Yair Lapid, İsrail’de yeni hükümeti kurma yolunda

Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)
Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)
TT

Yair Lapid, İsrail’de yeni hükümeti kurma yolunda

Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)
Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)

Amal Şehade
İsrail, beşinci seçimlere mi gidiyor yoksa sağı ve Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştıran bir darbe mi yapılıyor? Binyamin Netanyahu’nun hükümet kurma çabalarının başarısızlığından ve görevi Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’e iade etmesinden sonra Tel Aviv’de ortaya atılan bir soru bu.
Bu çerçevede İsrail’deki partilerden aldığı tavsiyelere göre Cumhurbaşkanı Rivlin’in karşısında, milletvekillerinin 51’inin desteğini alan       Yair Lapid’i atama veya işi Knesset’e bırakmak gibi iki seçenek bulunuyor. İşin Knesset’e bırakılması halinde İsrail, beşinci seçimlere her zamankinden daha yakın olacak.
Tavrı Netanyahu’nun geleceğini belirleyecek olan ve ona katılmayı reddeden Yeni Sağ (Yamina) Partisi Genel Başkanı Naftali Bennett’e gelince, hükümet kurma görevini talep etmek üzere Cumhurbaşkanı Rivlin’e yanaşmış durumda. Ancak kendisi yalnızca yedi milletvekilinin desteğini aldı ve bu da onu 5 Mayıs’ta sağcı bloğun desteğini talep etmek için Netanyahu’ya dönmeye yöneltti. Netanyahu ise Bennett’i, sağcı bir hükümet kurma çabalarını engellemekle suçlayarak reddetti.
Likud kaynaklarına göre Netanyahu kampının tamamı, yani Likud, dini açıdan radikal ve Siyonist partiler, Bennett’i açıkça tavsiye etse bile Rivlin’in, bu kampa hükümet kurma yetkisi vermesi beklenmiyor. Çünkü bu kamp, bir hükümet kurma şansı yakaladı ancak başaramadı.
Netanyahu’nun hükümeti kurmak için son tarihi olan Salı gecesine kadar süren çabaları başarısızlıkla sonuçlandı ve Netanyahu, hükümeti kurma görevini 5 Mayıs sabahı Cumhurbaşkanı Rivlin’e iade etti. Böylece hükümeti kuracak yeni bir isim atanması için partilerle istişare turu başladı. İsrail yasaları cumhurbaşkanına, göreve başka bir isim atayıp atamayacağına karar vermeden önce parlamento bloklarıyla istişarelerde bulunması için üç gün süre veriyor.
Netanyahu’nun Rivlin’den görevini tamamlaması için süreyi uzatmasını istememesi dikkat çekici bir durum. Öyle ki yasalar, 14 günlük bir uzatmayı mümkün kılıyor. Bu bağlamda bu durum, bazıları tarafından Netanyahu’nun beşinci seçimlere gidileceğine dair inancını yansıtan bir eğilim olarak değerlendirildi.

Zamana karşı yarış
Rivlin’in hükümeti kurma görevini üstlenecek isim hususunda partilerin önerilerini dinleyeceğini açıklaması sonrasındaki 1 saat içerisinde Gelecek Var (Yash Atid) lideri Yair Lapid, görevi üstlenme talebiyle Rivlin’e yaklaştı. Lapid’in sarf ettiği çabaların, hükümetin kurulmasına olanak tanıyan bir çoğunluk sağlayamadığı biniyor. Ayrıca Lapid, Değişim Bloğu’ndaki bazı milletvekilleri tarafından bir ret ile karşılaşırken, Gideon Saar ve Naftali Bennett’in partilerinden bazı isimler de Lapid liderliğindeki bir hükümete katılmayacaklarını açıkladı.

Karşılıklı suçlamalar
Netanyahu’ya tanınan görev süresinin bitiminin son saatine kadar hükümetin kurulması amacıyla maraton toplantıları yapıldı. Netanyahu, partisinin temsilcilerine önemli bakanlık pozisyonlarının verilmesinin yanı sıra ilk yıl başbakanlığı üstlenmesi karşılığında Yeni Sağ Partisi lideri Naftali Bennett’e yönelik her türlü çabayı sarf etti. Aynı şekilde Netanyahu, yurt dışından Mansur Abbas’ın desteğini almaya ve hükümeti için çoğunluğu garanti etmek amacıyla Betzalel Smotrich ile uzlaşı sağlanmaya çalıştı, ancak tüm çabalar başarısızlıkla sonuçlandı.
Görevin Rivlin’e iade edilmesinin ilk anlarından bu yana hükümet kurma başarısızlığının ve İsrail’in beşinci seçimlere itilmesinin sorumluluğunu üstlendiği gerekçeleriyle bir parti iç savaşı patlak verdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, beşinci seçimler, yerel ve küresel düzeyde İsrail’e ciddi bir zarar verecek.
Likud, Bennett’i ulusal bir misyon olarak nitelediği hükümeti kurma görevini engellemekle suçlayan bir bildiri yayınladı. Bildiride, “Netanyahu, Bennett’in sağcı bir hükümet kurmayı reddetmesi sonrasında görevi, Cumhurbaşkanına iade etti. Bu ret, diğer Knesset üyelerini de bu tavra itebilirdi” ifadelerine yer verildi.
Hükümetin kurulma görevi yeniden Rivlin’e iade edildikten sonra Netanyahu, bu hususta karar almak üzere yetkiyi Knesset’e devretme çağrısı yaptı. Bu durum, İsrail’e tek seçenek olarak, beşinci seçimlere gitme olasılığını bırakıyor.
Netanyahu, Bennett’i kontrolü altına almak için büyük bir çaba sarf etmişti. Ancak Bennett, açık bir şekilde ‘birinci yıl başbakanlığı üstlenme fikrini’ reddettiğini belirtti ve dönem boyunca başbakan olmak istediğini vurguladı.
Bu hedefe ulaşma çabalarının bir parçası olarak Bennett, Lapid’den birkaç saat sonra görevi devralmayı talep etmek için Cumhurbaşkanı Rivlin ile görüştü. Ancak Netanyahu’nun Bennett'i desteklemek için sağcı bloğu görevlendirme talebini reddetmesi, bu görevin Bennett’e verilme olasılığını düşük hale getirdi.
Lapid’e yakın isimler, Rivlin’in görevi kendisine vereceğinden emin. Eğer Lapid, bu görevi üstlenirse, Knesset’teki Organizasyon Komitesi’ne kimin başkanlık edeceğine karar verecek. Böylece, doğrudan seçim yasası gibi Netanyahu’nun yürürlüğe koymak istediği tüm yasaları etkin bir şekilde engelleyebilecek. Ayrıca görevin Lapid’e devredilmesi, hükümet kurma konusunda en büyük alternatif olurken, beşinci seçimleri engelleme olasılığını da beraberinde getiriyor.

Yüzde 43 çoğunluk, Bennett- Lapid hükümetiyle
Netanyahu’nun hükümet kurma görevindeki başarısızlığı ile İsrail halkının sağcı bloğa ve Netanyahu’nun kendisine olan güveni azaldı. Hükümet kurma krizine ilişkin yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre ankete katılanların yüzde 43’ü, İsrail'in krizden çıkması için en iyi çözümün, Bennett ve Lapid arasında değişen bir hükümet kurmakta yattığına inanıyor. Yüzde 33’ü ise Bennett ile Netanyahu arasındaki rotasyon anlaşmasına göre hükümetin kurulmasını destekliyor. Ankete göre İsraillilerin dörtte biri bu konuda bir görüş bildirmedi ve gelecekteki İsrail hükümetinin yapısı hakkında belirli bir fikirleri de yok.
Öte yandan ‘Yeni Sağ’ seçmenlerinin yüzde 24’ü, Netanyahu’ya alternatif olmaya çalışan Değişim Bloğu’na katılmayı kabul etmiyor. Yüzde 50’si ise Bennett’in, Netanyahu’nun katılımıyla sağcı bir hükümete dahil olmasını tercih ediyor. Ankete göre başbakanlık seçiminin doğrudan oyla onaylanması durumunda rekabet, seçmenlerin yüzde 41’inin desteğini alan Netanyahu ve yüzde 36’ya ulaşan Lapid arasında olacak.
Ankette, Bennett’in beşinci seçimlerde bugün olduğundan üç kat daha fazla güce sahip olması dikkat çekici (7’den 21 sandalyeye yükseldi). Likud ise 30’dan 28 sandalyeye geriledi.



Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.


İran, protestocular ve sporcular üzerindeki baskısını artırıyor

 Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
TT

İran, protestocular ve sporcular üzerindeki baskısını artırıyor

 Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)

İranlı yetkililer, Mahsa Amini’nin ölümünün yıldönümüyle eş zamanlı olarak iç güvenlik önlemlerini artırdı ve çeşitli protesto eylemlerine yönelik müdahalelerini sertleştirdi. Bu kapsamda, Kürt kentlerinde düzenlenen geniş çaplı greve katılan esnaf ve tüccarların gözaltına alınıp ifadeye çağrılmasından, Tahran’da kadınların başörtüsü olmadan katıldığı bir koşu yarışmasının organizatörleri hakkında adli işlem başlatılmasına kadar bir dizi karar yürürlüğe konuldu.

Kürt kentlerindeki güvenlik önlemleri, Kürdistan eyaletindeki siyasi güçler koalisyonunun çağrısıyla 16 Eylül’de gerçekleştirilen ve Kürt nüfusun yoğun olduğu onlarca şehirde esnaf ile tüccarların katıldığı geniş çaplı grevin ardından yoğunlaştı.

22 yaşındaki İranlı Mahsa Amini, 13 Eylül 2022 tarihinde Tahran’da kadınlara yönelik giyim kurallarını denetlemekle görevli polis birimi tarafından gözaltına alınmıştı. Polis gözetimindeyken komaya giren Amini’nin 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirdiği açıklanmış, ölümünün ardından ülke genelinde hükümet karşıtı protestolar patlak vermişti.

vfhyjuı
Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan protestoların dördüncü yıldönümünde Tahran sokaklarında yürüyen İranlı gençler... 16 Eylül 2026 (EPA)

İran Kürdistanı İnsan Hakları Ağı tarafından bugün yapılan açıklamada, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı ve İstihbarat Bakanlığı da dâhil olmak üzere güvenlik birimlerinin grevin ardından esnaf ve tüccarlara yönelik geniş çaplı baskı uyguladığı belirtildi. Açıklamada, bu önlemler kapsamında ifadeye çağırma, gözaltı, gelecekteki grevlere katılınmayacağına dair yazılı taahhütname imzalatma ve bazı ticari işletmelerin yargı kararıyla mühürlenmesi gibi adımların atıldığı ifade edildi.

Çağrılar ve taahhütler

Açıklamaya göre söz konusu baskıların Kamyaran ve Senendec kentlerinde yoğunlaştığı, Kamyaran’da en az altı esnafın, Senendec’de ise en az dört tüccarın gözaltına alındığı, diğer bazı kişilerin ise tehdit altında taahhütname imzalamaya zorlandığı bildirildi.

Ağ tarafından aktarılan bilgilere göre Kamyaranlı bir esnaf, DMO İstihbarat Teşkilatı’nın 16 Eylül akşamı greve katılan çok sayıda esnafı ifadeye çağırdığını ve saatler içinde gelmemeleri halinde dükkânlarının mühürleneceği yönünde tehditte bulunduğunu belirtti.

Aynı kaynağa göre, aynı gece istihbarat merkezine giden tüccarlar haklarında adli süreç başlatılacağı yönünde tehdit edildi. Karara diğerlerinin önünde itiraz eden yaşlı bir dükkân sahibinin ise darp edilip hakarete uğradığı öne sürüldü.

Aktarılan ifadelere göre çağrılan esnafa, gelecekteki grevlere katılmayacaklarına dair yazılı taahhütname imzalatıldı.

dfrgthy
 İran’ın başkenti Tahran’da, Mahsa Amini’nin ölümünün ardından yaşanan protestoların dördüncü yıldönümünde iki İranlı kadın bir kafenin önünde bekliyor, 16 Eylül 2026. (EPA)

Ağ, güvenlik önlemlerinin sürdüğü Kamyaran’da İstihbarat Bakanlığı güçlerinin en az altı esnafı gözaltına aldığını duyurdu. Gözaltına alınanlardan ikisinin 19 Eylül’de serbest bırakıldığı, dört kişinin ise tutukluluğunun devam ettiği bildirildi. Aileleri, bu kişilerin durumları ve tutulduğu yerler hakkında net bir bilgi bulunmadığını ifade etti.

Senendec’de ise en az dört tüccarın İstihbarat Bakanlığı güçlerince gözaltına alındığı, çok sayıda esnafın da zabıta amirliğine çağrılarak taahhütname imzalamaya zorlandığı aktarıldı.

Yayımlanan görüntüler ve raporlar, grev nedeniyle Senendec pazarının bir bölümünün kapandığını ve kentte yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını gösteriyor.

Grev öncesi tehditler

Güvenlik birimlerinin baskılarının yalnızca grev sonrasıyla sınırlı kalmadığı belirtildi. Grevden bir gün önce, 15 Eylül’de güvenlik organlarıyla bağlantılı internet siteleri ve Telegram kanallarında yayımlanan bildiride, esnaf ve meslek odaları grev çağrılarına katılmamaları yönünde uyarıldı.

Uyarıda, eyleme katılan dükkânların altı aya kadar kapatılacağı ve sahipleri hakkında adli işlem başlatılacağı tehdidine yer verildi.

Öte yandan Hana İnsan Hakları Örgütü, Saggız Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kamusal Alanları Denetim Amirliği’nin grevin ardından kentteki çok sayıda ticari işletmeyi mühürlediğini duyurdu.

Örgüt tarafından paylaşılan fotoğraflarda, kapatılan dükkânların üzerine ‘mesleki mevzuat kurallarına uyulmadığı’ gerekçesiyle faaliyetlerin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu belirten belgelerin asıldığı görüldü.

Mevcut bilgilere göre, kapatma kararlarına dayanak gösterilen somut ihlalin ne olduğu, mühürlenen toplam dükkân sayısı, tedbirlerin ne kadar süreceği veya iş yeri sahiplerinin karara itiraz mekanizmaları netlik kazanmadı.

Hana İnsan Hakları Örgütü ayrıca, Kürt kentlerindeki grevlerin haberleştirilmesinin ardından İran’da bulunan bazı örgüt üyelerinin ailelerinin güvenlik birimlerince ifadeye çağrıldığını, yakınlarının insan hakları faaliyetleri nedeniyle tehdit ve baskıya maruz kaldığını bildirdi. Örgüt, bu uygulamaların insan hakları savunucularının çalışmalarını engellemeyi hedeflediğini kaydetti.

Mahsa Amini’nin mezarına erişimin engellenmesi

Grev, Mahsa Amini’nin memleketi Saggız başta olmak üzere pek çok Kürt kentinde konuşlandırılan yoğun güvenlik güçlerinin gölgesinde gerçekleşti.

Haber raporlarına göre güvenlik güçleri, Amini’nin mezarının bulunduğu Aichi Mezarlığı’na çıkan yolları kapatarak ailesinin ve yurttaşların ölüm yıldönümünde mezarlığa erişimini engelledi.

Raporlarda ayrıca, DMO’nun Saggız’daki Çerağ Veys Barajı’nın sularını tahliye ederek mezarlığa çıkan tali yolların kapanmasına yol açtığı aktarıldı. Kaynaklar, mezara erişimi zorlaştırmak amacıyla bu uygulamaya Amini’nin ölüm yıldönümlerinde üst üste üçüncü yılda da başvurulduğunu bildirdi.

Kürdistan eyaletindeki siyasi güçler koalisyonunun çağrısıyla düzenlenen grev, Kürt nüfusun yoğun olduğu onlarca kenti kapsadı. İş yerleri ve pazarların kepenk indirdiği bu eylem, Amini’nin anısı ve ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketi doğrultusunda siyasi bir sembol ve protesto niteliği taşıdı.

Pazarlardan stadyumlara... Tahran Maratonu’nun organizatörlerinin peşinde

Kürdistan eyaletindeki bu önlemlerle eş zamanlı olarak İranlı yetkililer, Başkent Tahran’da düzenlenen bir spor etkinliğinin organizatörleri hakkında adli işlem başlattı. Söz konusu adli adım, kadınların zorunlu başörtüsü olmadan etkinliğe katılmasının geniş çaplı tartışmalara yol açmasının ardından geldi.

fvrgthyju
İran yargısı, Tahran Maratonu’nun organizatörlerinin peşinde (ISNA)

İran Yargı Erki Medya Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Tahran Başsavcılığı’nın 10 kilometrelik Tahran Maratonu’nun yetkilileri ve organizatörleri hakkında ‘yasal ve şeri kurallara uyulmadığı’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu bildirildi.

18 Eylül sabahı başkentin güneybatısında binlerce kadın ve erkeğin katılımıyla düzenlenen yarışta, kadınların zorunlu başörtüsü olmadan yer alması en çok dikkat çeken unsurlardan biri oldu.

DMO’ya bağlı Tasnim Haber Ajansı’na konuşan Tahran Eyaleti Gençlik ve Spor Genel Müdürü Habib Satude-Nejad, ‘kural ihlali yapan’ sporcular hakkında yasal ve disiplin süreçlerinin başlatılacağını belirtti.

Yarış izninin Eyalet Güvenlik Konseyi tarafından verildiğini ifade eden Satude-Nejad, katılımcıların etkinlik öncesinde ‘İslami kurallara uyacaklarına dair taahhütname’ imzaladıklarını aktardı. Satude-Nejad, organizasyon ekibi ile güvenlik görevlilerinin parkur boyunca görev yaptığını, gerekli durumlarda katılımcıları uyardığını ve hatta bazı kadınların yarışa katılmasının engellendiğini ekledi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’na konuşan Tahran Atletizm Heyeti Başkanı Gulamrıza Kerimi ise yarışın ‘gerekli tüm izinleri’ aldığını belirtti.

Etkinlik öncesinde katılımcılardan başörtüsü ve İslami kurallara uyulacağına dair yazılı taahhüt alındığını ve başörtüsü dağıtıldığını açıklayan Kerimi, başörtüsüz kadınların yer aldığı görsellerin olayın tamamını yansıtmadığını savundu.

Katılımcıların çoğunluğunun kurallara uyduğunu belirten Kerimi, bu tür görsellerin yayımlanması ve medyada işlenmesinin yarış etrafında tartışma yaratmayı amaçladığını öne sürdü.

Bir dizi itiraz

Tahran Maratonu konusunun münferit bir olay olmadığı belirtiliyor. Daha önce Kiş ve Şiraz maratonlarında kadınların zorunlu başörtüsü olmadan yer alması, aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu İranlı güvenlik, siyaset ve din insanlarının tepkisine yol açmıştı.

Fars Haber Ajansı da geçmiş yıllarda Kiş Adası ve Şiraz kentindeki atletizm yarışmalarında organizasyon biçimi ve katılımcıların kıyafetleri nedeniyle yaşanan tartışmaları hatırlatarak Tahran Maratonu’nun düzenlenmesini eleştirdi.

Geçtiğimiz hafta ise Kirman’da düzenlenmesi planlanan Mahan Run yarı maratonu, eyaletteki dini ilimler merkezinin kadın ve erkeklerin yan yana koşmasına karşı çıkması üzerine iptal edilmişti.


İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
TT

İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)

Velid Faris

Çoğu gözlemci, Trump yönetiminin 2025'ten beri İran'daki İslam rejimine karşı yürüttüğü savaşın, yaklaşan ara seçimler başta olmak üzere, ABD seçimleri üzerinde doğrudan bir etkisi olacağı konusunda hemfikir. Bu sonuçlara aylar önce ulaşıldı ve biz, en azından ocak sonu ve şubat başından beri bu gelişme konusunda uyarıda bulunan ilklerdendik.

Independent Arabia’nın bana sunduğu bu köşedeki yazılarımda ve Amerikan ve uluslararası televizyon kanallarındaki katılımlarımda vurguladığım gibi, Tahran'daki rejimin 2026 yazından önce devrilmemesinin, Kongre'nin kontrolü için yapılacak sonbahar seçimlerine yansımaları olacaktı. Başlangıçta, bu uyarıyı yalnızca birkaç Amerikan medya kuruluşu ciddiye aldı. Ancak birkaç ay sonra, muhafazakar televizyon kanalları ve Cumhuriyetçi yorumcular, Tahran rejiminin gerçekten de müzakereleri sabote etmek ve aynı zamanda Amerikan askeri gücüne karşı ayakta kalmak amacıyla Washington'a yanıtlarını geç iletmeyi planladığı fikrini benimsemeye başladılar.

İran’daki Ocak katliamlarının ardından, İran Devrim Muhafızları, kitlesel katliamların sonuçlarına dair değerlendirmeleri ile eş zamanlı olarak müzakereler seçeneğini gündeme getirmeyi hedefledi. Trump yönetimi zaten İran içindeki hedefleri vurmaya başlamış ve diplomatik görüşmeler için şartlar belirlemişti. Başlangıçta, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ve çok sayıda önde gelen askeri komutan ve yetkilinin öldürülmesi, Humeyni rejimi yöneticileri arasında bir anlaşmaya varılmadığı takdirde tüm liderliğin öldürülebileceğine dair bir korku dalgasına neden oldu.

Öte yandan, Devrim Muhafızları, bu durumda, on binlerce İranlı sivili öldürdükten sonra, İran genelinde konuşlandırılmış güvenlik aygıtının ve birimlerinin kaderinin halkın elinde olacağını ve birçoğunun misillemeyle karşı karşıya kalabileceğini biliyordu.

Humeyni elitleri, Amerikan tarafına taviz vermekten başka seçeneklerinin olmadığını anlamışlardı, ancak teslim olmayacaklardı. Esasında, bu strateji, bir teklif sunmak, bir anlaşma imzalamak, sonra onu reddetmek ve Hürmüz Boğazı ve nihayetinde Babu’l Mendeb gibi yeni çatışma cepheleri açmaktan ibaretti.

Gerçekten de plan işe yaradı. Yedi ay boyunca Amerika Birleşik Devletleri, rejimi zayıflatmak için askeri operasyonlar yürüttü, ancak aynı zamanda yüksek gerilim rejim güçleri için çok tehlikeli hale geldiğinde ateşkes teklif etmeye devam etti. Bu senaryo şubat ve eylül ayları arasında tekrarlandı. Askeri olarak, Amerika Birleşik Devletleri rejimin askeri makinesini zayıflatmayı başardı, ancak onu yok etmedi.

Gelgelelim Devrim Muhafızlarının elinde tuttuğu ve tutmaya devam ettiği koz, ara seçimlerdi. Strateji, rejimin seçimlere kadar iktidarda kalmasına izin vermeye, muhalefetin Kongre'nin iki kanadından birinde, yani Senato veya Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu kazanmasına bahis oynamaya dayanıyordu.

Demokrat Parti ve sosyal demokrat akım tarafından temsil edilen muhalefetin her iki kanatta da çoğunluğu elde etmesi durumunda, Beyaz Saray'ın savaştan çekilmesi yönündeki yasal ve siyasi baskı muazzam olacaktır. Tahran'ın hesapları, yönetimin kampanyadan çekileceği veya en azından Obama yönetimi tarafından imzalanan İran nükleer anlaşmasına benzer bir anlaşmayı kabul edeceği sonucuna varıyor.

Tahran ve Washington arasındaki sekiz aylık çıkmaz, Başkan Trump'ın rejimin çöküşüne yol açacak bir “şok ve dehşet” stratejisi uygulamadığı sürece değişmeyecek akışkan bir gerçeklik yarattı.

Ancak Başkan, Birleşmiş Milletler'de kasım seçimlerinden sonra rejimle bir anlaşmaya varabileceğini açıkladı ve bu da mevcut durumun seçimlerden sonra da devam edebileceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi kampanya, basitçe Washington şu anda seçmenlere net bir cevap vermeye hazır olmadığı için İran'ın kasım ayındaki seçmen tercihlerinin bir parçası olmaması gerektiği sonucuna varmış gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre askeri açıdan, Amerika Birleşik Devletleri İslam Cumhuriyeti aleyhine önemli kazanımlar elde etti, ancak siyasi olarak hâlâ gerçek bir diplomatik sonuç yok. Obama liderliğindeki muhalefet, Amerikan askeri gücünün rejimin silahlı kuvvetlerinden çok daha üstün olduğu doğru olsa da, kapsamlı, karşılıklı olarak kabul edilebilir ve imzalanmış bir planın yokluğunun bir belirsizlik durumunu yansıttığına inanıyor.

Peki, bu belirsizlik seçim sonuçları üzerinde etkili olabilir mi?

Öncelikle, bu bir başkanlık seçimi değil, yasama seçimi; bu nedenle dış politika sonuçta belirleyici faktör olmayabilirken, iç meseleler seçmenler için daha büyük önem taşımaya devam ediyor. Ancak, dış çatışmaların seçmenler üzerinde, özellikle Yahudi, Arap, Müslüman ve İranlı topluluklar gibi bazı topluluklar üzerinde belirli bir etkisi bulunuyor.

Muhalefetin Körfez ve Kızıldeniz'deki durumu sunma biçimi, seçmenleri etkileyecek önemli bir faktör olacaktır.

Ortadoğu'daki savaşlar ile en çok ilgilenen seçmen kitleleri az olsa bile, iki partiyi ayıran sandalye sayısı da sınırlıdır. Bu, bölgede sahadaki güç dengesine bağlı olarak, bazı seçmen kitlelerinin etkilenebileceği ve bu sandalyelerin iki parti arasındaki güç dengesini değiştirebileceği anlamına geliyor.

Herhangi bir senaryoda, soru işaretleri, bu gelişmelerin 2027'de ABD dış politikası üzerinde ne gibi bir etkisi olacağına bağlı olmayı sürdürüyor.

 Cumhuriyetçiler, yönetimin son dakikada geniş çaplı bir hamlede bulunması sayesinde çoğunluklarını korurlarsa, Başkan Trump görevde kalacaktır ve seçimden sonra İran konusunda bir karar vermek zorunda kalacaktır.

Demokratlar bir veya her iki kanadın kontrolünü ele geçirirse, bunun ABD dış politikası ve ulusal güvenliği üzerinde önemli bir etkisi olacaktır. Cumhuriyetçiler Kongre'nin her iki kanadından birinin kontrolünü kaybederse, İran rejiminin oynadığı bahis kazanmış olacaktır.

Başkan, muhalefet Temsilciler Meclisi'ni kontrol etse bile, yönetiminin bu sorunu çözmek için iki yıldan fazla zamanı olduğunu söyledi. 2019'dan bu yana değişen koşullar göz önüne alındığında, bu konu etrafında önemli bir tartışma var.

Buradaki argüman şuna dayanıyor; Trump iktidara geldiğinde ABD bürokrasisinin büyük bir bölümü Obama yönetimiyle bağlantılı muhalefet tarafından kontrol ediliyordu. Ancak bugün Trump, prensip olarak, kilit kurum ve kuruluşların başkanlarının atanmasını güvence altına aldı. Sonuç olarak, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Temsilciler Meclisi veya Senato'nun herhangi bir eylemi, başkanın dış politikası üzerinde aynı etkiye sahip olmayabilir.

ABD'nin 2025'ten bu yana İran'a yönelik politikası ve yönetimin rejime karşı yürüttüğü iki savaşın kasım ayındaki seçmen kararlarını nasıl etkileyeceği konusundaki tartışma ise üç ana nokta etrafında dönecektir.

Birincisi, ABD ile rejim arasındaki gerçek savaştır; bu savaş nasıl yürütüldü, kim galip geldi ve gelecekte neler olacak.

İkinci nokta, diplomatik girişim ve nihayetinde kimin üstünlük sağladığıyla ilgilidir.

Üçüncü ve son nokta, seçimden sonra rejimle olan ilişkinin geleceğiyle ilgilidir; bu konuda hangi seçenekler mevcut?

Ancak bu sonbaharda en acil soru, Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadından birini kaybetmesi durumunda muhalefetin senaryosu ile ilgili olacaktır. Muhalefet kazanırsa ne yapacak? Ve bir iç siyasi zafer elde etmeden Trump yönetimini savaşı sona erdirmeye nasıl zorlayacak?

Bazı analistler, Demokratların yönetimi savaştan çekilmeye zorlamak için ellerindeki her aracı kullanacaklarını düşünüyor. Diğer bir grup analist ise muhalefetin rejimle müzakerelere katılmayı ve yeni bir İran nükleer anlaşmasının yönetimine dahil olmayı talep edeceğini öne sürüyor.

Ancak sonuç aynı kalmaya devam ediyor; Cumhuriyetçiler Kongre'nin kontrolünü elinde tutarsa, başkana önemli ölçüde siyasi hareket alanı tanıyacaklar ve bu, İran rejimi için zor bir dönem olacaktır. Demokratlar Capitol Hill'de kazanırsa, Trump yönetimi politikalarını şiddetle savunacak, ancak Demokratlar arasında daha pragmatik olanlar dış politikada denetimi üstlenmedikçe önemli bir ilerleme kaydedemeyecektir.