Zengin ülkeler dünya genelindeki aşılamanın yüzde 87’sine sahip

COVAX hala 2,5 milyar doz aşı dağıtma hedefinden çok uzakta

Yeni Delhi’de koronavirüse karşı aşı olmak için sıraya giren insanlar (AFP)
Yeni Delhi’de koronavirüse karşı aşı olmak için sıraya giren insanlar (AFP)
TT

Zengin ülkeler dünya genelindeki aşılamanın yüzde 87’sine sahip

Yeni Delhi’de koronavirüse karşı aşı olmak için sıraya giren insanlar (AFP)
Yeni Delhi’de koronavirüse karşı aşı olmak için sıraya giren insanlar (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler (BM) ve Küresel Aşı İttifakı (GAVI) tarafından denetlenen COVAX programı vaat edilen miktarda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) karşıtı aşı dağıtımında başarısız oldu. Dünya genelinde aşı olanların yüzde 87’si zengin ülkelerde ikamet ederken, az gelişmiş ülkelerden aşı olan kişi oranı yüzde 0,2’ye bile ulaşmadı. COVAX programı şimdiye kadar 100’den fazla ülkede 40 milyon doz aşı dağıtmış olsa da, hala bu yıl için belirlenen 2,5 milyar doz dağıtma hedefinin çok uzağında bulunuyor.
COVAX bu yılın ilk çeyreğinde 220 ülkede aşı kampanyası başlatma hedefini de gerçekleştiremedi. Programın uzmanları aşı dağıtımındaki bariz eşitsizliğin yanı sıra, zengin ülkelerde ihtiyaçlarını aşan ve yoksul ülkelere dağıtılabilecek olan büyük miktarlarda aşı dozu bulunduğunu kabul ediyorlar. COVAX projesi için geçen yılın başlarında kurulan ACT-Accelerator koalisyonu, çeşitli faaliyetler için 14 milyar dolarlık kaynak elde etti. Başlatılmasından bir yıl sonra ihtiyaç duyduğu kaynaklar değerlendirildiğinde, yıl sonuna kadar 19 milyar dolar açıkla karşı karşıya olduğu ortaya çıktı.

Koalisyonun kurulması
AIDS salgını 1980’lerin başında dünyayı etkisi aldığında, yoksul ülkeler salgın yüz binlerce vatandaşını öldürürken, antiretroviral tedavi (ART) ilaçlarının ülkelerine ulaşması için 10 yıldan fazla beklediler. Geçen yılın başlarında Kovid-19 salgını ortaya çıktığında ise, bilim çevrelerini aynı ölümcül hata yapılması ve sahnenin daha büyük bir çapta tekrarlanmasına ihtimali sebebiyle korku sardı. Ardından 9 uluslararası sağlık örgütü, etkili koronavirüs teşhis araçları, ilaçlar, aşılar geliştirmek ve bunları zengin ve fakir ülkeler arasında eşit olarak dağıtmak amacıyla “Kovid-19 ile Mücadele Araçlarına Hızlı Erişim” (ACT-Accelerator) başlığı altında bir yardım koalisyonu kurulması çağrısında bulundu.
Bugün uzmanları fikir birliği ile gerçek sayıların çok daha altında olduğunu belirttiği verilere istinaden, koronavirüs dünya çapında 3 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olurken 150 milyondan fazla kişinin enfekte olmasına neden oldu. Salgın bunların yanı sıra 100 milyon kişiyi yoksulluğa iterken küresel ekonominin 9000 milyar dolar kaybetmesine neden oldu. Peki, Koalisyon kurulma sebebi olan hedeflerine ulaşmayı başardı mı?
Koalisyona bağlı kuruluşlardan biri olan AIDS, Tüberküloz ve Sıtma ile Mücadele Küresel Fonu Direktörü Françoise Vanni şunları söylüyor:
“Bence durum bugün olduğundan çok daha kötü bir şekilde ilerlemiş olabilirdi. Geçen yıl, bu virüs hakkında hiçbir şey bilmiyorduk ve toplu halde harekete yönelik mekanizmaları ve etkili aşılar veya ilaçlar da yoktu. Çok ilerleme kaydettik, ancak siyasi ve ticari çıkarlar daha fazla dayanışma ile çalışmasına ve istenen hedeflerin gerçekleştirilmesine engel oldu.”
Koalisyon üç esasa dayanıyor. Bunlar; Teşhis, tedavi ve aşılama. Her biri WHO, UNICEF, Bill & Melinda Gates Vakfı ve GAVI gibi birkaç uluslararası kuruluş tarafından denetleniyor.
Fonun faaliyetleri ve bunların yansımalarına ilişkin yakın bir zamanda yayınlanan güncel raporda, Koalisyonun başardıkları ve şimdiye kadar neleri başaramadıklarını ele alındı.
İsviçre merkezli Yenilikçi Yeni Teşhis Vakfı (Foundation for Innovative New Diagnostics/FIND) CEO’su Sergio Carmona şunları söyledi: “Pandeminin ilk haftalarında temel malzemelere yönelik piyasalar tam bir çöküş halindeydi. Malzemeleri satın alabilen zengin ülkelerle alamayanlar arasındaki durum savaşa benzer bir hal aldı. Ülkeler arasındaki iş birliği için bir çerçeve gerekliydi, bu nedenle de koalisyon kuruldu. Koalisyon yoksul ülkeler için 120 milyon hızlı testin ve 32 milyon PCR testinin temin edilmesine, Kovid-19’a karşı eğitim verilmesine yardımcı oldu. Eğitimlerden 200 ülkede 23 bin hemşire ve doktor faydalandı.”

Deksametazon ilacı
WHO’nun bu yıl için belirlediği hedef, salgınla mücadelede ilk adımı oluşturan, salgınla mücadelede hala çoğunun bu temel araca sahip olmayan gelişmekte olan ülkelere 900 milyon test temin edilmesini de içeriyor. Kurum gelişmekte olan ülkelerdeki her bir hızlı testin, zengin ülkelerde 80 teste tekabül ettiğini tahmin ediyor. Epidemiyolog Rebecca Monty “Yoksul ülkeler salgınla gözleri bağlıymış gibi mücadele ediyor zira kimin enfekte olduğunu veya yeni mutasyonlar olup olmadığı bilmiyorlar. Bu küresel bir sağlık sorunu çünkü belirli bir ülkede neler olduğunu bilinmemesi dünya da neler olduğunun bilinmemesi anlamına gelir” diyor.
Vanni Kovid-19 savaşının bu yılki çıktısını tek bir öncelikle özetleyerek bunun, kaynakların dağıtımında adaletin sağlanması olduğunu belirtiyor. Vanni “Burada Cenevre’de her ay eczaneye girip 5 hızlı test yaptırmak mümkünken, yoksul ülkelerde nüfusun sadece yüzde 11’i bu testlere ulaşabiliyor” dedi.
Tedavi açısından, Koalisyon WHO tarafından kullanımı onaylanan tek ilaç olan Deksametazon’dan 2,9 milyon doz temin etti. 47 ​​ülkede 85 bin vakayı kapsayan düzinelerce araştırma yürütülmüş olsa da, salgın ile mücadelede en büyük zorluk nihai tedavinin bulunması olmaya devam ediyor. Koalisyonun gösterdiği diplomatik çabalar, 190 ülkenin COVAX programına katılmasını sağladı. Koalisyonun dayandığı esaslara yakın bir zamanda, tanı ve tedavi yöntemlerinin etkin kullanımını sağlayacak olan temel sağlık yöntemlerini de ekledi.  Söz konusu sağlık sistemi, salgının ilk aşamalarında yeterince önem verilmeyen laboratuvarlar, tedarik zincirleri ve pandemi kontrol sistemlerinin yanı sıra tıbbi personellerin yanı sıra  ambulans ve sosyal bakım personelinin sağlanmasına dayanıyor. Bu konudaki eksiklik Hindistan’ın şu anda yaşadığı epidemiyolojik durumunda trajik bir şekilde kendini gösteriyor.

 


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.