Çad’da Askeri Geçiş Konseyi iktidara geldi, Paris Sahel'deki ana müttefikini kaybetti

Paris, Sahel bölgesinde teröre karşı verdiği savaştaki ana müttefikini kaybetti.

Çad’ın merhum Cumhurbaşkanı İdris Debi 9 Nisan'da başkent Encemine’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına katılmıştı. (AP) İdris Debi’nin oğlu Muhammed İdris Debi (sol üst). (Reuters) 
Çad’ın merhum Cumhurbaşkanı İdris Debi 9 Nisan'da başkent Encemine’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına katılmıştı. (AP) İdris Debi’nin oğlu Muhammed İdris Debi (sol üst). (Reuters) 
TT

Çad’da Askeri Geçiş Konseyi iktidara geldi, Paris Sahel'deki ana müttefikini kaybetti

Çad’ın merhum Cumhurbaşkanı İdris Debi 9 Nisan'da başkent Encemine’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına katılmıştı. (AP) İdris Debi’nin oğlu Muhammed İdris Debi (sol üst). (Reuters) 
Çad’ın merhum Cumhurbaşkanı İdris Debi 9 Nisan'da başkent Encemine’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına katılmıştı. (AP) İdris Debi’nin oğlu Muhammed İdris Debi (sol üst). (Reuters) 

Çad’ı 30 yıldan uzun süredir yöneten Cumhurbaşkanı İdris Debi İtno’nun seçimlerde altıncı dönemi de kazandığının ilan edilmesinden bir gün sonra, ülkenin kuzeyinden gelen isyancılarla yaşanan çatışmalarda öldürüldüğünün duyurulmasının ardından ülkede tartışmalar hız kazandı. Cumhurbaşkanı’nın ölümünün ilanından kısa bir süre sonra, Debi’nin oğlu 37 yaşındaki General Muhammed İdris Debi İtno başkanlığında 18 aylık geçici bir askeri konsey kuruldu. Yönetim İdris Debi İtno’nun oğluna devredildi.
Konsey, parlamentoyu ve hükümeti feshetti, kara ve hava sınırlarını kapattı, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ayrıca okullar ve kamu daireleri de kapatıldı. Cumhurbaşkanlığı Muhafızları birimleri ve güvenlik güçleri, sessiz kalan başkent sokaklarına konuşlandırıldı.
Askeri Geçiş Konseyi tarafından yaşananlara ilişkin yapılan açıklamada, İdris Debi İtno’nun Çad topraklarının bütünlüğünü savunmak için girdiği savaş alanında son nefesini verdiği” kaydedildi ve Libya'dan gelen paralı askerlere karşı kahramanca savaştığı vurgulandı.
Söz konusu açıklamayla önceki gün aralarında İdris Debi’nin de yer aldığı, uzun bir ‘öldürülecek hükümet güçleri’ listesi yayınlayan Çad'da Değişim ve Uyum Cephesi’ne (ÇDUC) atıfta bulunuldu. Açıklamaya göre Askeri Geçiş Konseyi, ulusal bağımsızlığın, Çad'ın toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğin garantörü olacak ve uluslararası anlaşmalara ve sözleşmelere saygı gösterecek.
Debi'nin ölümümün yerel ve bölgesel etkilerini gözlemlemek için vakit henüz çok erken olsa da Batılı analistlere göre Çad Cumhurbaşkanı’nın ölümü, başta Fransa olmak üzere Batı için büyük bir kayıp oldu. Geçen yıl mareşal rütbesine terfi eden Çad lideri, Sahel bölgesinde teröre karşı yürütülen savaşta Fransa için önemli bir müttefikti. Mali'deki uluslararası güce ve G5 Sahel Afrika Ortak Gücü’ne de katkıda bulundu. 
Cumhurbaşkanı Debi İtno'nun ölümü, eski Cumhurbaşkanı Hissene Habre rejimini sona erdirmek için kendisine sağladığı askeri destekle 1990'da iktidara gelmesini sağlayan eski sömürge ülkesi Fransa için büyük bir kayıp anlamına geliyor. Debi, 31 yıl boyunca Elysee Sarayı'nın ‘şımarık çocuğu’ olarak nitelendi. Debi, Fransa’nın eski sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand'ın yönetiminde iktidara geldi. Paris, sağ kanattan Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy, diğer sosyalist isim François Holland ve son olarak da sağ ve sol arasında sınıflandırılması zor olan Emmanuel Macron dönemlerinde Debi’ye sadık bir "müttefik" olarak kalmaya devam etti.
Paris’e 2019'un başında yaptığı son ziyarette Elysee Sarayı tarafından Debi için kırmızı halı serildi. Aynı yıl Fransız hava kuvvetleri, Cumhurbaşkanı Debi'yi devirmek için Çad'ın kuzeydoğusundan başkente doğru gelen ağır silahlarla donatılmış araç konvoylarını hedef aldı. Çad’da 2008 yılında da benzer bir senaryo yaşanmıştı. Başkentin birçok mahallesinin kontrolünü ele geçirerek darbe girişiminde bulunan isyancı güçler Fransa’nın desteği ile Encemine’deki başkanlık sarayının kapısında durdurulmuştu. Fransız kuvvetler uluslararası havaalanını ve saraya giden yolu kapattı. Böylece Fransa Debi’ye yönetimi kurtarması için çeşitli dönemlerde destek sağladı. Bu olaydan iki yıl önce, yani 2006'da da benzer bir isyan girişimi bastırıldı. Kısacası Paris, Fransa'nın görmezden geldiği sahte demokrasi maskesi altında ülkesini demir bir el ile yöneten İdris Debi rejimi için bir "hayat sigortası" olarak görülüyordu.
Paris ve Debi arasında ortak çıkarlara dayanan köklü bir bağ var. Çad ve Sudan sınırlarının her iki yakasındaki Zagava kabilesinden olan Debi, 1976'da Fransız askeri okullarında askeri pilot oldu. Ardından 1985'te Fransa'ya geri döndü ve burada subay olmak için harp kolejine girdi. Libya lideri Albay Kaddafi'ye karşı savaşında Hissene Habre’nin emri altında çalışıyordu. Ancak daha sonra Habre’yi devirdi ve Kaddafi’nin desteğini almak için Libya'ya gitti. İstediği desteği alan Debi, Sudan'da Darfur bölgesinden harekete geçen çok sayıda kuvvet oluşturarak Fransa’nın desteğiyle başkent Encemine’ye girdi.
Habre de Fransa’nın desteğini talep etti. Ancak Paris yönetemi, ‘ABD’nin adamı’ olarak gördüğü Habre'nin talebine yanıt vermedi. Debi, 30 yıl boyunca Çad'da iktidarını demir yumrukla yürüttü. Yapılan değerlendirmeler Debi’nin bunu acımasız baskı, ordunun mutlak sadakati ve Paris'in sağladığı destek ve korumayı satın aldığı petrol gelirleri ile sağladığı yönünde.
Elysee Sarayı tarafından dün yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Macron'un “Fransa'nın Çad'ın güvenliği ve bölgenin istikrarı için 30 yıldır yorulmadan çalışan cesur bir arkadaşının kaybından dolayı derinden etkilendiği” sözleri ile aktarıldı. Paris, Çad halkının yanında durduğunu ve ülkenin istikrarına ve toprak bütünlüğüne bağlılı olduğunu vurguladı. Fransa, Askeri Geçiş Konseyi’nin kurulmasına ilişkin yaptığı açıklamada, siyasi geçiş sürecinin "sınırlı bir süre" olması ve "barışçıl" koşullarda ve diyalog çerçevesinde gerçekleşmesi çağrısında bulundu. Bunun sivil kurumlara dayalı kapsayıcı bir hükümetin hızla geri dönüşüne olanak sağlayan bir süreç olması gerektiğini vurguladı.
Her ne kadar Debi yönetimindeki Çad ardı ardına birçok şoka maruz kalsa da rejim kontrolü sağlamayı başardı. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Debi, teröre karşı savaşa katılan Fransız kuvvetlerine Barkhane Operasyonu’nun komutanlığı için bir karargah ve bir hava üssü hizmeti sundu.
Paris Nanterre Üniversitesi'nden Çadlı araştırmacı Kelma Manatouma'ya göre Debi, Fransızların elinde bir kozdu ve Çad'ın Paris’in çıkarlarının merkezinde, stratejik bir konumda olduğunu erken bir vakitte anladı. Debi, güçlerini Paris'in hizmetine sundu ve Fransız kuvvetlerine 2013'ün başlarında Mali'yi ve başkenti Bamako'yu aşırılık yanlısı gruplardan kurtarmak için müdahale ettiklerinde yardım etti. Daha sonra G5 Sahel Ortak Gücü’ndeki birliklere katıldı ve önceki yıl militanların yoğun bir şekilde faaliyet gösterdiği üçlü sınır bölgesine (Mali, Nijer ve Burkina Faso arasında) bin 250 asker gönderdi. Paris, kıyıdaki varlığının yükünü azaltmak için Debi’den destek alıyordu. 
Ancak Çad sadece askeri açıdan değil, aynı zamanda petrol zengini bir ülke olduğu için Fransız malları açısından iyi bir pazardı. Fransızca konuşulan bir ülke olan Çad aynı zamanda Fransız kültürünü de yaşatıyor. Bu nedenle ülkenin birden fazla nedenden dolayı Fransa için önemli bir müttefik olmaya devam edeceği ve Paris'i Çad’a bağlayan bağın uzun süre devam edeceği belirtiliyor.



Fildişi Sahili'nin Burkina Faso yakınlarındaki bölgesinde meydana gelen saldırıda 4 kişi öldü, 1 kişi kayıp

Burkina Faso askerleri eğitim sırasında (Arşiv)
Burkina Faso askerleri eğitim sırasında (Arşiv)
TT

Fildişi Sahili'nin Burkina Faso yakınlarındaki bölgesinde meydana gelen saldırıda 4 kişi öldü, 1 kişi kayıp

Burkina Faso askerleri eğitim sırasında (Arşiv)
Burkina Faso askerleri eğitim sırasında (Arşiv)

Fildişi Sahili'nin kuzeydoğusunda, Burkina Faso yakınlarında "kimliği belirsiz silahlı kişiler" tarafından düzenlenen bir saldırıda dört köylü öldürüldü, bir köylü de kayıp. Bu ülkede, 2021'den bu yana gerçekleşen bu türden ilk ölümlü saldırı.

Burkina Faso ile 600 kilometrelik sınırı paylaşan Fildişi Sahili, Sahel bölgesinde faaliyet gösteren cihatçı grupların yayılmasını durdurmaya çalışıyor.

Görsel kaldırıldı.Burkina Faso askerleri devriyede

Fildişi Sahili Genelkurmay Başkanı General Lassina Doumbia yaptığı açıklamada, olayın Burkina Faso sınırına iki kilometre uzaklıkta bulunan Teheni bölgesindeki Difita köyünde, pazar'ı pazartesiye bağlayan gece meydana geldiğini söyledi. Saldırganların kimliğini açıklamadı.

Dört çiftçinin öldürüldüğünü, bir sakinin kaybolduğunu ve bir kadının ciddi yanıklar aldığını doğruladı. Ayrıca, birkaç kulübenin yakıldığını ve hayvanların çalındığını da ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bir hükümet kaynağı, bunun “vatanı savunan Burkina Faso gönüllülerini desteklediğinden şüphelenilen kişilere karşı hesaplaşma meselesi” olabileceğini belirtti.

Bu gönüllüler, cihatçılarla savaşmak için görevlendirilen Burkina Faso ordusuna yardım eden sivil milislerdir. Sivil halka, özellikle de cihatçıların çoğunluğunu oluşturduğu veya onlarla iş birliği yaptığından şüphelenilen Fulani topluluğuna karşı kötü muamelede bulunmakla suçlanıyorlar.


Sudan ve Afrika'nın Sudanlaştırılması: Dış güçler ve değişen ittifaklar

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

Sudan ve Afrika'nın Sudanlaştırılması: Dış güçler ve değişen ittifaklar

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Sergey Eldinov

21. yüzyılın ikinci on yılı, hemen dünyadaki herkesin bir şekilde etkilendiği savaş dönemi olarak tanımlanabilir.

Bazılarının sadece bir iç çatışma olarak göstermeye çalıştığı Sudan'daki savaşı ele alalım. Bu savaşın büyüklüğüne ve uluslararası toplumun büyük bir kısmının müdahil olmasına rağmen, modern dünya onun önemini ve ciddiyetini halen hafife almaya devam ediyor.

Gerçek şu ki, Sudan'daki çatışma her açıdan tüm bölge için insani bir felakete dönüştü. Krizi ölüm ve yerinden edilmiş kişi sayısıyla ölçecek olursak Sudan’daki savaşın şimdiye kadar 150 binden fazla insanın ölümüne neden olduğunu söylemek yeterli olur. Zorunlu yerinden edilenlerin sayısı ise yaklaşık 13 milyon. Açlık ve hastalıkları saymazsak bile, 3,5 milyondan fazlası çocuk olmak üzere yaklaşık 30 milyon kişi insani yardıma muhtaç durumda. Tüm bu rakamlar, Sudan'daki savaşı modern dönemdeki birçok savaştan çok daha büyük ve Ukrayna'daki savaşla karşılaştırılabilir boyuta getiriyor.

Sudan’da hükümet ve Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Geçici Egemenlik Konseyi tarafından temsil edilen Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki paramiliter grup Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 2023 yılının nisan ayından bu yana ülkenin stratejik bölgeleri üzerinde iktidar ve kontrol için yıkıcı bir mücadele yaşanıyor.

Aralıksız ve yoğun bir şekilde devam eden çatışmaların sürdüğü ortamda genel durum giderek kötüleşiyor. Yargısız ve toplu infazlar, etnik temizlik, yağma ve diğer ciddi insan hakları ihlalleri artıyor. Ayrıca, çatışma, otoritenin parçalanmasına ve küçük silahlı grupların ortaya çıkmasına neden olarak, özelde Sudan'ı ve daha geniş çapta bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.

Uluslararası toplum, çeşitli derecelerde bu çatışmaya dahil oldu. Bazı ülkeler açıkça çatışmaya dahil olurken, diğerleri tarafsız olduklarını açıkladı. Ülkelerin çoğu askeri teçhizat ve silah tedariki, askeri eğitmenler gönderilmesi, paralı askerlerin katılımının kolaylaştırılması, insani yardım sağlanması, mültecilerin barındırılması ve yardım malzemelerinin gönderilmesi suretiyle aktif olarak savaşa müdahil olmuş durumdalar. Sudan'ın komşuları olan ve arabuluculuk rolü oynaması beklenen Etiyopya, Eritre ve Kenya ise çatışmaya dahil oldular.

Rusya ile Sudan arasındaki yakın ilişkiler Sovyetler Birliği dönemine kadar uzanıyor. Öyle ki Sudan, Rusya’yı Sovyetler Birliği'nin meşru halefi olarak tanıyan ilk ülkelerden biriydi.

Bu ikiyüzlülük, mülteci akını nedeniyle ciddi zorluklarla karşı karşıya olan Çad'ın politikasını da şekillendirdi. Öte yandan diğer ülkeler pasif katılım tuzağına düşerek çatışmanın tüm yükünü üstlendi. Bu tür dolaylı katılımın en belirgin örneği olarak Güney Sudan’ı gösterebiliriz.

Sudan'daki çatışma, uluslararası ilişkilerde benzersiz bir durum olmasının yanında, tamamen zıt dış politikalara sahip koalisyonları bir araya getiren çelişkili ittifaklara yol açtı. Bu arada ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere birçok ülke, Rusya'nın Afrika kıtasındaki nüfuzunu genişletmesini engellemeye kararlı olarak net bir tavır sergiliyor.

HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) Sudan'ın başkenti Hartum'da katıldığı bir toplantıda, 8 Haziran 2022 (AFP)HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) Sudan'ın başkenti Hartum'da katıldığı bir toplantıda, 8 Haziran 2022 (AFP)

Rusya’nın siyasi ve stratejik çıkarları

Rusya, Sudan çatışması konusunda açık ve tutarlı bir tavır sergiliyor. Rusya’nın önde gelen yetkilileri tarafından yapılan birçok açıklamaya göre Moskova Sudan Silahlı Kuvvetleri'ni ve Orgeneral Abdulfettah el-Burhan başkanlığındaki Geçici Egemenlik Konseyi'ni tam olarak destekliyor.

Bu görüş, Rusya Dışişleri Bakanlığı Afrika Ülkeleri Dairesi Direktörü Anatoly Bashkin tarafından, Afrika kıtasına yönelik hükümet yanlısı bir Rus medya platformu olan African Initiative ile yapılan röportajda dile getirildi. Bashkin, röportajda Rusya'nın Sudan'daki Geçici Egemenlik Konseyi'ni ülkenin en yüksek meşru otoritesi olarak gördüğünü ve ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını desteklediğini söyledi. Ancak aynı zamanda, krize diplomatik çözümler bulmaya odaklanılması gerektiğini düşünüyor ve karşıt taraflar arasında diyaloğu kolaylaştırmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Rusya ile Sudan arasındaki yakın ilişkiler Sovyetler Birliği dönemine kadar uzanıyor. Öyle ki Sudan, Rusya’yı Sovyetler Birliği'nin meşru halefi olarak tanıyan ilk ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği’nin Afrika ülkeleri politikası, günümüz Rusya politikasının bir modeli olarak hizmet ediyor.

Rusya'nın petrol ürünleri ihracatı projeleri, özellikle 2011 yılında Güney Sudan'ın ayrılmasıyla ortaya çıktı. Bu ayrılık, kuzeydeki altyapıyı korurken, petrol sahalarının çoğu güneyde kaldı.

Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya ile eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir arasındaki ilişkiler güçlendi ve Beşir liderliğindeki Sudan, kıtanın en büyük Rus askeri teçhizat ithalatçılarından biri haline geldi. Beşir ile yapılan iş birliği, Moskova'nın Afrika'daki nüfuzunu güçlendirme stratejisinin bir parçasıydı. Rusya'nın, Darfur’daki çatışma sırasında savaş suçları ve etnik temizlik suçlamalarıyla Beşir hakkında tutuklama emri çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) 2008 tarihli kararını reddettiğini hatırlıyoruz. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre o dönemde Beşir, 2009 yılında Rusya'yı ‘sadece bir dost olarak değil, adaleti arayan ve kriz zamanlarında müttefiklerini terk etmeyen bir ülke’ olarak tanımlamıştı.

Rusya, bölgedeki ana hedefinin orada bir deniz üssü kurmak olduğunu gizlemiyor. Bu hedef Sovyetler Birliği dönemine kadar uzanıyor. Sovyetler Birliği, Somali'nin Mogadişu kentindeki askeri üssünü kaybetmişti. Kızıldeniz'de bir deniz üssü, Rusya'nın Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki en yakın geçiş noktası olan Bab’ul-Mendeb Boğazı'nı izlemesine olanak tanıyacak. Bu boğaz, Körfez'den ABD ve Avrupa Birliği'ne (AB) petrol sevkiyatlarının geçtiği bir güzergâhta ye alıyor.

Beşir, 2017 yılının Kasım ayında Moskova'ya yaptığı ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve dönemin Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Sudan'da bir askeri tesis kurulması olasılığını görüştüğünü açıkladı. Ayrıca Su-30 ve Su-35 savaş uçakları ile S-300 füze savunma sistemleri satın almakla ilgilendiğini de belirtti.

Rusya'nın başkenti Moskova’da bulunan Kremlin'de düzenlenen bir toplantı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken, 14 Temmuz 2018 (Reuters)Rusya'nın başkenti Moskova’da bulunan Kremlin'de düzenlenen bir toplantı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken, 14 Temmuz 2018 (Reuters)

Port Sudan'daki lojistik üssünün sadece bir tedarik merkezi olması değil, aynı zamanda ekonomik projeleri ve Rusya'nın kıtadaki nüfuzunu artırmak için bir araç olması bekleniyor. Sudan sadece stratejik bir konuma sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda doğal kaynaklar, su ve verimli tarım arazileri açısından da zengin bir ülke.

Rusya merkezli madencilik şirketi Kush, 2017 yılında Sudan Maden Bakanlığı ile altın arama çalışmaları yapmak üzere bir anlaşma imzaladı. Rosatom da nükleer santral inşa etmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.

Rusya'nın petrol ürünleri ihracatı projeleri, özellikle 2011 yılında Güney Sudan'ın ayrılmasıyla ortaya çıktı. Bu ayrılık, kuzeydeki altyapıyı korurken, petrol sahalarının çoğu güneyde kaldı. İş adamı Yevgeny Prigojin’e ait (Rus paramiliter grup Wagner'in Sudan'daki paravan şirketi) M Invest gibi Rus şirketleri de altın madenciliği için imtiyazlar elde etti.

Sudan’ın eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, 2017 şubatında Sudan ve Rusya'nın Sudan ordusunun savaş hazırlığını artırmak için ortak bir program hazırladığını açıkladı. Beşir, bu hazırlığın ‘Sudan'a zarar vermeyi amaçlayan her türlü saldırıyı püskürtme konusunda ordunun yeteneklerini güçlendireceğini’ vurguladı.

Mareşal Hafter ve Dagalu, komşu ülkelerdeki silahlı grupların liderleri olmakla kalmayıp, Sudan çatışmasından önce Rusya'nın aracılık ettiği yakın askeri, lojistik ve ekonomik ittifakla birbirleriyle yakın ilişki içindeler.

Rus paramiliter grup Wagner, 2017 yılının aralık ayında Sudan'da konuşlanarak özel kuvvetler ve HDK gibi hükümet yanlısı paramiliter oluşumlar da dahil olmak üzere düzenli orduya savaş taktikleri, ağır silah ve topçu kullanımı ve stratejik yerlerin ve kritik altyapının korunması konularında eğitim verdi.

Rusya’nın askeri varlığının güçlenmesi, Sudan'ı Rusya'nın Orta Afrika Cumhuriyeti'ne doğru nüfuzunu genişletmek için bir platform haline getirdi. Orta Afrika Cumhuriyeti, şu ana kadar Rusya'nın güvenlik ihracatının başarılı olduğu tek ülke. Sudan, 2019 yılının şubat ayında Orta Afrika Cumhuriyeti hükümeti ile birkaç silahlı grup arasında, ülkede yıllardır süren iç çatışmayı sona erdirmek için imzalanan Hartum Anlaşması'nın imzalanmasına ev sahipliği yaptı.

Rusya'nın Beşir iktidarının düşüşüne müdahale etmemesi, Beşir'in yerine geçen Burhan'ın Sudan'da askeri yönetimin geleneğini sürdüreceği ve dış politikada sürekliliği sağlayacağına olan inancıyla açıklanabilir. Rusya'ya göre liderlikteki nominal değişiklik siyasi istikrarın temel ilkesini değiştirmedi. Rusya, silahlı güç ve güvenlik aygıtına dayanan geleneksel rejimleri destekleme politikasını sürdürüyor.

Sudan Ordusunun Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Port Sudan'da düzenlenen kamu hizmeti konferansında, 29 Nisan 2025 (AFP)Sudan Ordusunun Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Port Sudan'da düzenlenen kamu hizmeti konferansında, 29 Nisan 2025 (AFP)

Sivil yönetimin kısa sürmesi ve Muhammed Hamdan Dagalu’nun Geçici Egemenlik Konseyi'ndeki yükselişi, Rusya’nın deniz üssü meselesinin uzun süre ertelenmesine neden oldu. Port Sudan'da bir deniz üssü kurulmasına ilişkin nihai karar, Sudan Dışişleri Bakanı Ali Yusuf Şerif tarafından geçtiğimiz şubat ayında yapılan duyurusuna kadar açıklanmadı. Bunun karşılığında Rusya’dan Sudan’a 2024 yılından bu yana artarak devam eden, ancak ayrıntıları açıklanmayan askeri yardımlar yapılıyor.

Port Sudan'da kurulması planlanan deniz üssü, özellikle Suriye'nin Tartus kentindeki deniz üslerini kaybetme olasılığı göz önüne alındığında, Rusya için giderek daha önemli hale geliyor.

Rusya'nın Hamideti ve lideri olduğu HDK’ya organize destek sağladığına dair söylentiler gerçeği yansıtmıyor. Hamideti’nin Beşir rejiminin 2019 yılında düşmesinden sonra Orgeneral Burhan’ın yardımcısı olarak görev yaptığı süre boyunca Moskova'ya yaptığı ziyaretler ve Rus yetkililerle yaptığı görüşmeler, görevinin kapsamı dahilinde kaldı.

Hamideti, Sudan’daki ve bölgedeki nüfuzuna rağmen alışılmadık bir figür olmaya devam ettiğinden Rusya’nın siyasi modelindeki davranışları öngörülemezliğini koruyor. Hamideti, egemen etnik gruptan veya geleneksel sosyal elit kesimden biri değil. Kendini bir reformcu olarak tanıtan Hamideti, sivil yönetime geçişten bahsediyor. Bu anlamda Hamideti’nin Beşir sonrası Sudan siyaset sahnesinde kilit bir oyuncu olarak Rusya'ya dayatıldığı söylenebilir.

Wagner'in kurucusu Yevgeniy Prigojin ile de benzer bir dinamik gelişti. Prigojin’in Hamideti ile olan yakın ilişkileri sadece bir hükümet yetkilisi ve güvenlik hizmetlerinin başkanı olarak değil, aynı zamanda önde gelen bir iş adamı olarak da vardı ve bu ilişkiler ancak 2019 yılındaki askeri darbeden sonra aktif ortaklığa dönüştü.

Ancak Rusya’nın silah ve askeri teçhizatının bir kısmının Libya üzerinden ve Hamideti’nin yakın müttefiki olan Mareşal Halife Hafter aracılığıyla HDK'ya ulaştığına dair önemli bir uyarı söz konusu. Gerçek şu ki, Mareşal Hafter ve Dagalu, komşu ülkelerdeki silahlı grupların liderleri olmakla kalmayıp, Sudan çatışmasından önce Rusya'nın aracılık ettiği yakın askeri, lojistik ve ekonomik ittifakla birbirleriyle yakın ilişki içindeler. Bu ittifak, Libya Ulusal Kongresi'nden önce, 2019-2020 yıllarında Trablus'a yapılan başarısız yürüyüş sırasında kurulmuş olabilir.

Sudan'daki kabileler arasındaki gerilimler, 1881 ile 1899 yılları arasında yaşanan Mehdi ayaklanmasına kadar uzanan derin tarihi köklere sahip. Jaalin kabilesi İngiltere-Mısır güçlerinin yanında yer alırken, isyancılar çoğunlukla Baggara kabilesinin üyelerinden oluşuyordu.

Öte yandan Libya'daki Rus güçlerinin Hafter ve Hamideti arasındaki lojistik yaşam hattını doğrudan yönettiği iddiaları abartılı iddialardan ibaret.

Bu, Rusya’nın Sudan'daki politikasıyla çelişmiyor. Moskova, Libya'daki Mareşal Hafter'e verdiği destek nedeniyle, Libya toprakları üzerinden HDK'ya Rus silahlarının akışına göz yummak zorunda kaldığı için yaklaşımını dengelemek zorunda kalıyor. Ancak bu durum, Rusya'ya Sudan'daki çatışmanın her iki tarafı üzerinde istenmeyen bir ikili etki gücü kazandırıyor.

Diğer birçok ülke gibi Rusya da Sudan'daki mevcut çatışmanın siyasi gerçeklerini anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Ancak bu durum Rusya’nın siyasi spekülasyonlara ve demagojik söylemlere girişmesini engellemedi. Oysa ülkeler ve uluslararası kuruluşlar için çalışan birçok uzman ve araştırma ekibi, Sudan’daki durum hakkında güvenilir bilgilere sahipti, sahip olmaya devam ediyor.

Sudan'daki çatışma, tarihi olarak sömürge dönemine dayanan ve bugün halen çözülmemiş sorunlardan oluşan karmaşık bir yapıya sahip. Sebepleri, toprak ve kaynakların kontrolü için rekabet eden iki karşıt güç arasındaki çatışmadan çok daha derin. Etnik grupların ekonomik çıkarları üzerindeki rekabetin veya demokratik sivil bir hükümete geçiş olasılığının ötesine geçiyor. Bu aynı zamanda, eski rejimin modern dönemdeki gerçeklere ayak uyduramamasını ve etkili bir şekilde işleyememesini açıklayabilir.

Güney Sudan'ın 2011 yılının temmuz ayında ayrılması bile bu sorunları çözmedi. Sudan Cumhuriyeti, Afrika için oldukça Araplaşmış, Arap dünyası için ise oldukça Afrikalılaşmış karmaşık, çok etnikli bir ülke olmaya devam ediyor.

HDK'nın kontrolüne geçen Zemzem Mülteci Kampı’ndan kaçan mülteciler, Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde geçici bir kampta dinleniyorlar, 13 Nisan 2025 (AFP)HDK'nın kontrolüne geçen Zemzem Mülteci Kampı’ndan kaçan mülteciler, Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde geçici bir kampta dinleniyorlar, 13 Nisan 2025 (AFP)

Mevcut çatışmanın nedeni açık görünebilir, çünkü tarihte istikrarlı ikili liderlik örnekleri çok fazla bilinmiyor. Farklı grupları temsil eden iki liderin barış içinde bir arada yaşaması son derece nadir. Özellikle de her ikisi de askeri geçmişe sahipse. Bu tıpkı aynı mağarada iki aslanın bulunmasına benziyor.

Bazı uzmanlara göre bunun daha derin bir açıklaması var, o da kabilecilik. Sudan'da kabile yapıları, toplumu sosyal sınıflara ayırmada güçlü bir faktör olmaya devam ediyor. Ülkenin 50 milyonluk nüfusu, 400 dil ve lehçe konuşan yaklaşık 600 etnik gruptan oluşuyor. Kabilelere olan aidiyetler, nüfusun büyük bir kısmının kimliğini şekillendirmeye devam ediyor.

Sudan'daki kabileler arasındaki gerilimler, 1881 ile 1899 yılları arasında yaşanan Mehdi ayaklanmasına kadar uzanan derin tarihi köklere sahip. Jaalin kabilesi İngiltere-Mısır güçlerinin yanında yer alırken, isyancılar çoğunlukla Baggara kabilesinin üyelerinden oluşuyordu. Ancak ülkedeki mevcut savaşın nedeni iki etnik grup arasındaki bir çatışmaya indirgenemez.

‘Sudanlaşma’ terimi, başlangıçta sömürge sonrası Sudan'da yönetim yapılarının kurulması sürecini ifade etmek için kullanılıyordu. Bu süreçte, İngiltere-Mısır sömürge yönetimi büyük ölçüde Jaalin kabilesi üyeleri tarafından değiştirildi. Bu durum, sosyal sınıf farklılıklarını daha da derinleştirdi ve güneydeki ve Arap olmayan etnik grupları marjinalleştirdi.

Afrika kıtasındaki çoğu çatışmanın olduğu gibi, Sudan’daki savaşın da askeri bir çözümü bulunmuyor. Her iki tarafın da askeri zaferi, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmaz.

Sonuç olarak, Jaalin kabilesi, Rizeigat kabilesi dahil olmak üzere diğer birçok kabilenin gözünde, özellikle sömürge sonrası olumsuz biçimiyle merkezi hükümetin otoritesini temsil etmeye başladı.

Bugün Sudanlaşma terimi, siyasi analizlerde, devletin kültürel ve geleneksel değerlerini dayatarak ana etnik grubun hakimiyetini güçlendirmeye çalıştığı bir senaryoyu tanımlamak için kullanılıyor. Bu bağlamda, Sudan’daki savaşın, Afrika’daki diğer birçok çatışmadan çok da farklı olmadığı söylenebilir, zira bu savaş esasen merkez ile çevre arasındaki bir çatışma. Ulusal kimliği tam olarak oluşmamış ülkelerde keskin sosyal farklılıklar etnik bir karakter kazandığında sıklıkla çatışmalar ortaya çıkar. Çevre bölgelerde hızla artan nüfus, kaynak dağılımından dışlandığında, sosyal hareketlilik ve hatta temel geçim kaynaklarından mahrum bırakıldığında, sadece mevcut durumu kabul etmeyi reddetmekle kalmayıp aynı zamanda eskisi gibi varlıklarını sürdürmeleri imkânsız hale gelir ve tek yol silahlı protestoya başvurmak olur.

HDK'nın belkemiğini oluşturan Rizeigat kabilesi üyeleri, büyük ölçüde marjinalleştirilmiş azınlıkların ve sosyal eşitlik arayışındaki egemen olmayan etnik grupların çıkarlarını temsil ediyor. İronik olan ise Rizeigatların siyasi gücünün, hükümetin yanında savaştıkları Darfur çatışmasındaki kanlı rolleri sayesinde artmış olması. Bu seçim Rizeigat kabilesi için ideolojik bir tercih değildi, daha çok o dönemde sosyal barışa, yani marjinalleşmeden kurtulmaya giden tek yoldu.

Afrika kıtasındaki çoğu çatışmanın olduğu gibi, Sudan’daki savaşın da askeri bir çözümü bulunmuyor. Her iki tarafın da askeri zaferi, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmaz. Tek geçerli seçenek, düşmanlıkların sona erdirilmesi ve eşitlik temelinde kapsayıcı bir hükümetin kurulmasını amaçlayan müzakere sürecinin başlatılması.

Eğer kapsayıcı bir hükümet kurulamazsa, çatışma herkesin herkese karşı savaşına dönüşme tehlikesi taşır. Bu durumda, gerçek Sudanlaşma tek bir grubun hegemonyasının pekiştirilmesi olarak değil, devletin her biri özel bir savaş ağası tarafından yönetilen ve sadık silahlı oluşumlar tarafından desteklenen izole kabile bölgelerine bölünmesi şeklinde ortaya çıkar. Bu bölgeler, halkın sömürülmesine dayanan bağımsız bir savaş ekonomisi içinde faaliyet gösterir ve bu sürece hak ve özgürlüklerin tamamen yitirilmesi eşlik eder.

Daha da kötüsü, bu sorun Sudan ile sınırlı kalmayıp, bölgedeki birçok ülkeye yayılacaktır. Bu durum, yerel krizlerin kolayca sınır ötesi çatışmalara dönüşmesine neden olan bir domino etkisi olarak tanımlanabilir. Bu karmaşık durumu çözmek çok zor bir görev olabilir, ancak Sudanlaşma tehdidi artık görmezden gelinemez veya inkar edilemez olduğundan son derece önemli bir görev.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


El-Burhan: Hızlı Destek Kuvvetleri'ne karşı mücadelemiz devam ediyor ve ordu mücadeleden galip çıkacak

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan (Arşiv- Reuters)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan (Arşiv- Reuters)
TT

El-Burhan: Hızlı Destek Kuvvetleri'ne karşı mücadelemiz devam ediyor ve ordu mücadeleden galip çıkacak

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan (Arşiv- Reuters)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan (Arşiv- Reuters)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, dün yaptığı açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) karşı mücadelenin sürdüğünü, ordunun bu mücadeleden galip çıkacağını ve halkın bir isyanı kabul etmeyeceğini vurguladı.

El-Burhan, Omdurman'da askerlere yaptığı konuşmada, “Şehitlere, bayrağın asla düşmeyeceğini, Sudan'da isyanın başarıya ulaşamayacağını ve Sudan halkının isyanı ya da isyanı destekleyenleri asla kabul etmeyeceğini taahhüt ediyoruz” ifadelerini kullandı.

El-Burhan, Sudan ordusunun "isyancı milisleri yenme ve ortadan kaldırma" konusundaki kararlılığını yineledi.