İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iç belirleyicileri ve yarattıkları zorluklar

Reformistler, son 20 yıldır ne sosyal ve ekonomik adaleti sağlayabildiler, ne de güçlü bir orta sınıf yaratabildiler

Şubat 2020 yapılan milletvekili seçimlerinde oy kullanan bir İranlı (AFP)
Şubat 2020 yapılan milletvekili seçimlerinde oy kullanan bir İranlı (AFP)
TT

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iç belirleyicileri ve yarattıkları zorluklar

Şubat 2020 yapılan milletvekili seçimlerinde oy kullanan bir İranlı (AFP)
Şubat 2020 yapılan milletvekili seçimlerinde oy kullanan bir İranlı (AFP)

Huda Rauf
İran, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin ikinci döneminin sona ermesinin ardından yeni bir cumhurbaşkanı seçmek için 13’üncü cumhurbaşkanlığı seçimlerine gitmeye hazırlanıyor. Seçimler yaklaşırken İran içeride ve dışarıda bir takım gelişmelere tanık oluyor. Yani, İran nükleer dosyasıyla ilgili yurtdışında yaşanan gelişmelerde ve Başkan Joe Biden yönetimiyle birlikte ABD ile ilişkilerde yenilikler yaşanıyor. Öte yandan dış politika, aslında bir devletin iç belirleyicilerinin etkisinin ve etkileşiminin ürünüdür. İran Cumhurbaşkanlığı bağımsız bir makam olmadığından bu durum, Cumhurbaşkanını, İran'ın iç belirleyicileriyle bağlantılı dış politikasının amaçlarını ve araçlarını belirleyen kişi yapıyor. Bu nedenle, önümüzdeki seçim sürecindeki iç belirleyicileri ve yarattıkları zorlukları anlamak için İran'da hakim olan siyasi iklimi iyi okumak gerekir. Henüz netleşmemiş bir aşamadayız ve adayların isimleri halen kesin olarak belirlenmedi. İttifakların ve potansiyel adayların kesin olarak belirlenmediği mevcut seçim sürecini en iyi bu belirsizlik tanımlıyor.
İran'ın son yıllarda tanık olduğu, bölgesel ve uluslararası bağlamlardan hiçbir şekilde ayrılmayan iç gelişmelerine göre önümüzdeki seçimlerle ilgili en önemli zorlukların şunlar olduğu söylenebilir:

Seçimlere katılımın düşük olması beklentileri
İranlılar, geçtiğimiz Şubat ayında yapılan milletvekili seçimlerine yüzde 42,6 oranında bir katılım gerçekleştirdi. ‘İran Devrimi’nden ve 1979 rejiminin kurulmasından bu yana seçimlere yönelik en düşük katılım oranı olarak tarihe geçti. Seçimler sonucunda muhafazakarların ağırlıklı olduğu bir Meclis ortaya çıktı. Seçimler, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının patlak verdiği ve İran hükümetinin salgınla baş etmekte zorlandığı bir dönemde yapıldı. Ortadoğu’daki Kovid-19 kaynaklı en fazla vaka ve can kaybı İran’da kaydedildi. Ancak vatandaşların seçimlere katılma konusundaki isteksizliğinin gerçek nedenleri, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında hayat şartlarının ve ekonomik koşullarının bozulması, Ukrayna’ya ait bir sivil uçağının yanlışlıkla düşürülmesi gibi rejimin art arda imza attığı başarısızlıklar nedeniyle yapılan halk protestolarının şiddet kullanılarak bastırılmasıyla siyasi sisteme yönelik duyulan hayal kırıklığından kaynaklanıyordu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, rejim, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımın da düşük olmasından korkuyor gibi görünüyor. Eğer yine düşük katılım olursa rejimin meşruiyeti darbe alacak. Bu yüzden rejim, yüksek katılım oranlarının öneminin farkında.
Ruhani'nin pragmatik hükümetinin popülaritesini gerilerken, reformistlerin güç kaybetmesi
Reformistlerin bir adayı destekleme konusunda aralarında fikir birliğine varamamaları güç kaybettiklerinin bir göstergesi olarak görülürken, bazıları, eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin kendisinden sonra fazla seçenek olmadığını düşünerek desteklenmesini istediği Ruhani'nin arkasında durmalarını gerekçe göstererek, ‘kiralık’ bir adayı destekleme deneyimini bir kez daha tekrarlamak istemediklerini belirttiler. Ancak, Ruhani'nin görev süresi boyunca, reformist ve ılımlı hareketin gücünün azalmasında etkili oldu.
Reformistler, son 20 yıldır ne sosyal ve ekonomik adaleti sağlayabildiler, ne de güçlü bir orta sınıf, güçlendirilmiş bir sivil toplum, serbest piyasa ekonomisi ve siyasi katılım kültürü yaratmada başarılı olamadılar.
Reformistlerin, özellikle 2009 yılında Mahmud Ahmedinejad'ın yeniden seçilmesine karşı ayaklanan Yeşil Hareket'in ardından, rejim tarafından ötekileştirilmeleri ve baskı altına alınmaları nedeniyle güç kaybı yaşamaları, onları reform hareketine bağlılığını ilan etmemesine ya da bir reform gündemi benimsememesine rağmen Ruhani'nin adaylığını desteklemeye itti. Bu nedenle İran’daki bazı çevreler, Ahmedinejad’ın iç politika, sivil özgürlükler, muhalefetin bastırılması, mali yolsuzluk ve dış politika açısından aşırı muhafazakar olan hükümeti ile ılımlı Ruhani yönetimi arasında pek bir fark olmadığını düşünüyorlar.
Ruhani döneminde İran’ın dış politikasında ve Kudüs Gücü’ne dayanan askeri güç kullanımında bir yoğunluk yaşandığını, Suriye, Irak ve Yemen'deki askeri varlığını güçlendirdiğini görüyoruz. Ancak  İran, Husileri askeri olarak desteklediği suçlamalarını reddediyor.
Ruhani'nin birinci dönemde yüzde 72, ikinci döneminde yüzde 73.33 olan oy oranındaki artışa rağmen, 2017 yılından itibaren patlak veren protesto gösterileri, İran vatandaşları nezdinde bir bütün olarak rejimin güvenilirliğinin zayıflığının ve Ruhani hükümetinin meşruiyetin kaybetmeye başladığının en önemli göstergeleriydi. Ruhani hükümeti, protesto gösterilerinin fitilinin muhafazakarlar tarafından ateşlendiğini öne sürerken muhafazakarlar ise gösterileri, Ruhani hükümetinin başarısızlığının kanıtı, vatandaşların, sosyal ve ekonomik şikayetlerinin ele alınmayışına verdikleri bir tepki olarak nitelediler.

Güç dengesi muhafazakarların lehine eğilim gösteriyor
Siyasi akımlar arasında yaşanan rekabette, İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından yapılan devrimci bir cumhurbaşkanı seçilmesi çağrısıyla iç atmosferdeki güç dengesinin muhafazakarlar lehine bir eğilim göstermesine tanık olunuyor. Öte yandan, kendini dindar ve devrimci bir isim olarak göstermeye istekli olan ve son seçimlerde Ruhani ile yarışan, ancak önümüzdeki seçimlerde aday olup olmayacağını açıklamayan İbrahim Reisi'nin başkanlık ettiği Yargı Erki gibi aynı muhafazakar eğilime mensup olanlar tarafından kontrol edilen birçok kurum var. Daha önce bahsettiğimiz gibi 2020 yılı başlarındaki milletvekili seçimlerinin sadece vatandaşların düşük katılım oranlarıyla sonuçlanmadığını, daha ziyade muhafazakarların sandalyelerin yüzde 76’sına reformistlerin ise yüzde 6’sına sahip olduğu bir Meclis’in ortaya çıktığını gördük. Diğer yandan İran Meclisi’nin mevcut başkanı ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun eski komutanlarından muhafazakar bir isim olan Muhammed Bakir Kalibaf, yaklaşan seçimlerde yarışması beklenen adaylardan biri olarak öne çıkıyor.
Bu arada Meclis’in önümüzdeki seçimlerde bazı kişilerin aday olarak gösterilmesini engellemek için Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Kanununda değişiklik yaptığını belirtmekte fayda var. Bu değişiklik, muhafazakar hareket veya DMO ile bağlantılı bir isme yer açma niyetine işaret ediyor.
Değişiklikler arasında cumhurbaşkanlığına aday olmak için adayın en az 45 yaşında olması gerektiğine ilişkin bir şart öne sürüldü. Bazı çevreler, bu şartın, Instagram uygulamasının yasaklanmasını reddeden İranlı gençler ve bazı işletme sahipleri arasında popüler olan 38 yaşındaki İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cehromi’nin aday gösterilmesini engellemek için tasarlandığını düşünüyorlar. Bir diğer değişiklik ise cumhurbaşkanı adaylarını araştıran kurumlar arasında DMO istihbarat servisinin de eklenmesiydi.
Muhafazakarların hegemonyası burada bitmiyor. Aday isimlerin anayasal standartlara uygun olarak göreve aday olma yeterliliklerini doğrulamakla görevli olan İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) de muhafazakarların kontrolü altında. AKK, geçtiğimiz seçimlerde başta bazı reformistler olmak üzere çok sayıda kişinin adaylık başvurusunu geri çevirmişti. Bu, şuan devlet kurumlarını elinde tutan muhafazakar elitlere uygun bir adayın seçilmesini sağlamak içindi.
Yukarıda bahsedilen zorlukların, bazı isimlerin veya kesimlerin önünü kapatıp bazılarının önünü açmada rol oynayan belirleyiciler olduğu da söylenebilir. Bu da ittifaklar kurulmasını veya iki akımdan ortak bir aday seçilmesini ve belki de reformist hareketin tek bir adayı desteklemesi gibi konuları olumsuz yönde etkiliyor.
Burada en önemli nokta, İran seçimlerinin, ABD-İran ilişkileri denklemi veya nükleer dosya bağlamında değil, içerideki belirleyiciler bağlamında ele alınmasıdır. Söz konusu seçimler, İran toplumunun çeşitli kesimlerinin ekonomik ve sosyal baskı altında olduğu ve elitlerin hiçbirinin bu belirleyicilere cevap veremediği bir zamanda yapılacak. Kesin adayların kimler olacağını, kimlerin onaylanacağını veya reddedileceğini öğrenmek için aday başvuru süresinin sona ermesini beklememiz gerekiyor.



Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.


İran, protestocular ve sporcular üzerindeki baskısını artırıyor

 Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
TT

İran, protestocular ve sporcular üzerindeki baskısını artırıyor

 Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)

İranlı yetkililer, Mahsa Amini’nin ölümünün yıldönümüyle eş zamanlı olarak iç güvenlik önlemlerini artırdı ve çeşitli protesto eylemlerine yönelik müdahalelerini sertleştirdi. Bu kapsamda, Kürt kentlerinde düzenlenen geniş çaplı greve katılan esnaf ve tüccarların gözaltına alınıp ifadeye çağrılmasından, Tahran’da kadınların başörtüsü olmadan katıldığı bir koşu yarışmasının organizatörleri hakkında adli işlem başlatılmasına kadar bir dizi karar yürürlüğe konuldu.

Kürt kentlerindeki güvenlik önlemleri, Kürdistan eyaletindeki siyasi güçler koalisyonunun çağrısıyla 16 Eylül’de gerçekleştirilen ve Kürt nüfusun yoğun olduğu onlarca şehirde esnaf ile tüccarların katıldığı geniş çaplı grevin ardından yoğunlaştı.

22 yaşındaki İranlı Mahsa Amini, 13 Eylül 2022 tarihinde Tahran’da kadınlara yönelik giyim kurallarını denetlemekle görevli polis birimi tarafından gözaltına alınmıştı. Polis gözetimindeyken komaya giren Amini’nin 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirdiği açıklanmış, ölümünün ardından ülke genelinde hükümet karşıtı protestolar patlak vermişti.

vfhyjuı
Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan protestoların dördüncü yıldönümünde Tahran sokaklarında yürüyen İranlı gençler... 16 Eylül 2026 (EPA)

İran Kürdistanı İnsan Hakları Ağı tarafından bugün yapılan açıklamada, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı ve İstihbarat Bakanlığı da dâhil olmak üzere güvenlik birimlerinin grevin ardından esnaf ve tüccarlara yönelik geniş çaplı baskı uyguladığı belirtildi. Açıklamada, bu önlemler kapsamında ifadeye çağırma, gözaltı, gelecekteki grevlere katılınmayacağına dair yazılı taahhütname imzalatma ve bazı ticari işletmelerin yargı kararıyla mühürlenmesi gibi adımların atıldığı ifade edildi.

Çağrılar ve taahhütler

Açıklamaya göre söz konusu baskıların Kamyaran ve Senendec kentlerinde yoğunlaştığı, Kamyaran’da en az altı esnafın, Senendec’de ise en az dört tüccarın gözaltına alındığı, diğer bazı kişilerin ise tehdit altında taahhütname imzalamaya zorlandığı bildirildi.

Ağ tarafından aktarılan bilgilere göre Kamyaranlı bir esnaf, DMO İstihbarat Teşkilatı’nın 16 Eylül akşamı greve katılan çok sayıda esnafı ifadeye çağırdığını ve saatler içinde gelmemeleri halinde dükkânlarının mühürleneceği yönünde tehditte bulunduğunu belirtti.

Aynı kaynağa göre, aynı gece istihbarat merkezine giden tüccarlar haklarında adli süreç başlatılacağı yönünde tehdit edildi. Karara diğerlerinin önünde itiraz eden yaşlı bir dükkân sahibinin ise darp edilip hakarete uğradığı öne sürüldü.

Aktarılan ifadelere göre çağrılan esnafa, gelecekteki grevlere katılmayacaklarına dair yazılı taahhütname imzalatıldı.

dfrgthy
 İran’ın başkenti Tahran’da, Mahsa Amini’nin ölümünün ardından yaşanan protestoların dördüncü yıldönümünde iki İranlı kadın bir kafenin önünde bekliyor, 16 Eylül 2026. (EPA)

Ağ, güvenlik önlemlerinin sürdüğü Kamyaran’da İstihbarat Bakanlığı güçlerinin en az altı esnafı gözaltına aldığını duyurdu. Gözaltına alınanlardan ikisinin 19 Eylül’de serbest bırakıldığı, dört kişinin ise tutukluluğunun devam ettiği bildirildi. Aileleri, bu kişilerin durumları ve tutulduğu yerler hakkında net bir bilgi bulunmadığını ifade etti.

Senendec’de ise en az dört tüccarın İstihbarat Bakanlığı güçlerince gözaltına alındığı, çok sayıda esnafın da zabıta amirliğine çağrılarak taahhütname imzalamaya zorlandığı aktarıldı.

Yayımlanan görüntüler ve raporlar, grev nedeniyle Senendec pazarının bir bölümünün kapandığını ve kentte yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını gösteriyor.

Grev öncesi tehditler

Güvenlik birimlerinin baskılarının yalnızca grev sonrasıyla sınırlı kalmadığı belirtildi. Grevden bir gün önce, 15 Eylül’de güvenlik organlarıyla bağlantılı internet siteleri ve Telegram kanallarında yayımlanan bildiride, esnaf ve meslek odaları grev çağrılarına katılmamaları yönünde uyarıldı.

Uyarıda, eyleme katılan dükkânların altı aya kadar kapatılacağı ve sahipleri hakkında adli işlem başlatılacağı tehdidine yer verildi.

Öte yandan Hana İnsan Hakları Örgütü, Saggız Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kamusal Alanları Denetim Amirliği’nin grevin ardından kentteki çok sayıda ticari işletmeyi mühürlediğini duyurdu.

Örgüt tarafından paylaşılan fotoğraflarda, kapatılan dükkânların üzerine ‘mesleki mevzuat kurallarına uyulmadığı’ gerekçesiyle faaliyetlerin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu belirten belgelerin asıldığı görüldü.

Mevcut bilgilere göre, kapatma kararlarına dayanak gösterilen somut ihlalin ne olduğu, mühürlenen toplam dükkân sayısı, tedbirlerin ne kadar süreceği veya iş yeri sahiplerinin karara itiraz mekanizmaları netlik kazanmadı.

Hana İnsan Hakları Örgütü ayrıca, Kürt kentlerindeki grevlerin haberleştirilmesinin ardından İran’da bulunan bazı örgüt üyelerinin ailelerinin güvenlik birimlerince ifadeye çağrıldığını, yakınlarının insan hakları faaliyetleri nedeniyle tehdit ve baskıya maruz kaldığını bildirdi. Örgüt, bu uygulamaların insan hakları savunucularının çalışmalarını engellemeyi hedeflediğini kaydetti.

Mahsa Amini’nin mezarına erişimin engellenmesi

Grev, Mahsa Amini’nin memleketi Saggız başta olmak üzere pek çok Kürt kentinde konuşlandırılan yoğun güvenlik güçlerinin gölgesinde gerçekleşti.

Haber raporlarına göre güvenlik güçleri, Amini’nin mezarının bulunduğu Aichi Mezarlığı’na çıkan yolları kapatarak ailesinin ve yurttaşların ölüm yıldönümünde mezarlığa erişimini engelledi.

Raporlarda ayrıca, DMO’nun Saggız’daki Çerağ Veys Barajı’nın sularını tahliye ederek mezarlığa çıkan tali yolların kapanmasına yol açtığı aktarıldı. Kaynaklar, mezara erişimi zorlaştırmak amacıyla bu uygulamaya Amini’nin ölüm yıldönümlerinde üst üste üçüncü yılda da başvurulduğunu bildirdi.

Kürdistan eyaletindeki siyasi güçler koalisyonunun çağrısıyla düzenlenen grev, Kürt nüfusun yoğun olduğu onlarca kenti kapsadı. İş yerleri ve pazarların kepenk indirdiği bu eylem, Amini’nin anısı ve ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketi doğrultusunda siyasi bir sembol ve protesto niteliği taşıdı.

Pazarlardan stadyumlara... Tahran Maratonu’nun organizatörlerinin peşinde

Kürdistan eyaletindeki bu önlemlerle eş zamanlı olarak İranlı yetkililer, Başkent Tahran’da düzenlenen bir spor etkinliğinin organizatörleri hakkında adli işlem başlattı. Söz konusu adli adım, kadınların zorunlu başörtüsü olmadan etkinliğe katılmasının geniş çaplı tartışmalara yol açmasının ardından geldi.

fvrgthyju
İran yargısı, Tahran Maratonu’nun organizatörlerinin peşinde (ISNA)

İran Yargı Erki Medya Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Tahran Başsavcılığı’nın 10 kilometrelik Tahran Maratonu’nun yetkilileri ve organizatörleri hakkında ‘yasal ve şeri kurallara uyulmadığı’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu bildirildi.

18 Eylül sabahı başkentin güneybatısında binlerce kadın ve erkeğin katılımıyla düzenlenen yarışta, kadınların zorunlu başörtüsü olmadan yer alması en çok dikkat çeken unsurlardan biri oldu.

DMO’ya bağlı Tasnim Haber Ajansı’na konuşan Tahran Eyaleti Gençlik ve Spor Genel Müdürü Habib Satude-Nejad, ‘kural ihlali yapan’ sporcular hakkında yasal ve disiplin süreçlerinin başlatılacağını belirtti.

Yarış izninin Eyalet Güvenlik Konseyi tarafından verildiğini ifade eden Satude-Nejad, katılımcıların etkinlik öncesinde ‘İslami kurallara uyacaklarına dair taahhütname’ imzaladıklarını aktardı. Satude-Nejad, organizasyon ekibi ile güvenlik görevlilerinin parkur boyunca görev yaptığını, gerekli durumlarda katılımcıları uyardığını ve hatta bazı kadınların yarışa katılmasının engellendiğini ekledi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’na konuşan Tahran Atletizm Heyeti Başkanı Gulamrıza Kerimi ise yarışın ‘gerekli tüm izinleri’ aldığını belirtti.

Etkinlik öncesinde katılımcılardan başörtüsü ve İslami kurallara uyulacağına dair yazılı taahhüt alındığını ve başörtüsü dağıtıldığını açıklayan Kerimi, başörtüsüz kadınların yer aldığı görsellerin olayın tamamını yansıtmadığını savundu.

Katılımcıların çoğunluğunun kurallara uyduğunu belirten Kerimi, bu tür görsellerin yayımlanması ve medyada işlenmesinin yarış etrafında tartışma yaratmayı amaçladığını öne sürdü.

Bir dizi itiraz

Tahran Maratonu konusunun münferit bir olay olmadığı belirtiliyor. Daha önce Kiş ve Şiraz maratonlarında kadınların zorunlu başörtüsü olmadan yer alması, aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu İranlı güvenlik, siyaset ve din insanlarının tepkisine yol açmıştı.

Fars Haber Ajansı da geçmiş yıllarda Kiş Adası ve Şiraz kentindeki atletizm yarışmalarında organizasyon biçimi ve katılımcıların kıyafetleri nedeniyle yaşanan tartışmaları hatırlatarak Tahran Maratonu’nun düzenlenmesini eleştirdi.

Geçtiğimiz hafta ise Kirman’da düzenlenmesi planlanan Mahan Run yarı maratonu, eyaletteki dini ilimler merkezinin kadın ve erkeklerin yan yana koşmasına karşı çıkması üzerine iptal edilmişti.


İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
TT

İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)

Velid Faris

Çoğu gözlemci, Trump yönetiminin 2025'ten beri İran'daki İslam rejimine karşı yürüttüğü savaşın, yaklaşan ara seçimler başta olmak üzere, ABD seçimleri üzerinde doğrudan bir etkisi olacağı konusunda hemfikir. Bu sonuçlara aylar önce ulaşıldı ve biz, en azından ocak sonu ve şubat başından beri bu gelişme konusunda uyarıda bulunan ilklerdendik.

Independent Arabia’nın bana sunduğu bu köşedeki yazılarımda ve Amerikan ve uluslararası televizyon kanallarındaki katılımlarımda vurguladığım gibi, Tahran'daki rejimin 2026 yazından önce devrilmemesinin, Kongre'nin kontrolü için yapılacak sonbahar seçimlerine yansımaları olacaktı. Başlangıçta, bu uyarıyı yalnızca birkaç Amerikan medya kuruluşu ciddiye aldı. Ancak birkaç ay sonra, muhafazakar televizyon kanalları ve Cumhuriyetçi yorumcular, Tahran rejiminin gerçekten de müzakereleri sabote etmek ve aynı zamanda Amerikan askeri gücüne karşı ayakta kalmak amacıyla Washington'a yanıtlarını geç iletmeyi planladığı fikrini benimsemeye başladılar.

İran’daki Ocak katliamlarının ardından, İran Devrim Muhafızları, kitlesel katliamların sonuçlarına dair değerlendirmeleri ile eş zamanlı olarak müzakereler seçeneğini gündeme getirmeyi hedefledi. Trump yönetimi zaten İran içindeki hedefleri vurmaya başlamış ve diplomatik görüşmeler için şartlar belirlemişti. Başlangıçta, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ve çok sayıda önde gelen askeri komutan ve yetkilinin öldürülmesi, Humeyni rejimi yöneticileri arasında bir anlaşmaya varılmadığı takdirde tüm liderliğin öldürülebileceğine dair bir korku dalgasına neden oldu.

Öte yandan, Devrim Muhafızları, bu durumda, on binlerce İranlı sivili öldürdükten sonra, İran genelinde konuşlandırılmış güvenlik aygıtının ve birimlerinin kaderinin halkın elinde olacağını ve birçoğunun misillemeyle karşı karşıya kalabileceğini biliyordu.

Humeyni elitleri, Amerikan tarafına taviz vermekten başka seçeneklerinin olmadığını anlamışlardı, ancak teslim olmayacaklardı. Esasında, bu strateji, bir teklif sunmak, bir anlaşma imzalamak, sonra onu reddetmek ve Hürmüz Boğazı ve nihayetinde Babu’l Mendeb gibi yeni çatışma cepheleri açmaktan ibaretti.

Gerçekten de plan işe yaradı. Yedi ay boyunca Amerika Birleşik Devletleri, rejimi zayıflatmak için askeri operasyonlar yürüttü, ancak aynı zamanda yüksek gerilim rejim güçleri için çok tehlikeli hale geldiğinde ateşkes teklif etmeye devam etti. Bu senaryo şubat ve eylül ayları arasında tekrarlandı. Askeri olarak, Amerika Birleşik Devletleri rejimin askeri makinesini zayıflatmayı başardı, ancak onu yok etmedi.

Gelgelelim Devrim Muhafızlarının elinde tuttuğu ve tutmaya devam ettiği koz, ara seçimlerdi. Strateji, rejimin seçimlere kadar iktidarda kalmasına izin vermeye, muhalefetin Kongre'nin iki kanadından birinde, yani Senato veya Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu kazanmasına bahis oynamaya dayanıyordu.

Demokrat Parti ve sosyal demokrat akım tarafından temsil edilen muhalefetin her iki kanatta da çoğunluğu elde etmesi durumunda, Beyaz Saray'ın savaştan çekilmesi yönündeki yasal ve siyasi baskı muazzam olacaktır. Tahran'ın hesapları, yönetimin kampanyadan çekileceği veya en azından Obama yönetimi tarafından imzalanan İran nükleer anlaşmasına benzer bir anlaşmayı kabul edeceği sonucuna varıyor.

Tahran ve Washington arasındaki sekiz aylık çıkmaz, Başkan Trump'ın rejimin çöküşüne yol açacak bir “şok ve dehşet” stratejisi uygulamadığı sürece değişmeyecek akışkan bir gerçeklik yarattı.

Ancak Başkan, Birleşmiş Milletler'de kasım seçimlerinden sonra rejimle bir anlaşmaya varabileceğini açıkladı ve bu da mevcut durumun seçimlerden sonra da devam edebileceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi kampanya, basitçe Washington şu anda seçmenlere net bir cevap vermeye hazır olmadığı için İran'ın kasım ayındaki seçmen tercihlerinin bir parçası olmaması gerektiği sonucuna varmış gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre askeri açıdan, Amerika Birleşik Devletleri İslam Cumhuriyeti aleyhine önemli kazanımlar elde etti, ancak siyasi olarak hâlâ gerçek bir diplomatik sonuç yok. Obama liderliğindeki muhalefet, Amerikan askeri gücünün rejimin silahlı kuvvetlerinden çok daha üstün olduğu doğru olsa da, kapsamlı, karşılıklı olarak kabul edilebilir ve imzalanmış bir planın yokluğunun bir belirsizlik durumunu yansıttığına inanıyor.

Peki, bu belirsizlik seçim sonuçları üzerinde etkili olabilir mi?

Öncelikle, bu bir başkanlık seçimi değil, yasama seçimi; bu nedenle dış politika sonuçta belirleyici faktör olmayabilirken, iç meseleler seçmenler için daha büyük önem taşımaya devam ediyor. Ancak, dış çatışmaların seçmenler üzerinde, özellikle Yahudi, Arap, Müslüman ve İranlı topluluklar gibi bazı topluluklar üzerinde belirli bir etkisi bulunuyor.

Muhalefetin Körfez ve Kızıldeniz'deki durumu sunma biçimi, seçmenleri etkileyecek önemli bir faktör olacaktır.

Ortadoğu'daki savaşlar ile en çok ilgilenen seçmen kitleleri az olsa bile, iki partiyi ayıran sandalye sayısı da sınırlıdır. Bu, bölgede sahadaki güç dengesine bağlı olarak, bazı seçmen kitlelerinin etkilenebileceği ve bu sandalyelerin iki parti arasındaki güç dengesini değiştirebileceği anlamına geliyor.

Herhangi bir senaryoda, soru işaretleri, bu gelişmelerin 2027'de ABD dış politikası üzerinde ne gibi bir etkisi olacağına bağlı olmayı sürdürüyor.

 Cumhuriyetçiler, yönetimin son dakikada geniş çaplı bir hamlede bulunması sayesinde çoğunluklarını korurlarsa, Başkan Trump görevde kalacaktır ve seçimden sonra İran konusunda bir karar vermek zorunda kalacaktır.

Demokratlar bir veya her iki kanadın kontrolünü ele geçirirse, bunun ABD dış politikası ve ulusal güvenliği üzerinde önemli bir etkisi olacaktır. Cumhuriyetçiler Kongre'nin her iki kanadından birinin kontrolünü kaybederse, İran rejiminin oynadığı bahis kazanmış olacaktır.

Başkan, muhalefet Temsilciler Meclisi'ni kontrol etse bile, yönetiminin bu sorunu çözmek için iki yıldan fazla zamanı olduğunu söyledi. 2019'dan bu yana değişen koşullar göz önüne alındığında, bu konu etrafında önemli bir tartışma var.

Buradaki argüman şuna dayanıyor; Trump iktidara geldiğinde ABD bürokrasisinin büyük bir bölümü Obama yönetimiyle bağlantılı muhalefet tarafından kontrol ediliyordu. Ancak bugün Trump, prensip olarak, kilit kurum ve kuruluşların başkanlarının atanmasını güvence altına aldı. Sonuç olarak, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Temsilciler Meclisi veya Senato'nun herhangi bir eylemi, başkanın dış politikası üzerinde aynı etkiye sahip olmayabilir.

ABD'nin 2025'ten bu yana İran'a yönelik politikası ve yönetimin rejime karşı yürüttüğü iki savaşın kasım ayındaki seçmen kararlarını nasıl etkileyeceği konusundaki tartışma ise üç ana nokta etrafında dönecektir.

Birincisi, ABD ile rejim arasındaki gerçek savaştır; bu savaş nasıl yürütüldü, kim galip geldi ve gelecekte neler olacak.

İkinci nokta, diplomatik girişim ve nihayetinde kimin üstünlük sağladığıyla ilgilidir.

Üçüncü ve son nokta, seçimden sonra rejimle olan ilişkinin geleceğiyle ilgilidir; bu konuda hangi seçenekler mevcut?

Ancak bu sonbaharda en acil soru, Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadından birini kaybetmesi durumunda muhalefetin senaryosu ile ilgili olacaktır. Muhalefet kazanırsa ne yapacak? Ve bir iç siyasi zafer elde etmeden Trump yönetimini savaşı sona erdirmeye nasıl zorlayacak?

Bazı analistler, Demokratların yönetimi savaştan çekilmeye zorlamak için ellerindeki her aracı kullanacaklarını düşünüyor. Diğer bir grup analist ise muhalefetin rejimle müzakerelere katılmayı ve yeni bir İran nükleer anlaşmasının yönetimine dahil olmayı talep edeceğini öne sürüyor.

Ancak sonuç aynı kalmaya devam ediyor; Cumhuriyetçiler Kongre'nin kontrolünü elinde tutarsa, başkana önemli ölçüde siyasi hareket alanı tanıyacaklar ve bu, İran rejimi için zor bir dönem olacaktır. Demokratlar Capitol Hill'de kazanırsa, Trump yönetimi politikalarını şiddetle savunacak, ancak Demokratlar arasında daha pragmatik olanlar dış politikada denetimi üstlenmedikçe önemli bir ilerleme kaydedemeyecektir.