Etiyopya Barajı anlaşmazlığı üzerindeki savaş gölgesi

Sisi, baraj konusunda tüm seçeneklerin masada olduğunu vurguladı.

Sisi, 7 Nisan’da barajla ilgili açıklamalar yaptı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, 7 Nisan’da barajla ilgili açıklamalar yaptı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Etiyopya Barajı anlaşmazlığı üzerindeki savaş gölgesi

Sisi, 7 Nisan’da barajla ilgili açıklamalar yaptı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, 7 Nisan’da barajla ilgili açıklamalar yaptı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Mısır’ın Nil sularındaki payının ‘kırmızı çizgi’ olduğunu belirterek tehlikeye atılmaması uyarısı yaptı. Nahda (Rönesans) Barajı krizi ile ilgili ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ vurgulayan Sisi’nin ifadeleri, Afrika Birliği (AfB) himayesinde düzenlenen son Kinşasa müzakerelerinin başarısızlığı sonrasında krizi sonlandırmak için askeri seçeneğin masada olup olmadığı yönünde soru işaretlerine yol açtı.
Mısırlı diplomatların ve su uzmanlarının ise askeri bir çözüme başvurma olasılığı konusunda görüşleri farklı. Diplomatlar, ‘geçici bir askeri çözümü’ uzak görürken su uzmanları ise ‘savaş hayaletinin çok yakın olduğunu’ öne sürdüler.
Kahire, 7 Nisan’da Kongo Cumhuriyeti’nin ev sahipliği yaptığı son tur müzakerelerin başarısızlığının ilanından birkaç saat sonra ‘su güvenliğini korumak için her türlü önlemi alma’ taahhüdünde bulundu.
Mısır ve Sudan, Addis Ababa’nın ‘elektrik enerjisi üretmek için’ Nil’in ana kollu üzerinde inşa ettiği barajın doldurulmasını ve işletilmesini düzenleyen bağlayıcı bir yasal anlaşma imzalamak amacıyla Etiyopya ile yaklaşık 10 yıldır sonuç alınamayan müzakereler yürütüyor. Mısır ve Sudan, barajın su güvenliği üzerindeki etkilerinden endişe ediyor.
Sisi ise 7 Nisan’da yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Mısır’dan bir damla su bile ödün verme aşamasına gelmemeliyiz. İş birliği içinde olmamız daha iyidir. Sudan’daki kardeşlerimizle koordineli çalışıyoruz ve uluslararası hukuk çerçevesinde davamızın adil olduğunu dünyaya duyuracağız.”
Mısır, geçen mart ayının sonunda Etiyopya’da, anlaşmazlıkla ilgili güç kullanımına dair sinyal vermişti. Sisi o dönemde sert bir dille, “Kimse bu adımı atamaz. Kim bunu yapmak isterse, neler yapılabileceğini gösterelim. Bu bir tehdit değil, su hakkımızın vurgusudur” demişti.
Eski Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed el-Arabi de “Önümüzdeki dönem için Mısır ve Sudan’ın ortak diplomatik çabaları var. Etiyopya anlaşılmaz konumunda ısrar ederse uluslararası toplum, durumun ciddiyetinin farkına varmalıdır” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Baraj krizinde savaş kelimesini kullandığımızı sanmıyorum” diyen Arabi uluslararası toplumun kriz hakkındaki tepkisinin tehlike duygusunun yokluğundan kaynaklandığını söyledi. Arabi açıklamasına şöyle devam etti:
“Öyle görünüyor ki grilimin arttığına dair bölgeden haberler geliyor olmalı. Hatta bu tansiyonun önümüzdeki dönemde Mısır- Sudan caydırıcı gücünde bile görülebileceği belirtiliyor. Görünüşe göre bu mesele, dünyayı Etiyopya ile sert bir şekilde başa çıkmaya sevk edecek. Uluslararası toplum, Etiyopya’ya karşı büyük bir hoşgörüye sahip. Bu, Tigray katliamlarında da görüldü. Etiyopya’ya siyasi baskı uygulanarak bunu durdurmanın zamanı geldi.”
Olası herhangi bir askeri harekattan önce halen zaman olduğuna inanan Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Raha Ahmed Hasan, “Herhangi bir askeri harekatın yankıları zordur ve bölgede istikrarsızlığa yol açar” dedi.
Ancak sonunda savaş seçeneğinin mümkün olduğunu belirten eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müzakereler halen AfB çatısı altında devam ediyor. AfB’nin müzakereleri Birleşmiş Milletler’e (BM) yönelttiği henüz görülmedi. Etiyopya ise bir yandan ABD baskısını hafifletmek, diğer yandan Mısır ve Sudan’a zarar vermeyeceği teorisini kanıtlamak için AfB çatısı altında müzakereleri tamamlamak istiyor. Herhangi bir askeri harekattan kaçınmak için önümüzdeki haziran ayı bitmeden duruma bir çözüm bulunmalı. Öyle ki Mısır da barajın, ülkedeki yaşam kaynağını etkilememesi için sadece güvence talep ediyor. Şimdiden su eksikliğinden mustarip olmaya başladı. Ancak Etiyopya, iç siyasi tavır nedeniyle kararlı pozisyonunda ısrar ediyor.”
Yolun sonunda askeri bir çözüm göründüğünü belirten Raha Ahmed Hasan “Temiz bir darbe olacak. O zaman Etiyopya barajın inşasına yönelebilir, Afrika ülkelerinden sempatiyle karşılaşabilir” diyerek krize yönelik her türlü çözümün bir ikilem içerdiğine dikkat çekti.
Hasan, Mısır ve Sudan’ın sonraki adımlarına ilişkin de şunarı söyledi:
“Mısır ve Sudan, haklarını güvence altına alan bir anlaşma imzalamak için uluslararası topluma durumu anlatmaya çalışacaklar.”
Kahire Üniversitesi’nden Nil kaynakları konusunda uzmanlaşmış olan Toprak ve Su Profesörü Dr. Nadir Nureddin, ‘savaş hayaletinin şiddetli bir şekilde yaklaştığını ve Etiyopya’nın, iradesi olmadan Mısır'ı savaşa sürüklediğini’ vurguladı. Dr. Nureddin, “Etiyopya, Kinşasa toplantısı sırasında uluslararası bir dörtlü kurulmasına şiddetle itiraz etti ve Mısır’ın tüm önerilerini reddetti” dedi.
Dr. Nadir Nureddin konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle dolum ayları ile ilgili olarak, gelecek görüşmelerin gündemi açısından durum zorlaştı. Etiyopya, geçen yıl 5 milyarın yanı sıra gelecek temmuz ayında 13,5 milyar metreküp su depolamak istiyor. Bunların tümü Mavi Nil suyunun yüzde 28'ini temsil ediyor. Etiyopya'nın gelecek ağustos ayında elektrik üreteceğine dair açıklamaları, temmuz ayında baraj rezervuarının doldurulmasının ikinci aşamasının uygulanması anlamına geliyor. Mısır, dolumun ağustos veya eylül aylarında yapılmasını önerdi. Etiyopya’nın duyurduğu şeyi gerçekleştirmesi durumunda Mısır ve Sudan’ın zarar görecek. Ta ki Etiyopya 13,5 milyar metreküp elde edene kadar.”
“Etiyopya uzlaşmazlığı, bizi savaşa sürüklüyor” diyen Dr. Nureddin sözlerine şöyle devam etti:
“Etiyopya’nın Mısır’ı baraja darbe vurmaya zorladığına dair söylentiler dolaşıyor. Çünkü barajda Mısır’ın varlığını tehdit eden büyük eksiklikler var. Uydu görüntüleri barajın 13 milyar metreküplük depolamayı tamamlayamayacağını gösteriyor. Mısır, baraj yapımındaki ilerlemeyi haziran ayına kadar takip edecek. Bu miktarda suyun depolanmasına izin verecek mi? Bir sonraki adım, Mısır ve Sudan’dan Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) ‘acil bir toplantı yapılması, BMGK’nın zararı değerlendirmesi’ için ortak bir talepte bulunması ve bir uzmanlar komitesi göndermesidir. Eğer bir askeri hareket olursa bu gelecek temmuz ayından önce gerçekleşecektir.”



Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pazartesi günü Fransız Alpleri'nde meydana gelen çığlarda iki kayakçı hayatını kaybetti ve böylece üç günde toplam 4 kişi öldü.

Polis, Grenoble yakınlarındaki Saint-Agnes'te, Belledonne sıradağlarında pist dışında kayak yapan 38 yaşında bir adamın öğleden sonra saat 4'ten kısa bir süre önce öldüğünü bildirdi. Yanında bulunan diğer kayakçıysa yara almadı.

Savcı Marion Lozac'hmeur, İtalyan sınırındaki Montgenevre yakınlarında pist dışında kayak yaparken "çok büyük bir çığ" altında kalan 30'lu yaşlarının başlarında başka bir adamın da öldüğünü söyledi.

Ona da bir başka kayakçı eşlik ediyordu ve o da yara almadı.

Lozac'hmeur daha önce, cumartesi günü Fransa'nın güneydoğusundaki Saint-Veran köyü yakınlarında bir çığ tetiklenmesi sonucu iki kayakçının öldüğünü bildirmişti.

30'lu yaşlarındaki iki kurban, Tete de Longet dağ zirvesinin kuzey yamacından aşağıya doğru büyük bir çığ altında kalan 4 kişilik bir grubun parçasıydı. Diğer iki kayakçı yara almadan kurtuldu.

Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacak.

Son günlerde Alpler'de yoğun kar yağışı birkaç çığa neden oldu. Aralıkla şubat arası kuzey yarımkürede en yoğun sezon.

Alp kurtarma servisi, cumartesi günü Milano Cortina Kış Oyunları'nın bazı pistlerine ev sahipliği yapan Trentino Alto Adige ve Lombardiya bölgelerinde kayak yapan üç kişinin öldüğünü bildirdi.

fdvgth
Avrupa Çığ Uyarı Servisi'nin tahminine göre Alpler'de çığ riski yüksek (Avrupa Çığ Uyarı Servisi)

Kadınlar Alp disiplini kayak müsabakalarının düzenlendiği Cortina d'Ampezzo'ya yakın Dolomit Dağları'ndaki Marmolada bölgesinde iki çığ meydana geldi.

Geçen ay,  Fransız Alpleri'ndeki çığda Britanyalı bir adam hayatını kaybetmişti. Yapılan açıklamaya göre, 50'li yaşlarında olduğu tahmin edilen kurban, La Plagne'de pist dışında bir grupla kayak yapıyordu.

Kurtarma ekipleri, 12 Ocak'ta yerel saatle öğleden sonra 2'den kısa süre önce çığ ihbarı almış ve hemen bölgeye sevk edilmişti.

Kimliği açıklanmayan adam, 50 dakikalık bir arama sonucunda yaklaşık 2,5 metre karın altında bulunmuştu.

Avrupa Çığ Uyarı Servisi'ne göre, Avrupa'da bu kayak sezonunda çığlarda en az 66 kişi hayatını kaybetti.

Risk tahminleri yapan kuruluş, kar çığlarının Avrupa'da her yıl ortalama 100 can aldığını belirtiyor.

Independent Türkçe 


Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)

Suriye ordusu Operasyonlar Heyeti, bugün (salı) yaptığı açıklamada, kuzeydoğudaki Haseke kenti çevresinden çekilme sürecinin başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu adımın hükümet ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma kapsamında atıldığı belirtildi.

Heyet, Suriye el-İhbariye televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ordunun çekildiği bölgelerde İç Güvenlik Güçleri’nin konuşlandırıldığını bildirdi.

Açıklamada, SDG’nin anlaşmayı uygulama konusunda taahhütlerine bağlı kaldığı ve olumlu adımlar attığı ifade edilerek, “Bir sonraki adımı belirlemek üzere izleme ve değerlendirme yapıyoruz” denildi.

Suriye hükümeti ile SDG, geçen ayın sonlarında kapsamlı bir ateşkes, güçlerin ve Kürt idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Söz konusu anlaşma; Suriye hükümet güçlerinin, daha önce SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden hâkimiyet sağlamasının ardından hayata geçirildi. Anlaşma kapsamında, İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin, daha önce SDG kontrolünde olan Haseke ve Kamışlı kentlerine girmesi öngörülüyor.

Edinilen bilgilere göre, Haseke–Rakka ve Haseke–Deyrizor yollarının; otobüs, yolcu ve ticari konvoy trafiğine açılması için hazırlıklar yapılıyor. Bu adımın, son güvenlik gerilimleri nedeniyle yaklaşık bir aydır kopuk olan ilin, Suriye’nin diğer vilayetleriyle yeniden bağlantısının kurulmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

Ayrıca, güven artırıcı önlemler çerçevesinde 48 saat içinde her iki taraftan bir grup esirin serbest bırakılabileceği, Kamışlı Havalimanı ile petrol sahalarının en geç bir hafta içinde Suriye hükümetine devrine yönelik işlemlerin tamamlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

Bu gelişmeler, anlaşmanın ikinci aşamasını oluşturuyor. Bu aşama; petrol kuyuları ile Kamışlı Havalimanı’nın devrini kapsarken, üçüncü aşamada ise devletin sınır kapıları üzerindeki denetimi üstlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda özellikle Türkiye ile Nusaybin Sınır Kapısı ile Irak Kürdistan Bölgesi’ne açılan Semalka Kapısı öne çıkıyor.


Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
TT

Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)

İsmail Derviş

İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.

Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.

Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.

Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.

Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.

Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı

Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.

Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.

dsfvdsv
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.

BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.

Captagon imparatorluğunun çöküşü

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.

İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.

Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.

Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:

“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”

sdcfrgt
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)

Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.

Çözümlerin önündeki engeller

Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.

Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?

Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.

Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.

Çok cepheli bir savaş

Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.