Yair Lapid, İsrail’de yeni hükümeti kurma yolunda

Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)
Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)
TT

Yair Lapid, İsrail’de yeni hükümeti kurma yolunda

Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)
Gelecek Var Partisi Başkanı Yair Lapid (Reuters)

Amal Şehade
İsrail, beşinci seçimlere mi gidiyor yoksa sağı ve Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştıran bir darbe mi yapılıyor? Binyamin Netanyahu’nun hükümet kurma çabalarının başarısızlığından ve görevi Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’e iade etmesinden sonra Tel Aviv’de ortaya atılan bir soru bu.
Bu çerçevede İsrail’deki partilerden aldığı tavsiyelere göre Cumhurbaşkanı Rivlin’in karşısında, milletvekillerinin 51’inin desteğini alan       Yair Lapid’i atama veya işi Knesset’e bırakmak gibi iki seçenek bulunuyor. İşin Knesset’e bırakılması halinde İsrail, beşinci seçimlere her zamankinden daha yakın olacak.
Tavrı Netanyahu’nun geleceğini belirleyecek olan ve ona katılmayı reddeden Yeni Sağ (Yamina) Partisi Genel Başkanı Naftali Bennett’e gelince, hükümet kurma görevini talep etmek üzere Cumhurbaşkanı Rivlin’e yanaşmış durumda. Ancak kendisi yalnızca yedi milletvekilinin desteğini aldı ve bu da onu 5 Mayıs’ta sağcı bloğun desteğini talep etmek için Netanyahu’ya dönmeye yöneltti. Netanyahu ise Bennett’i, sağcı bir hükümet kurma çabalarını engellemekle suçlayarak reddetti.
Likud kaynaklarına göre Netanyahu kampının tamamı, yani Likud, dini açıdan radikal ve Siyonist partiler, Bennett’i açıkça tavsiye etse bile Rivlin’in, bu kampa hükümet kurma yetkisi vermesi beklenmiyor. Çünkü bu kamp, bir hükümet kurma şansı yakaladı ancak başaramadı.
Netanyahu’nun hükümeti kurmak için son tarihi olan Salı gecesine kadar süren çabaları başarısızlıkla sonuçlandı ve Netanyahu, hükümeti kurma görevini 5 Mayıs sabahı Cumhurbaşkanı Rivlin’e iade etti. Böylece hükümeti kuracak yeni bir isim atanması için partilerle istişare turu başladı. İsrail yasaları cumhurbaşkanına, göreve başka bir isim atayıp atamayacağına karar vermeden önce parlamento bloklarıyla istişarelerde bulunması için üç gün süre veriyor.
Netanyahu’nun Rivlin’den görevini tamamlaması için süreyi uzatmasını istememesi dikkat çekici bir durum. Öyle ki yasalar, 14 günlük bir uzatmayı mümkün kılıyor. Bu bağlamda bu durum, bazıları tarafından Netanyahu’nun beşinci seçimlere gidileceğine dair inancını yansıtan bir eğilim olarak değerlendirildi.

Zamana karşı yarış
Rivlin’in hükümeti kurma görevini üstlenecek isim hususunda partilerin önerilerini dinleyeceğini açıklaması sonrasındaki 1 saat içerisinde Gelecek Var (Yash Atid) lideri Yair Lapid, görevi üstlenme talebiyle Rivlin’e yaklaştı. Lapid’in sarf ettiği çabaların, hükümetin kurulmasına olanak tanıyan bir çoğunluk sağlayamadığı biniyor. Ayrıca Lapid, Değişim Bloğu’ndaki bazı milletvekilleri tarafından bir ret ile karşılaşırken, Gideon Saar ve Naftali Bennett’in partilerinden bazı isimler de Lapid liderliğindeki bir hükümete katılmayacaklarını açıkladı.

Karşılıklı suçlamalar
Netanyahu’ya tanınan görev süresinin bitiminin son saatine kadar hükümetin kurulması amacıyla maraton toplantıları yapıldı. Netanyahu, partisinin temsilcilerine önemli bakanlık pozisyonlarının verilmesinin yanı sıra ilk yıl başbakanlığı üstlenmesi karşılığında Yeni Sağ Partisi lideri Naftali Bennett’e yönelik her türlü çabayı sarf etti. Aynı şekilde Netanyahu, yurt dışından Mansur Abbas’ın desteğini almaya ve hükümeti için çoğunluğu garanti etmek amacıyla Betzalel Smotrich ile uzlaşı sağlanmaya çalıştı, ancak tüm çabalar başarısızlıkla sonuçlandı.
Görevin Rivlin’e iade edilmesinin ilk anlarından bu yana hükümet kurma başarısızlığının ve İsrail’in beşinci seçimlere itilmesinin sorumluluğunu üstlendiği gerekçeleriyle bir parti iç savaşı patlak verdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, beşinci seçimler, yerel ve küresel düzeyde İsrail’e ciddi bir zarar verecek.
Likud, Bennett’i ulusal bir misyon olarak nitelediği hükümeti kurma görevini engellemekle suçlayan bir bildiri yayınladı. Bildiride, “Netanyahu, Bennett’in sağcı bir hükümet kurmayı reddetmesi sonrasında görevi, Cumhurbaşkanına iade etti. Bu ret, diğer Knesset üyelerini de bu tavra itebilirdi” ifadelerine yer verildi.
Hükümetin kurulma görevi yeniden Rivlin’e iade edildikten sonra Netanyahu, bu hususta karar almak üzere yetkiyi Knesset’e devretme çağrısı yaptı. Bu durum, İsrail’e tek seçenek olarak, beşinci seçimlere gitme olasılığını bırakıyor.
Netanyahu, Bennett’i kontrolü altına almak için büyük bir çaba sarf etmişti. Ancak Bennett, açık bir şekilde ‘birinci yıl başbakanlığı üstlenme fikrini’ reddettiğini belirtti ve dönem boyunca başbakan olmak istediğini vurguladı.
Bu hedefe ulaşma çabalarının bir parçası olarak Bennett, Lapid’den birkaç saat sonra görevi devralmayı talep etmek için Cumhurbaşkanı Rivlin ile görüştü. Ancak Netanyahu’nun Bennett'i desteklemek için sağcı bloğu görevlendirme talebini reddetmesi, bu görevin Bennett’e verilme olasılığını düşük hale getirdi.
Lapid’e yakın isimler, Rivlin’in görevi kendisine vereceğinden emin. Eğer Lapid, bu görevi üstlenirse, Knesset’teki Organizasyon Komitesi’ne kimin başkanlık edeceğine karar verecek. Böylece, doğrudan seçim yasası gibi Netanyahu’nun yürürlüğe koymak istediği tüm yasaları etkin bir şekilde engelleyebilecek. Ayrıca görevin Lapid’e devredilmesi, hükümet kurma konusunda en büyük alternatif olurken, beşinci seçimleri engelleme olasılığını da beraberinde getiriyor.

Yüzde 43 çoğunluk, Bennett- Lapid hükümetiyle
Netanyahu’nun hükümet kurma görevindeki başarısızlığı ile İsrail halkının sağcı bloğa ve Netanyahu’nun kendisine olan güveni azaldı. Hükümet kurma krizine ilişkin yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre ankete katılanların yüzde 43’ü, İsrail'in krizden çıkması için en iyi çözümün, Bennett ve Lapid arasında değişen bir hükümet kurmakta yattığına inanıyor. Yüzde 33’ü ise Bennett ile Netanyahu arasındaki rotasyon anlaşmasına göre hükümetin kurulmasını destekliyor. Ankete göre İsraillilerin dörtte biri bu konuda bir görüş bildirmedi ve gelecekteki İsrail hükümetinin yapısı hakkında belirli bir fikirleri de yok.
Öte yandan ‘Yeni Sağ’ seçmenlerinin yüzde 24’ü, Netanyahu’ya alternatif olmaya çalışan Değişim Bloğu’na katılmayı kabul etmiyor. Yüzde 50’si ise Bennett’in, Netanyahu’nun katılımıyla sağcı bir hükümete dahil olmasını tercih ediyor. Ankete göre başbakanlık seçiminin doğrudan oyla onaylanması durumunda rekabet, seçmenlerin yüzde 41’inin desteğini alan Netanyahu ve yüzde 36’ya ulaşan Lapid arasında olacak.
Ankette, Bennett’in beşinci seçimlerde bugün olduğundan üç kat daha fazla güce sahip olması dikkat çekici (7’den 21 sandalyeye yükseldi). Likud ise 30’dan 28 sandalyeye geriledi.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.