Viyana müzakerelerinde nihai aşamaya geçiliyor

İran ile yürütülen nükleer görüşmelerde koordinasyonu sağlayan Enrique Mora, toplantıların gerçekleştirildiği Viyana’daki çalışmalarını sürdürüyor. (AFP)
İran ile yürütülen nükleer görüşmelerde koordinasyonu sağlayan Enrique Mora, toplantıların gerçekleştirildiği Viyana’daki çalışmalarını sürdürüyor. (AFP)
TT

Viyana müzakerelerinde nihai aşamaya geçiliyor

İran ile yürütülen nükleer görüşmelerde koordinasyonu sağlayan Enrique Mora, toplantıların gerçekleştirildiği Viyana’daki çalışmalarını sürdürüyor. (AFP)
İran ile yürütülen nükleer görüşmelerde koordinasyonu sağlayan Enrique Mora, toplantıların gerçekleştirildiği Viyana’daki çalışmalarını sürdürüyor. (AFP)

İran ile bir nükleer anlaşmaya varılmasına dair yürütülen Viyana müzakerelerinde zamanla yarış sürüyor. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrel dün yaptığı açıklamada, “Müzakerelerde nihai aşamaya geçiliyor. Önümüzdeki birkaç hafta, 2015 tarihli nükleer anlaşmanın kurtarılması açısından oldukça önemli olacak” dedi.
Viyana görüşmelerine başkanlık eden Borrell düzenlenen basın toplantısında şunları söyledi:
“İyimserim. Ay sonuna kadar önümüzde iki hafta var. Ancak yapılacak çok iş bulunuyor. Diğer yandan ise zaman sınırlı. Müzakerelerin Viyana'da durmayacağı bir aşamaya girileceğini umuyorum.”
İran ile varılan teknik anlaşmanın sona ereceği 20 Mayıs'a kadar siyasi düzeyde bir uzlaşıya varılmadığı taktirde denetimlerin durdurulmasını önleyecek bir plana işaret eden Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, ajansın gerekli teftişlere devam edebilmesi için İranlı meslektaşlarıyla doğrudan iletişime geçeğini söyledi. Zoom üzerinden gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Grossi, devam eden siyasi müzakerelerin ayrıntılarından ve ilerlemelerden haberdar olmak için ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmelere arabuluculuk yapan Avrupalı ortaklarıyla sürekli temas halinde olduğunu vurguladı.
İran'ın sağlaması gereken denetimler ile ilgili UAEA ile İran arasında siyasi bir süreç yürütüldüğünü doğrulayan UAEA Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
 “Sabra ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz. Zira müzakere sürecinin tam ortasındayız. Teknik anlaşmanın sona erme tarihi öncesinde siyasi bir uzlaşıya varılacağını umuyorum.”
İran’ın gizli nükleer tesislerinde UAEA müfettişleri tarafından bulunan uranyum izleri hakkında Viyana'daki İranlılarla görüşmelere başlayan ajans bu konuda henüz Tahran'dan ‘tatmin edici’ yanıtlar alamadı.
Müzakereciler söz konusu teknik anlaşma bitmeden müzakerelerin sona ereceğini umut ediyor. Ancak süreçte çıkan bazı engellerin ilerlemenin kaydedilmesinin ve anlaşmaya varılmasının önüne geçtiği anlaşılıyor. Müzakerelere katılan Avrupalı kaynaklar, mevcut engellerin çözülmesi için zamana ihtiyaç olduğunu olduğunu bildirmişti.
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, AB dışişleri bakanları toplantısının oturum aralarında yaptığı açıklamada, Viyana müzakerelerinde ‘zamanın önemli bir faktör olduğunu’ vurgulayarak  görüşmelerin zor, zahmetli ve uzun sürdüğünü ancak yapıcı bir atmosferde gerçekleştiğini söyledi. Anlaşmaya varılması yönündeki sürenin dolduğunu hatırlatan Maas, nükleer anlaşmaya geri dönmenin ‘İran'ın nükleer silah elde etmemesini sağlamanın tek yolu olduğunu’ kaydetti.
Ek Protokol’ü askıya alan İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) kapsamındaki denetimleri ertelemiş; bu durum detayları tam olarak açıklanmayan bazı olumsuzluklara yol açmıştı. Bunun nedenlerinden biri de yasa dışı nükleer faaliyet şüpheleri kaydedildiği takdirde İran’ın müfettişlerin nükleer olmayan tesisleri, özellikle de askeri tesisleri ziyaret etmesine izin vermemesiydi.
Washington'ın anlaşmadan geri çekilmesinin ardından, geçtiğimiz şubat ayında uyguladığı yaptırımların kaldırılmaması halinde yapılacaklara ilişkin çıkarılan bir parlamento yasasını temel alan İran UAEA müfettişlerinin çalışmalarını kısıtladı. Ardından Tahran, UAEA ile üç ay sürecek teknik bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşma, UAEA’nın önemli etkinlikleri izleyip kaydetmesine izin veriyor.
AFP’nin haberine göre söz konusu anlaşmanın süresinin son tarihinin 21 Mayıs  olduğunu belirten İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Görüşmelerin doğru yolda ilelemesi ve Tahran’ın da onaylaması halinde söz konusu tarih sonrasındaki seçeneklerden biri de belirlenen sürenin uzatılması olacaktır. Zira görüşmeleri tamamlamak için acele etmiyoruz. Ertelemeye de izin vermiyoruz. Müzakere ekibimizin Tahran'ın talimatlarını katı bir şekilde uygulamasını engelleyecek herhangi bir tarih istemiyoruz. Müzakerelere özel zorluklar mevcut. Karşılıklı anlayış ve anlaşma açısından kayda değer bir yol kat ettik. Geriye kalanlar zor ya da kolay bir şekilde tamamlanabilir. Ancak Washington’da karar alınmadığı taktirde zor olacaktır. ABD, Trump’ın başarısızlığa uğrayan politikasından uzaklaşmaya karar verdiği taktirde ise sonuca kolay ulaşılacaktır. Yaptırımlar konusunda görüş ayrılıklarımız olsa da bunlar Washington'da alınacak siyasi bir karar ile çözülebilir.”
İran baş müzakerecisi Abbas Arakçi’nin geçici anlaşmanın uzatılması olasılığına dair açıklamaları hakkında da değerlendirmelerde bulunan Hatipzade nükleer anlaşma yükümlülüklerinden geri adım atma yönünde, parlamento tarafından aralık ayında kabul edilen yasanın bağlayıcı olduğunu söyledi. İran ile UAEA arasında kararlaştırılan zamanın kesin olduğunu vurgulayan Hatipzade sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müzakereleri bitirme yönünde acelemizin olmaması ancak aynı zamanda vakti de boşa harcamak istemememiz doğaldır. Nükleer müzakere ekibi için Tahran'da alınan idari emirlere göre hareket ediyoruz. Dikkatle çalışıyoruz ve engel oluşturacak herhangi bir tarih istemiyoruz. Kararlar, nükleer müzakere ekibi tarafından değil de içinde Parlamento Başkanı’nın da bulunduğu Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından alınıyor.”
Washington daha önce, nükleer anlaşmayla doğrudan ilgisi olmayan çok sayıda yaptırımı kaldırmaya istekli olduğunu göstermişti. Teröre finansman sağlaması sebebiyle İran Merkez Bankası’nın Trump yönetimi tarafından tâbi tutulduğu yaptırımlara ilişkin atılan adımlar da bunlar arasında yer alıyor. Ancak İran tüm yaptırımların kaldırılarak küresel finans sistemine dönmesine izin verilmesini talep ediyor.
Toplantılarda dün siyasi düzeyde hareketlilik mevcuttu. Güne ABD heyetiyle görüşerek başlayan Avrupalı arabulucular sonrasında da toplantıya Abbas Arakçi ile bir araya geldiler. Arakçi’nin yanında teknik uzmanlar yoktu. Bu durum görüşmelerde siyasi başlıkların ele alındığı ve İranlıların müzakereleri ilerletme yönünde taviz vermeye ne derece hazır olduğuna odaklanıldığı yorumlarının yapılmasına neden oldu.



Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
TT

Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer, Arap ülkelerinden ilişkilerini ve nüfuzlarını kullanarak İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının daha geniş bir tanıma kampanyasına dönüşmesini engellemelerini istedi. Ömer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Somali’nin bu tanımaya yönelik itirazını dile getirmek üzere ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle doğrudan temaslarda bulunduğunu söyledi.

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında bu adımı atan Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ilk ülke olmuştu. Ardından karşılıklı büyükelçi ataması gerçekleştirilmiş, Somaliland’ın Kudüs’teki büyükelçiliği açılmış ve bölgenin başkanı İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. İsrail’in tanıması ayrılıkçı bölge açısından önemli bir diplomatik atılım oluştursa da şu ana kadar uluslararası alanda bir tanıma dalgasına yol açmadı.

Ömer, İsrail’in tanımasını ‘sembolik bir adım’ olarak görmediğini belirterek, “Somali’nin uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğünü değiştirmeye yönelik her türlü dış girişimin siyasi, hatta muhtemelen güvenlik açısından sonuçları olacaktır” dedi. Ömer, İsrail’in diplomatik ve güvenlik alanlarında sürece dahil olduğuna dikkat çekerek, bunun Somaliland’daki güvenlik güçlerinin eğitilmesine yardım edildiğinin açıkça kabul edilmesini de içerdiğini ifade etti.

Ömer, Somali’nin, yabancı bir devletin federal hükümetin onayı olmaksızın Somali topraklarında askeri veya istihbarat varlığı oluşturma yönündeki her türlü girişimi ‘son derece ciddi’ bir mesele olarak ele aldığını vurguladı. Somalili yetkili, “Bu meselenin askerileştirilmesi Somali ve daha geniş bölge açısından tehlikeli olacaktır” uyarısında bulundu.

scdvfgbh
İsrail Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz haziran ayında resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı bölgenin başkanını kabul etti. (X)

İsrail’in Somaliland’ı tanımasına Arap dünyasından gelen tepkiye ilişkin konuşan Ömer, “Arap dünyasının hızlı tepkisi önemliydi. Zira bu tepki, İsrail’in kararının Somali’nin toprak bütünlüğü konusunda uluslararası veya bölgesel mutabakatı açıkça değiştirmediğini ortaya koydu” dedi.

Ömer, “Amaç yalnızca kınama açıklamaları yapmak değil, tek taraflı bir tanımanın daha geniş bir kampanyaya dönüşmesini engellemektir. Bu nedenle Arap ortaklarımızdan siyasi ilişkilerini ve diplomatik nüfuzlarını proaktif biçimde kullanmalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Somali’nin toprak bütünlüğünün yalnızca ülkesini ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Ömer, “Bir Arap ve Afrika ülkesinin parçalanması, sonuçları Somali’nin çok ötesine uzanacak bir emsal oluşturacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Somali’nin egemenliği, güvenliği ve daha geniş stratejik ilişkileri konusunda ABD ile düzenli olarak görüşmeler yürüttüklerini belirten Ömer, “Tanımaya ilişkin her türlü tartışmayı ciddiye alıyoruz. Kongrede ABD politikasının değiştirilmesi çağrısında bulunan üyelerin olduğunu biliyoruz. Ancak siyasi çağrılar ve medyada yer alan spekülasyonlarla ABD’nin resmi politikasını birbirinden ayırmak gerekiyor” dedi. Ömer, Trump yönetiminin tek ve birleşik Somali’ye açıkça destek verdiğini belirterek, “ABD hâlâ Somaliland da dahil olmak üzere Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanımaktadır” ifadesini kullandı.

cfvgrth
Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın üyeleri (AP)

ABD’nin Somali’de terörle mücadele, deniz güvenliği ve Afrika Boynuzu’nun istikrarı gibi önemli stratejik çıkarları bulunduğunu belirten Ömer, “Bu çıkarlar, zaten kırılgan olan bir bölgede daha fazla parçalanmayı teşvik etmekten ziyade istikrarlı ve birleşik bir Somali devleti tarafından daha iyi korunabilir” dedi.

Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan ‘mutabakat zaptının’ akıbetine ilişkin ise Ömer, “Somali’nin Etiyopya ile ilişkilerini şu anda düzenleyen çerçeve, 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi’dir. Bu bildiriyle Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenliğine, birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerini yeniden teyit etti” ifadelerini kullandı. Ömer, Etiyopya’nın denize erişiminin ‘karşılıklı fayda sağlayan ticari düzenlemeler yoluyla ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemen otoritesi altında’ gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bunun ardından Türkiye’nin arabuluculuğunda Etiyopya ile teknik müzakerelere başladık. Bu görüşmeler, Somali’nin egemenliğine zarar vermeden Etiyopya’nın denize güvenilir ticari erişim konusundaki talebini karşılamanın meşru bir yolunun bulunduğunu gösterdi. Dolayısıyla eski mutabakat zaptının dondurulmuş mu yoksa geçersiz mi olduğu konusunda fazla zaman harcanması gerektiğini düşünmüyorum” diyen Ömer, değerlendirmesini sürdürdü.

Ömer, Türkiye ve Mısır’ı ‘Somali’nin önemli stratejik ortakları’ olarak nitelendirdi. Ömer, “Mısır ile ilişkilerimiz tarihi bir geçmişe sahip. Bu ilişkiler özellikle güvenlik, eğitim, kapasite geliştirme, ekonomik ve diplomatik iş birliği alanlarında artık hızla genişliyor” dedi.

sdcfvgt
Aşağı Gubba vilayetindeki Somali ordusu mensupları (SONNA)

Kahire ile ilişkilerin güçlendirilmesinin Ankara ile ilişkilerin zayıflatılmasını gerektirdiğine inanmadığını belirten Ömer, “Somali, ortaklarının birbirleriyle iş birliği yapmasından fayda sağlar” dedi.

Mısır askerlerinin Afrika Birliği (AfB) misyonu kapsamında konuşlandırılmasının gecikmesine ilişkin konuşan Ömer, “Mısır askerlerini konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkça ortaya koydu. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud da Mısır askerlerini ziyaret ederek hazırlık ve hazır olma düzeylerini yerinde inceledi” dedi. Ömer, sorunun Mısır’ın siyasi taahhüdünün veya birliklerin hazırlık durumunun yetersizliği olmadığını belirterek, “Askerlerin, birliklerin rotasyon sıralaması, lojistik düzenlemeler ve operasyonel gereklilikler dahil olmak üzere AfB ve BM tarafından üzerinde mutabakata varılan sistem çerçevesinde konuşlandırılması gerekiyor. Ayrıca AUSSOM’un sürdürülebilir finansmanına ilişkin daha geniş kapsamlı mesele de bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ömer, Somali’nin bu düzenlemelerin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını istediğini vurguladı.

Kızıldeniz’deki düzenlemelere ilişkin ise Ömer, “Kızıldeniz çevresindeki ülkeler, deniz güvenliğinin birbirlerinden bağımsız şekilde yönetilemeyeceğinin giderek daha fazla farkına varıyor. Tehditler birbiriyle bağlantılı. Kızıldeniz’in herhangi bir kıyısındaki istikrarsızlık hepimizi etkiliyor” dedi.

Ömer sözlerini şöyle sürdürdü: “Somali, Suudi Arabistan ve Mısır; deniz ulaşımının serbestisi ile Kızıldeniz, Babu’l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nin güvenliğinin sağlanması konusunda köklü bir stratejik ortak çıkara sahip. Somali, bu yıl ilan edilen ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği daha geniş kapsamlı deniz güvenliği çerçevesine, Mısır ve diğer bölgesel ortaklarla birlikte katıldı.”

Ömer, Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın son yıllarda ağır kayıplar verdiğini belirterek, uluslararası ortakların desteğiyle Somali güçlerinin örgütün önde gelen bazı liderlerini etkisiz hale getirdiğini, ağlarını sekteye uğrattığını ve önemli bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini söyledi.

cvfd
Somali’deki AfB misyonunun barışı koruma güçlerine mensup askerler (Reuters)

Somali’nin bugün ‘faal durumdaki ulusal kurumlara, dünya genelindeki ülkelerle diplomatik ilişkilere, Doğu Afrika Topluluğu üyeliğine, BM Güvenlik Konseyi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nde birer sandalyeye’ sahip olduğunu belirten Ömer, ülkenin önemli ekonomik reformları tamamladığını, borçlarının silinmesini sağladığını ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığını ifade etti. Ömer, buna rağmen Somali’nin hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Eş-Şebab hâlâ tehlikeli… Kurumların daha da güçlendirilmesi gerekiyor ve siyasi anlaşmazlıklar devam ediyor” dedi.

Ömer, Somali’nin önümüzdeki yıllardaki hedefinin ‘uluslararası toplumun istikrar sağlamaya çalıştığı bir devlet olmaktan çıkarak Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve daha geniş bölgenin istikrarına, güvenliğine ve refahına aktif biçimde katkıda bulunan bir devlete dönüşmek’ olduğunu vurguladı.


Rus güçleri Nijer isyanını nasıl engelledi?

Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)
Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)
TT

Rus güçleri Nijer isyanını nasıl engelledi?

Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)
Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)

Nijer’de öfkeli askerler, yirmi saatten fazla bir süre boyunca ülkenin en büyük askeri üssündeki hassas noktaların kontrolünü ele geçirdi. Aynı askerler, başkent Niamey'deki başkanlık sarayını ve hayati noktaları hedef aldı. Ancak bu isyan, üç yıldır Nijer'de konuşlu bulunan Rus güçlerinin müdahale etmesinin ardından, eyleme katılanların çoğunun tutuklanması ve öldürülmesiyle sona erdi.

Askerler, terörle mücadele stratejisinin başarısız olmasından, ücra ve izole bölgelerde terör örgütleriyle orantısız bir çatışmada ölüme terk edilmelerinden ve dünyanın en fakir ülkelerinden biri sayılan Nijer’in içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar altında maaşlarının birkaç ay gecikmesinden öfkeliydi.

Öfkeli askerler, hiçbir plan yapmadan ve düşünmeden, Diori Hamani Uluslararası Havalimanı kompleksi içinde yer alan ve aynı zamanda Rus güçlerinin (Afrika Kolordusu) karargahının da bulunduğu 101. Askeri Üs'te bazı silah arkadaşlarını rehin aldı.

İlk müdahale

Kaynaklar, isyancıların başlangıçta başkanlık sarayının güvenlik bariyerlerini aşmaya çalıştıklarını ancak başkanlık muhafızlarının onlara başarıyla karşı koyduğunu, ardından 1,5 milyondan fazla kişinin yaşadığı şehrin çeşitli bölgelerinde çatışmaların patlak verdiğini belirtiyor.

Saatler süren çatışmaların ardından başkanlık muhafızları başkentin kontrolünü ‘kademeli’ olarak sağlamayı başardı. Nijer Savunma Bakanlığı da cumartesi sabahı yaptığı açıklamada buna dikkat çekerek, hızlı müdahalenin ‘bu hareketliliğin kontrol altına alınmasını ve kontrolün kademeli olarak yeniden sağlanmasını mümkün kıldığını’ ifade etti.

vfvfv
Nijer'in başkenti Niamey'deki caddelerden biri (Arşiv - AP)

Bu arada isyancılar 101. Hava Üssü içindeki bir noktada mevzilenmeye devam etti. Kaynaklar, durumu kontrol altına almak amacıyla isyancılar ile Nijer makamları arasında müzakereler yapıldığını ancak bir sonuca ulaşılamadığını aktardı.

Büyükelçilik baskını

Rusya'nın Nijer Büyükelçisi Viktor Vorobayev, Russia Today kanalına verdiği röportajda, isyancıların Niamey'de aralarında büyükelçinin de yer aldığı büyükelçilik personelinin konakladığı Bravia otelinde bulunan Rusya Büyükelçiliği’ni basmaya çalıştığını söyledi.

Otel bölgesinde yoğun silah sesleriyle uyandığını belirten Rus büyükelçi, “Daha sonra anlaşıldığı üzere oteli basmaya yönelik bir girişim vardı ancak oteli koruyan jandarma ve güvenlik güçleri tarafından başarıyla püskürtüldü” ifadelerini kullandı.

Rus büyükelçi, 101. Hava Üssü Komutanlığının destek için Afrika Kolordusu Komutanlığı’na başvurması üzerine, Rusya Savunma Bakanlığına bağlı Afrika Kolordusu'na isyancıları etkisiz hale getirmeye yardım etmesi için bir talep geldiğini duyurdu.

Russia Today kanalı, Afrika Kolordusu'na mensup Rus askerlerin saldırının püskürtülmesine katıldığını, bunun da havalimanı ile hayati tesislerin kontrolünün yeniden sağlanmasına katkıda bulunduğunu belirtti.

Bitirici darbe

Rus büyükelçi ve Nijer'deki yetkililer, Rus güçlerinin silahlı isyanın bastırılmasına katıldığını doğrulamasına rağmen, taraflardan hiçbiri bu katılımın niteliğini açıklamadı. Öte yandan özel kaynaklar, isyancıların askeri üs içindeki direnişini sona erdirmede Rusya'nın rolünün belirleyici olduğunu vurguladı.

Başkanlık muhafızları sarayın ve şehir içindeki diğer hayati bölgelerin güvenliğini sağlarken, Rus güçleri askeri üste mevzilenen isyancıları etkisiz hale getirme görevini üstlendi. Diplomatik kaynaklar Fransız haber ajansı AFP’ye, Nijer'in cumartesi akşamı Rusların yardımıyla hava üssünün kontrolünü yeniden sağladığını söyledi.

Kaynaklar ayrıca Rus güçlerinin sağladığı ‘hava ve kara desteğinden’ bahsederken, bir Rus raporu ‘isyancıların mevzilerine karşı kamikaze insansız hava araçlarının kullanıldığından’ söz etti. Ancak bu detaylar resmi kaynaklarca doğrulanmadı.

Kaynaklar, isyancıların hava üssündeki eylemlerini kırma operasyonunun birkaç saat sürdüğünü, onlarcasının öldürülmesi ve tutuklanmasıyla sona erdiğini doğruladı. Devlet televizyonu ise kamuoyunun önüne çıkarılan ve isyancı olarak nitelendirilen bir dizi askerin görüntülerini yayınladı; bu kişilerin çoğunun gençlerden oluştuğu görüldü.

Afrika Sahel bölgesindeki güvenlik meselelerinde Uzman Timbuktu Enstitüsü'nden Bakary Sambe, özellikle Nijer askeri kurumunun liderlerinin isyanı sona erdirmedeki desteklerinden ötürü teşekkür etmek için Rus güçlerinin karargahını ziyaret etmesi göz önüne alındığında, Rusya’nın bu rolünün Rusya ile Sahel İttifakı ülkeleri arasındaki resmi güvenlik iş birliğinde yeni bir aşamayı temsil ettiğini söyledi.


Etiyopya Sudan sınırına neden yığınak yapıyor?

Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)
Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)
TT

Etiyopya Sudan sınırına neden yığınak yapıyor?

Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)
Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)

Mahmud Ebubekir

ABD Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarı'nın uydu görüntüleriyle desteklenen yeni bir raporu, Sudan sınırı yakınlarındaki Asosa bölgesinde bulunan Etiyopya Savunma Kuvvetleri'ne ait bir üste büyük çapta askeri araç ve ekipman yığınağı yapıldığını ortaya koydu. Raporda, bunun Sudan'da devam eden çatışmayla bağlantılı geniş çaplı askeri operasyon hazırlıklarına işaret edebileceği belirtildi.

Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, 28 Ağustos'ta yayımladığı bir güvenlik uyarısında, 23-28 Ağustos tarihleri arasında Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri üssünde yaklaşık 100 hafif muharebe aracı tespit ettiğini, bunun 23 Ağustos'ta tespit edilen sayının yaklaşık altı katı olduğunu bildirdi. Raporda bunun Sudan'da devam eden iç savaşın seyrinde niteliksel bir gelişmenin habercisi olduğu konusunda uyarıda bulunuldu.

Rapor, özellikle Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ülkenin batısındaki mevzilerinde yaşadığı büyük gerilemenin ve Sudan ordusunun sahada kayda değer bir ilerleme kaydetmesinin ardından, dış faktörün Sudan savaşında artık daha belirgin hale geldiğine dikkati çekiyor.

Rapor, Etiyopya topraklarında Sudan sınırı yakınlarındaki askeri yığınağın nispeten belirgin bir şekilde artmaya başladığı konusunda uyararak, bu yığınağın Etiyopya sınırı üzerinden HDK’ya tedarik zincirleri sağlayarak güç dengelerini yeniden ayarlamayı amaçladığını ifade etti.

Eşzamanlı olaylar

Bu rapor, Reuters haber ajansının yaklaşık beş ay önce yayımladığı ve uydu görüntüleriyle desteklenen, Etiyopya'nın Benişangul bölgesinde HDK üyelerini eğitmek için gizli bir askeri kışlaya ev sahipliği yaptığını ortaya koyan raporunun ardından yayımlandı. O dönemde Reuters, raporunun Etiyopya'nın Sudan iç savaşına müdahil olduğuna dair ilk doğrudan kanıt niteliğinde olduğunu, zira söz konusu askeri kışlanın Sudan'da çatışmaların tırmanmasıyla birlikte HDK’ya yeni askerlerden oluşan büyük bir kaynak sağladığını belirtmişti.

Yale Üniversitesi’nin raporu, HDK komutanı Muhammed Hamdan Dagalu'nun (Hemedti) Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'ya yaptığı ziyaretle eşzamanlı olarak yayımlandı. Etiyopya Haber Ajansı'nın aktardığına göre Dagalu, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile görüşerek Sudan'daki savaşın gidişatı ve barış fırsatları hakkında fikir alışverişinde bulundu. Sudan hükümeti ise bu ziyareti Addis Ababa'nın Hartum'a yönelik düşmanca politikalarının bir devamı olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Etiyopya'nın başkenti geçtiğimiz hafta, 22 ve 23 Ağustos tarihlerinde, savaşa karşı olan ve Nairobi Bildirgesi çatısı altında toplanan Sudanlı siyasi ve sivil güçler için bir istişare toplantısına ev sahipliği yapmıştı. Bu güçler, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın diyalog çağrısını reddettikleri bir bildiri yayınlamış ve toplantılarının sonunda insani süreç, ateşkes ve siyasi süreç olmak üzere üç ekseni içeren ve ‘kapsamlı barış süreci vizyonu’ olarak adlandırdıkları taslağı onaylamışlardı.

Sudan meseleleri gözlemcileri, Addis Ababa'nın barış sürecini destekleme konusunda ilan ettiği tutumları ile HDK’ya tedarik zincirleri sağlandığına işaret eden saha hareketleri arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor. Uluslararası raporlar da eğitim kampları ile insansız hava aracı fırlatma rampaları kurulması da dahil olmak üzere buna işaret ediyor.

Açığa çıkarıcı koordinatlar

Afrika Boynuzu bölgesi meseleleri uzmanı Abdurrahman Ebu Haşim ise, Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan raporun, uydular aracılığıyla belgelenmiş canlı görüntülere dayanması açısından dikkate değer olduğunu düşünüyor. Bu durum, yakın bir askeri müdahale niyetine dair kesin bir kanıt olmasa da Etiyopya-Sudan sınırındaki mevcut saha göstergelerini analiz etmek için kaynağa büyük bir teknik güvenilirlik kazandırıyor.

Koordinat analizinin, hareketliliği okumak ve öngörmek için son derece önemli olduğuna işaret eden Ebu Haşim, ancak aynı zamanda sahadaki gelişmelerin veya resmi tutumların doğrulayacağı veya yalanlayacağı şeyleri bekleyerek konuya ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini belirtti.

Ebu Haşim sözlerine şöyle devam etti:

“Siyasi düzeyde, eğer bu yığınakların işaret ettiği şeyler doğruysa, bu durum Sudan savaşının artık sadece bir iç mesele olmadığını, bilakis Sudan'a komşu ülkeler de dahil olmak üzere bölgesel güçlerin hesaplarından giderek daha fazla etkilendiğini yansıtıyor. Ayrıca, sahadaki son değişiklikler ve HDK’nın bazı cephelerdeki nüfuzunun gerilemesi gölgesinde bu hareketliliğin zamanlaması, bölgesel bir yeniden konumlanma veya Sudan-Etiyopya sınırındaki yeni senaryolarla başa çıkma hazırlığı ihtimalleri hakkında soruları gündeme getiriyor."

Tabloyu okumanın Etiyopya siyasetinde birbirine paralel iki yolu yansıttığını düşünen Ebu Haşim’e göre biri Sudanlı siyasi aktörlere ev sahipliği yapmak ve gelecekteki olası bir çözümde rol sahibi olmaya çalışmakla temsil edilen diplomatik yol, diğeri ise Sudan içindeki savaşın dayatabileceği her türlü gelişmeye karşı önlem olarak sınırdaki askeri varlığı güçlendirmekle temsil edilen güvenlik yoludur.

Ebu Haşim, bunun mutlaka iki durum arasında bir çelişki olduğu anlamına gelmediğini belirterek, pek çok ülkenin krizleri siyasi ve güvenlik araçlarını aynı anda harmanlayarak yönettiğini açıkladı. Etiyopya gerçekten Sudan dosyasında etkili bir rol oynamaya çabalıyorsa, sınırlarının güvenliğini sağlamaya çalışması ve aynı zamanda gelecekteki herhangi bir siyasi düzenlemede varlığını güvence altına almak için çeşitli Sudanlı taraflarla iletişim kanallarını koruması son derece doğal.

Siyasi çözüm

Öte yandan Afrika Boynuzu bölgesi meseleleri uzmanı, Addis Ababa'nın HDK Komutanı Dagalu’yu ağırlamasının ve Sudanlı siyasi güçlerin istişare toplantılarına ev sahipliği yapmasının, Etiyopya'nın krizdeki çok sayıda tarafla iletişim kanallarını korumaya çalıştığını gösterdiğini düşünüyor. Bu da kriz ister siyasi bir çözüme yönelsin ister askeri çatışmalar devam etsin, Sudan'ın geleceğinde kendisi için etkili bir konumu muhafaza etmesini sağlıyor.

Uzman, Etiyopya'nın aynı anda sınır güvenliğini korumak, savaşın yansımalarının kendi topraklarına sıçramasını önlemek, Afrika Boynuzu'nda bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendirmek ve Sudan dosyasını diğer ülkeler veya örgütler tarafından yürütülen girişimlerin tekeline bırakmamak da dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmaya çalışmasının muhtemel olduğunu açıklıyor. Siyasi veya askeri bir şahsiyeti ağırlamanın, mutlaka onun tutumlarını benimsemek veya ona mutlak surette taraf olmak anlamına gelmediğini vurgulayan uzman, bunun farklı taraflarla iletişimi koruma politikasının bir parçası olabileceğini ve önümüzdeki dönemde Etiyopya'nın hamlelerinin niteliğinin bunu ortaya çıkaracağını belirtiyor.

Öte yandan, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Muhammed es-Seyyid Said, Yale Üniversitesi'ne bağlı İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından sunulan raporun, özellikle Dagalu-Ahmed görüşmesiyle eşzamanlı olması nedeniyle, Addis Ababa'nın Sudan savaşının gidişatına müdahil olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu düşünüyor. Said, bu yeni ifşanın, Reuters haber ajansının geçtiğimiz şubat ayında Etiyopya toprakları içinde HDK üyelerine yönelik eğitim ve rehabilitasyon kamplarının varlığına dair belgelediği görüntülü haber raporlarının bir uzantısı olduğunu açıkladı.

Said, ortak Etiyopya-Sudan sınırındaki artan yığınağın, Addis Ababa'nın HDK üyelerinin askeri çatışmayı kendi lehine sonuçlandırma becerisi konusundaki hayal kırıklığını ifade ettiğini ve bunun, olası gelişmelere hazırlık olarak askeri araçlar ve dört çeker araçlar sevk edilerek yeni takviyeler yapılmasını gerektirdiğini düşünüyor.

Said, Dagalu’nun Addis Ababa Havalimanı'nda Etiyopya Dışişleri Bakanı tarafından resmi tören ve prosedürlerle karşılanmasını, meselenin barışçıl bir çözüm aramaktan ziyade Etiyopya'nın HDK’ya verdiği desteğin üstü kapalı bir itirafına işaret ettiğini değerlendirdi. Said, Addis Ababa'da bir dizi Sudanlı siyasi güç için düzenlenen ve Egemenlik Konseyi Başkanı'nın başlattığı Sudanlılar arası diyalog önerisini reddeden bir bildiri yayınlanmasıyla sona eren son toplantıların da Addis Ababa'nın Sudan çıkmazında hangi tarafı tuttuğunu ortaya koyduğunu ekledi.

Said, herhangi bir ülkedeki askeri yığınakların ve hareketliliğin artık sır olmadığını, zira teknolojik tespit araçlarının gelişiminin müdahaleleri uzmanlar ve araştırmacılar, özellikle de büyük ülkelerdeki üniversite laboratuvarları için açık bir harita haline getirdiğini, dolayısıyla Amerikan üniversitesinin raporunun bu minvalde okunması gerektiğini vurguladı.

Said son olarak raporun uluslararası toplumun önüne önemli veriler koyduğunu ve Sudan hükümetinin uluslararası forumlarda defalarca dile getirdiği iddialar için somut kanıtlar sunduğunu belirtiyor. Bu nedenle meseleyi ciddiye almanın Birleşmiş Milletler'in (BM) ve özellikle de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) sorumluluğunda olduğunu, çünkü bu müdahalelerin bölgesel güvenlik ve barışın bozulmasına açıkça katkıda bulunduğunu ve dolayısıyla BMGK’nın temel ilgi alanları ile sorumluluklarının tam merkezinde yer aldığını ifade etti.