Ruhani, Zarif’in sızdırılan ses kaydının Viyana görüşmelerine etkisi konusunda uyardı

Devrim Muhafızları Komutanı, Süleymani’nin diplomasinin gücünü inşa ettiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve yardımcısı İshak Cihangiri. (cumhurbaşkanlığı İnternet sitesi)
Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve yardımcısı İshak Cihangiri. (cumhurbaşkanlığı İnternet sitesi)
TT

Ruhani, Zarif’in sızdırılan ses kaydının Viyana görüşmelerine etkisi konusunda uyardı

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve yardımcısı İshak Cihangiri. (cumhurbaşkanlığı İnternet sitesi)
Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve yardımcısı İshak Cihangiri. (cumhurbaşkanlığı İnternet sitesi)

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in gizli ses kaydının sızdırılmasından birkaç gün sonra yaptığı açıklamada, 28 Nisan’da 2015’te varılan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan Viyana görüşmelerine ilişkin içte anlaşmazlıklar çıkarılmasının hedeflendiği uyarısında bulundu. Ruhani, hükümet ve silahlı kuvvetler arasındaki ‘çatlak’ olduğu iddialarını yalanladı. Aynı şekilde Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf da söz konusu ses kaydını ‘Batı eğiliminde olanların adımı’ olarak nitelendirdi.
Ruhani, haftalık kabine toplantısı sırasında televizyonlarda yayınlanan konuşmasında, “Hükümet ile silahlı kuvvetler arasında herhangi bir çatlak yoktur” dedi. Zarif’in Dışişleri Bakanlığı’nın rolünün ötekileştirilmesine karşı Devrim Muhafızları’nın rolüne atıf yaptığı ses kaydında kullandığı ‘alan’ ve ‘diplomasi’ kelimelerine işaret eden Ruhani sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alan ve diplomasi, birbiriyle zıtlaşan kavramlar değildir. Alanın ve diplomasinin, dış politikanın ve savunma politikasının ya da alanın veya müzakerelerin yalnızca birinin başarılı olması gerektiğine inanan varsa bu doğru değildir.”
Ruhani ayrıca, diplomasi ve alanın ‘tek hedef peşinde koşan iki silah’ olduğunu vurguladı.
AFP’nin haberine göre İran Cumhurbaşkanı sızdırılan ses kaydına ilişkin şunları söyledi:
“Bir belgenin veya kaydın çalınması, araştırılması gereken bir konudur. Ve neden şu an? Bu kaydın bir hafta önce de yayınlanmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. Ancak Viyana görüşmelerinin başarıya ulaştığı bir zamanda, İran içerisindeki anlaşmazlıkları kışkırtmak ve fitillemek için yayınlandı.”
Ruhani ayrıca dış politika ve savunma alandaki tüm karmaşık meselelerin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde ele alındığını vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı internet sitesine göre Ruhani, Süleymani’nin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Afganistan da dahil olmak üzere bölgedeki sorunlarla ilgilendiğini belirtti.
Ruhani, Viyana görüşmelerine de atıfta bulunduğu açıklamalarında “Bugün, 4+1 grubu ve hatta ABD, uluslararası hukuk, yasalar ve İran’ın hakkı önünde teslim olmaktan başka çareleri olmadığını anladılar. Bugün öfkeliler. Çünkü 4 yıllık komploları ellerinden gidiyor” dedi.
Ses kaydı, Tahran ve 2015 nükleer anlaşmasında yer alan güçler tarafından, ‘2018 yılında tek taraflı şekilde anlaşmadan çekilen ABD’nin geri dönmesi, Tahran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması ve İran’ın anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine uyması’ amacıyla yürütülen müzakerelerle eş zamanlı olarak yayınlandı. 
Dışişleri Bakanlığı’nın,  geçen mart ayında Ruhani’ye bağlı Stratejik Araştırma Merkezi’nde kaydedildiğini belirttiği 7 saatlik ses kaydında Zarif’in İran arşivlerine yönelik açıklamaları da var. Ayrıca Zarif ile İran hükümetine yakın bir ekonomistin röportajı yer alıyor.
Bakan, kayıtta diplomatik birimin rolünün ötekileştirilmesini ve Devrim Muhafızları’nın üstünlüğünü eleştiriyor. 2015 nükleer anlaşmasına varıldıktan kısa bir süre sonra Suriye’deki Rusya- İran askeri iş birliğinin geçmişine dair yeni bir hikayeye yer vererek daha da ileriye gidiyor. Cevad Zarif, anlaşmaya varıldığının ilan edilmesinden uygulama tarihine kadarki dönemde gerçekleşen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in General Kasım Süleymani’ye yönelik davetine de dikkat çekiyor.
Zarif, diplomasinin arena için fedakarlıklarda bulunduğundan, Süleymani’nin kendisinden ‘girdiği tüm müzakerelerde taviz vermesini’ istediğinden ancak karşılığında diplomatik birimin ‘arenanın fedakarlıklarıyla’ karşılaşmadığından şikâyet ediyor.
Zarif’in ifadeleri, Devrim Muhafızları’nın ‘Süleymani’nin Putin’i Suriye’ye hava kuvvetleri göndermeye ikna etmesine’ ilişkin açıklamalarını çarpıtıyor. Zarif kayıtta ayrıca anlaşmanın 2016 yılının ocak ayı ortalarında uygulanmasına 2 hafta kala yaşanan olaylara, yani Suudi Arabistan Büyükelçiliği’ne ve konsolosluğuna yapılan saldırı ile ABD askerlerini taşıyan iki teknenin alıkoyulması meselelerine de değiniyor. Bu üç olayı nükleer anlaşmayı ‘engelleme’ girişimi olarak nitelendiriyor.

Ruhani’den Süleymani’ye övgü
Ruhani, 2020’nin başlarında Bağdat Havalimanı yakınlarına yönelik ABD hava saldırısına maruz kalan ve İran’ın bölgesel politikasının en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilen İran’ın dış operasyonlarının beyni General Süleymani’ye de övgüde bulundu. İran Cumhurbaşkanı, Süleymani hakkında şunları söyledi:
“Bölge konusunda en iyi dış politika danışmanı General Süleymani’ydi. Bu, bölgesel siyasete aşina, belirli ve açık görüşleri olan biriyle konuşmak istersek o kişinin Süleymani olduğu anlamına geliyor.”
Devrim Muhafızları’ndan yapılan ilk açıklamada, General Süleymani’nin ‘diplomasi gücünü’ inşa ettiği vurgulandı. Devrim Muhafızları açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Kudüs Gücü, İran uğruna başka bir ülkenin çıkarlarına ve güvenliğine zarar vermek veya İran’ın çıkarlarını ve güvenliğini, başkaları için feda etmek için çalışmadı. Süleymani, bu çıkarları geniş ve birbirine bağlı küresel ve bölgesel bir yapıda sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Halkımızın DEAŞ’ın yüzünü yakından deneyimlememesinin sebebi Süleymani’nin sahada olmasıydı. Kendisi sahada olduğu için bir ABD işgaline de tanık olmadılar. Sahaya diplomasi getirme becerisine sahipti ve savaşıp fikir birliğine varabildi. Arenanın siyasi yapısını değiştirdi ve diplomasi için güç oluşturdu.”
Diğer yandan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, diplomasi ve savaş alanı arasında bir çifte standart olmasına karşı uyardı. 28 Nisan’daki konferansta konuşan Kalibaf şunları söyledi:
“Güvenliğin çeşitli boyutları üzerinde çalışmak, ülkenin güvenliğini garanti eder. Herhangi bir bahaneyle saha ve diplomasi gücü ikiliğini kışkırtmak istiyorlarsa, bunların ulusal çıkarlara, insanlığın tecrübesine ve bilime aykırı olduğunu bilmeleri gerekiyor. Bunun ardında siyasi fırsatçılık dışında başka bir mantık yok.”
Söz konusu ses kaydının 3 saatlik bir bölümü, uluslararası medyada tarafından da geçen pazar günü yayınlandı. Dışişleri Bakanlığı, kaydın dışarıya sızmasının içerideki gazeteciler arasında dolaşıma girmesinden birkaç saat sonra gerçekleştiğine dikkat çekti. Medyaya nasıl sızdırıldığının ise henüz bilinmediğini bildirdi.
Anayasal olarak yaklaşan seçimlere aday olma hakkı bulunmayan Ruhani konuya dair değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Yetkililerin, görüşlerini özgürce ifade edebilmeleri ülkemizde gurur kaynağıdır. Ancak dile getirilen bazı görüşler, düşman onları kötüye kullanacağı için yayınlanamaz. Ve genellikle de bunu gizli olarak tanımlarız.”
Zarif’in bazı ifadelerinin ‘normal’ olduğunu belirten Ruhani, şu ifadeleri kullandı:
“Sözlerden bazıları hükümetin veya cumhurbaşkanının görüşü değildir. Yani herhangi bir bakan veya temsilci bu görüşlerin sahibi olabilir ve sır olarak saklanmasını isteyebilir.”
Zarif de Ruhani’inin açıklamarından birkaç saat önce sızıntıyla ilgili sessizliğini bozdu. İranlılara hitap etmek için en sevdiği platform olan Instagram’a başvurdu. Cevad Zarif, ‘ileriki dönemlerde göreve gelecek devlet adamlarının istifadesine sunmak için yapılan gizli bir konuşmanın ülke içi çekişme ve kişisel eleştiri konusuna dönüştürülmesine çok üzüldüğünü’ vuruladı. Uzmanların doğru bildiği konularda kendi görüşlerini çekinmeden dile getirmeleri gerektiğini belirten Zarif, kişisel konfor ve menfaatler uğruna kendilerine otosansür uygulamalarının ihanet anlamına geleceğini kaydetti.
Zarif, nükleer anlaşmayı eleştirenlere karşı tavrını gösterirken eski üslubunu kullandı. General Süleymani ile yaşadığı yakın ilişkinin niteliğine dikkat çekti. Dışişleri Bakanı, ülke politikalarının gerçekleştirilmesinde ‘askerlerin’ ve ‘diplomatların’ sahada ve diplomaside birbirlerini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çekti.
Muhammed Cevad Zarif açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“İleriki dönemlerde göreve gelecek devlet adamlarının istifadesine sunmak üzere 8 yıllık tecrübeyi aktarmak için diplomasi ve saha faaliyetlerinin ele alındığı teorik bir gizli konuşmanın, ülke içi çekişme ve kişisel eleştiri konusu haline gelmesine çok üzüldüm.”
2013 yılından bu yana görevde olan Zarif, Süleymani ile yirmi yılı aşkın süredir ‘derin dostluk ve iş birliği onurunu’ yaşadığını belirtti. Diplomasi ve askeri alanın İran için ‘iki güç silahını’ temsil ettiğini söyleyen Zarif, ses kaydındaki konuşmalarında ana fikrin, iktidarda söz sahibi olan Ali Hamaney’in gözetiminde, ‘bu iki kol arasındaki ilişkide akıllıca değişiklik yapma ihtiyacı’ ve ‘tüzel kişilerde öncelikler belirleme’ olduğunu söyledi. Zarif, ülkenin yerleşik politikalarını daima takip ettiğini ve şiddetle savunduğunu vurguladı.
İran Başsavcısı, parlamentonun Dışişleri Bakanı’nı sorgulamak üzere Ulusal Güvenlik Komitesi’ne çağırdığını ilan etmesinden birkaç saat sonra ses kaydı sızıntısıyla ilgili bir soruşturma başlatıldığını duyurdu.
İran Meclisi Başkanlık Heyeti üyesi Milletvekili Hüseyin Ali Hacı Deligani, 28 Nisan’da Devrim Muhafızları’na bağlı ‘Fars’ haber ajansına yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanlığı’na bağlı stratejik araştırma merkezi ile bir soruşturma başlatıldığını bildirdi.
Deligani, Zarif’in gizli ses kaydının sızdırılmasının ‘devletin hassas noktalarındaki ihlalin derinliğini gösterdiğini belirterek, İran Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Hüsameddin İşna için hesap verilebilirlik çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanlığı Araştırma Merkezi’nde bir güvenlik boşluğu olduğuna işaret ederek önceki ihlallere ve şu an yaşananlara dikkat çeken Deligani, “Diyalogların kayıt altına alınmasında ısrar eden ve bunları aracılar aracılığıyla yurt dışına çıkaran görünmez eller var” dedi.
Devrim Muhafızları ile bağlantılı Civan gazetesi de ‘Büyük fedakarlığın artçı sarsıntıları’ başlığı ile ön sayfasında yayımladığı haberde İranlıların konuya dair yeni soruları olduğuna dikkat çekti. Gazete Süleymani’nin kızının, babasının kopmuş elini Twitter’da paylaştığı bir fotoğrafa istinaden, “Arenanın diplomasi için ödediği bedel’ ifadelerini kullandı.
Gazetenin başyazısında, Zarif’in ses kaydının içeriği ile medyaya sızması konuları arasında ayrım yapılması çağrısı yapıldı. Söyleşinin seçimlerle ilgili bir soruyla başladığına dikkat çekildi.
Gazete ayrıca Zarif’in Süleymani hakkındaki açıklamalarını, ‘Zarif’in 8 yıllık uzun faaliyetlerinin cansız sonuçları’ karşılığında ‘aşağılık kompleksi ve kahramanlığının düşüşü’ olarak nitelendirdi.
Hamaney’e yakın Kayhan gazetesi ise “Bir ses kaydı hazırlayıp yayınlayarak boş bir kaydın utancından kurtul’ ifadesini kullandı.
Kayhan gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmadari şu açıklamada bulundu:
“Akılsız olmayın. Yetkililerin iddialarının aksine ses kaydı, gizli değil ve daha baştan yayına hazırlanmıştı. Zarif’in açıklamalarındaki sonuç, General Süleymani’nin pozisyonlarının ve eylemlerinin Ruhani hükümetinin ABD ve müttefiklerinin gerektirdiği bir dış politikaya girişmesini engellediğidir.”
Şeriatmadari ayrıca Cumhurbaşkanı’nın ofisinin ses kaydının yayınlanması karşısındaki ‘kafa karışıklığının’, ne tür bir ihanet işlediklerini bildiklerini, eğer bu doğru değilse de o zaman neden yayınlanmasıyla ilgili endişelerini dile getirmediklerini’ açık bir şekilde gösterdiğini vurguladı.

 


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.


Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.