‘Kayıplar dosyası’ Irak’ta tartışmaları alevlendirdi

Bağdat Merkez Cezaevi (Arşiv - Reuters)
Bağdat Merkez Cezaevi (Arşiv - Reuters)
TT

‘Kayıplar dosyası’ Irak’ta tartışmaları alevlendirdi

Bağdat Merkez Cezaevi (Arşiv - Reuters)
Bağdat Merkez Cezaevi (Arşiv - Reuters)

Irak’ta Sünni Güçler Birliği Koalisyonu Milletvekili Dr. Zafer el-Ani’nin birkaç gün önce Arap Parlamentosu’nda yaptığı açıklama, Şiiler ve Sünniler arasında sert bir tartışmaya ve anlaşmazlığa yol açtı. Ani, parlamento oturumlarından birinde İran yanlısı bazı silahlı grupların gözetiminde olduğu söylenen, resmi veya gizli Irak hapishaneleri ve cezaevlerindeki tutuklulardan bahsetti.
Ani, son iki yıldır gösterilerde gözaltına alınanların yanı sıra Sünni ve Şii olsun, güç kullanılarak tutuklananların ve kaybolanların sorunlarını çözmeye çalışsa da hala çok sayıda kişi kaçırılmaya ve ortadan kaybolmaya devam ediyor. Ancak birçok Şii güç, Ani’ye karşı sert açıklamalarda bulundu. Hatta bu açıklamalar, 18 Nisan’da yeniden başlaması planlanan ilk oturumda, Irak parlamentosu üyeliğinden çıkarılması çağrısına kadar ileri gitti.
Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi ve Sairun koalisyonuna mensup meclis başkanının birinci yardımcısı Hasan el-Kaabi, Ani’nin açıklamalarını sert bir şekilde kınadı. Kaabi, Ani’nin görevden alınmasını talep eden ilk isim oldu. Çeşitli çevreler, Dr. Zafer el-Ani’nin açıklamalarının, ‘ister kayıpların haklarını savunma açısından Sünniler tarafından, isterse de dış araçlarla Şiilere saldırma amaçlı söylemlere karşı gelen Şiiler tarafından olsun’, gelecek seçimler için zengin bir materyal olacağını söyledi. Parlamento Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Irak Güçler İttifakı, Kaabi’nin sözlerine sert bir şekilde yanıt verdi. İttifak yaptığı açıklamada, “Meclis Başkanı Birinci Yardımcısı Milletvekili Hasan el-Kaabi’nin ifadesinde yer alan şiddetli saldırı ve birçok yanıltıcı söz, ayrıca Irak ve Iraklıların haklarını savunmadaki cesareti ve ılımlılığıyla tanınmış ulusal bir isim olan Milletvekili Zafer el-Ani’ye karşı yapılmış kabul edilemez ihlal karşısında şaşkınız. Açıklamayı, zulmedenlerin zulüm görenlere karşı kazandığı bir zafer olarak görüyoruz” ifadelerine yer verdi. Irak Güçler İttifakı, “Açıklamada yer alan suçlamaların ve ayrıntıların çoğu anekdot niteliğindeydi; Gerçekleri birçok yönden çarpıtmaya yönelik açık bir girişimle açıklama, milletvekilini mezhepçi bir dilde konuşmakla suçluyor. Konuşmada mezhep meselesine herhangi bir atıfta bulunulmamakla birlikte Ani, kayıplar, Curf es-Sahar göçmenler ve barışçıl Ekim protestocularının suikastları gibi tüm Iraklılar için insan hakları meselelerini savunuyor. Kendisi, açıklamasında Irak hükümetine ve yargıya da övgüde bulunuyor. Mezhepçilik bunun neresinde?” dedi.
İttifak, açıklamasının devamında ise şunlara yer verdi;
“Kayıp ya da kaçırılan bir kimsenin mevcut olmadığı ifadesine gelince, bu gerçeklerle desteklenmemektedir. Saklaviye, Bezibez, Curf es-Sahar ve Ninova’da kaçırılan binlerce kişi var. Onları kaçıran taraflar, hükümet ve herkes tarafından bilinmesi gerekiyor. Ve biz geçtiğimiz dönem her şeyi isimleriyle zikrettik. Mukteda es-Sadr’ın ‘kaba milisler’ olarak isimlendirdiği bu taraflar ve onları örtbas edenler, onları savunmaya ve suçlarını haklı çıkarmaya devam ettiler.”
İttifak ayrıca, Kaabi’yi ‘mantığa başvurma, gelecekte Irak’ın çıkarlarına öncelik verme, büyükelçilikleri ve diplomatik misyonları hedef alarak ve Iraklı vatandaşları kaçırarak ülkeyi uluslararası toplum nezdinde utandıran terör gruplarını karşı savunma kararında acele etmeme’ çağrısında bulundu.
Kaabi, Ani’nin Arap Parlamentosu’ndaki açıklamalarını, ‘ucuz, yanlış ve mezhepçi seçim propagandası’ olarak nitelendirirken, Temsilciler Meclisi’ne de Ani’yi ilk parlamento oturumunda görevden alma çağrısı yaptı.
Irak’taki sabit bir şekilde gerçekleşen ‘güç kullanarak kaçırma’ vakası olmadığı belirtilirken, özellikle İnsan Hakları Komisyonu ve diğer hükümet kurumları, Curf es-Sahar bölgesi de dahil silahlı grupların karargahına giremediği için çok sayıda milletvekili ve Sünni lider de bu durumu şaşırtıcı buldu.
Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu da Milletvekili Zafer el-Ani’nin açıklamalarına saldıranlar arasında yer aldı. Çok sayıda silahlı grubu içeren koalisyon, yaptığı açıklamada “Ani, gerçekleri tahrif etmek, olayları, standartları ve ifadeleri manipüle etmek istiyor. Ancak Irak’ın son yıllarda tanık olduğu gerçekleri, özellikle her kesimden Iraklının savaştığı kapsamlı kurtuluş savaşını değiştiremeyecektir” ifadelerini kullandı. “Ani, bu konuşmayı kendisi yaptı. O, Sünni unsurun savunulması çağrısı yaparak Baas’ı savunma pozisyonundan, mezhepçi ve ulusal hedefleme projesinden ve soykırım savaşlarından tekfirci DEAŞ örgütünü savunmaya geçen bir kişidir” diyen koalisyon, “Zafer el-Ani’nin söylediği şey, Irak Temsilciler Meclisi’nin görüşünü temsil etmemektedir ve meclis, buna karşı gerekli tüm yasal önlemleri alacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan Irak parlamentosunun eski başkanı Usame en-Nuceyfi liderliğindeki Kurtuluş ve Kalkınma Cephesi, sert Şii eleştirileri karşısında Milletvekili Ani’yi savunanlar arasına katıldı. Cephe, yaptığı açıklamada “Gururlu insanlarımızın bildiği gerçekler, propaganda istismarı ve kökenlerin inkârına yol açan suçlamalar aracılığıyla bu gerçekleri yok etme girişimleri için madde değildir. Bunlar, savunulması her samimi insanın görevi olması gereken Irak vatandaşlarının haklarıdır” dedi. Açıklamada, “Zafer el-Ani’nin Arap Parlamentosu konferansında insan haklarıyla söyledikleri, güç kullanılarak kaçırılanlar meselesine, Curf es-Sahar davasına ve Ekim intifadası şehitlerine atıfta bulunuyor. Bu gerçekleri görmezden gelmenin, sözde ulusal uzlaşmaya hizmet edebileceğini ya da iş birliği ve uyum geliştirebileceğini düşünmüyoruz. Çünkü Iraklı yetkililer ve Birleşmiş Milletler’in (BM) ellerinde kaybolan vatandaşların durumları ve isimlerinin tam dosyaları var. Belgelenmiş sonuçlara ulaşan araştırma komiteleri var” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca, Cufr es-Sahar vatandaşlarıyla ilgili olarak ise “Yakın ve uzak herkes, Cufr es-Sahar’ın terörizmden kurtulmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen halkının, bölgelerine geri dönüşlerinin engellendiğini biliyor. Adil fikirli herhangi bir kişinin tüm bir terörizm bölgesi vatandaşlarını suçlayabileceğine inanmıyoruz. Bu, mantık dışı bir durumdur” değerlendirmesi yapıldı. Kurtuluş ve Kalkınma Cephesi, açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı;
“Yasadışı milislere atıf yapmak, Haşdi Şabi güçlerini suçlamak anlamına gelmez. Tüm siyasi güçler, bu grupların yasalara aykırı faaliyetlerinin varlığını doğruluyor. Füze fırlatma ve aktivistleri hedef alma meselesi, bunun için onlarca kanıt sunabilir.”
Öte yandan Dr. Zafer el-Ani, Şarku’l Avsat’ın ‘kendisine karşı yapılan eleştirileri nasıl gördüğü’ yönündeki bir sorusuna, “Irak Güçler İttifakı’nın açıklaması yeterli” şeklinde yanıt verdi.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.