yapmaya çağırdı.
İki taraf da söz konusu müzakere turunun başarısızlığına dair karşılıklı suçlamalarda bulundu. Yemen İnsan Hakları Bakanlığı Müsteşarı ve Esir ve Kaçıranlar Komitesi'ndeki hükümet ekibinin üyesi olan Macid Fadail, Husilerin ‘müzakereleri başarısızlığa uğratmak için pek çok mesnetsiz bahane ve gerekçe uydurduğunu’ öne sürdü. Amman Anlaşması'nın BGMK kararında yer alan 4 kişiden biri de dahil olmak üzere iki taraf arasında 301 tutuklu değişiminin sağlanacağı kısmın (B bölümü) uygulanmasına dair müzakerelerin başlatıldığına değinen Fadail sözlerine şöyle devam etti:
“ABD’nin Husi’yi terörist ilan etmesi öncesinde 136 esirin olduğu listeyi sunduk. Bu bizim için bir ciddiyet göstergesiydi. Aynısıyla karşılaştık. Sınıflandırmanın kaldırılması konusu ve Marib'e karşı savaşın başlaması ardından ise farklı zamanlarda her biri 300 tutuklu içeren üç liste sunduk. Ancak Husiler, değişen tutumlarının, uzlaşmazlıklarının ve müzakereleri engelleme yönündeki kararlılıklarının açık bir kanıtı olarak herhangi bir çizelgeyi kabul etmediler. Husilerin müzakereleri engelleme konusundaki ısrarı, tanımadığımız insanların isimlerini talep etmek, müzakereleri bir hafta süreyle engellemek, sözde Merkez Bankası Başkanı Haşim İsmail ve başkalarının Sana’ya iade edilmesi için hazır bulunmasını şart koşmak gibi farklı biçimler aldı. Aynı zamanda gazetecileri, kaçırılan sivilleri, hastaları ve yaşlıları serbest bırakmayı reddederek Amman'da üzerinde anlaşılan ve imzalananların ötesine geçtiler.”
Eş başkanlığının BM Genel Sekreteri Yemen Özel Temsilcisi Ofisi ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından yapıldığı dördüncü müzakere turunun sona erdiğini bildiren Griffiths'in ofisi, iki tarafın da tutukluların serbest bırakılması yönündeki genişletilmiş sürecin ayrıntılarını tartışmaya devam etme taahhütlerini beyan ettiklerini açıklamıştı. Griffiths konuya dair şunları söylemişti:
“Bu görüşmelerin geçtiğimiz Eylül ayında İsviçre'de gerçekleştirilen, bin 56 tutuklunun serbest bırakılmasının öngörüldüğü görüşmedekine benzer tarihi sonuçlara ulaşmadan sona ermesi hayal kırıklığına sebep oldu. İki tarafı da istişarelerine devam etmeye, üzerinde anlaştıklarını uygulamaya, yakın gelecekte ve daha fazla tutukluyu serbest bırakmaya yönelik düzenlemeleri genişletmeye çağırıyorum. Aynı zamanda hasta ve yaralılar, yaşlı ve çocuklar, kadınlar ve gazeteciler gibi sivil tutuklular da dahil olmak üzere tüm tutukluların derhal ve koşulsuz bir şekilde serbest bırakılması çağrımı yineliyorum.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.